DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Sekizinci Madde
Sekizinci Madde
Evliyâ-yı kirâma mahsus müşâhadenin en son raddesini ve bu
müşâhadenin alâmetlerini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Müşâhade
mücâhedenin neticesidir. Müşâhade, gaybın hâllerinden kalbin haberdar
olmasıdır. Nitekim haberde şöyle vârid olmuştur: “Senin aslâ göremediğini,
müşâhade ehli görür.”
Müşâhede, fenâsıyla eşyayı görmektir. Müşâhade, [eşyada ortaya çıkan]
sıfatlarda o sıfatların sahibini görmektir. Müşâhade mâsivâdan uzaklaşıp her
halde Hak ile beraber olmaktır. Müşâhade varlık sahnesine çıkmış her
mevcut ile maksudu olan Allah tealayı görmektir.
Kıta
Dostum zerreler âyîne-i dîdârındır
Nefsini bilmiş o ârif ki haberdârındır
Gerçi cândan bana nezdîksin ey cân-ı cihân
Cümleden dûr bana va‘de-i dîdârındır
Günümüz Türkçesiyle
Ey dostum! Zerreler yüzünün aynasıdır. Nefsini bilen ârif ki senden
haberdardır. Gerçi bana candan yakınsın, ey cihanın canı! Kavuşmanın
vadesi, bana her şeyden uzak gelir.
Müşâhade, basîret gözünün hakikatin inceliklerine nüfûz etmesidir.
Müşâhade öyle bir latif haldir ki, ruhu ve kalbi sevgilinin yüzü güzelliğiyle
sevindirip mamur kılar.
Müşâhade, cebbâr olan Allah’ın nûrlu sırlarının mütalaasıyla, gaybın gizli
âlemlerinde keşifler yapmaktır. Hazret-i Ömer (r.a.) şöyle demiştir:
“Benim kalbim Rabbimi görmüştür.”
Hazret-i Ali (r.a) demiştir ki: “Müşâhade baş gözünün görmesi değildir.
Lâkin irfân nûruyla kalbin cennet bahçelerini görmesidir ki, “görmediğim
Rabbe ibadet etmem” sözü buna işaret etmektedir.
Müşâhade gönül dostunu görmektir. Hakk’ı sırrında müşâhade eden
âşığın kalbinden cihana dair ne varsa bütünüyle silinip gider ve onun
gönlünde sadece Mevlâ’nın aşkı kalır.
Nazm
1. Pîşemüzdir aşk u hayret kârımuz
Şöhret ü nâm oldı neng ü ârımız
2. Güft-gûdan fâriğ u âzâdeyiz
Aşkdır evzâ‘ımız etvârımız
3. Hod-nümâlık perdesin ref‘ itmişiz
Âlem olmaz perde-i pindârımız
4. Vech-i aşk olmuş kamuya rû-be-rû
Tutmaz ol âyîneyi jengârımız
5. Gönlümüz çün doldı nûr-ı aşk ile
Ayn-ı yâr oldı kamu ağyârımız
6. Cümle şeyden biz bizi gördük iyân
Oldı hep âyîne-i dîdârımız
7. Biz bizi seyr eyleriz Hakkı müdâm
Aşkdır çün kurre-i ebsârımız
Günümüz Türkçesiyle
1. Aşk önderimiz, hayret işimiz; şöhret ve ad utancımız oldu bizim.
2. Dedikodudan kurtulduk, rahatız. Aşktır hep işimiz, hareketimiz.
3. Bencillik perdesini sıyırmışız. Âlem bize, şüphe perdesi olmaz.
4. Aşkın yüzü, herkesle yüz yüzedir. Kirimiz o aynayı tutmaz.
5. Gönlümüz aşk nûruyla doldu. Sanki ağyâr bizim yârimiz oldu.
6. Biz her şeyden bizi apaçık gördük. Her şeye ayna oldu bizim yüzümüz.
7. Hakkı! Biz bizi seyrederiz daima. Aşktır çünkü bizim göz nûrumuz.
Müşâhade üç türlüdür; bunların ilki Rabbi müşâhade, ikincisi Rab’den
müşâhade ve üçüncüsü de Rab için müşâhadedir.
Müşâhadenin aslı odur ki, kul kendi sıfatlarından geçip Rabbinin rabliği
ile baki olsun. Bu demek değil ki, kendi zatından geçip Allah’ın temiz
zatıyla baki olmuş olsun. Hâşâ! Böyle bir şeyin tasavvur olunması
muhaldir. Çünkü o, zatın birliği demek olurdu. Böyle bir şeyin olabileceğini
savunanlar sapkınlık içindedirler. Allah’ın seçilmiş kulları olan evliyâ,
müşâhade nimetinden bir an bile mahrum kalsalardı, helak olup giderlerdi.
Zünnûn-ı Mısrî (rh.a.) şöyle demiştir: “Gördüm ki bazı çocuklar bir
adamı taşlıyorlar. “Bundan ne istiyorsunuz?” diye sordum.
“Bu Rabbini gördüğünü zanneden bir mecnûndur” dediler.
Çocukların sözünü ona aktarıp “Bu ne haldir” diye sordum. Adam,
ağlayarak bana şu cevabı verdi; “Vallahi ben O’nu görmesem, ibadet
etmezdim.”
Bir ârif demiştir ki; “Bir gün akıl hastanesine gittim. Orada bağlanmış bir
genç gördüm ki ayaklarında pranga vardı. Yüksek sesle Allah’a şöyle
yalvarıyordu: “Ey Rabbim! [306/b] Şayet gökleri boynuma assan,
yeryüzünü ayağıma bağlasan, yine de senden göz açıp kapayıncaya kadar
alâkamı kesemem.”
Nazm
1. Cemâlin isterem ey meh kamerde fâ’ide yok
Sen olmasan bana hem-reh seferde fâ’ide yok
2. Bu dâra geldüm o dîdâra yohsa ey dil-dâr
Ne beklerüm bu seferde makarda fâ’ide yok
3. Benim fenâ vü bekâdan murâdım oldu likâ
Penâhım olmasa ey şeh siperde fâ’ide yok
4. Sen olmayınca benim cânım în ü anda ne sûd
Hoş olmayınca gönül pâ vü serde fâ’ide yok
5. Senünle âleme baksam misâl-i cennet olur
Senünle bak[ma]sam ol boş nazarda fâ’ide yok
6. İnâyetünle nazar kıl bana ki yok hünerim
İnâyet olmasa senden hünerde fâ’ide yok
7. Geçür beni beşeriyyetden eyle misl-i melek
Ferişte olmasa Hakkı beşerde fâ’ide yok
Günümüz Türkçesiyle
1. Ay yüzlü! Güzelliğini isterim, kamerde fayda yok. Sen olmazsan
seferde, yoldaştan bana fayda yok.
2. Ey sevgili, bu diyara o yüzü görmeye geldim; yoksa bu seferde ne
beklerim, durmakta bir fayda yok.
3. Fenâ ve bekâdan muradım benim, kavuşmaktır. Sığınağın değilse ey
pâdişâh, siperde fayda yok.
4. Sen olmayınca canım, şunda bunda ne bulsun? Gönül hoş olmayınca,
ayak ve baştan fayda yok.
5. Seninle âleme baksam, cennet misali olur. Seninle bakmasam, o boş
nazarda fayda yok.
6. İnayetinle nazar kıl bana, yoktur hünerim. İnayet olmasa senden,
hünerde fayda yok.
7. Beşeriyetten geçir beni, melek misali eyle. Meleklik olmasa Hakkı!
Beşerde fayda yok.
Müşâhade her an Rabbi’ni düşünerek, sırlarını gözetmektir. Nitekim
ibadetlerin en fazîletlisi her zaman Hakk’ı murakabe etmektir. Müşâhadenin
alâmeti bir şeyde Hak tealanın tercih eylediğini tercih etmektir ve O’nun
yücelttiği şeyi yüceltip O’nun alçalttığını alçaltmaktır.
Müşâhadenin alâmeti her şeyden yüz çevirip Hak teala ile meşgul
olmaktır. Müşâhade ehli velinin alâmeti yakaza hâlinin uyur gibi,
uykusunun da yakaza gibi olmasıdır. Onun hareketi sâkin olması gibi olup
sükûneti de hareketli hâli gibidir. Şu halde onun fiili sanki yok gibi, kendi
de yok gibidir; aşk şarabının sarhoşluğuyla kendinden geçmiş olur.
Nazm
1. Çün ehl-i hâl hadîsinde ems ü ferdâ yok
Safâ-yı vakt olur ol hâl ü gayri sevdâ yok
2. Gönül çün içdi mey-i aşkı bezm-i vahdetde
Hadîs-i aşkdır ol dilde gayri ma‘nâ yok
3. O cân ki bulmuş o cânânı halvet-i dilde
Anınladır her işi anda gayri da‘vâ yok
4. O rütbe aşk ile müstağrakım ki bî-haberim
Ki gayr-i aşk-ı cihân içre var mıdır yâ yok
5. Cihân ki fer‘dir aslı bu aşkdır ancak
Gönülde cümledir ol asl u fer‘ aslâ yok
6. Misâl-i mevc bu deryâya gark olan bildi
Ki mevc-i bahr ile var oldu gayri deryâ yok
7. Var oku savma‘ada vird okursan ey Hakkı
Ki bezmimize hemân samt var gavgâ yok
Günümüz Türkçesiyle
1. Hâl ehlinin sözlerinde yarın ve dün yok. Her vakit safâdır ona, başka
sevdası yok.
2. Gönül vahdet meclisinde aşk şarabını içti. Söz aşktır o gönülde, başka
mânâ yok.
3. O can ki cânânı gönül halvetinde bulmuş. O’nunladır her işi, onda
başka dava yok.
4. Aşkla öyle doluyum, hiçbir şeyden haberim yok. Cihanda aşktan gayrı
bir şey var veya yok.
5. Cihan bir gölgedir, aslı bu aşktır ancak. Gönüldeki asıldır, gölge orda
aslâ yok.
6. Dalga misali bu deryaya dalan bilir; dalga ancak denizle var başka
derya yok.
7. Ey Hakkı! Tekkede vird okursan git oku. Meclisimizde susma var, aslâ
kavga yok.

