Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Evlenip çoluk çocuğa karışmanın zararlarıyla evlilikten sakınmanın sebeplerini ve (aynı…

BEŞİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Dördüncü Madde Dördüncü Madde Evlenip çoluk çocuğa karışmanın zararlarıyla evlilikten sakınmanın sebeplerini ve (aynı zamanda) evliliğin faydalı yönleriyle teşvik edilmesini bildirir. Ey …

BEŞİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

Evlenip çoluk çocuğa karışmanın zararlarıyla evlilikten sakınmanın

sebeplerini ve (aynı zamanda) evliliğin faydalı yönleriyle teşvik edilmesini

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki edep ehli şöyle demişlerdir: Evlenmenin âfetleri

üç, faydaları ise beştir. Bu sebeple ondan sakındırmaktansa, teşvik etmek

daha hoştur. [373/b] (Evliliğin gerekli veya gereksiz olması kişilere göre

değişken olup) eğer evlenmenin kişiye herhangi bir faydası yoksa onun

evlenmesi boş ve gereksizdir. Ama evlilikten sakınmanın gerekliliğini

gösteren deliller gayet sahih, açık ve nettir.

Nitekim İmam Muhammed Şâfiî (rh. a.) hazretlerinin mezhebinde,

bekârlık evliliğe tercih edilmiştir. Hadis-i şerifte açıkça belirtilmiştir ki:

“Ümmetim üzerine yüz seksen yıl geçtikten sonra bekârlık, uzlete çekilmek

ve dağlara ibadet için sığınmak helâl olur.” [266] Yine haberde şöyle vârid

olmuştur: “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o zaman maişet

ancak günahla kazanılacaktır. O zaman bekârlık helal olacaktır.”

Hz. Ali (r.a.) buyurmuştur ki “Kadınların hepsi şerlidir. Bundan da

kötüsü, bizim onlara muhtaç olmamızdır.” Ve yine buyurmuştur ki: “Çok

evlilik şaşkınlığı artırır. Ehli (âilesi) olmayana ne mutlu!” Keşşâf Tefsiri ’nin

sâhibi demiştir ki:

Şiir

Tezevvectu lem a‘lem ve ahta’tu lem usib

Fe yâ leytenî kad muttu kable’t-tezevvuci

Fe va’llâhi lâ ebkî alâ sâkini’s-serâ

Ve lâkinnenî ebkî ale’l-mutezevvici

Şiir (in tercümesi)

Bilmeden evlendim; hata ettim, doğru yapmadım. Nolaydı, evlenmeden

önce ölseydim. Vallahi! Toprağın altında olana ağlamam, evlenenin haline

ağlarım.

Bazı Arap büyükleri şöyle demişlerdir:

“Evlilik, bir aylık sevinç, ömür boyu üzüntü ve mehirle borçlanmadır.

Bazı Arap şairleri şöyle demişlerdir:

Beyt

İnne zi’ben ahazûhu ve tumârû fî ikabihî

Kâle şeyhun, zevvicûhu ve zerûhu fî azâbihî

Beyt (in tercümesi)

Bir kurdu (canlı) yakaladılar ve ona nasıl işkence edeceklerini tartıştılar.

İçlerinden biri şöyle dedi: İşkence etmek istiyorsanız, onu evlendirin.

Bir mürîd mürşidinden evlenmek için izin istediğinde mürşidi ona: “Allah

tektir, teki sever. Öyleyse sen de tek kal” hikmetini söylemiştir. Nitekim

Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.): “Sizin ikinci yüzyıldan sonraki

hayırlılarınız, malı az olup hanımı ve evlâdı olmayanlardır” [267] buyurmuş

ve bu zamanda bekârlığın evlilikten hayırlı olduğunu duyurmuştur.

Evlenmenin üç âfetinden birincisi; helâl kazanç temin etmekten âciz

kalmaktır. Nitekim haberde “Hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden

sorumlusunuz” [268] buyurulduğu rivayet olunmuştur. Burada kendisinden

sığınılan (cehd), aile fertlerinin çokluğu olmaksızın ve malın azlığı ile

yorumlanmıştır. Yahut da bu bekârlık ve yalnızlığı övmektir, denilmiştir.

Evliliğin ikinci âfeti; aile fertlerinin hukukunu yerine getirmede kusurlu

davranmaktır. Nitekim haberde “(Sorumluluk üstlenmekten çekinerek) aile

fertlerinden kaçan, firârî köle gibidir. Onun namazı ve orucu kabul

olunmaz” [269] gelmiştir.

Evliliğin üçüncü âfeti şudur ki, kadın ve çocukların kişiyi gereğinden

fazla meşgul edip Hak’tan alıkoymasıdır. Kişinin eşini dinleyip çocuklarıyla

ünsiyet ederken Mevlâ’nın zikri ile tefekküründen gâfil kalmasıdır. Nitekim

haberde; “Zevcenin kölesi olan helâk oldu” rivayet olunmuş ve

“Kadınların uyluklarına düşkünlük -hiçbir şey sağlamaz- ancak nâdir

hükmündedir” denilmiştir.

Evliliği teşvik eden deliller ise (ondan uzak durmayı teşvik eden

yukarıdaki delillere göre) daha doğru ve tercihe şâyandır. Nitekim İmâm-ı

A’zam Ebû Hanife (rh. a.) hazretlerinin mezhebince evlilik bekârlığa tercih

edilir. Hak teala Kur’ân-ı Kerîm’inde; “Size helâl olan kadınlardan

alın…” (Nisâ 4/3) buyurmuştur. Yine “Rabbimiz, bize gözümüzü

aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla!” (Furkan 25/74) diye

yalvarmayı öğreterek, hayırlı eşler ve evlâtlar istemenin evliyânın en güzel

hallerinden olduğunu duyurmuştur.

Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.); “Evleniniz, çoğalınız. Kıyamet gününde –

düşük çocuk da olsa- sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı

övünürüm” [270] buyurmuştur. Yine o Hazret (a. s.); “Fakirlik korkusuyla

evliliği terk eden bizden değildir.” [271] [374/a] buyurup evlilik(te rızkın

temini) konusunda (Allah’a) tevekkül etmeyenlerin, insanların en şerlileri

olduğunu duyurmuştur.

Peygamberlerin ve evliyânın göğsü mârifet nûruyla dolu olduğundan,

damarlarından taşıp bu nûr ile ruh ve gönülleri heyecan bulmuştur. Hisleri,

kuvvetleri ve nefislerindeki şehvet rüzgârı hep o nûr ile harekete geçer. Şu

halde gönül ehli olan âriflerden her kimin kalbinde nûru bol olursa, o kâmil

insanın cimâ şehveti de çok olur.

Çünkü (yaraya) ilaç sürmek, hastalığın kendisi kadar gereklidir. Nitekim

Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v); “Bana tutma ve cimâda kırk erkek kuvveti

verildi, mü’mine de on adam kuvveti verilir” [272] buyurmuş ve cimâ

şehvetinin âriflerin nûru ve huzuru miktarınca olduğunu duyurmuştur.

Çünkü her şehvetten kalbe keder ve kasvet gelmiştir, ancak cimâ şehvetiyle

gönül nûr, ziyâ, zevk ve safâ bulur. Onun içindir ki peygamberlerin,

evliyânın ve âlimlerin çoğu ona ziyadesiyle meyilli olmuşlardır.

Nefsine düşkün olan avâmda ise cimâa düşkünlük kötü bir hastalıktır.

Çünkü onlarda bu iş, mârifet nûru ziyâsının tesiriyle değil, belki şehvet

ateşinin gereği olarak ortaya çıkmaktadır. O halde gönül hastalıklarından

şifâ bulan kâmilin her şehveti makbuldür, övülmüştür. Kalbî hastalıklara

mübtelâ olan noksan kişinin cimâ şehveti ise bir arızadır, hastalıktır.

Beyt

Heveytu’s-semâne fe şeyyebetnî

Ve kad kuntu kıdemen hevyeti’s-semâne

Beyt (in tercümesi)

Kocattı beni ama şişmanları sevdim; gençliğimde de zaten onları

sevmiştim.

Evliliğin beş faydasından birincisi şudur:

Evlilik insan cinsinin devamına vesile olur. Muhammed (a.s)’ın ümmeti

onun sâyesinde çoğalır. (Eğer çocuk) masum iken vefat ederse, mahşerde

ebeveynine şefâat eder.

İkinci faydası şudur ki; evlilikte zinâdan korunma ve ehliyle (helâlinden)

zevk alma vardır. Kalbi (haramlardan) boşaldıkça insan nice hoş haller

bulur. Çünkü “Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden” (Felak

113/3) nazm-ı celîli, (helâl yolla kalbi şehvetten arınan insanın) gece zikre

kıyam etmesi olarak tevil edilmiştir. Nitekim Hak teala; “Kadınlardan

zevklere aşırı düşkünlük insanlara süslü gösterildi” (Nisâ 3/14)

buyurmuş ve (âyetin devamında sayılan dünya zevkleri içinde) kadınları

hepsinden önce zikretmekle, dünya lezzetlerinin en meşhuru ve en tatlısının

kadın olduğunu duyurmuştur.

Üçüncü faydası şudur; Evlenen adamın nefsi eşiyle rahat ve huzur bulur.

Çünkü insan nefsi bir işe devam ederse ondan yorulur. Onun içindir ki

“Zihinlerin rehâveti, bedenlerin rehâveti gibidir” denilmiştir. Hak teala;

“Gönlü ısınsın diye ondan eşini var etti” (A’râf 7/189) buyurmuş ve her

kuluna ehliyle lezzetlenmek lâzım olduğunu duyurmuştur. Hadis-i şerifte

ise; “Sizin dünyanızdan bana üç şey sevdirildi; kadınlar, güzel koku ve

gözümün nûru namaz” [273] rivayeti gelmiştir. O Hazret’e ilâhî nûrların

mükâşefesi ağır geldikçe “Benimle konuş ey Âişe!” [274] diyerek, mübarek

elini üzerine koyup onunla şakalaşmıştır.

Dördüncü faydası şudur; Evlenen kişi evini çekip çevirmekten kalben

kurtularak rahat bulur. Çünkü gece gündüz ev işleri(nin bütün ayrıntısı) ile

uğraşan kişi ömrün kıymetli vakitlerini bu uğurda zâyi ederek ilim

tahsilinden ve amelden mahrum kalır. Onun için sâliha bir hanıma sahip

olmak, alçak dünya nimetlerinden sayılmayıp âhiret sermayesinden kabul

edilir. Çünkü kadın, kişinin ev hizmetlerini görüp şehvetini helâl yoldan

tatmin ettiği için âhiret amellerinde ona yardımcı olmuş olur.

Beşinci faydası şudur; Evlenen kişi aile fertlerinin tâlim ve terbiyesiyle

meşgul olurken aynı zamanda nefsiyle mücâhede eder. Onların geçimini

temin etmek üzere helâl yoldan kazanmaya çalışıp bu uğurda sıkıntılara

katlandıkça riyâzât yoluna girmiş olur. Çünkü maişet temini için çaba

harcamak ve aile fertlerinin terbiyesi için çalışmak insanı halden [374/b]

hale salıp; nefsâniyetten düşürür, elem ateşiyle pişirir ve gam potasında

eritir.

Şiir

İnnî ve in kuntu zâ iyâlin

Kalîle mâlin, kesîre deynî

Li musta‘fin bi rızkı Rabbî

Havâyicî beynehû ve beynî

Şiir (in tercümesi)

Eğer çoluk çocuğum çok ise malım az borcum çok olur. Rabbimin verdiği

rızka kanaat edip ihtiyacımı onlarla aramda paylaşırım.

Buraya kadar yapmış olduğumuz açıklamalarla evliliğin zararları ve

faydaları bütünüyle gözler önüne serilmiş olmaktadır. Şu halde her kimde

onunla gelebilecek zararlar gayet aza inmiş ve fakat evlenmekle elde

edilecek faydalar zatında toplanmışsa onun için evlenmek faydalı ve

gereklidir. Her kimde bunun aksi bir durum söz konusu ise onun da

evlenmeyip bekâr kalması daha fazilteli ve gereklidir. Her kimde bu

faydalarla âfetler karışık vaziyette bulunursa, bu takdirde (söz konusu fayda

ve âfetlerinden) hangisi daha üstün ise onunla amel etmesi tercih edilir.

Haram yemekten daha fazla, zinâya düşmekten sakınılmalı; şehveti galip

olan fakire evlenmesi gerektiği söylenmelidir.

Bekâr olan sâlik (mümkün mertebe) oruçlu olmaya baksın ve az uyusun.

Kimse ile (fazlaca) konuşmayıp halka nazar etmesin, gönülden Mevlâ’ya

yönelsin. Nefsi yorulunca başka bir alâka aramayıp kendi kalbine teveccüh

etsin. Her türlü arzu ve heveslerini(n gerçekleşeceği ânı) tahayyül ederek

tesellî bulsun.

Bundan sonra yine mâsivâyı unutup tefekkürle zikre dalsın. Mevlâ’sıyla

başbaşa kalsın; kâmil ve bâliğ olmadıkça evlenmesin. O nefsiyle nizâ ve

mücâdele halinde iken, heveslerin peşine takılarak gönlünden uzağa

gitmesin. Nitekim bir kâmil mürşid; “Evlenip de Mevlâ yolunda sâbit olan

bir sâlik görmedim. Evlenen mutlaka dünyalığa dayanır” diyerek hikmet

söylemiş ve zamane kadınlarına karşı duyulan arzuda sabır ve tahammül

göstermenin, onlara kavuşup da kötü huylarına katlanmaktan kalbe daha

rahat geleceğini ve rûha huzur vereceğini açıklamıştır. Çünkü Hak teala;

“Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır.

Onlardan sakının” (Talak 64/14) kelâmıyla (yukarıda bahsi geçen

tehlikeye karşı uyanık bulunmayı insanlara) tembih etmiştir. Adamın nefsi

can düşmanı iken, diğer düşmanlarla bir arada bulunmanın kendisine

ziyadesiyle zararlı olduğunu duyurmuştur.

Kâmil ârif, vahdet âlemine gelmiştir. Çokluk âlemini hayal ve gölge

olarak bilmiştir. Bu sebeple ona göre evlilikle bekârlık, sohbetle uzlet aynı

şey olmuştur. Çünkü o, her şeyi Rabbi ile bulmuştur. Her hâlinde O’nunla iş

görüp O’na teslim olmuş, gönlü O’nun rızâsı ile dolmuştur. Onun mâsivâ ile

bir işi kalmayıp ancak Hak için halka rağbet ve hizmet etmiştir. Bu

durumda ona, evlâdlarla eşlerden ne zarar gelebilir? Çünkü o, kendisine

galebe çalan çoklukta da Mevlâ’sıyla tenhâ kalmayı bilmiştir.

Beyt

Emvâc-ı kesret içre yemm-i vahdeti sezen

Deryâ-dil o deryâ-dil ne keder, alsa da se zen

Günümüz Türkçesiyle

Kesret dalgaları içinde vahdet denizini sezen; derya gönüllüdür, üç kadın

alsa da ne keder.

Velhasıl halkın kimi selâmeti bekârlıkta, kimi de rahatı evlilikte bulur. Bu

durumda güzel hasletlere, olgunluğa, güzelliğe veya (geçimini sağlayacak

kadar) yeterli mala (iş imkânına) sahip olan kişi evlenmekle mutlu ve

huzurlu olur. Geçimini sağlayacak malı (iş imkânı) güzelliği veya geçim

ehli olmak için güzel hasletleri olmayan ise, bekâr kalmakla huzur bulur.

Hâlbuki Hak teala her kulun hakkında neyin hayırlı olduğunu bilir ve

herkesin hâline lâyık olanı an be an verir.

Beyt

Hallâk-ı cihân âleme kıldıkda tecellî

Her kulunı bir hâl ile kılmış mütesellî

Günümüz Türkçesiyle

Cihanı yaratan âleme edince tecellî, her kulunu bir halle etmiş tesellî.

[202] . Buhârî, Edeb 13; Tirmîzî, Birr 16; Ebû Dâvûd, Edeb, 58.

[203] . Müslim, Birr, 65.

[204] . Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58.

[205] . Buhârî, Edebü’l -Müfred, s. 208, H. No: 594; Muvatta, Hüsnü’l-

Hulk 1617; Beyhakî, Şu’abü’l Îmân, VI/479, H. No: 8976.

[206] . Beyhakî, Şu’abü’l-îmân, VII/439, H. No: 10891,10892; Müttakî el-

Hindî, Kenzü’l-ummâl, XII/34604, 34605.

[207] . Beyhakî , Şu’abü’l-îmân , VII/439, H. No: 10891,10892; Müttakî el-

Hindî , Kenzü’l-ummâl , XII/34604, 34605.

[208] . Bu ifadeyi Mârifetnâme ’deki şekliyle bulamadık; fakat İbn Ebid’d-

Dünya, el-İyâl ’inde Hz. Dâvûd’a ait bir söz olarak rivayet etmektedir: İbn

Ebi’d-Dünya, el-Iyal , II/820, H. No: 619.

[209] . Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Zikr, 38; Ebû Dâvûd, Edeb, 68;

Ayrıca bkz: Tirmizî, Birr, 19; İbn-i Mâce, Mukaddime, 17.

[210] . Müslim, Zikr, 37-38.

[211] . Beyhakî , Şu’abü’l-îmân, VI/206, H. No: 7916; Müttakî el-Hindî ,

Kenzü’l-ummâl , XVI/467, H. No: 45482.

[212] . İbn Ebi Şeybe, Musannef , V/219, H. No: 25415; Müttakî el-Hindî ,

Kenzü’l-ummâl , XVI/457, H. No: 45417; Şevkânî, Fevâ’idü’l-mecmû’a , s.

257, H. No: 127.

[213] . Taberânî , Mu‘cemü’l-kebîr , XI/59, H.No: 11079.

[214] . Tirmîzî, Îmân 6; Hâkim, el-Müstedrek , I/76, H. No: 173; Beyhakî,

Şu’abü’l-îmân VI/415, H. No: 8719.

[215] . Tirmizî, Rızâ, 11.

[216] . Müslim, Îmân, 29; Ebû Dâvûd, Edeb, 133.

[217] . Taberânî, Mu’cemü’l-evsat , II/189, H. No: 1342; Heysemî,

Mecma’u’z-Zevâ’id , VIII/135, H. No: 12992.

[218] . Ebû Dâvûd, Edeb, 133; Tirmizî, Birr, 31.

[219] . Buhârî, Îmân 22, Itk 15, Edeb 44; Müslim, Eyman, 40.

[220] . Benzer bir rivayet için bkz: Beyhakî, Şuâbü’l-Îmân, VII/520, H.

No: 11191.

[221] . Benzer bir rivayet için bkz: Buhârî, Mezâlim 6, Edeb 36; Müslim,

Birr, 65.

[222] . Benzer bir rivayet için bkz: Beyhakî , Şu’abü’l-îmân , V/270, H. No:

6624.

[223] . Ebû Nuaym , Hilyetü’l-evliyâ, III/56, Aclûnî, Keşfü’l-hafâ , II/349,

H. No: 2498.

[224] . Buhârî, Nikah 80, Edeb 31, Rikâk 23; Müslim, Îmân, 74.

[225] . İbn Mâce, Zühd 24; Tirmîzî, Zühd 1.

[226] . Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140.

[227] . Heysemî, Müsnedü’l-Haris , II/856, H. No: 908.

[228] . Benzer bir rivayet için bkz: Taberânî , Mu‘cemü’l-kebîr, X/319, H.

No: 10777; Beyhakî , Şu’abü’l-îmân , VI/247, H. No: 8036.

[229] . Benzer bir rivayet için bkz: Buhârî, Birr 69; Müslim, Birr 103.

[230] . Beyhakî , Şu’abü’l-îmân , VI/339, H. No: 8425.

[231] . İbn Hibbân, Sahîh , II/189, H. No: 471; Taberânî, Mu’cemü’l-evsat ,

I/286, H. No: 466; Beyhakî , Şu’abü’l-Îmân , VI/343, H. No: 8445.

[232] . Deylemî, Firdevs I/176, H. No: 659; Müttakî el-Hindî , Kenzü’l-

ummâl , III/407, H. No: 7168.

[233] . Müslim, Birr 74; Ebû Dâvûd, Edeb 11.

[234] . İbn Ebi Şeybe, Musannef, V/221, H. No: 25428.

[235] . İbn-i Mâce, Zühd, 1.

[236] . Müslim, Birr 77; İbn Mâce, Edeb 9.

[237] . Beyhakî , Şu’abü’l-îmân , V/253, H. No: 6560.

[238] . Tirmîzî, Îmân, 41.

[239] . Münâvî, et-Teârîf, s. 564.

[240] . Taberânî, Mu’cemü’l- Evsat , III/320, H. No: 2685.

[241] . Ahmed b. Hanbel, Kitâbü’z-Zühd , II/29.

[242] . İbn Ebi’d-Dünya , Mekârimü’l-ahlâk , I/30, H. No: 23.

[243] . Müslim, Selâm, 4; Tirmîzî, Edeb, 1; İbn Mâce, Cenâiz, 1.

[244] . Beyhakî , Şu’abü’l-îmân , VI/272, H. No: 8129.

[245] . Buhârî, Meğâzî, 24; Heysemî, VI, 117.

[246] . İbn Ebi’d-Dünya, el-Iyal , II/818, H. No: 615.

[247] . Fettenî , Tezkiretü’l-Mevzû’ât , s. 131; Şevkânî, Fevâ’idü’l-

Mecmû’a , s. 133, H. No: 48.

[248] . Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân , VI/401, H. No: 8665; Müttakî el-Hindî ,

Kenzü’l-Ummâl , XVI/457, H. No: 45416.

[249] . Heysemî , Mecma’u’z-Zevâ’id , IV/563, H. No: 7638; Müttakî el-

Hindî , Kenzü’l-Ummâl , XVI/405, H. No: 44808.

[250] . İbn Hibbân, Sahîh , XII/178, H. No: 5355; Müttakî el-Hindî,

Kenzü’l-ummâl , XVI/33, H. No: 43814.

[251] . İbn Hibbân, Sahîh , IX/471, H. No: 4163.

[252] . Taberânî, Müsnedü’ş-şamiyyin , III/356, H. No: 2458; Beyhakî ,

Şu’abü’l-Îmân , VII/84, H. No: 9560; Müttakî el-Hindî , Kenzü’l-ummâl ,

IX/50, H. No: 24891, İbn Hacer, Fethü›l- bâri , X/456.

[253] . Ebû Ya’lâ, Müsned , I/344, H. No: 438; İbn Hibbân, Sahîh , II/225,

H. No: 509.

[254] . Taberânî , Mu‘cemü’l-kebîr , XVIII/159, H. No: 347; Heysemî,

Mecma’u’z-Zevâ’id , III/315, H. No: 4706.

[255] . Buhârî, İsti’zan, 9; Müslim, Birr, 25; Ebû Dâvûd, Edeb, 55;

Tirmîzî, Birr, 21.

[256] . Kudâî, Müsnedü’ş-şihâb , II/244, H. No: 1280; Beyhakî , Şu’abü’l-

Îmân , VII/490, H. No: 11092.

[257] . Elbanî, Zaîf-ü-Tergib-Terhib , II/219, H. No: 1666.

[258] . İbn Ebi’d-Dünya, el-İhvân , s.152, H. No: 101; Münâvî, Feyzü’l-

Kadîr, II/195, H. No:1647, Ebû Nuaym , Hilyetü’l-evliyâ , V/198.

[259] . Benzer bir rivayet için bkz: Ebû Dâvûd, Sayd 4; Beyhakî, Şu’abü’l-

îmân , VII/48, H. No: 9404.

[260] . Ahmed b. Hanbel, Kitâbü’z-zühd , s. 475; Ebû Nuaym , Hilyetü’l-

evliyâ, V/74.

[261] . Ebû Dâvûd, Akdiyye 1; Tirmîzî, Ahkâm 1.

[262] . Şevkânî, Fevâ’idü’l-mecmû’a , s. 253, H. No:104.

[263] . Müttakî el-Hindî , Kenzü’l-ummâl , III/538, H. No: 7793.

[264] . Müttakî el-Hindî , Kenzü’l-ummâl , III/539, H. No: 7797.

[265] . Benzer bir rivayet için bkz: Müttakî el-Hindî , Kenzü’l-ummâl ,

VIII/500, H. No: 23820.

[266] . Müttakî el-Hindî , Kenzü’l-ummâl , XI/145, H. No: 30970.

[267] . Beyhakî, Şu’abü’l-îmân, VII/292,10350, Müttakî el-Hindî,

Kenzü’l-ummâl, XI/222, H. No: 31302.

[268] . Buhârî, Cum’a 11, İstikrâz 20, İtk 17, 19, Vesâyâ 9, Nikâh 81, 90,

Ahkâm 1; Müslim, İmâre, 20.

[269] . Tirmîzî, Salât, 266.

[270] . Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-Ummâl, XVI/276, H. No: 44442;

Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ’, II/380.

[271] . Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-Ummâl, XVI/279, H. No: 44460;

Şevkânî, Fevâ’idü’l-Mecmû’a, s. 125, H. No: 21.

[272] . Taberânî, Mu’cemü’l-evsat, I/339, H. No: 571.

[273] . Ahmed b. Hanbel, Müsned, X/412, H. No: 12234; Nesâî,’İşretü’n-

Nisâ 1; Ebû Ya’la, Müsned, VI/199-237, H. No: 3482, 3530, Müttakî el-

Hindî, Kenzü’l-ummâl, VII/288, H. No: 18913.

[274] . Bkz. Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, V, 228.

. Taberânî, Mu’cemü’l-evsat, I/339, H. No: 571.

. Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-Ummâl, XVI/279, H. No: 44460; Şevkânî,

Fevâ’idü’l-Mecmû’a, s. 125, H. No: 21.

. Bkz. Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, V, 228.

. Ahmed b. Hanbel, Müsned, X/412, H. No: 12234; Nesâî,’İşretü’n-Nisâ

1; Ebû Ya’la, Müsned, VI/199-237, H. No: 3482, 3530, Müttakî el-Hindî,

Kenzü’l-ummâl, VII/288, H. No: 18913.

. Buhârî, Cum’a 11, İstikrâz 20, İtk 17, 19, Vesâyâ 9, Nikâh 81, 90,

Ahkâm 1; Müslim, İmâre, 20.

. Beyhakî, Şu’abü’l-îmân, VII/292,10350, Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-

ummâl, XI/222, H. No: 31302.

. Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-Ummâl, XVI/276, H. No: 44442; Aclûnî,

Keşfü’l-Hafâ’, II/380.

. Tirmîzî, Salât, 266.

. Müttakî el-Hindî , Kenzü’l-ummâl , XI/145, H. No: 30970.

Ve buyurmuştur ki; “Halka iyilikle muamele etmek, komşularla iyi

geçinmek ve sıla-i rahimi gözetmek Mevlâ’nın rızâsını kazanmaya vesiledir.

Ve bunlar bütün hataları silip yok edip giderici birer meziyettir.” Ve

buyurmuştur ki; “Halka iyilikle muamele etmek Allah tealanın rahmetinden

sahibinin burnunda bir yulardır ki o yuların bir ucu meleğin elindedir.

Melek onu hayra doğru çekip götürür. Hayırlar da onu cennete götürür.

Kötü ahlâk da Hak tealanın azabından sâhibinin burnunda takılı bir

yulardır ki onun bir ucu şeytanın elindedir. Şeytan ise onu şerre ve kötülüğe

doğru çekip götürür. Şer de onu cehenneme götürür.” Ve buyurmuştur ki;

“Her kimde şu üç özellik olmazsa; imanın tadını bulmaz. Bunlardan biri

hilmdir ki onunla câhilin gazabını giderir. Biri verâdır ki onunla

haramlardan men eder. Biri güzel ahlâktır ki onunla halkı (güzellikle) idare

eder.” Ve buyurmuştur ki; “Sadakaların en fazîletlisi insanları (güzellikle)

idare etmektir.” Ve buyurmuştur ki; “Namazı kılmakla emrolunduğum gibi,

insanları (güzellikle) idare etmekle de emrolundum.”

Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) ümmetine ve ashâbına şefkatle,

yumuşaklıkla güzel geçinmenin yollarını tâlim edip anlatarak bunun

fazîletlerini ve faydalarını duyurmuştur. Nitekim bazı hadis-i şeriflerinde

şöyle buyurmuştur: “Rahmân olan Allah, merhamet edenlere merhamet

eder. Yerde olanlara merhamet ediniz ki göklerde olanların Rabbi de size

merhamet etsin.” Ve buyurmuştur ki; “Sizden küçüklere merhamet ediniz.

Ta ki sizden büyükler de size merhamet etsin.” Ve buyurmuştur ki;

“Mü’minlere gerektir ki, birbirlerine hayrı tavsiye edip iyilikle nasihat

etsinler. Birbirlerine merhamet edip yardım etsinler. Birbirlerinin

dertleriyle dertlenip üzüntülerini paylaşarak kardeşlerini ferahlatsınlar.

Nitekim bedenin bir uzvu rahatsız olduğunda vücûdun bütün organları,

rahatsız olan uzuv iyileşinceye kadar aynı acıyı hissederler. Bir uzvun

rahatsız olması ile bütün beden rahatsız olur.”

Ve buyurmuştur ki; “Her kim ki annesine ve babasına itaatkar olup sıla-i

rahim eylerse, aile fertlerine ve hizmetkârlarına yumuşaklıkla söz söylerse,

din kardeşlerine ikram edip kendi hânesinin ihtiyaçlarını da gözetirse, o

kimsenin mürüvveti tamdır.” Ve buyurmuştur ki; “Evliyâ ile oturup

âlimlerle konuşunuz. Hikmet ehliyle sohbet edip fukarâ ile ünsiyet ediniz.”

Ve buyurmuştur ki; “İki arkadaşın sözleri birbirine emanettir. Bunlardan

birine, öbürünün gizli sözünü başkalarına söylemesi helâl olmaz. Veya onun

gizli sırrını halka açık eylemesi câiz olmaz.” Ve buyurmuştur ki;

“Mü’minin mü’mine göre durumu rûh ile ceset mesâbesindedir.” Ve

buyurmuştur

ki;

“Mü’minin

mü’mine

bakması

ibadettir.

Yüzüne

gülümsemesi günahlarına keffârettir.” Ve buyurmuştur ki; “Bir mü’minin

gönlünü hoş etmek, Rahmân’ın rızâsını celb eder.” Ve buyurmuştur ki;

“Allah’a ve âhiret gününe inanan; komşusu ile iyi geçinsin, misafirine izzet

ve ikramda bulunsun. Ya hayır söylesin ya sussun.” Ve buyurmuştur ki; “Ey

Ebû Hureyre! Kendi nefsinin arzu ettiğini insanlar için de iste ki hakiki

mü’min olasın. Komşularınla iyi geçin ki Müslüman olasın.” Ve

buyurmuştur ki; “Cebrâil (a. s.) bana komşu haklarına riâyeti o kadar çok

tavsiye ederdi ki komşunun komşuya mirasçı olacağını zannederdim.”

Bir mürîd mürşidinden evlenmek için izin istediğinde mürşidi ona: “Allah

tektir, teki sever. Öyleyse sen de tek kal” hikmetini söylemiştir. Nitekim

Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.): “Sizin ikinci yüzyıldan sonraki

hayırlılarınız, malı az olup hanımı ve evlâdı olmayanlardır” buyurmuş ve

bu zamanda bekârlığın evlilikten hayırlı olduğunu duyurmuştur.

. Taberânî , Mu‘cemü’l-kebîr , XVIII/159, H. No: 347; Heysemî,

Mecma’u’z-Zevâ’id , III/315, H. No: 4706.

. Ebû Ya’lâ, Müsned , I/344, H. No: 438; İbn Hibbân, Sahîh , II/225, H. No:

509.

. Buhârî, İsti’zan, 9; Müslim, Birr, 25; Ebû Dâvûd, Edeb, 55; Tirmîzî,

Birr, 21.

. İbn Hibbân, Sahîh , XII/178, H. No: 5355; Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-

ummâl , XVI/33, H. No: 43814.

. Heysemî , Mecma’u’z-Zevâ’id , IV/563, H. No: 7638; Müttakî el-Hindî ,

Kenzü’l-Ummâl , XVI/405, H. No: 44808.

. Taberânî, Müsnedü’ş-şamiyyin , III/356, H. No: 2458; Beyhakî , Şu’abü’l-

Îmân , VII/84, H. No: 9560; Müttakî el-Hindî , Kenzü’l-ummâl , IX/50, H.

No: 24891, İbn Hacer, Fethü›l- bâri , X/456.

. İbn Hibbân, Sahîh , IX/471, H. No: 4163.

. İbn Ebi’d-Dünya, el-Iyal , II/818, H. No: 615.

. Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân , VI/401, H. No: 8665; Müttakî el-Hindî ,

Kenzü’l-Ummâl , XVI/457, H. No: 45416.

. Fettenî , Tezkiretü’l-Mevzû’ât , s. 131; Şevkânî, Fevâ’idü’l-Mecmû’a , s.

133, H. No: 48.

Çünkü (yaraya) ilaç sürmek, hastalığın kendisi kadar gereklidir. Nitekim

Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v); “Bana tutma ve cimâda kırk erkek kuvveti

verildi, mü’mine de on adam kuvveti verilir” buyurmuş ve cimâ şehvetinin

âriflerin nûru ve huzuru miktarınca olduğunu duyurmuştur. Çünkü her

şehvetten kalbe keder ve kasvet gelmiştir, ancak cimâ şehvetiyle gönül nûr,

ziyâ, zevk ve safâ bulur. Onun içindir ki peygamberlerin, evliyânın ve

âlimlerin çoğu ona ziyadesiyle meyilli olmuşlardır.

Ve buyurmuştur ki: “Bir kadın beş vakit namazını kılsa, bir ay orucunu

tutsa, kendini nâ-mahremden korusa ve kocasına hep itaat etse cennet-i

âlâya girer.” Ve buyurmuştur ki: “Komşunun komşu üzerindeki hakları

sekizdir; eğer senden bir şeyi borç isterse veresin, davet ederse davetine

gidesin, yardım isterse yardım edesin, bir hayra nail olursa tebrik edesin,

başına bir musibet gelirse tesellî edesin, hastalanırsa ziyaretine gidesin,

vefat ederse cenazesine gidesin ve eğer komşun kaybolursa hânesini ve

ailesini muhafaza edesin.” Ve buyurmuştur ki: “Komşuluk üç türlüdür ki

bazısının üç kat hakkı, bazısının iki kat hakkı ve bazısının da bir kat hakkı

vardır: Üç kat hakkı olan olan sana yakın ve Müslüman olan komşudur.

Bunlardan biri yakınlık hakkı, biri Müslüman olmanın hakkı ve biri de

komşuluk hakkıdır. İki kat hakkı olan senin Müslüman komşundur. Bir kat

hakkı olan ise senin zimmî komşundur.” Ve buyurmuştur ki: “Cennetteki

köşkler o mü’minler içindir ki onlar; yemek yedirirler, selâmı yayarlar,

gündüzleri oruçlu ve geceleri ibadetle kaim olurlar.”

. Benzer bir rivayet için bkz: Müttakî el-Hindî , Kenzü’l-ummâl , VIII/500,

H. No: 23820.

. Müttakî el-Hindî , Kenzü’l-ummâl , III/539, H. No: 7797.

. Ebû Dâvûd, Akdiyye 1; Tirmîzî, Ahkâm 1.

Ve buyurmuştur ki: “Kim hâkim (kadı) tayin olunursa, o bıçaksız kurban

olmuş demektir.” Ve buyurmuştur ki: “Zenginlere komşu olmaktan,

yöneticiler ve (dünya düşkünü) âlimlerle düşüp kalkmaktan sakınınız.” Ve

buyurmuştur ki: “Mütevâzılarla beraber siz de mütevâzı olunuz,

böbürlenenlere rastladığınızda siz de onlar gibi davranınız. Böyle

davranmanız onlar hakkında aşağılama, sizin için de sadaka ve izzet

hükmündedir.” Ve buyurmuştur ki: “Kim ki pabucunu dikip elbisesini

yamayıp (öylece giyerse) Mevlâ’ya secde etmekle alnı toza batarsa

muhakkak kibirden uzaklaşmış olur.” Ve buyurmuştur ki: “Kim ki ailesiyle

beraber oturup arpa ekmeği yer, yün elbise ve nalın giyip koyunlarını sağar,

fakirlerle birlikte oturup merkebine binerek yoluna giderse, muhakkak Hak

teala o kimsenin kalbinden kibri söküp atmıştır.” Ve buyurmuştur ki: “Dört

şey orucu ve abdesti bozar ve iyilikleri yok eder. Bunlar; yalan, gıybet, söz

taşıma (koğuculuk) ve nâ-mahreme bakmaktır.” Bu dördü her kötülüğün

başıdır. Nitekim su da her türlü ağacın kökü ve esasıdır.

. Ahmed b. Hanbel, Kitâbü’z-zühd , s. 475; Ebû Nuaym , Hilyetü’l-evliyâ,

V/74.

Ve buyurmuştur ki; “Her kim ki annesine ve babasına itaatkar olup sıla-i

rahim eylerse, aile fertlerine ve hizmetkârlarına yumuşaklıkla söz söylerse,

din kardeşlerine ikram edip kendi hânesinin ihtiyaçlarını da gözetirse, o

kimsenin mürüvveti tamdır.” Ve buyurmuştur ki; “Evliyâ ile oturup

âlimlerle konuşunuz. Hikmet ehliyle sohbet edip fukarâ ile ünsiyet ediniz.”

Ve buyurmuştur ki; “İki arkadaşın sözleri birbirine emanettir. Bunlardan

birine, öbürünün gizli sözünü başkalarına söylemesi helâl olmaz. Veya onun

gizli sırrını halka açık eylemesi câiz olmaz.” Ve buyurmuştur ki;

“Mü’minin mü’mine göre durumu rûh ile ceset mesâbesindedir.” Ve

buyurmuştur

ki;

“Mü’minin

mü’mine

bakması

ibadettir.

Yüzüne

gülümsemesi günahlarına keffârettir.” Ve buyurmuştur ki; “Bir mü’minin

gönlünü hoş etmek, Rahmân’ın rızâsını celb eder.” Ve buyurmuştur ki;

“Allah’a ve âhiret gününe inanan; komşusu ile iyi geçinsin, misafirine izzet

ve ikramda bulunsun. Ya hayır söylesin ya sussun.” Ve buyurmuştur ki; “Ey

Ebû Hureyre! Kendi nefsinin arzu ettiğini insanlar için de iste ki hakiki

mü’min olasın. Komşularınla iyi geçin ki Müslüman olasın.” Ve

buyurmuştur ki; “Cebrâil (a. s.) bana komşu haklarına riâyeti o kadar çok

tavsiye ederdi ki komşunun komşuya mirasçı olacağını zannederdim.”

. Müttakî el-Hindî , Kenzü’l-ummâl , III/538, H. No: 7793.

. Şevkânî, Fevâ’idü’l-mecmû’a , s. 253, H. No:104.

. Elbanî, Zaîf-ü-Tergib-Terhib , II/219, H. No: 1666.

. Kudâî, Müsnedü’ş-şihâb , II/244, H. No: 1280; Beyhakî , Şu’abü’l-Îmân ,

VII/490, H. No: 11092.

. Benzer bir rivayet için bkz: Ebû Dâvûd, Sayd 4; Beyhakî, Şu’abü’l-

îmân , VII/48, H. No: 9404.

. İbn Ebi’d-Dünya, el-İhvân , s.152, H. No: 101; Münâvî, Feyzü’l-Kadîr,

II/195, H. No:1647, Ebû Nuaym , Hilyetü’l-evliyâ , V/198.

Ve buyurmuştur ki; “Amellerin en fazîletlisi, bir mü’minin gönlünü

ferahlatmaktır.” Ve buyurmuştur ki; “Bir kimsenin kendi ailesi efradına bir

dirhem infak etmesi, benim nazarımda Hak yolunda bin dirhem

harcamasından daha güzeldir. Ve bir kimse anne babasına bir gün itaatkar

olsa, benim nazarımda bin yıl ibadetinden hayırlıdır.” Ve buyurmuştur ki;

“Bir kimsenin ailesi yanında kalmaya bir sâat vakit ayırması, benim

nazarımda bir mescidde itikafa girmesinden fazîletlidir.” Ve buyurmuştur

ki; “İmanı kâmil olan bir mü’min, aile fertleri yanında huyu güzel ve geçimi

iyi olandır.” Ve buyurmuştur ki; “Kadınlara karşı hayırla yaklaşıp

yumuşaklıkla [370/a] muamele ediniz. Çünkü onlar kendi başlarına buyruk

olmayıp hürriyetleri size bağlı olduğu halde Allah’ın emaneti olarak

yanınızda bulunmaktadır.” Ve buyurmuştur ki; “Kendi kölesine eliyle

vuranın keffâreti onu âzâd eylemektir.” Ve buyurmuştur ki; “Diline sahip

olanın kusurları örtülür, öfkesine hâkim olanın günahları bağışlanır.” Ve

buyurmuştur ki; “Kadın ve erkek hizmetçilerinize lütufkâr davranıp onlarla

yumuşaklıkla konuşunuz. Bir günde yetmiş kere kusur işleseler de affediniz.

Onlara kendi yediklerinizden yedirip kendi giydiklerinizden giydirip

evlâdınız gibi ikram ediniz. Onlara güçlerinin üstünde iş buyurmayınız ki

onların bedenleri de et, (kemik) ve kandır. Onlar da sizler gibi insanlardır.

(Biliniz ki) onlara zulmedenlerin hasmı âlemlerin yaratıcısı olan Hazret-i

Allah’tır.”

Ve buyurmuştur ki: “Hakikaten benim size lâyık gördüğüm din bu dindir.

Ve bu dini ancak iki haslet takviye eder; bunlardan biri güzel ahlâk, biri de

cömertliktir. Şu halde bunlarla bu dine ikram etmek lâzımdır.” Ve

buyurmuştur ki: “Mü’min kardeşine üç geceden fazla küsmek ve ondan yüz

çevirip ayrı kalmak helâl olmaz. (Ola ki birbirine darılıp da küsmüş olan)

iki kişinin hayırlısı, önce selâm verip konuşandır.” Ve buyurmuştur ki:

“Kolay sadakada çok fazîlet vardır ki bu da birbirine küsüp ayrılan iki

kişinin aralarını düzeltmektir.” Ve buyurmuştur ki: “Kim iki mü’minin

arasını düzeltirse, Hak teala onun söylediği her kelimeye bir köle azat etme

sevabı verir.” Ve buyurmuştur ki: “Bir mil mesafede bir hastayı ziyaret et,

iki mil mesafede bir mü’min kardeşinin ziyaretine git, üç mil mesafede iki

kişinin aralarını ıslah et.” Ve buyurmuştur ki: “Sultana yakın olan

Rahmân’dan uzak olur. Yandaşı çok olanın şeytanı çok olur. Malı çok olanın

kederi hesapsız ve şiddetli olur.” Ve buyurmuştur ki: “Makam ve mevki

sahipleri ilimle hikmeti sizin yanınızda terk etmişlerdir. Öyleyse siz de

mülkü onlara bırakınız.”

Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.); “Evleniniz, çoğalınız. Kıyamet gününde –

düşük çocuk da olsa- sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı övünürüm”

buyurmuştur. Yine o Hazret (a. s.); “Fakirlik korkusuyla evliliği terk eden

bizden değildir.” [374/a] buyurup evlilik(te rızkın temini) konusunda

(Allah’a) tevekkül etmeyenlerin, insanların en şerlileri olduğunu

duyurmuştur.

Ve buyurmuştur ki: “Yetim çocuk dövülürse, onun ağlaması sebebiyle

Rahmân’ın arşı titrer. O zaman Hak teala buyurur ki; “Meleklerim şâhit

olunuz ki o yetimi râzı edeni ben de kendi katımda râzı ederim.” Ve

buyurmuştur ki: “Kim ki pazardan evlâdına bir turfanda meyve getirirse,

onu tasadduk etmiş gibi ecir alır. Onu ilk önce kızlara versin ki onların

kalbi rakik olduğundan Hak teala onlara karşı daha merhametlidir.” Ve

buyurmuştur ki: “Evlâdın anne babası üzerinde üç hakkı vardır;

doğduğunda güzel bir isim vermek, aklı erdiğinde okuma yazma öğretmek

ve ergenlik çağına geldiğinde evlendirmektir.” Ve buyurmuştur ki:

“Kocanın hanımı üzerindeki hakları şunlardır ki eğer kadın bir deve

terkisinde olsa bile kendi nefsini kocasından men etmeyip ondan izinsiz

Ramazan ayı haricinde bir gün bile oruç tutmasın. Kocasından habersiz

evinden dışarı bir yere gitmesin; sevap umarken günaha batmasın.” Ve

buyurmuştur ki: “Eğer bir kadın kocasının evinden izinsiz çıkarsa, namazı

kabul olmaz. Tâ ki evine geri dönüp elini eline verip “ne işlersen işle”

deyinceye kadar bu vebalden kurtulamaz.”

Ve buyurmuştur ki; “Amellerin en fazîletlisi, bir mü’minin gönlünü

ferahlatmaktır.” Ve buyurmuştur ki; “Bir kimsenin kendi ailesi efradına bir

dirhem infak etmesi, benim nazarımda Hak yolunda bin dirhem

harcamasından daha güzeldir. Ve bir kimse anne babasına bir gün itaatkar

olsa, benim nazarımda bin yıl ibadetinden hayırlıdır.” Ve buyurmuştur ki;

“Bir kimsenin ailesi yanında kalmaya bir sâat vakit ayırması, benim

nazarımda bir mescidde itikafa girmesinden fazîletlidir.” Ve buyurmuştur

ki; “İmanı kâmil olan bir mü’min, aile fertleri yanında huyu güzel ve geçimi

iyi olandır.” Ve buyurmuştur ki; “Kadınlara karşı hayırla yaklaşıp

yumuşaklıkla [370/a] muamele ediniz. Çünkü onlar kendi başlarına buyruk

olmayıp hürriyetleri size bağlı olduğu halde Allah’ın emaneti olarak

yanınızda bulunmaktadır.” Ve buyurmuştur ki; “Kendi kölesine eliyle

vuranın keffâreti onu âzâd eylemektir.” Ve buyurmuştur ki; “Diline sahip

olanın kusurları örtülür, öfkesine hâkim olanın günahları bağışlanır.” Ve

buyurmuştur ki; “Kadın ve erkek hizmetçilerinize lütufkâr davranıp onlarla

yumuşaklıkla konuşunuz. Bir günde yetmiş kere kusur işleseler de affediniz.

Onlara kendi yediklerinizden yedirip kendi giydiklerinizden giydirip

evlâdınız gibi ikram ediniz. Onlara güçlerinin üstünde iş buyurmayınız ki

onların bedenleri de et, (kemik) ve kandır. Onlar da sizler gibi insanlardır.

(Biliniz ki) onlara zulmedenlerin hasmı âlemlerin yaratıcısı olan Hazret-i

Allah’tır.”

Ve buyurmuştur ki: “Müslümanın Müslüman üzerindeki hakları altıdır:

Karşılaştığında selâm veresin, davetine icâbet edip gidesin, nasihat

istediğinde nasihat edesin, aksırdığında -hamd ederse- dua edip

(yerhamükallah diyesin,) hastalandığında ziyaretine gidesin, vefat ettiğinde

cenazesine gidesin.” Ve buyurmuştur ki: “Mü’min kolay ve yumuşak

(uyumlu) olup, (iyi huylu) deve gibi [371/a] nereye çekilirse oraya gider. Ve

eğer bir taş üzerinde yer gösterilirse (ıhtırılırsa) orada durur.”

Ve ol Hazret, kendisine gelip komşusundan şikâyet eden mü’mine

buyurmuştur ki; “Kendi komşundan ezâyı kaldırıp onun eziyetine

sabredersin. Ta ki ölüm ile ondan ayrılıp gidersin.” Şu halde iyi komşuluk

sadece komşudan ezâyı kaldırmak değildir. Bilakis iyi komşuluk komşunun

eziyetine sabretmektir.

Ve buyurmuştur ki; “Halka iyilikle muamele etmek, komşularla iyi

geçinmek ve sıla-i rahimi gözetmek Mevlâ’nın rızâsını kazanmaya vesiledir.

Ve bunlar bütün hataları silip yok edip giderici birer meziyettir.” Ve

buyurmuştur ki; “Halka iyilikle muamele etmek Allah tealanın rahmetinden

sahibinin burnunda bir yulardır ki o yuların bir ucu meleğin elindedir.

Melek onu hayra doğru çekip götürür. Hayırlar da onu cennete götürür.

Kötü ahlâk da Hak tealanın azabından sâhibinin burnunda takılı bir

yulardır ki onun bir ucu şeytanın elindedir. Şeytan ise onu şerre ve kötülüğe

doğru çekip götürür. Şer de onu cehenneme götürür.” Ve buyurmuştur ki;

“Her kimde şu üç özellik olmazsa; imanın tadını bulmaz. Bunlardan biri

hilmdir ki onunla câhilin gazabını giderir. Biri verâdır ki onunla

haramlardan men eder. Biri güzel ahlâktır ki onunla halkı (güzellikle) idare

eder.” Ve buyurmuştur ki; “Sadakaların en fazîletlisi insanları (güzellikle)

idare etmektir.” Ve buyurmuştur ki; “Namazı kılmakla emrolunduğum gibi,

insanları (güzellikle) idare etmekle de emrolundum.”

Ve buyurmuştur ki; “Her kim ki annesine ve babasına itaatkar olup sıla-i

rahim eylerse, aile fertlerine ve hizmetkârlarına yumuşaklıkla söz söylerse,

din kardeşlerine ikram edip kendi hânesinin ihtiyaçlarını da gözetirse, o

kimsenin mürüvveti tamdır.” Ve buyurmuştur ki; “Evliyâ ile oturup

âlimlerle konuşunuz. Hikmet ehliyle sohbet edip fukarâ ile ünsiyet ediniz.”

Ve buyurmuştur ki; “İki arkadaşın sözleri birbirine emanettir. Bunlardan

birine, öbürünün gizli sözünü başkalarına söylemesi helâl olmaz. Veya onun

gizli sırrını halka açık eylemesi câiz olmaz.” Ve buyurmuştur ki;

“Mü’minin mü’mine göre durumu rûh ile ceset mesâbesindedir.” Ve

buyurmuştur

ki;

“Mü’minin

mü’mine

bakması

ibadettir.

Yüzüne

gülümsemesi günahlarına keffârettir.” Ve buyurmuştur ki; “Bir mü’minin

gönlünü hoş etmek, Rahmân’ın rızâsını celb eder.” Ve buyurmuştur ki;

“Allah’a ve âhiret gününe inanan; komşusu ile iyi geçinsin, misafirine izzet

ve ikramda bulunsun. Ya hayır söylesin ya sussun.” Ve buyurmuştur ki; “Ey

Ebû Hureyre! Kendi nefsinin arzu ettiğini insanlar için de iste ki hakiki

mü’min olasın. Komşularınla iyi geçin ki Müslüman olasın.” Ve

buyurmuştur ki; “Cebrâil (a. s.) bana komşu haklarına riâyeti o kadar çok

tavsiye ederdi ki komşunun komşuya mirasçı olacağını zannederdim.”

“Ey ümmetim ve ashâbım! Cenâb-ı Hakk’ın ahlâkıyla ahlâklanınız.

Muhakkak ki ilim ve hilim onun ahlâkındadır. İlim ancak öğrenmekle, hilm

yumuşak huylu olmaya çalışmakla (tahallüm) elde edilir. Hayır dileyen

kimse elbette hayır bulur. Şerden sakınan korunur ve selâmet bulur.” Ve

buyurmuştur ki: “İlmi talep ediniz. İlimle birlikte hilmi ve sekîneti talep

ediniz. İlim öğrettiğiniz talebelere gayet yumuşaklıkla söz söyleyiniz.

Kendilerinden ilim öğrendiğiniz üstâdlarınıza hürmet ediniz. Katı ve kaba

âlimlerden olmayınız ki cehaletiniz size galip gelmesin.” Ve buyurmuştur

ki: “Ey ümmetim! Sizden alâkayı kesen yakınlarınıza sıla-i rahimde

bulununuz. Sizi mahrum bırakana siz ikram ediniz. Size câhilce ve kaba

davranana siz hilim ile muamele ediniz ki Allah katında değeriniz yüce

olsun.”

Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) ümmetine ve ashâbına şefkatle,

yumuşaklıkla güzel geçinmenin yollarını tâlim edip anlatarak bunun

fazîletlerini ve faydalarını duyurmuştur. Nitekim bazı hadis-i şeriflerinde

şöyle buyurmuştur: “Rahmân olan Allah, merhamet edenlere merhamet

eder. Yerde olanlara merhamet ediniz ki göklerde olanların Rabbi de size

merhamet etsin.” Ve buyurmuştur ki; “Sizden küçüklere merhamet ediniz.

Ta ki sizden büyükler de size merhamet etsin.” Ve buyurmuştur ki;

“Mü’minlere gerektir ki, birbirlerine hayrı tavsiye edip iyilikle nasihat

etsinler. Birbirlerine merhamet edip yardım etsinler. Birbirlerinin

dertleriyle dertlenip üzüntülerini paylaşarak kardeşlerini ferahlatsınlar.

Nitekim bedenin bir uzvu rahatsız olduğunda vücûdun bütün organları,

rahatsız olan uzuv iyileşinceye kadar aynı acıyı hissederler. Bir uzvun

rahatsız olması ile bütün beden rahatsız olur.”

Ve buyurmuştur ki: “Hakikaten benim size lâyık gördüğüm din bu dindir.

Ve bu dini ancak iki haslet takviye eder; bunlardan biri güzel ahlâk, biri de

cömertliktir. Şu halde bunlarla bu dine ikram etmek lâzımdır.” Ve

buyurmuştur ki: “Mü’min kardeşine üç geceden fazla küsmek ve ondan yüz

çevirip ayrı kalmak helâl olmaz. (Ola ki birbirine darılıp da küsmüş olan)

iki kişinin hayırlısı, önce selâm verip konuşandır.” Ve buyurmuştur ki:

“Kolay sadakada çok fazîlet vardır ki bu da birbirine küsüp ayrılan iki

kişinin aralarını düzeltmektir.” Ve buyurmuştur ki: “Kim iki mü’minin

arasını düzeltirse, Hak teala onun söylediği her kelimeye bir köle azat etme

sevabı verir.” Ve buyurmuştur ki: “Bir mil mesafede bir hastayı ziyaret et,

iki mil mesafede bir mü’min kardeşinin ziyaretine git, üç mil mesafede iki

kişinin aralarını ıslah et.” Ve buyurmuştur ki: “Sultana yakın olan

Rahmân’dan uzak olur. Yandaşı çok olanın şeytanı çok olur. Malı çok olanın

kederi hesapsız ve şiddetli olur.” Ve buyurmuştur ki: “Makam ve mevki

sahipleri ilimle hikmeti sizin yanınızda terk etmişlerdir. Öyleyse siz de

mülkü onlara bırakınız.”

Ve buyurmuştur ki: “Bir kadın beş vakit namazını kılsa, bir ay orucunu

tutsa, kendini nâ-mahremden korusa ve kocasına hep itaat etse cennet-i

âlâya girer.” Ve buyurmuştur ki: “Komşunun komşu üzerindeki hakları

sekizdir; eğer senden bir şeyi borç isterse veresin, davet ederse davetine

gidesin, yardım isterse yardım edesin, bir hayra nail olursa tebrik edesin,

başına bir musibet gelirse tesellî edesin, hastalanırsa ziyaretine gidesin,

vefat ederse cenazesine gidesin ve eğer komşun kaybolursa hânesini ve

ailesini muhafaza edesin.” Ve buyurmuştur ki: “Komşuluk üç türlüdür ki

bazısının üç kat hakkı, bazısının iki kat hakkı ve bazısının da bir kat hakkı

vardır: Üç kat hakkı olan olan sana yakın ve Müslüman olan komşudur.

Bunlardan biri yakınlık hakkı, biri Müslüman olmanın hakkı ve biri de

komşuluk hakkıdır. İki kat hakkı olan senin Müslüman komşundur. Bir kat

hakkı olan ise senin zimmî komşundur.” Ve buyurmuştur ki: “Cennetteki

köşkler o mü’minler içindir ki onlar; yemek yedirirler, selâmı yayarlar,

gündüzleri oruçlu ve geceleri ibadetle kaim olurlar.”

Ve buyurmuştur ki; “Ümmetimin abdalları çok namaz kılmakla ve çok

oruç tutmakla cennete girmezler. Belki yaratılmışlara karşı merhametli olup

sadr selâmetliği [hiç kimseye karşı içlerinde art niyetlerinin olmayışı] ile ve

cömertlikle girerler.” Ve o Hazret (.s.a.v.) mübarek eliyle yetimlerin başını

okşardı. Onlara iyilikte bulunur, tebessüm ederek konuşurdu. Ve

buyurmuştur ki; “Ey Muaz! Yetim çocuklara karşı merhametli peder gibi

olasın. Ve şunu yakînen bilesin ki ektiğini biçersin.” Ve buyurmuştur ki;

“Kim ki Müslüman kardeşini dünyada sevindirirse, Hak teala onu hem

dünyada hem de âhirette sevindirir. Kim de Müslüman kardeşini dünya

sıkıntılarının birinden kurtarırsa,

Hak

teala onu kıyamet günü

sıkıntılarından kurtarır.” Ve buyurmuştur ki; “Hak tealanın bir kulu eğer ki

mü’min kardeşlerine yardımda bulunursa, Mevlâ teala da onun

yardımındadır.” Ve buyurmuştur ki; “Anne babasına ihsanda bulunup

ikram eden için cennetin iki kapısı açıktır.” Ve buyurmuştur ki; “Hak teala

o kimseye rahmet eylesin ki kendi evlâdına yardım eder:” Yani ebeveyn,

çocuklarının kendilerine âsî olacağı bir işi yapması için ona emretmezler.

Ve buyurmuştur ki; “Ümmetimin abdalları çok namaz kılmakla ve çok

oruç tutmakla cennete girmezler. Belki yaratılmışlara karşı merhametli olup

sadr selâmetliği [hiç kimseye karşı içlerinde art niyetlerinin olmayışı] ile ve

cömertlikle girerler.” Ve o Hazret (.s.a.v.) mübarek eliyle yetimlerin başını

okşardı. Onlara iyilikte bulunur, tebessüm ederek konuşurdu. Ve

buyurmuştur ki; “Ey Muaz! Yetim çocuklara karşı merhametli peder gibi

olasın. Ve şunu yakînen bilesin ki ektiğini biçersin.” Ve buyurmuştur ki;

“Kim ki Müslüman kardeşini dünyada sevindirirse, Hak teala onu hem

dünyada hem de âhirette sevindirir. Kim de Müslüman kardeşini dünya

sıkıntılarının birinden kurtarırsa,

Hak

teala onu kıyamet günü

sıkıntılarından kurtarır.” Ve buyurmuştur ki; “Hak tealanın bir kulu eğer ki

mü’min kardeşlerine yardımda bulunursa, Mevlâ teala da onun

yardımındadır.” Ve buyurmuştur ki; “Anne babasına ihsanda bulunup

ikram eden için cennetin iki kapısı açıktır.” Ve buyurmuştur ki; “Hak teala

o kimseye rahmet eylesin ki kendi evlâdına yardım eder:” Yani ebeveyn,

çocuklarının kendilerine âsî olacağı bir işi yapması için ona emretmezler.

Ve buyurmuştur ki: “Kim hâkim (kadı) tayin olunursa, o bıçaksız kurban

olmuş demektir.” Ve buyurmuştur ki: “Zenginlere komşu olmaktan,

yöneticiler ve (dünya düşkünü) âlimlerle düşüp kalkmaktan sakınınız.” Ve

buyurmuştur ki: “Mütevâzılarla beraber siz de mütevâzı olunuz,

böbürlenenlere rastladığınızda siz de onlar gibi davranınız. Böyle

davranmanız onlar hakkında aşağılama, sizin için de sadaka ve izzet

hükmündedir.” Ve buyurmuştur ki: “Kim ki pabucunu dikip elbisesini

yamayıp (öylece giyerse) Mevlâ’ya secde etmekle alnı toza batarsa

muhakkak kibirden uzaklaşmış olur.” Ve buyurmuştur ki: “Kim ki ailesiyle

beraber oturup arpa ekmeği yer, yün elbise ve nalın giyip koyunlarını sağar,

fakirlerle birlikte oturup merkebine binerek yoluna giderse, muhakkak Hak

teala o kimsenin kalbinden kibri söküp atmıştır.” Ve buyurmuştur ki: “Dört

şey orucu ve abdesti bozar ve iyilikleri yok eder. Bunlar; yalan, gıybet, söz

taşıma (koğuculuk) ve nâ-mahreme bakmaktır.” Bu dördü her kötülüğün

başıdır. Nitekim su da her türlü ağacın kökü ve esasıdır.

Ve buyurmuştur ki: “Yetim çocuk dövülürse, onun ağlaması sebebiyle

Rahmân’ın arşı titrer. O zaman Hak teala buyurur ki; “Meleklerim şâhit

olunuz ki o yetimi râzı edeni ben de kendi katımda râzı ederim.” Ve

buyurmuştur ki: “Kim ki pazardan evlâdına bir turfanda meyve getirirse,

onu tasadduk etmiş gibi ecir alır. Onu ilk önce kızlara versin ki onların

kalbi rakik olduğundan Hak teala onlara karşı daha merhametlidir.” Ve

buyurmuştur ki: “Evlâdın anne babası üzerinde üç hakkı vardır;

doğduğunda güzel bir isim vermek, aklı erdiğinde okuma yazma öğretmek

ve ergenlik çağına geldiğinde evlendirmektir.” Ve buyurmuştur ki:

“Kocanın hanımı üzerindeki hakları şunlardır ki eğer kadın bir deve

terkisinde olsa bile kendi nefsini kocasından men etmeyip ondan izinsiz

Ramazan ayı haricinde bir gün bile oruç tutmasın. Kocasından habersiz

evinden dışarı bir yere gitmesin; sevap umarken günaha batmasın.” Ve

buyurmuştur ki: “Eğer bir kadın kocasının evinden izinsiz çıkarsa, namazı

kabul olmaz. Tâ ki evine geri dönüp elini eline verip “ne işlersen işle”

deyinceye kadar bu vebalden kurtulamaz.”

. Deylemî, Firdevs I/176, H. No: 659; Müttakî el-Hindî , Kenzü’l-ummâl ,

III/407, H. No: 7168.

Ve buyurmuştur ki; “Ümmetimin abdalları çok namaz kılmakla ve çok

oruç tutmakla cennete girmezler. Belki yaratılmışlara karşı merhametli olup

sadr selâmetliği [hiç kimseye karşı içlerinde art niyetlerinin olmayışı] ile ve

cömertlikle girerler.” Ve o Hazret (.s.a.v.) mübarek eliyle yetimlerin başını

okşardı. Onlara iyilikte bulunur, tebessüm ederek konuşurdu. Ve

buyurmuştur ki; “Ey Muaz! Yetim çocuklara karşı merhametli peder gibi

olasın. Ve şunu yakînen bilesin ki ektiğini biçersin.” Ve buyurmuştur ki;

“Kim ki Müslüman kardeşini dünyada sevindirirse, Hak teala onu hem

dünyada hem de âhirette sevindirir. Kim de Müslüman kardeşini dünya

sıkıntılarının birinden kurtarırsa,

Hak

teala onu kıyamet günü

sıkıntılarından kurtarır.” Ve buyurmuştur ki; “Hak tealanın bir kulu eğer ki

mü’min kardeşlerine yardımda bulunursa, Mevlâ teala da onun

yardımındadır.” Ve buyurmuştur ki; “Anne babasına ihsanda bulunup

ikram eden için cennetin iki kapısı açıktır.” Ve buyurmuştur ki; “Hak teala

o kimseye rahmet eylesin ki kendi evlâdına yardım eder:” Yani ebeveyn,

çocuklarının kendilerine âsî olacağı bir işi yapması için ona emretmezler.

. İbn Hibbân, Sahîh , II/189, H. No: 471; Taberânî, Mu’cemü’l-evsat ,

I/286, H. No: 466; Beyhakî , Şu’abü’l-Îmân , VI/343, H. No: 8445.

. İbn Ebi Şeybe, Musannef, V/221, H. No: 25428.

. Müslim, Birr 74; Ebû Dâvûd, Edeb 11.

. Benzer bir rivayet için bkz: Taberânî , Mu‘cemü’l-kebîr, X/319, H. No:

10777; Beyhakî , Şu’abü’l-îmân , VI/247, H. No: 8036.

. Heysemî, Müsnedü’l-Haris , II/856, H. No: 908.

. Beyhakî , Şu’abü’l-îmân , VI/339, H. No: 8425.

. Benzer bir rivayet için bkz: Buhârî, Birr 69; Müslim, Birr 103.

. Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140.

. İbn Mâce, Zühd 24; Tirmîzî, Zühd 1.

. Buhârî, Nikah 80, Edeb 31, Rikâk 23; Müslim, Îmân, 74.

Ve buyurmuştur ki; “Halka iyilikle muamele etmek, komşularla iyi

geçinmek ve sıla-i rahimi gözetmek Mevlâ’nın rızâsını kazanmaya vesiledir.

Ve bunlar bütün hataları silip yok edip giderici birer meziyettir.” Ve

buyurmuştur ki; “Halka iyilikle muamele etmek Allah tealanın rahmetinden

sahibinin burnunda bir yulardır ki o yuların bir ucu meleğin elindedir.

Melek onu hayra doğru çekip götürür. Hayırlar da onu cennete götürür.

Kötü ahlâk da Hak tealanın azabından sâhibinin burnunda takılı bir

yulardır ki onun bir ucu şeytanın elindedir. Şeytan ise onu şerre ve kötülüğe

doğru çekip götürür. Şer de onu cehenneme götürür.” Ve buyurmuştur ki;

“Her kimde şu üç özellik olmazsa; imanın tadını bulmaz. Bunlardan biri

hilmdir ki onunla câhilin gazabını giderir. Biri verâdır ki onunla

haramlardan men eder. Biri güzel ahlâktır ki onunla halkı (güzellikle) idare

eder.” Ve buyurmuştur ki; “Sadakaların en fazîletlisi insanları (güzellikle)

idare etmektir.” Ve buyurmuştur ki; “Namazı kılmakla emrolunduğum gibi,

insanları (güzellikle) idare etmekle de emrolundum.”

. Müslim, Selâm, 4; Tirmîzî, Edeb, 1; İbn Mâce, Cenâiz, 1.

. İbn Ebi’d-Dünya , Mekârimü’l-ahlâk , I/30, H. No: 23.

. Buhârî, Meğâzî, 24; Heysemî, VI, 117.

. Beyhakî , Şu’abü’l-îmân , VI/272, H. No: 8129.

. Münâvî, et-Teârîf, s. 564.

. Tirmîzî, Îmân, 41.

. Ahmed b. Hanbel, Kitâbü’z-Zühd , II/29.

. Taberânî, Mu’cemü’l- Evsat , III/320, H. No: 2685.

. Beyhakî , Şu’abü’l-îmân , V/253, H. No: 6560.

. Müslim, Birr 77; İbn Mâce, Edeb 9.

Ve buyurmuştur ki: “Müslümanın Müslüman üzerindeki hakları altıdır:

Karşılaştığında selâm veresin, davetine icâbet edip gidesin, nasihat

istediğinde nasihat edesin, aksırdığında -hamd ederse- dua edip

(yerhamükallah diyesin,) hastalandığında ziyaretine gidesin, vefat ettiğinde

cenazesine gidesin.” Ve buyurmuştur ki: “Mü’min kolay ve yumuşak

(uyumlu) olup, (iyi huylu) deve gibi [371/a] nereye çekilirse oraya gider. Ve

eğer bir taş üzerinde yer gösterilirse (ıhtırılırsa) orada durur.”

Ve buyurmuştur ki; “Ey Ebû Zer! Eğer mü’min kardeşine bir faydan

dokunmadıysa, bari zararın olmasın. Eğer o senden sürûr bulmadıysa, bari

senin yüzünden gam çekmesin. Şâyet lisânın onu övmediyse, bari

kötülemesin. Çünkü Müslüman odur ki onun elinden ve dilinden

Müslümanlar selâmet bulur ve hepsi de onun kendilerine zarar vermesinden

emin olurlar.”

Ve buyurmuştur ki: “Hakikaten benim size lâyık gördüğüm din bu dindir.

Ve bu dini ancak iki haslet takviye eder; bunlardan biri güzel ahlâk, biri de

cömertliktir. Şu halde bunlarla bu dine ikram etmek lâzımdır.” Ve

buyurmuştur ki: “Mü’min kardeşine üç geceden fazla küsmek ve ondan yüz

çevirip ayrı kalmak helâl olmaz. (Ola ki birbirine darılıp da küsmüş olan)

iki kişinin hayırlısı, önce selâm verip konuşandır.” Ve buyurmuştur ki:

“Kolay sadakada çok fazîlet vardır ki bu da birbirine küsüp ayrılan iki

kişinin aralarını düzeltmektir.” Ve buyurmuştur ki: “Kim iki mü’minin

arasını düzeltirse, Hak teala onun söylediği her kelimeye bir köle azat etme

sevabı verir.” Ve buyurmuştur ki: “Bir mil mesafede bir hastayı ziyaret et,

iki mil mesafede bir mü’min kardeşinin ziyaretine git, üç mil mesafede iki

kişinin aralarını ıslah et.” Ve buyurmuştur ki: “Sultana yakın olan

Rahmân’dan uzak olur. Yandaşı çok olanın şeytanı çok olur. Malı çok olanın

kederi hesapsız ve şiddetli olur.” Ve buyurmuştur ki: “Makam ve mevki

sahipleri ilimle hikmeti sizin yanınızda terk etmişlerdir. Öyleyse siz de

mülkü onlara bırakınız.”

. İbn-i Mâce, Zühd, 1.

. Müslim, Zikr, 37-38.

. Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Zikr, 38; Ebû Dâvûd, Edeb, 68; Ayrıca

bkz: Tirmizî, Birr, 19; İbn-i Mâce, Mukaddime, 17.

. İbn Ebi Şeybe, Musannef , V/219, H. No: 25415; Müttakî el-Hindî ,

Kenzü’l-ummâl , XVI/457, H. No: 45417; Şevkânî, Fevâ’idü’l-mecmû’a , s.

257, H. No: 127.

. Beyhakî , Şu’abü’l-îmân, VI/206, H. No: 7916; Müttakî el-Hindî ,

Kenzü’l-ummâl , XVI/467, H. No: 45482.

. Beyhakî, Şu’abü’l-îmân, VII/439, H. No: 10891,10892; Müttakî el-

Hindî, Kenzü’l-ummâl, XII/34604, 34605.

. Bu ifadeyi Mârifetnâme ’deki şekliyle bulamadık; fakat İbn Ebid’d-

Dünya, el-İyâl ’inde Hz. Dâvûd’a ait bir söz olarak rivayet etmektedir: İbn

Ebi’d-Dünya, el-Iyal , II/820, H. No: 619.

. Beyhakî , Şu’abü’l-îmân , VII/439, H. No: 10891,10892; Müttakî el-

Hindî , Kenzü’l-ummâl , XII/34604, 34605.

Nitekim İmam Muhammed Şâfiî (rh. a.) hazretlerinin mezhebinde,

bekârlık evliliğe tercih edilmiştir. Hadis-i şerifte açıkça belirtilmiştir ki:

“Ümmetim üzerine yüz seksen yıl geçtikten sonra bekârlık, uzlete çekilmek

ve dağlara ibadet için sığınmak helâl olur.” Yine haberde şöyle vârid

olmuştur: “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o zaman maişet

ancak günahla kazanılacaktır. O zaman bekârlık helal olacaktır.”

. Müslim, Birr, 65.

Evliliğin ikinci âfeti; aile fertlerinin hukukunu yerine getirmede kusurlu

davranmaktır. Nitekim haberde “(Sorumluluk üstlenmekten çekinerek) aile

fertlerinden kaçan, firârî köle gibidir. Onun namazı ve orucu kabul

olunmaz” gelmiştir.

. Buhârî, Edeb 13; Tirmîzî, Birr 16; Ebû Dâvûd, Edeb, 58.

. Buhârî, Edebü’l -Müfred, s. 208, H. No: 594; Muvatta, Hüsnü’l-Hulk

1617; Beyhakî, Şu’abü’l Îmân, VI/479, H. No: 8976.

. Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58.

Ve buyurmuştur ki: “Hakikaten benim size lâyık gördüğüm din bu dindir.

Ve bu dini ancak iki haslet takviye eder; bunlardan biri güzel ahlâk, biri de

cömertliktir. Şu halde bunlarla bu dine ikram etmek lâzımdır.” Ve

buyurmuştur ki: “Mü’min kardeşine üç geceden fazla küsmek ve ondan yüz

çevirip ayrı kalmak helâl olmaz. (Ola ki birbirine darılıp da küsmüş olan)

iki kişinin hayırlısı, önce selâm verip konuşandır.” Ve buyurmuştur ki:

“Kolay sadakada çok fazîlet vardır ki bu da birbirine küsüp ayrılan iki

kişinin aralarını düzeltmektir.” Ve buyurmuştur ki: “Kim iki mü’minin

arasını düzeltirse, Hak teala onun söylediği her kelimeye bir köle azat etme

sevabı verir.” Ve buyurmuştur ki: “Bir mil mesafede bir hastayı ziyaret et,

iki mil mesafede bir mü’min kardeşinin ziyaretine git, üç mil mesafede iki

kişinin aralarını ıslah et.” Ve buyurmuştur ki: “Sultana yakın olan

Rahmân’dan uzak olur. Yandaşı çok olanın şeytanı çok olur. Malı çok olanın

kederi hesapsız ve şiddetli olur.” Ve buyurmuştur ki: “Makam ve mevki

sahipleri ilimle hikmeti sizin yanınızda terk etmişlerdir. Öyleyse siz de

mülkü onlara bırakınız.”

. Benzer bir rivayet için bkz: Buhârî, Mezâlim 6, Edeb 36; Müslim, Birr,

65.

. Benzer bir rivayet için bkz: Beyhakî, Şuâbü’l-Îmân, VII/520, H. No:

11191.

. Ebû Nuaym , Hilyetü’l-evliyâ, III/56, Aclûnî, Keşfü’l-hafâ , II/349, H. No:

2498.

. Benzer bir rivayet için bkz: Beyhakî , Şu’abü’l-îmân , V/270, H. No:

6624.

. Taberânî, Mu’cemü’l-evsat , II/189, H. No: 1342; Heysemî, Mecma’u’z-

Zevâ’id , VIII/135, H. No: 12992.

. Müslim, Îmân, 29; Ebû Dâvûd, Edeb, 133.

. Buhârî, Îmân 22, Itk 15, Edeb 44; Müslim, Eyman, 40.

. Ebû Dâvûd, Edeb, 133; Tirmizî, Birr, 31.

. Tirmîzî, Îmân 6; Hâkim, el-Müstedrek , I/76, H. No: 173; Beyhakî,

Şu’abü’l-îmân VI/415, H. No: 8719.

. Taberânî , Mu‘cemü’l-kebîr , XI/59, H.No: 11079.

“Ey ümmetim ve ashâbım! Cenâb-ı Hakk’ın ahlâkıyla ahlâklanınız.

Muhakkak ki ilim ve hilim onun ahlâkındadır. İlim ancak öğrenmekle, hilm

yumuşak huylu olmaya çalışmakla (tahallüm) elde edilir. Hayır dileyen

kimse elbette hayır bulur. Şerden sakınan korunur ve selâmet bulur.” Ve

buyurmuştur ki: “İlmi talep ediniz. İlimle birlikte hilmi ve sekîneti talep

ediniz. İlim öğrettiğiniz talebelere gayet yumuşaklıkla söz söyleyiniz.

Kendilerinden ilim öğrendiğiniz üstâdlarınıza hürmet ediniz. Katı ve kaba

âlimlerden olmayınız ki cehaletiniz size galip gelmesin.” Ve buyurmuştur

ki: “Ey ümmetim! Sizden alâkayı kesen yakınlarınıza sıla-i rahimde

bulununuz. Sizi mahrum bırakana siz ikram ediniz. Size câhilce ve kaba

davranana siz hilim ile muamele ediniz ki Allah katında değeriniz yüce

olsun.”

. Tirmizî, Rızâ, 11.

Ve buyurmuştur ki; “Amellerin en fazîletlisi, bir mü’minin gönlünü

ferahlatmaktır.” Ve buyurmuştur ki; “Bir kimsenin kendi ailesi efradına bir

dirhem infak etmesi, benim nazarımda Hak yolunda bin dirhem

harcamasından daha güzeldir. Ve bir kimse anne babasına bir gün itaatkar

olsa, benim nazarımda bin yıl ibadetinden hayırlıdır.” Ve buyurmuştur ki;

“Bir kimsenin ailesi yanında kalmaya bir sâat vakit ayırması, benim

nazarımda bir mescidde itikafa girmesinden fazîletlidir.” Ve buyurmuştur

ki; “İmanı kâmil olan bir mü’min, aile fertleri yanında huyu güzel ve geçimi

iyi olandır.” Ve buyurmuştur ki; “Kadınlara karşı hayırla yaklaşıp

yumuşaklıkla [370/a] muamele ediniz. Çünkü onlar kendi başlarına buyruk

olmayıp hürriyetleri size bağlı olduğu halde Allah’ın emaneti olarak

yanınızda bulunmaktadır.” Ve buyurmuştur ki; “Kendi kölesine eliyle

vuranın keffâreti onu âzâd eylemektir.” Ve buyurmuştur ki; “Diline sahip

olanın kusurları örtülür, öfkesine hâkim olanın günahları bağışlanır.” Ve

buyurmuştur ki; “Kadın ve erkek hizmetçilerinize lütufkâr davranıp onlarla

yumuşaklıkla konuşunuz. Bir günde yetmiş kere kusur işleseler de affediniz.

Onlara kendi yediklerinizden yedirip kendi giydiklerinizden giydirip

evlâdınız gibi ikram ediniz. Onlara güçlerinin üstünde iş buyurmayınız ki

onların bedenleri de et, (kemik) ve kandır. Onlar da sizler gibi insanlardır.

(Biliniz ki) onlara zulmedenlerin hasmı âlemlerin yaratıcısı olan Hazret-i

Allah’tır.”

Üçüncü faydası şudur; Evlenen adamın nefsi eşiyle rahat ve huzur bulur.

Çünkü insan nefsi bir işe devam ederse ondan yorulur. Onun içindir ki

“Zihinlerin rehâveti, bedenlerin rehâveti gibidir” denilmiştir. Hak teala;

“Gönlü ısınsın diye ondan eşini var etti” (A’râf 7/189) buyurmuş ve her

kuluna ehliyle lezzetlenmek lâzım olduğunu duyurmuştur. Hadis-i şerifte

ise; “Sizin dünyanızdan bana üç şey sevdirildi; kadınlar, güzel koku ve

gözümün nûru namaz” rivayeti gelmiştir. O Hazret’e ilâhî nûrların

mükâşefesi ağır geldikçe “Benimle konuş ey Âişe!” diyerek, mübarek elini

üzerine koyup onunla şakalaşmıştır.

Ve buyurmuştur ki; “Amellerin en fazîletlisi, bir mü’minin gönlünü

ferahlatmaktır.” Ve buyurmuştur ki; “Bir kimsenin kendi ailesi efradına bir

dirhem infak etmesi, benim nazarımda Hak yolunda bin dirhem

harcamasından daha güzeldir. Ve bir kimse anne babasına bir gün itaatkar

olsa, benim nazarımda bin yıl ibadetinden hayırlıdır.” Ve buyurmuştur ki;

“Bir kimsenin ailesi yanında kalmaya bir sâat vakit ayırması, benim

nazarımda bir mescidde itikafa girmesinden fazîletlidir.” Ve buyurmuştur

ki; “İmanı kâmil olan bir mü’min, aile fertleri yanında huyu güzel ve geçimi

iyi olandır.” Ve buyurmuştur ki; “Kadınlara karşı hayırla yaklaşıp

yumuşaklıkla [370/a] muamele ediniz. Çünkü onlar kendi başlarına buyruk

olmayıp hürriyetleri size bağlı olduğu halde Allah’ın emaneti olarak

yanınızda bulunmaktadır.” Ve buyurmuştur ki; “Kendi kölesine eliyle

vuranın keffâreti onu âzâd eylemektir.” Ve buyurmuştur ki; “Diline sahip

olanın kusurları örtülür, öfkesine hâkim olanın günahları bağışlanır.” Ve

buyurmuştur ki; “Kadın ve erkek hizmetçilerinize lütufkâr davranıp onlarla

yumuşaklıkla konuşunuz. Bir günde yetmiş kere kusur işleseler de affediniz.

Onlara kendi yediklerinizden yedirip kendi giydiklerinizden giydirip

evlâdınız gibi ikram ediniz. Onlara güçlerinin üstünde iş buyurmayınız ki

onların bedenleri de et, (kemik) ve kandır. Onlar da sizler gibi insanlardır.

(Biliniz ki) onlara zulmedenlerin hasmı âlemlerin yaratıcısı olan Hazret-i

Allah’tır.”

Ve buyurmuştur ki: “Yetim çocuk dövülürse, onun ağlaması sebebiyle

Rahmân’ın arşı titrer. O zaman Hak teala buyurur ki; “Meleklerim şâhit

olunuz ki o yetimi râzı edeni ben de kendi katımda râzı ederim.” Ve

buyurmuştur ki: “Kim ki pazardan evlâdına bir turfanda meyve getirirse,

onu tasadduk etmiş gibi ecir alır. Onu ilk önce kızlara versin ki onların

kalbi rakik olduğundan Hak teala onlara karşı daha merhametlidir.” Ve

buyurmuştur ki: “Evlâdın anne babası üzerinde üç hakkı vardır;

doğduğunda güzel bir isim vermek, aklı erdiğinde okuma yazma öğretmek

ve ergenlik çağına geldiğinde evlendirmektir.” Ve buyurmuştur ki:

“Kocanın hanımı üzerindeki hakları şunlardır ki eğer kadın bir deve

terkisinde olsa bile kendi nefsini kocasından men etmeyip ondan izinsiz

Ramazan ayı haricinde bir gün bile oruç tutmasın. Kocasından habersiz

evinden dışarı bir yere gitmesin; sevap umarken günaha batmasın.” Ve

buyurmuştur ki: “Eğer bir kadın kocasının evinden izinsiz çıkarsa, namazı

kabul olmaz. Tâ ki evine geri dönüp elini eline verip “ne işlersen işle”

deyinceye kadar bu vebalden kurtulamaz.”

Ve buyurmuştur ki; “Her kim ki annesine ve babasına itaatkar olup sıla-i

rahim eylerse, aile fertlerine ve hizmetkârlarına yumuşaklıkla söz söylerse,

din kardeşlerine ikram edip kendi hânesinin ihtiyaçlarını da gözetirse, o

kimsenin mürüvveti tamdır.” Ve buyurmuştur ki; “Evliyâ ile oturup

âlimlerle konuşunuz. Hikmet ehliyle sohbet edip fukarâ ile ünsiyet ediniz.”

Ve buyurmuştur ki; “İki arkadaşın sözleri birbirine emanettir. Bunlardan

birine, öbürünün gizli sözünü başkalarına söylemesi helâl olmaz. Veya onun

gizli sırrını halka açık eylemesi câiz olmaz.” Ve buyurmuştur ki;

“Mü’minin mü’mine göre durumu rûh ile ceset mesâbesindedir.” Ve

buyurmuştur

ki;

“Mü’minin

mü’mine

bakması

ibadettir.

Yüzüne

gülümsemesi günahlarına keffârettir.” Ve buyurmuştur ki; “Bir mü’minin

gönlünü hoş etmek, Rahmân’ın rızâsını celb eder.” Ve buyurmuştur ki;

“Allah’a ve âhiret gününe inanan; komşusu ile iyi geçinsin, misafirine izzet

ve ikramda bulunsun. Ya hayır söylesin ya sussun.” Ve buyurmuştur ki; “Ey

Ebû Hureyre! Kendi nefsinin arzu ettiğini insanlar için de iste ki hakiki

mü’min olasın. Komşularınla iyi geçin ki Müslüman olasın.” Ve

buyurmuştur ki; “Cebrâil (a. s.) bana komşu haklarına riâyeti o kadar çok

tavsiye ederdi ki komşunun komşuya mirasçı olacağını zannederdim.”

Ve buyurmuştur ki: “Hakikaten benim size lâyık gördüğüm din bu dindir.

Ve bu dini ancak iki haslet takviye eder; bunlardan biri güzel ahlâk, biri de

cömertliktir. Şu halde bunlarla bu dine ikram etmek lâzımdır.” Ve

buyurmuştur ki: “Mü’min kardeşine üç geceden fazla küsmek ve ondan yüz

çevirip ayrı kalmak helâl olmaz. (Ola ki birbirine darılıp da küsmüş olan)

iki kişinin hayırlısı, önce selâm verip konuşandır.” Ve buyurmuştur ki:

“Kolay sadakada çok fazîlet vardır ki bu da birbirine küsüp ayrılan iki

kişinin aralarını düzeltmektir.” Ve buyurmuştur ki: “Kim iki mü’minin

arasını düzeltirse, Hak teala onun söylediği her kelimeye bir köle azat etme

sevabı verir.” Ve buyurmuştur ki: “Bir mil mesafede bir hastayı ziyaret et,

iki mil mesafede bir mü’min kardeşinin ziyaretine git, üç mil mesafede iki

kişinin aralarını ıslah et.” Ve buyurmuştur ki: “Sultana yakın olan

Rahmân’dan uzak olur. Yandaşı çok olanın şeytanı çok olur. Malı çok olanın

kederi hesapsız ve şiddetli olur.” Ve buyurmuştur ki: “Makam ve mevki

sahipleri ilimle hikmeti sizin yanınızda terk etmişlerdir. Öyleyse siz de

mülkü onlara bırakınız.”

Ve buyurmuştur ki; “Halka iyilikle muamele etmek, komşularla iyi

geçinmek ve sıla-i rahimi gözetmek Mevlâ’nın rızâsını kazanmaya vesiledir.

Ve bunlar bütün hataları silip yok edip giderici birer meziyettir.” Ve

buyurmuştur ki; “Halka iyilikle muamele etmek Allah tealanın rahmetinden

sahibinin burnunda bir yulardır ki o yuların bir ucu meleğin elindedir.

Melek onu hayra doğru çekip götürür. Hayırlar da onu cennete götürür.

Kötü ahlâk da Hak tealanın azabından sâhibinin burnunda takılı bir

yulardır ki onun bir ucu şeytanın elindedir. Şeytan ise onu şerre ve kötülüğe

doğru çekip götürür. Şer de onu cehenneme götürür.” Ve buyurmuştur ki;

“Her kimde şu üç özellik olmazsa; imanın tadını bulmaz. Bunlardan biri

hilmdir ki onunla câhilin gazabını giderir. Biri verâdır ki onunla

haramlardan men eder. Biri güzel ahlâktır ki onunla halkı (güzellikle) idare

eder.” Ve buyurmuştur ki; “Sadakaların en fazîletlisi insanları (güzellikle)

idare etmektir.” Ve buyurmuştur ki; “Namazı kılmakla emrolunduğum gibi,

insanları (güzellikle) idare etmekle de emrolundum.”

Ve buyurmuştur ki: “Kim hâkim (kadı) tayin olunursa, o bıçaksız kurban

olmuş demektir.” Ve buyurmuştur ki: “Zenginlere komşu olmaktan,

yöneticiler ve (dünya düşkünü) âlimlerle düşüp kalkmaktan sakınınız.” Ve

buyurmuştur ki: “Mütevâzılarla beraber siz de mütevâzı olunuz,

böbürlenenlere rastladığınızda siz de onlar gibi davranınız. Böyle

davranmanız onlar hakkında aşağılama, sizin için de sadaka ve izzet

hükmündedir.” Ve buyurmuştur ki: “Kim ki pabucunu dikip elbisesini

yamayıp (öylece giyerse) Mevlâ’ya secde etmekle alnı toza batarsa

muhakkak kibirden uzaklaşmış olur.” Ve buyurmuştur ki: “Kim ki ailesiyle

beraber oturup arpa ekmeği yer, yün elbise ve nalın giyip koyunlarını sağar,

fakirlerle birlikte oturup merkebine binerek yoluna giderse, muhakkak Hak

teala o kimsenin kalbinden kibri söküp atmıştır.” Ve buyurmuştur ki: “Dört

şey orucu ve abdesti bozar ve iyilikleri yok eder. Bunlar; yalan, gıybet, söz

taşıma (koğuculuk) ve nâ-mahreme bakmaktır.” Bu dördü her kötülüğün

başıdır. Nitekim su da her türlü ağacın kökü ve esasıdır.

Ve buyurmuştur ki; “Yumuşak huyluluk ve insanları iyilikle idare

etmekten nasibi olan dünya ve âhiret hayrını bulmuştur. Bunlardan nasibi

olmayan da dünya ve âhiret hayrından mahrum kalmıştır.” Ve buyurmuştur

ki; “İmandan sonra aklın başı insanları güzellikle idare etmektir. Halka

dostlukla yaklaşıp güzellikle kaynaşmak ve ünsiyet etmektir. Çünkü istişare

edenin işi rast gider. Sadece kendi görüşüyle yetinenin sonu iflastır.” Ve

buyurmuştur ki; “Dünyayı [370/b] terk eden Allah katında değer kazanır.

Halkın elinde olanı terk eden kalplerin sevgilisi olur.” Ve buyurmuştur ki;

“Emanet almayan rahat eder. İnsanlardan hiçbir şey istemeyen azîz olur.”

Ve buyurmuştur ki; “Mü’minlere şefkatle nasihat etmek saadet alâmetidir.”

Ve buyurmuştur ki; “Hak teala refîktir refîki sever, şiddeti ve kabalığı

sevmez. Yumuşak huylu için kıldığı lütfu kaba saba olan şiddet ehli için

kılmaz.” Ve buyurmuştur ki; “Hak teala bir hâne halkı hakkında hayır

murad ederse, onlarda yumuşak huyluluğu alışkanlık hâline getirir ve

onları sertlikten kurtarır. Çünkü yumuşak huyluluk bulunduğu nesneyi

ancak güzelleştirir ve süsler. Kabalık da bulunduğu nesneyi çirkin ve kötü

kılar.”

Ve buyurmuştur ki: “Kim hâkim (kadı) tayin olunursa, o bıçaksız kurban

olmuş demektir.” Ve buyurmuştur ki: “Zenginlere komşu olmaktan,

yöneticiler ve (dünya düşkünü) âlimlerle düşüp kalkmaktan sakınınız.” Ve

buyurmuştur ki: “Mütevâzılarla beraber siz de mütevâzı olunuz,

böbürlenenlere rastladığınızda siz de onlar gibi davranınız. Böyle

davranmanız onlar hakkında aşağılama, sizin için de sadaka ve izzet

hükmündedir.” Ve buyurmuştur ki: “Kim ki pabucunu dikip elbisesini

yamayıp (öylece giyerse) Mevlâ’ya secde etmekle alnı toza batarsa

muhakkak kibirden uzaklaşmış olur.” Ve buyurmuştur ki: “Kim ki ailesiyle

beraber oturup arpa ekmeği yer, yün elbise ve nalın giyip koyunlarını sağar,

fakirlerle birlikte oturup merkebine binerek yoluna giderse, muhakkak Hak

teala o kimsenin kalbinden kibri söküp atmıştır.” Ve buyurmuştur ki: “Dört

şey orucu ve abdesti bozar ve iyilikleri yok eder. Bunlar; yalan, gıybet, söz

taşıma (koğuculuk) ve nâ-mahreme bakmaktır.” Bu dördü her kötülüğün

başıdır. Nitekim su da her türlü ağacın kökü ve esasıdır.

Ve buyurmuştur ki; “Her kim ki annesine ve babasına itaatkar olup sıla-i

rahim eylerse, aile fertlerine ve hizmetkârlarına yumuşaklıkla söz söylerse,

din kardeşlerine ikram edip kendi hânesinin ihtiyaçlarını da gözetirse, o

kimsenin mürüvveti tamdır.” Ve buyurmuştur ki; “Evliyâ ile oturup

âlimlerle konuşunuz. Hikmet ehliyle sohbet edip fukarâ ile ünsiyet ediniz.”

Ve buyurmuştur ki; “İki arkadaşın sözleri birbirine emanettir. Bunlardan

birine, öbürünün gizli sözünü başkalarına söylemesi helâl olmaz. Veya onun

gizli sırrını halka açık eylemesi câiz olmaz.” Ve buyurmuştur ki;

“Mü’minin mü’mine göre durumu rûh ile ceset mesâbesindedir.” Ve

buyurmuştur

ki;

“Mü’minin

mü’mine

bakması

ibadettir.

Yüzüne

gülümsemesi günahlarına keffârettir.” Ve buyurmuştur ki; “Bir mü’minin

gönlünü hoş etmek, Rahmân’ın rızâsını celb eder.” Ve buyurmuştur ki;

“Allah’a ve âhiret gününe inanan; komşusu ile iyi geçinsin, misafirine izzet

ve ikramda bulunsun. Ya hayır söylesin ya sussun.” Ve buyurmuştur ki; “Ey

Ebû Hureyre! Kendi nefsinin arzu ettiğini insanlar için de iste ki hakiki

mü’min olasın. Komşularınla iyi geçin ki Müslüman olasın.” Ve

buyurmuştur ki; “Cebrâil (a. s.) bana komşu haklarına riâyeti o kadar çok

tavsiye ederdi ki komşunun komşuya mirasçı olacağını zannederdim.”

Ve buyurmuştur ki; “Yumuşak huyluluk ve insanları iyilikle idare

etmekten nasibi olan dünya ve âhiret hayrını bulmuştur. Bunlardan nasibi

olmayan da dünya ve âhiret hayrından mahrum kalmıştır.” Ve buyurmuştur

ki; “İmandan sonra aklın başı insanları güzellikle idare etmektir. Halka

dostlukla yaklaşıp güzellikle kaynaşmak ve ünsiyet etmektir. Çünkü istişare

edenin işi rast gider. Sadece kendi görüşüyle yetinenin sonu iflastır.” Ve

buyurmuştur ki; “Dünyayı [370/b] terk eden Allah katında değer kazanır.

Halkın elinde olanı terk eden kalplerin sevgilisi olur.” Ve buyurmuştur ki;

“Emanet almayan rahat eder. İnsanlardan hiçbir şey istemeyen azîz olur.”

Ve buyurmuştur ki; “Mü’minlere şefkatle nasihat etmek saadet alâmetidir.”

Ve buyurmuştur ki; “Hak teala refîktir refîki sever, şiddeti ve kabalığı

sevmez. Yumuşak huylu için kıldığı lütfu kaba saba olan şiddet ehli için

kılmaz.” Ve buyurmuştur ki; “Hak teala bir hâne halkı hakkında hayır

murad ederse, onlarda yumuşak huyluluğu alışkanlık hâline getirir ve

onları sertlikten kurtarır. Çünkü yumuşak huyluluk bulunduğu nesneyi

ancak güzelleştirir ve süsler. Kabalık da bulunduğu nesneyi çirkin ve kötü

kılar.”

Ve buyurmuştur ki; “Yumuşak huyluluk ve insanları iyilikle idare

etmekten nasibi olan dünya ve âhiret hayrını bulmuştur. Bunlardan nasibi

olmayan da dünya ve âhiret hayrından mahrum kalmıştır.” Ve buyurmuştur

ki; “İmandan sonra aklın başı insanları güzellikle idare etmektir. Halka

dostlukla yaklaşıp güzellikle kaynaşmak ve ünsiyet etmektir. Çünkü istişare

edenin işi rast gider. Sadece kendi görüşüyle yetinenin sonu iflastır.” Ve

buyurmuştur ki; “Dünyayı [370/b] terk eden Allah katında değer kazanır.

Halkın elinde olanı terk eden kalplerin sevgilisi olur.” Ve buyurmuştur ki;

“Emanet almayan rahat eder. İnsanlardan hiçbir şey istemeyen azîz olur.”

Ve buyurmuştur ki; “Mü’minlere şefkatle nasihat etmek saadet alâmetidir.”

Ve buyurmuştur ki; “Hak teala refîktir refîki sever, şiddeti ve kabalığı

sevmez. Yumuşak huylu için kıldığı lütfu kaba saba olan şiddet ehli için

kılmaz.” Ve buyurmuştur ki; “Hak teala bir hâne halkı hakkında hayır

murad ederse, onlarda yumuşak huyluluğu alışkanlık hâline getirir ve

onları sertlikten kurtarır. Çünkü yumuşak huyluluk bulunduğu nesneyi

ancak güzelleştirir ve süsler. Kabalık da bulunduğu nesneyi çirkin ve kötü

kılar.”

Ve buyurmuştur ki; “Ümmetimin abdalları çok namaz kılmakla ve çok

oruç tutmakla cennete girmezler. Belki yaratılmışlara karşı merhametli olup

sadr selâmetliği [hiç kimseye karşı içlerinde art niyetlerinin olmayışı] ile ve

cömertlikle girerler.” Ve o Hazret (.s.a.v.) mübarek eliyle yetimlerin başını

okşardı. Onlara iyilikte bulunur, tebessüm ederek konuşurdu. Ve

buyurmuştur ki; “Ey Muaz! Yetim çocuklara karşı merhametli peder gibi

olasın. Ve şunu yakînen bilesin ki ektiğini biçersin.” Ve buyurmuştur ki;

“Kim ki Müslüman kardeşini dünyada sevindirirse, Hak teala onu hem

dünyada hem de âhirette sevindirir. Kim de Müslüman kardeşini dünya

sıkıntılarının birinden kurtarırsa,

Hak

teala onu kıyamet günü

sıkıntılarından kurtarır.” Ve buyurmuştur ki; “Hak tealanın bir kulu eğer ki

mü’min kardeşlerine yardımda bulunursa, Mevlâ teala da onun

yardımındadır.” Ve buyurmuştur ki; “Anne babasına ihsanda bulunup

ikram eden için cennetin iki kapısı açıktır.” Ve buyurmuştur ki; “Hak teala

o kimseye rahmet eylesin ki kendi evlâdına yardım eder:” Yani ebeveyn,

çocuklarının kendilerine âsî olacağı bir işi yapması için ona emretmezler.

Ve buyurmuştur ki; “Amellerin en fazîletlisi, bir mü’minin gönlünü

ferahlatmaktır.” Ve buyurmuştur ki; “Bir kimsenin kendi ailesi efradına bir

dirhem infak etmesi, benim nazarımda Hak yolunda bin dirhem

harcamasından daha güzeldir. Ve bir kimse anne babasına bir gün itaatkar

olsa, benim nazarımda bin yıl ibadetinden hayırlıdır.” Ve buyurmuştur ki;

“Bir kimsenin ailesi yanında kalmaya bir sâat vakit ayırması, benim

nazarımda bir mescidde itikafa girmesinden fazîletlidir.” Ve buyurmuştur

ki; “İmanı kâmil olan bir mü’min, aile fertleri yanında huyu güzel ve geçimi

iyi olandır.” Ve buyurmuştur ki; “Kadınlara karşı hayırla yaklaşıp

yumuşaklıkla [370/a] muamele ediniz. Çünkü onlar kendi başlarına buyruk

olmayıp hürriyetleri size bağlı olduğu halde Allah’ın emaneti olarak

yanınızda bulunmaktadır.” Ve buyurmuştur ki; “Kendi kölesine eliyle

vuranın keffâreti onu âzâd eylemektir.” Ve buyurmuştur ki; “Diline sahip

olanın kusurları örtülür, öfkesine hâkim olanın günahları bağışlanır.” Ve

buyurmuştur ki; “Kadın ve erkek hizmetçilerinize lütufkâr davranıp onlarla

yumuşaklıkla konuşunuz. Bir günde yetmiş kere kusur işleseler de affediniz.

Onlara kendi yediklerinizden yedirip kendi giydiklerinizden giydirip

evlâdınız gibi ikram ediniz. Onlara güçlerinin üstünde iş buyurmayınız ki

onların bedenleri de et, (kemik) ve kandır. Onlar da sizler gibi insanlardır.

(Biliniz ki) onlara zulmedenlerin hasmı âlemlerin yaratıcısı olan Hazret-i

Allah’tır.”

Ve buyurmuştur ki; “Mü’minler birbirinin kardeşidir. Ve âlimler bir nefis

gibidir.” Ve buyurmuştur ki; “Birbirinize bir şeyler veriniz. Tâ ki

birbirinize muhabbet edesiniz.” Ve buyurmuştur ki; “Halkın hayırlısı

insanlara faydalı olandır.” Onun içindir ki ashâb-ı güzîn, onların izince

giden tâbiîn ve İslâm âlimleri hep birbirlerine yardım ederler ve yek

diğerine menfaat sağlarlardı. Belki kitab ehline (Hırıstiyanlar ve Yahudiler)

ve bütün yaratılmışlara merhamet edip yardımlarına koşarlardı.

Evlenmenin üç âfetinden birincisi; helâl kazanç temin etmekten âciz

kalmaktır. Nitekim haberde “Hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden

sorumlusunuz” buyurulduğu rivayet olunmuştur. Burada kendisinden

sığınılan (cehd), aile fertlerinin çokluğu olmaksızın ve malın azlığı ile

yorumlanmıştır. Yahut da bu bekârlık ve yalnızlığı övmektir, denilmiştir.

“Ey ümmetim ve ashâbım! Cenâb-ı Hakk’ın ahlâkıyla ahlâklanınız.

Muhakkak ki ilim ve hilim onun ahlâkındadır. İlim ancak öğrenmekle, hilm

yumuşak huylu olmaya çalışmakla (tahallüm) elde edilir. Hayır dileyen

kimse elbette hayır bulur. Şerden sakınan korunur ve selâmet bulur.” Ve

buyurmuştur ki: “İlmi talep ediniz. İlimle birlikte hilmi ve sekîneti talep

ediniz. İlim öğrettiğiniz talebelere gayet yumuşaklıkla söz söyleyiniz.

Kendilerinden ilim öğrendiğiniz üstâdlarınıza hürmet ediniz. Katı ve kaba

âlimlerden olmayınız ki cehaletiniz size galip gelmesin.” Ve buyurmuştur

ki: “Ey ümmetim! Sizden alâkayı kesen yakınlarınıza sıla-i rahimde

bulununuz. Sizi mahrum bırakana siz ikram ediniz. Size câhilce ve kaba

davranana siz hilim ile muamele ediniz ki Allah katında değeriniz yüce

olsun.”

Ve buyurmuştur ki; “Her kim ki annesine ve babasına itaatkar olup sıla-i

rahim eylerse, aile fertlerine ve hizmetkârlarına yumuşaklıkla söz söylerse,

din kardeşlerine ikram edip kendi hânesinin ihtiyaçlarını da gözetirse, o

kimsenin mürüvveti tamdır.” Ve buyurmuştur ki; “Evliyâ ile oturup

âlimlerle konuşunuz. Hikmet ehliyle sohbet edip fukarâ ile ünsiyet ediniz.”

Ve buyurmuştur ki; “İki arkadaşın sözleri birbirine emanettir. Bunlardan

birine, öbürünün gizli sözünü başkalarına söylemesi helâl olmaz. Veya onun

gizli sırrını halka açık eylemesi câiz olmaz.” Ve buyurmuştur ki;

“Mü’minin mü’mine göre durumu rûh ile ceset mesâbesindedir.” Ve

buyurmuştur

ki;

“Mü’minin

mü’mine

bakması

ibadettir.

Yüzüne

gülümsemesi günahlarına keffârettir.” Ve buyurmuştur ki; “Bir mü’minin

gönlünü hoş etmek, Rahmân’ın rızâsını celb eder.” Ve buyurmuştur ki;

“Allah’a ve âhiret gününe inanan; komşusu ile iyi geçinsin, misafirine izzet

ve ikramda bulunsun. Ya hayır söylesin ya sussun.” Ve buyurmuştur ki; “Ey

Ebû Hureyre! Kendi nefsinin arzu ettiğini insanlar için de iste ki hakiki

mü’min olasın. Komşularınla iyi geçin ki Müslüman olasın.” Ve

buyurmuştur ki; “Cebrâil (a. s.) bana komşu haklarına riâyeti o kadar çok

tavsiye ederdi ki komşunun komşuya mirasçı olacağını zannederdim.”

Ve buyurmuştur ki; “Mü’minler birbirinin kardeşidir. Ve âlimler bir nefis

gibidir.” Ve buyurmuştur ki; “Birbirinize bir şeyler veriniz. Tâ ki

birbirinize muhabbet edesiniz.” Ve buyurmuştur ki; “Halkın hayırlısı

insanlara faydalı olandır.” Onun içindir ki ashâb-ı güzîn, onların izince

giden tâbiîn ve İslâm âlimleri hep birbirlerine yardım ederler ve yek

diğerine menfaat sağlarlardı. Belki kitab ehline (Hırıstiyanlar ve Yahudiler)

ve bütün yaratılmışlara merhamet edip yardımlarına koşarlardı.

Ve buyurmuştur ki: “Hakikaten benim size lâyık gördüğüm din bu dindir.

Ve bu dini ancak iki haslet takviye eder; bunlardan biri güzel ahlâk, biri de

cömertliktir. Şu halde bunlarla bu dine ikram etmek lâzımdır.” Ve

buyurmuştur ki: “Mü’min kardeşine üç geceden fazla küsmek ve ondan yüz

çevirip ayrı kalmak helâl olmaz. (Ola ki birbirine darılıp da küsmüş olan)

iki kişinin hayırlısı, önce selâm verip konuşandır.” Ve buyurmuştur ki:

“Kolay sadakada çok fazîlet vardır ki bu da birbirine küsüp ayrılan iki

kişinin aralarını düzeltmektir.” Ve buyurmuştur ki: “Kim iki mü’minin

arasını düzeltirse, Hak teala onun söylediği her kelimeye bir köle azat etme

sevabı verir.” Ve buyurmuştur ki: “Bir mil mesafede bir hastayı ziyaret et,

iki mil mesafede bir mü’min kardeşinin ziyaretine git, üç mil mesafede iki

kişinin aralarını ıslah et.” Ve buyurmuştur ki: “Sultana yakın olan

Rahmân’dan uzak olur. Yandaşı çok olanın şeytanı çok olur. Malı çok olanın

kederi hesapsız ve şiddetli olur.” Ve buyurmuştur ki: “Makam ve mevki

sahipleri ilimle hikmeti sizin yanınızda terk etmişlerdir. Öyleyse siz de

mülkü onlara bırakınız.”

Ve buyurmuştur ki: “Yetim çocuk dövülürse, onun ağlaması sebebiyle

Rahmân’ın arşı titrer. O zaman Hak teala buyurur ki; “Meleklerim şâhit

olunuz ki o yetimi râzı edeni ben de kendi katımda râzı ederim.” Ve

buyurmuştur ki: “Kim ki pazardan evlâdına bir turfanda meyve getirirse,

onu tasadduk etmiş gibi ecir alır. Onu ilk önce kızlara versin ki onların

kalbi rakik olduğundan Hak teala onlara karşı daha merhametlidir.” Ve

buyurmuştur ki: “Evlâdın anne babası üzerinde üç hakkı vardır;

doğduğunda güzel bir isim vermek, aklı erdiğinde okuma yazma öğretmek

ve ergenlik çağına geldiğinde evlendirmektir.” Ve buyurmuştur ki:

“Kocanın hanımı üzerindeki hakları şunlardır ki eğer kadın bir deve

terkisinde olsa bile kendi nefsini kocasından men etmeyip ondan izinsiz

Ramazan ayı haricinde bir gün bile oruç tutmasın. Kocasından habersiz

evinden dışarı bir yere gitmesin; sevap umarken günaha batmasın.” Ve

buyurmuştur ki: “Eğer bir kadın kocasının evinden izinsiz çıkarsa, namazı

kabul olmaz. Tâ ki evine geri dönüp elini eline verip “ne işlersen işle”

deyinceye kadar bu vebalden kurtulamaz.”

Ve buyurmuştur ki; “Amellerin en fazîletlisi, bir mü’minin gönlünü

ferahlatmaktır.” Ve buyurmuştur ki; “Bir kimsenin kendi ailesi efradına bir

dirhem infak etmesi, benim nazarımda Hak yolunda bin dirhem

harcamasından daha güzeldir. Ve bir kimse anne babasına bir gün itaatkar

olsa, benim nazarımda bin yıl ibadetinden hayırlıdır.” Ve buyurmuştur ki;

“Bir kimsenin ailesi yanında kalmaya bir sâat vakit ayırması, benim

nazarımda bir mescidde itikafa girmesinden fazîletlidir.” Ve buyurmuştur

ki; “İmanı kâmil olan bir mü’min, aile fertleri yanında huyu güzel ve geçimi

iyi olandır.” Ve buyurmuştur ki; “Kadınlara karşı hayırla yaklaşıp

yumuşaklıkla [370/a] muamele ediniz. Çünkü onlar kendi başlarına buyruk

olmayıp hürriyetleri size bağlı olduğu halde Allah’ın emaneti olarak

yanınızda bulunmaktadır.” Ve buyurmuştur ki; “Kendi kölesine eliyle

vuranın keffâreti onu âzâd eylemektir.” Ve buyurmuştur ki; “Diline sahip

olanın kusurları örtülür, öfkesine hâkim olanın günahları bağışlanır.” Ve

buyurmuştur ki; “Kadın ve erkek hizmetçilerinize lütufkâr davranıp onlarla

yumuşaklıkla konuşunuz. Bir günde yetmiş kere kusur işleseler de affediniz.

Onlara kendi yediklerinizden yedirip kendi giydiklerinizden giydirip

evlâdınız gibi ikram ediniz. Onlara güçlerinin üstünde iş buyurmayınız ki

onların bedenleri de et, (kemik) ve kandır. Onlar da sizler gibi insanlardır.

(Biliniz ki) onlara zulmedenlerin hasmı âlemlerin yaratıcısı olan Hazret-i

Allah’tır.”

Üçüncü faydası şudur; Evlenen adamın nefsi eşiyle rahat ve huzur bulur.

Çünkü insan nefsi bir işe devam ederse ondan yorulur. Onun içindir ki

“Zihinlerin rehâveti, bedenlerin rehâveti gibidir” denilmiştir. Hak teala;

“Gönlü ısınsın diye ondan eşini var etti” (A’râf 7/189) buyurmuş ve her

kuluna ehliyle lezzetlenmek lâzım olduğunu duyurmuştur. Hadis-i şerifte

ise; “Sizin dünyanızdan bana üç şey sevdirildi; kadınlar, güzel koku ve

gözümün nûru namaz” rivayeti gelmiştir. O Hazret’e ilâhî nûrların

mükâşefesi ağır geldikçe “Benimle konuş ey Âişe!” diyerek, mübarek elini

üzerine koyup onunla şakalaşmıştır.

Ve buyurmuştur ki; “Halka iyilikle muamele etmek, komşularla iyi

geçinmek ve sıla-i rahimi gözetmek Mevlâ’nın rızâsını kazanmaya vesiledir.

Ve bunlar bütün hataları silip yok edip giderici birer meziyettir.” Ve

buyurmuştur ki; “Halka iyilikle muamele etmek Allah tealanın rahmetinden

sahibinin burnunda bir yulardır ki o yuların bir ucu meleğin elindedir.

Melek onu hayra doğru çekip götürür. Hayırlar da onu cennete götürür.

Kötü ahlâk da Hak tealanın azabından sâhibinin burnunda takılı bir

yulardır ki onun bir ucu şeytanın elindedir. Şeytan ise onu şerre ve kötülüğe

doğru çekip götürür. Şer de onu cehenneme götürür.” Ve buyurmuştur ki;

“Her kimde şu üç özellik olmazsa; imanın tadını bulmaz. Bunlardan biri

hilmdir ki onunla câhilin gazabını giderir. Biri verâdır ki onunla

haramlardan men eder. Biri güzel ahlâktır ki onunla halkı (güzellikle) idare

eder.” Ve buyurmuştur ki; “Sadakaların en fazîletlisi insanları (güzellikle)

idare etmektir.” Ve buyurmuştur ki; “Namazı kılmakla emrolunduğum gibi,

insanları (güzellikle) idare etmekle de emrolundum.”

“Ey ümmetim ve ashâbım! Cenâb-ı Hakk’ın ahlâkıyla ahlâklanınız.

Muhakkak ki ilim ve hilim onun ahlâkındadır. İlim ancak öğrenmekle, hilm

yumuşak huylu olmaya çalışmakla (tahallüm) elde edilir. Hayır dileyen

kimse elbette hayır bulur. Şerden sakınan korunur ve selâmet bulur.” Ve

buyurmuştur ki: “İlmi talep ediniz. İlimle birlikte hilmi ve sekîneti talep

ediniz. İlim öğrettiğiniz talebelere gayet yumuşaklıkla söz söyleyiniz.

Kendilerinden ilim öğrendiğiniz üstâdlarınıza hürmet ediniz. Katı ve kaba

âlimlerden olmayınız ki cehaletiniz size galip gelmesin.” Ve buyurmuştur

ki: “Ey ümmetim! Sizden alâkayı kesen yakınlarınıza sıla-i rahimde

bulununuz. Sizi mahrum bırakana siz ikram ediniz. Size câhilce ve kaba

davranana siz hilim ile muamele ediniz ki Allah katında değeriniz yüce

olsun.”

O zaman ol Hazret (s.a.v.) ashâbına cevap verip demiştir ki; “Ben

Allah’ın mahlûkatına lânet etmek için gönderilmedim, bilakis onları Hakk’a

davet etmek için gönderildim. Bu sebeple âlemlere rahmet kılınmışımdır .

Allah’ım! Kavmime hidayet eyle! Çünkü onlar bilmiyorlar.”

Ve buyurmuştur ki: “Bir kadın beş vakit namazını kılsa, bir ay orucunu

tutsa, kendini nâ-mahremden korusa ve kocasına hep itaat etse cennet-i

âlâya girer.” Ve buyurmuştur ki: “Komşunun komşu üzerindeki hakları

sekizdir; eğer senden bir şeyi borç isterse veresin, davet ederse davetine

gidesin, yardım isterse yardım edesin, bir hayra nail olursa tebrik edesin,

başına bir musibet gelirse tesellî edesin, hastalanırsa ziyaretine gidesin,

vefat ederse cenazesine gidesin ve eğer komşun kaybolursa hânesini ve

ailesini muhafaza edesin.” Ve buyurmuştur ki: “Komşuluk üç türlüdür ki

bazısının üç kat hakkı, bazısının iki kat hakkı ve bazısının da bir kat hakkı

vardır: Üç kat hakkı olan olan sana yakın ve Müslüman olan komşudur.

Bunlardan biri yakınlık hakkı, biri Müslüman olmanın hakkı ve biri de

komşuluk hakkıdır. İki kat hakkı olan senin Müslüman komşundur. Bir kat

hakkı olan ise senin zimmî komşundur.” Ve buyurmuştur ki: “Cennetteki

köşkler o mü’minler içindir ki onlar; yemek yedirirler, selâmı yayarlar,

gündüzleri oruçlu ve geceleri ibadetle kaim olurlar.”

Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.); “Evleniniz, çoğalınız. Kıyamet gününde –

düşük çocuk da olsa- sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı övünürüm”

buyurmuştur. Yine o Hazret (a. s.); “Fakirlik korkusuyla evliliği terk eden

bizden değildir.” [374/a] buyurup evlilik(te rızkın temini) konusunda

(Allah’a) tevekkül etmeyenlerin, insanların en şerlileri olduğunu

duyurmuştur.

Ve buyurmuştur ki; “Ümmetimin abdalları çok namaz kılmakla ve çok

oruç tutmakla cennete girmezler. Belki yaratılmışlara karşı merhametli olup

sadr selâmetliği [hiç kimseye karşı içlerinde art niyetlerinin olmayışı] ile ve

cömertlikle girerler.” Ve o Hazret (.s.a.v.) mübarek eliyle yetimlerin başını

okşardı. Onlara iyilikte bulunur, tebessüm ederek konuşurdu. Ve

buyurmuştur ki; “Ey Muaz! Yetim çocuklara karşı merhametli peder gibi

olasın. Ve şunu yakînen bilesin ki ektiğini biçersin.” Ve buyurmuştur ki;

“Kim ki Müslüman kardeşini dünyada sevindirirse, Hak teala onu hem

dünyada hem de âhirette sevindirir. Kim de Müslüman kardeşini dünya

sıkıntılarının birinden kurtarırsa,

Hak

teala onu kıyamet günü

sıkıntılarından kurtarır.” Ve buyurmuştur ki; “Hak tealanın bir kulu eğer ki

mü’min kardeşlerine yardımda bulunursa, Mevlâ teala da onun

yardımındadır.” Ve buyurmuştur ki; “Anne babasına ihsanda bulunup

ikram eden için cennetin iki kapısı açıktır.” Ve buyurmuştur ki; “Hak teala

o kimseye rahmet eylesin ki kendi evlâdına yardım eder:” Yani ebeveyn,

çocuklarının kendilerine âsî olacağı bir işi yapması için ona emretmezler.

Ve buyurmuştur ki; “Her kim ki annesine ve babasına itaatkar olup sıla-i

rahim eylerse, aile fertlerine ve hizmetkârlarına yumuşaklıkla söz söylerse,

din kardeşlerine ikram edip kendi hânesinin ihtiyaçlarını da gözetirse, o

kimsenin mürüvveti tamdır.” Ve buyurmuştur ki; “Evliyâ ile oturup

âlimlerle konuşunuz. Hikmet ehliyle sohbet edip fukarâ ile ünsiyet ediniz.”

Ve buyurmuştur ki; “İki arkadaşın sözleri birbirine emanettir. Bunlardan

birine, öbürünün gizli sözünü başkalarına söylemesi helâl olmaz. Veya onun

gizli sırrını halka açık eylemesi câiz olmaz.” Ve buyurmuştur ki;

“Mü’minin mü’mine göre durumu rûh ile ceset mesâbesindedir.” Ve

buyurmuştur

ki;

“Mü’minin

mü’mine

bakması

ibadettir.

Yüzüne

gülümsemesi günahlarına keffârettir.” Ve buyurmuştur ki; “Bir mü’minin

gönlünü hoş etmek, Rahmân’ın rızâsını celb eder.” Ve buyurmuştur ki;

“Allah’a ve âhiret gününe inanan; komşusu ile iyi geçinsin, misafirine izzet

ve ikramda bulunsun. Ya hayır söylesin ya sussun.” Ve buyurmuştur ki; “Ey

Ebû Hureyre! Kendi nefsinin arzu ettiğini insanlar için de iste ki hakiki

mü’min olasın. Komşularınla iyi geçin ki Müslüman olasın.” Ve

buyurmuştur ki; “Cebrâil (a. s.) bana komşu haklarına riâyeti o kadar çok

tavsiye ederdi ki komşunun komşuya mirasçı olacağını zannederdim.”

Ve buyurmuştur ki; “Amellerin en fazîletlisi, bir mü’minin gönlünü

ferahlatmaktır.” Ve buyurmuştur ki; “Bir kimsenin kendi ailesi efradına bir

dirhem infak etmesi, benim nazarımda Hak yolunda bin dirhem

harcamasından daha güzeldir. Ve bir kimse anne babasına bir gün itaatkar

olsa, benim nazarımda bin yıl ibadetinden hayırlıdır.” Ve buyurmuştur ki;

“Bir kimsenin ailesi yanında kalmaya bir sâat vakit ayırması, benim

nazarımda bir mescidde itikafa girmesinden fazîletlidir.” Ve buyurmuştur

ki; “İmanı kâmil olan bir mü’min, aile fertleri yanında huyu güzel ve geçimi

iyi olandır.” Ve buyurmuştur ki; “Kadınlara karşı hayırla yaklaşıp

yumuşaklıkla [370/a] muamele ediniz. Çünkü onlar kendi başlarına buyruk

olmayıp hürriyetleri size bağlı olduğu halde Allah’ın emaneti olarak

yanınızda bulunmaktadır.” Ve buyurmuştur ki; “Kendi kölesine eliyle

vuranın keffâreti onu âzâd eylemektir.” Ve buyurmuştur ki; “Diline sahip

olanın kusurları örtülür, öfkesine hâkim olanın günahları bağışlanır.” Ve

buyurmuştur ki; “Kadın ve erkek hizmetçilerinize lütufkâr davranıp onlarla

yumuşaklıkla konuşunuz. Bir günde yetmiş kere kusur işleseler de affediniz.

Onlara kendi yediklerinizden yedirip kendi giydiklerinizden giydirip

evlâdınız gibi ikram ediniz. Onlara güçlerinin üstünde iş buyurmayınız ki

onların bedenleri de et, (kemik) ve kandır. Onlar da sizler gibi insanlardır.

(Biliniz ki) onlara zulmedenlerin hasmı âlemlerin yaratıcısı olan Hazret-i

Allah’tır.”

Ve buyurmuştur ki; “Yumuşak huyluluk ve insanları iyilikle idare

etmekten nasibi olan dünya ve âhiret hayrını bulmuştur. Bunlardan nasibi

olmayan da dünya ve âhiret hayrından mahrum kalmıştır.” Ve buyurmuştur

ki; “İmandan sonra aklın başı insanları güzellikle idare etmektir. Halka

dostlukla yaklaşıp güzellikle kaynaşmak ve ünsiyet etmektir. Çünkü istişare

edenin işi rast gider. Sadece kendi görüşüyle yetinenin sonu iflastır.” Ve

buyurmuştur ki; “Dünyayı [370/b] terk eden Allah katında değer kazanır.

Halkın elinde olanı terk eden kalplerin sevgilisi olur.” Ve buyurmuştur ki;

“Emanet almayan rahat eder. İnsanlardan hiçbir şey istemeyen azîz olur.”

Ve buyurmuştur ki; “Mü’minlere şefkatle nasihat etmek saadet alâmetidir.”

Ve buyurmuştur ki; “Hak teala refîktir refîki sever, şiddeti ve kabalığı

sevmez. Yumuşak huylu için kıldığı lütfu kaba saba olan şiddet ehli için

kılmaz.” Ve buyurmuştur ki; “Hak teala bir hâne halkı hakkında hayır

murad ederse, onlarda yumuşak huyluluğu alışkanlık hâline getirir ve

onları sertlikten kurtarır. Çünkü yumuşak huyluluk bulunduğu nesneyi

ancak güzelleştirir ve süsler. Kabalık da bulunduğu nesneyi çirkin ve kötü

kılar.”

Ve buyurmuştur ki; “Ümmetimin abdalları çok namaz kılmakla ve çok

oruç tutmakla cennete girmezler. Belki yaratılmışlara karşı merhametli olup

sadr selâmetliği [hiç kimseye karşı içlerinde art niyetlerinin olmayışı] ile ve

cömertlikle girerler.” Ve o Hazret (.s.a.v.) mübarek eliyle yetimlerin başını

okşardı. Onlara iyilikte bulunur, tebessüm ederek konuşurdu. Ve

buyurmuştur ki; “Ey Muaz! Yetim çocuklara karşı merhametli peder gibi

olasın. Ve şunu yakînen bilesin ki ektiğini biçersin.” Ve buyurmuştur ki;

“Kim ki Müslüman kardeşini dünyada sevindirirse, Hak teala onu hem

dünyada hem de âhirette sevindirir. Kim de Müslüman kardeşini dünya

sıkıntılarının birinden kurtarırsa,

Hak

teala onu kıyamet günü

sıkıntılarından kurtarır.” Ve buyurmuştur ki; “Hak tealanın bir kulu eğer ki

mü’min kardeşlerine yardımda bulunursa, Mevlâ teala da onun

yardımındadır.” Ve buyurmuştur ki; “Anne babasına ihsanda bulunup

ikram eden için cennetin iki kapısı açıktır.” Ve buyurmuştur ki; “Hak teala

o kimseye rahmet eylesin ki kendi evlâdına yardım eder:” Yani ebeveyn,

çocuklarının kendilerine âsî olacağı bir işi yapması için ona emretmezler.

Ve buyurmuştur ki: “Kim hâkim (kadı) tayin olunursa, o bıçaksız kurban

olmuş demektir.” Ve buyurmuştur ki: “Zenginlere komşu olmaktan,

yöneticiler ve (dünya düşkünü) âlimlerle düşüp kalkmaktan sakınınız.” Ve

buyurmuştur ki: “Mütevâzılarla beraber siz de mütevâzı olunuz,

böbürlenenlere rastladığınızda siz de onlar gibi davranınız. Böyle

davranmanız onlar hakkında aşağılama, sizin için de sadaka ve izzet

hükmündedir.” Ve buyurmuştur ki: “Kim ki pabucunu dikip elbisesini

yamayıp (öylece giyerse) Mevlâ’ya secde etmekle alnı toza batarsa

muhakkak kibirden uzaklaşmış olur.” Ve buyurmuştur ki: “Kim ki ailesiyle

beraber oturup arpa ekmeği yer, yün elbise ve nalın giyip koyunlarını sağar,

fakirlerle birlikte oturup merkebine binerek yoluna giderse, muhakkak Hak

teala o kimsenin kalbinden kibri söküp atmıştır.” Ve buyurmuştur ki: “Dört

şey orucu ve abdesti bozar ve iyilikleri yok eder. Bunlar; yalan, gıybet, söz

taşıma (koğuculuk) ve nâ-mahreme bakmaktır.” Bu dördü her kötülüğün

başıdır. Nitekim su da her türlü ağacın kökü ve esasıdır.

Ve buyurmuştur ki: “Hakikaten benim size lâyık gördüğüm din bu dindir.

Ve bu dini ancak iki haslet takviye eder; bunlardan biri güzel ahlâk, biri de

cömertliktir. Şu halde bunlarla bu dine ikram etmek lâzımdır.” Ve

buyurmuştur ki: “Mü’min kardeşine üç geceden fazla küsmek ve ondan yüz

çevirip ayrı kalmak helâl olmaz. (Ola ki birbirine darılıp da küsmüş olan)

iki kişinin hayırlısı, önce selâm verip konuşandır.” Ve buyurmuştur ki:

“Kolay sadakada çok fazîlet vardır ki bu da birbirine küsüp ayrılan iki

kişinin aralarını düzeltmektir.” Ve buyurmuştur ki: “Kim iki mü’minin

arasını düzeltirse, Hak teala onun söylediği her kelimeye bir köle azat etme

sevabı verir.” Ve buyurmuştur ki: “Bir mil mesafede bir hastayı ziyaret et,

iki mil mesafede bir mü’min kardeşinin ziyaretine git, üç mil mesafede iki

kişinin aralarını ıslah et.” Ve buyurmuştur ki: “Sultana yakın olan

Rahmân’dan uzak olur. Yandaşı çok olanın şeytanı çok olur. Malı çok olanın

kederi hesapsız ve şiddetli olur.” Ve buyurmuştur ki: “Makam ve mevki

sahipleri ilimle hikmeti sizin yanınızda terk etmişlerdir. Öyleyse siz de

mülkü onlara bırakınız.”

Ve buyurmuştur ki: “Yetim çocuk dövülürse, onun ağlaması sebebiyle

Rahmân’ın arşı titrer. O zaman Hak teala buyurur ki; “Meleklerim şâhit

olunuz ki o yetimi râzı edeni ben de kendi katımda râzı ederim.” Ve

buyurmuştur ki: “Kim ki pazardan evlâdına bir turfanda meyve getirirse,

onu tasadduk etmiş gibi ecir alır. Onu ilk önce kızlara versin ki onların

kalbi rakik olduğundan Hak teala onlara karşı daha merhametlidir.” Ve

buyurmuştur ki: “Evlâdın anne babası üzerinde üç hakkı vardır;

doğduğunda güzel bir isim vermek, aklı erdiğinde okuma yazma öğretmek

ve ergenlik çağına geldiğinde evlendirmektir.” Ve buyurmuştur ki:

“Kocanın hanımı üzerindeki hakları şunlardır ki eğer kadın bir deve

terkisinde olsa bile kendi nefsini kocasından men etmeyip ondan izinsiz

Ramazan ayı haricinde bir gün bile oruç tutmasın. Kocasından habersiz

evinden dışarı bir yere gitmesin; sevap umarken günaha batmasın.” Ve

buyurmuştur ki: “Eğer bir kadın kocasının evinden izinsiz çıkarsa, namazı

kabul olmaz. Tâ ki evine geri dönüp elini eline verip “ne işlersen işle”

deyinceye kadar bu vebalden kurtulamaz.”

Ve buyurmuştur ki; “Mü’minler birbirinin kardeşidir. Ve âlimler bir nefis

gibidir.” Ve buyurmuştur ki; “Birbirinize bir şeyler veriniz. Tâ ki

birbirinize muhabbet edesiniz.” Ve buyurmuştur ki; “Halkın hayırlısı

insanlara faydalı olandır.” Onun içindir ki ashâb-ı güzîn, onların izince

giden tâbiîn ve İslâm âlimleri hep birbirlerine yardım ederler ve yek

diğerine menfaat sağlarlardı. Belki kitab ehline (Hırıstiyanlar ve Yahudiler)

ve bütün yaratılmışlara merhamet edip yardımlarına koşarlardı.

Ve buyurmuştur ki; “Yumuşak huyluluk ve insanları iyilikle idare

etmekten nasibi olan dünya ve âhiret hayrını bulmuştur. Bunlardan nasibi

olmayan da dünya ve âhiret hayrından mahrum kalmıştır.” Ve buyurmuştur

ki; “İmandan sonra aklın başı insanları güzellikle idare etmektir. Halka

dostlukla yaklaşıp güzellikle kaynaşmak ve ünsiyet etmektir. Çünkü istişare

edenin işi rast gider. Sadece kendi görüşüyle yetinenin sonu iflastır.” Ve

buyurmuştur ki; “Dünyayı [370/b] terk eden Allah katında değer kazanır.

Halkın elinde olanı terk eden kalplerin sevgilisi olur.” Ve buyurmuştur ki;

“Emanet almayan rahat eder. İnsanlardan hiçbir şey istemeyen azîz olur.”

Ve buyurmuştur ki; “Mü’minlere şefkatle nasihat etmek saadet alâmetidir.”

Ve buyurmuştur ki; “Hak teala refîktir refîki sever, şiddeti ve kabalığı

sevmez. Yumuşak huylu için kıldığı lütfu kaba saba olan şiddet ehli için

kılmaz.” Ve buyurmuştur ki; “Hak teala bir hâne halkı hakkında hayır

murad ederse, onlarda yumuşak huyluluğu alışkanlık hâline getirir ve

onları sertlikten kurtarır. Çünkü yumuşak huyluluk bulunduğu nesneyi

ancak güzelleştirir ve süsler. Kabalık da bulunduğu nesneyi çirkin ve kötü

kılar.”