Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Evliyâ-yı kirâma mahsus müşâhadenin en son raddesini ve bu müşâhadenin alâmetlerini…

DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Sekizinci Madde Sekizinci Madde Evliyâ-yı kirâma mahsus müşâhadenin en son raddesini ve bu müşâhadenin alâmetlerini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: …

DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Sekizinci Madde

Sekizinci Madde

Evliyâ-yı kirâma mahsus müşâhadenin en son raddesini ve bu

müşâhadenin alâmetlerini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Müşâhade

mücâhedenin neticesidir. Müşâhade, gaybın hâllerinden kalbin haberdar

olmasıdır. Nitekim haberde şöyle vârid olmuştur: “Senin aslâ göremediğini,

müşâhade ehli görür.”

Müşâhede, fenâsıyla eşyayı görmektir. Müşâhade, [eşyada ortaya çıkan]

sıfatlarda o sıfatların sahibini görmektir. Müşâhade mâsivâdan uzaklaşıp her

halde Hak ile beraber olmaktır. Müşâhade varlık sahnesine çıkmış her

mevcut ile maksudu olan Allah tealayı görmektir.

Kıta

Dostum zerreler âyîne-i dîdârındır

Nefsini bilmiş o ârif ki haberdârındır

Gerçi cândan bana nezdîksin ey cân-ı cihân

Cümleden dûr bana va‘de-i dîdârındır

Günümüz Türkçesiyle

Ey dostum! Zerreler yüzünün aynasıdır. Nefsini bilen ârif ki senden

haberdardır. Gerçi bana candan yakınsın, ey cihanın canı! Kavuşmanın

vadesi, bana her şeyden uzak gelir.

Müşâhade, basîret gözünün hakikatin inceliklerine nüfûz etmesidir.

Müşâhade öyle bir latif haldir ki, ruhu ve kalbi sevgilinin yüzü güzelliğiyle

sevindirip mamur kılar.

Müşâhade, cebbâr olan Allah’ın nûrlu sırlarının mütalaasıyla, gaybın gizli

âlemlerinde keşifler yapmaktır. Hazret-i Ömer (r.a.) şöyle demiştir:

“Benim kalbim Rabbimi görmüştür.”

Hazret-i Ali (r.a) demiştir ki: “Müşâhade baş gözünün görmesi değildir.

Lâkin irfân nûruyla kalbin cennet bahçelerini görmesidir ki, “görmediğim

Rabbe ibadet etmem” sözü buna işaret etmektedir.

Müşâhade gönül dostunu görmektir. Hakk’ı sırrında müşâhade eden

âşığın kalbinden cihana dair ne varsa bütünüyle silinip gider ve onun

gönlünde sadece Mevlâ’nın aşkı kalır.

Nazm

1. Pîşemüzdir aşk u hayret kârımuz

Şöhret ü nâm oldı neng ü ârımız

2. Güft-gûdan fâriğ u âzâdeyiz

Aşkdır evzâ‘ımız etvârımız

3. Hod-nümâlık perdesin ref‘ itmişiz

Âlem olmaz perde-i pindârımız

4. Vech-i aşk olmuş kamuya rû-be-rû

Tutmaz ol âyîneyi jengârımız

5. Gönlümüz çün doldı nûr-ı aşk ile

Ayn-ı yâr oldı kamu ağyârımız

6. Cümle şeyden biz bizi gördük iyân

Oldı hep âyîne-i dîdârımız

7. Biz bizi seyr eyleriz Hakkı müdâm

Aşkdır çün kurre-i ebsârımız

Günümüz Türkçesiyle

1. Aşk önderimiz, hayret işimiz; şöhret ve ad utancımız oldu bizim.

2. Dedikodudan kurtulduk, rahatız. Aşktır hep işimiz, hareketimiz.

3. Bencillik perdesini sıyırmışız. Âlem bize, şüphe perdesi olmaz.

4. Aşkın yüzü, herkesle yüz yüzedir. Kirimiz o aynayı tutmaz.

5. Gönlümüz aşk nûruyla doldu. Sanki ağyâr bizim yârimiz oldu.

6. Biz her şeyden bizi apaçık gördük. Her şeye ayna oldu bizim yüzümüz.

7. Hakkı! Biz bizi seyrederiz daima. Aşktır çünkü bizim göz nûrumuz.

Müşâhade üç türlüdür; bunların ilki Rabbi müşâhade, ikincisi Rab’den

müşâhade ve üçüncüsü de Rab için müşâhadedir.

Müşâhadenin aslı odur ki, kul kendi sıfatlarından geçip Rabbinin rabliği

ile baki olsun. Bu demek değil ki, kendi zatından geçip Allah’ın temiz

zatıyla baki olmuş olsun. Hâşâ! Böyle bir şeyin tasavvur olunması

muhaldir. Çünkü o, zatın birliği demek olurdu. Böyle bir şeyin olabileceğini

savunanlar sapkınlık içindedirler. Allah’ın seçilmiş kulları olan evliyâ,

müşâhade nimetinden bir an bile mahrum kalsalardı, helak olup giderlerdi.

Zünnûn-ı Mısrî (rh.a.) şöyle demiştir: “Gördüm ki bazı çocuklar bir

adamı taşlıyorlar. “Bundan ne istiyorsunuz?” diye sordum.

“Bu Rabbini gördüğünü zanneden bir mecnûndur” dediler.

Çocukların sözünü ona aktarıp “Bu ne haldir” diye sordum. Adam,

ağlayarak bana şu cevabı verdi; “Vallahi ben O’nu görmesem, ibadet

etmezdim.”

Bir ârif demiştir ki; “Bir gün akıl hastanesine gittim. Orada bağlanmış bir

genç gördüm ki ayaklarında pranga vardı. Yüksek sesle Allah’a şöyle

yalvarıyordu: “Ey Rabbim! [306/b] Şayet gökleri boynuma assan,

yeryüzünü ayağıma bağlasan, yine de senden göz açıp kapayıncaya kadar

alâkamı kesemem.”

Nazm

1. Cemâlin isterem ey meh kamerde fâ’ide yok

Sen olmasan bana hem-reh seferde fâ’ide yok

2. Bu dâra geldüm o dîdâra yohsa ey dil-dâr

Ne beklerüm bu seferde makarda fâ’ide yok

3. Benim fenâ vü bekâdan murâdım oldu likâ

Penâhım olmasa ey şeh siperde fâ’ide yok

4. Sen olmayınca benim cânım în ü anda ne sûd

Hoş olmayınca gönül pâ vü serde fâ’ide yok

5. Senünle âleme baksam misâl-i cennet olur

Senünle bak[ma]sam ol boş nazarda fâ’ide yok

6. İnâyetünle nazar kıl bana ki yok hünerim

İnâyet olmasa senden hünerde fâ’ide yok

7. Geçür beni beşeriyyetden eyle misl-i melek

Ferişte olmasa Hakkı beşerde fâ’ide yok

Günümüz Türkçesiyle

1. Ay yüzlü! Güzelliğini isterim, kamerde fayda yok. Sen olmazsan

seferde, yoldaştan bana fayda yok.

2. Ey sevgili, bu diyara o yüzü görmeye geldim; yoksa bu seferde ne

beklerim, durmakta bir fayda yok.

3. Fenâ ve bekâdan muradım benim, kavuşmaktır. Sığınağın değilse ey

pâdişâh, siperde fayda yok.

4. Sen olmayınca canım, şunda bunda ne bulsun? Gönül hoş olmayınca,

ayak ve baştan fayda yok.

5. Seninle âleme baksam, cennet misali olur. Seninle bakmasam, o boş

nazarda fayda yok.

6. İnayetinle nazar kıl bana, yoktur hünerim. İnayet olmasa senden,

hünerde fayda yok.

7. Beşeriyetten geçir beni, melek misali eyle. Meleklik olmasa Hakkı!

Beşerde fayda yok.

Müşâhade her an Rabbi’ni düşünerek, sırlarını gözetmektir. Nitekim

ibadetlerin en fazîletlisi her zaman Hakk’ı murakabe etmektir. Müşâhadenin

alâmeti bir şeyde Hak tealanın tercih eylediğini tercih etmektir ve O’nun

yücelttiği şeyi yüceltip O’nun alçalttığını alçaltmaktır.

Müşâhadenin alâmeti her şeyden yüz çevirip Hak teala ile meşgul

olmaktır. Müşâhade ehli velinin alâmeti yakaza hâlinin uyur gibi,

uykusunun da yakaza gibi olmasıdır. Onun hareketi sâkin olması gibi olup

sükûneti de hareketli hâli gibidir. Şu halde onun fiili sanki yok gibi, kendi

de yok gibidir; aşk şarabının sarhoşluğuyla kendinden geçmiş olur.

Nazm

1. Çün ehl-i hâl hadîsinde ems ü ferdâ yok

Safâ-yı vakt olur ol hâl ü gayri sevdâ yok

2. Gönül çün içdi mey-i aşkı bezm-i vahdetde

Hadîs-i aşkdır ol dilde gayri ma‘nâ yok

3. O cân ki bulmuş o cânânı halvet-i dilde

Anınladır her işi anda gayri da‘vâ yok

4. O rütbe aşk ile müstağrakım ki bî-haberim

Ki gayr-i aşk-ı cihân içre var mıdır yâ yok

5. Cihân ki fer‘dir aslı bu aşkdır ancak

Gönülde cümledir ol asl u fer‘ aslâ yok

6. Misâl-i mevc bu deryâya gark olan bildi

Ki mevc-i bahr ile var oldu gayri deryâ yok

7. Var oku savma‘ada vird okursan ey Hakkı

Ki bezmimize hemân samt var gavgâ yok

Günümüz Türkçesiyle

1. Hâl ehlinin sözlerinde yarın ve dün yok. Her vakit safâdır ona, başka

sevdası yok.

2. Gönül vahdet meclisinde aşk şarabını içti. Söz aşktır o gönülde, başka

mânâ yok.

3. O can ki cânânı gönül halvetinde bulmuş. O’nunladır her işi, onda

başka dava yok.

4. Aşkla öyle doluyum, hiçbir şeyden haberim yok. Cihanda aşktan gayrı

bir şey var veya yok.

5. Cihan bir gölgedir, aslı bu aşktır ancak. Gönüldeki asıldır, gölge orda

aslâ yok.

6. Dalga misali bu deryaya dalan bilir; dalga ancak denizle var başka

derya yok.

7. Ey Hakkı! Tekkede vird okursan git oku. Meclisimizde susma var, aslâ

kavga yok.