Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Evliyânın büyüklerinin ve mübarek şeyhlerin dünyevî işlerinin nizam ve intizamı bildirir

BEŞİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Beşinci Madde Beşinci Madde Evliyânın büyüklerinin ve mübarek şeyhlerin dünyevî işlerinin nizam ve intizamı bildirir. Ey azîz! [386/a] Bilinmelidir ki (kendi) asrının yegâne âlimi Hasan-ı …

BEŞİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Beşinci Madde

Beşinci Madde

Evliyânın büyüklerinin ve mübarek şeyhlerin dünyevî işlerinin nizam ve

intizamı bildirir.

Ey azîz! [386/a] Bilinmelidir ki (kendi) asrının yegâne âlimi Hasan-ı

Basrî hazretleri muhabbet deryâsı, âşıkların seçkini Habîb-i Acemî (k.s.)

hazretlerine dış dünyasına ait işleri ve güzel âdetleri öğretip tavsiye ederek

buyurmuştur ki; “Ey Habîb! İnsanlardan herkesle aklî seviyesine göre

konuştuğun gibi, haddine göre muamele etmekle de herkese kendi

derecesine uygun davranmış olasın. Bütün işlerinde yumuşaklıkla davranıp

teennî ve vakar ile hareket edip orta yol üzere gidesin.

Dünya ve âhiret ehlinden her sınıfa kendi ahlâkına göre karışıp tatlı ve

yumuşak söz söyleyesin. Sefih tabiatlı kişilerden gelecek bir zarara

katlanmakla on zarardan kurtulup on fayda elde ederek kâra geçmiş olasın.

Ehl-i İslâm’a ikram edip hürmet kılasın. Böylece Hak tealaya ikram etmiş

olasın. Lisânını kelime-i tayyibeye (Lâ ilâhe illallah muhammedün

rasûlullah) alıştırıp daima hayır söyleyerek güzel sevap alasın. Bütün halka

karşı hayır düşünüp haklarında hayır isteyerek, herkese şefkat nazarıyla

bakasın. Herkes hakkında hüsn-i zan sahibi olup herkesi kendinden

öncelikli ve üstün bilesin. Malını, ırzını [291] ve kanını Allah için kullarına

tasadduk edip (ortaya koyup) herkesten râzı olasın. İki cihanda hiçbir

kimseden bir nesne istemeyesin ve böylece en güzel ahlâkı bulmuş olasın.

Eğer yolda giderken senden bir şey düştüyse, o şey bir kitap, elbise veya

bin dinar para olsa da, o düşürdüğün şeyin hizasını geçmişsen, ondan ileri

geçip gitmelisin; onu almak için ne kendin geri dönmeli, ne de kimseyi onu

almaya göndermelisin. Artık onu unutmalısın. Yolda yürürken geriye iltifat

etmeyesin. Eğer geriye dönmen gerekirse, bütün vücudunla dönesin. Seni

geriden çağırana cevap vermeyesin.

Mekân, zaman ve hayvanlarda uğursuzluk aramayıp (teşe’’üm) her şeyi

iyiye ve hayra yorup (tefe’’ül) uğur bilesin. Zenginler üzerine fakirleri

tercih edesin. Dünya ehli üzerine âhiret ehlini üstün tutasın. Bütün işlerinde

dinin âdâbını esas alıp terbiyeli olasın. İlmiyle amel eden âlimlerle sohbet

edesin. Hadis, tefsir ve fıkıh ilimlerini okuyup dinlemekten büyük haz ve

lezzet alasın.

Câhil sofulardan uzak durup sohbetlerinden sakınasın. Namazlarını

cemaatle edâ edip va’z meclislerine gidesin. Ancak müezzin, imam vaiz ve

şeyh olmaya heves etmeyesin. Herhangi bir makam ve mevkiye bağlı olup

da onunla şöhret bulmayasın. Mektup ve dilekçelere ismini yazıp da imza

atmayasın. Mahkeme salonlarına (şahitlik yapmaya) gidip başına dert

almayasın. Hiç kimseye vekil, vasî, mütevellî ve sebep olmayasın.

Zenginler ve yöneticilerle ülfet edip de âfet ve belâda kalmayasın. Kadınlar

ve çocuklarla sohbet edip de âleme rezil rüsvay olmayasın. Tekkelerde

eğlenip de töhmet altında kalmayasın. Hiç kimseden bir şey istemeyesin,

üzerine emanet almayasın. Hiç kimseyi işinde istihdam etmeyesin. [292]

Dünya ehlinin hizmetine gitmeyesin. Kesin haram olan bir şeye el

uzatmayasın ve dinini dünyaya satmayasın. Kimseye minnet etmeyeceğin

kendi evinde oturasın. Dinî ilimlerin yayılması ve anlatılmasıyla meşgul

olasın. Hanımın ve çocukların arasında adaletle muamele edesin ve onları

terbiye ederken yumuşaklıkla tatlı sözler söyleyesin. Allah’ın mahlûkatına

karşı davranışlarında her zaman öfkesini yutanlardan olasın. Ta ki onları

yaratıp idare eden Mevlâ’dan mükâfâtını bulasın.

Öfkeni yutup [386/b] nefsini tutma konusunda gayretli olasın. Ta ki

gönüllerden dostluk lezzetini alasın. Nitekim Hazret-i Habîb-i Ekrem

(s.a.v.) birbirimize sevgi ve dostlukla yaklaşmamızı emretmiş ve sevgiyle

muhabbeti sağlayan en önemli sebebin öfkeyi yutmak olduğunu

duyurmuştur.

Öyleyse, Hak tealanın sana hangi muamelesini seversen, aynısını O’nun

mahlûkatına derece derece uygulayıp gidersin. Hiç kimseyi -ister yanında

olsun, ister gıyâbında olsun- hoşlanmadığı bir şekilde anmayasın.

İnsanlardan hiç kimsenin istenmeyen bir duruma düşmesine sevinmeyesin.

Sana sövüp haksızlık eden kişinin zimmetini temize çıkarıp suçunu

görmezden gelesin. Mütevâzı insanlara karşı alçakgönüllü olup kibirlilere

karşı kayıtsız kalasın.

Mütevâzıların alâmeti ondur

Hizmetçileriyle beraber aynı sofraya yemeğe oturmak.

Âsâ ile yürümek.

Yollardan insanlara eziyet veren şeyleri gidermek.

Çocuklara güleryüzle selâm vermek.

Yalnız başına yaya yürümek.

Fakirlerin meclislerine oturmak, onları görüp gözetmek.

Ev ihtiyaçlarını çarşıdan getirmek.

Sağmak için beslediği koyunları otlatıp sürmek.

Bindiği merkebin ihtiyaçlarını karşılamak.

Komşuların bir işi düştüğünde hizmetlerini görmek.

Şiir

Li ehli’l-hakkı evsâfu kirâmin

Hudû‘in ve’ftikârin ve’nkisârin

Şiir (in tercümesi)

Hak ehlinin vasıfları hep güzelliktir: Huzû hali, fakirlik ve boynu

büküklük.

Büyüklere hürmet edip âlimlere saygı gösteresin. Zayıflara yardım edesin.

Yaşça senden büyük olana hürmet edip ziyaretine gidesin. Küçüklerine

şefkat gösterip onlara hediyeler veresin. Sana verilen hediyeyi sahibinden

saygı ile kabul edip karşılığını fazlasıyla veresin. Yetime para ve meyve

verip başını şefkatle okşayarak hatırını sorasın. Dilenciye yiyecek verip

ziyaretine gelene ikram edesin; her hizmetini kendi elinle göresin. Eğer

ziyaretçi ikramı reddederse, iyilikle kabul ettiresin. Nitekim ashâb-ı kirâm

birbiriyle karşılaştıklarında kucaklaşırlardı. Ayrılırken de, musafaha edip

giderlerdi. Eğer her gün karşılaşsalar, yine de kucaklaşırlar ve musafaha

ederek ayrılırlardı.

Sana Tanrı misafiri geldiğinde; “Merhaba, hoş geldiniz” deyip güleryüzle

karşılayarak hoş safâ edesin. Elini şevkle tutup onu evine götüresin. Gücün

yettiği kadar yemek ve hizmetle ona ikram edesin. Mertebesinin yettiği

kadar ona lutfedip iltifatta bulunarak hürmet edesin. Ayrılma vakti

geldiğinde o günkü yiyeceğini de yanına verip hayır dualar ederek dış

kapıya kadar uğurlayasın. Eğer yaya ise kapıdan dışarı yüz adım kadar

yanında yürüyerek kendisine eşlik edesin. O sana “Allah’a ısmarladık”

deyince, sen de ona “Selametle, Allah’ a emanet olunuz” diyerek geri

dönesin.

Bütün hayvanlara; yırtıcı mahlûkata, kuşlara ve haşerâta karşı bile şefkat

ve merhametle muamele edesin. Böylece sen de Hak tealadan rahmet ve

bağışlama bulasın. Yerde yürüyen hayvanların yüzüne vurmayıp hiçbir

hayvana eziyet etmeyesin. Serçeleri gereksiz yere öldürmeyip bit (kehle) ve

benzeri üzerinde çıkan haşerâtı yere atmayasın. Hiçbir hayvanı ateşe

atmayasın.

Nitekim Ebu’d-Derdâ (r.a.) [387/a] hazretleri çocukların yakaladığı

serçeleri onlardan satın alıp âzâd ederdi. “Var kanadını açıp havada uçup

selâmette kal” derdi. Eğer (bakıma muhtaç veya yaralı) bir hayvana

rastlarsan, onun tozunu toprağını silip her türlü ihtiyacını göresin veya

gördüresin. Bir gün ve bir gecede on kere (bile olsa) yemini, suyunu

veresin.

Koyunu yününden tutasın, kulağından tutup çekmeyesin. Öküze, eşek gibi

yük yükleyip sırtına binmeyesin. Kediye, her gördüğünde bir lokma yiyecek

veresin; Aç bırakıp öylece kapamayasın.

Allah’ın mahlûkatından birinin herhangi bir yerini kesip ayıplı hâle

getirmeyesin. Bunun büyük bir emir olduğunu bilip daima bu yasağı

işlemekten sakınarak onu aslâ unutmayasın. Bir hayvanı bir yere bağlayıp

da, kurşun ve ok gibi bir şeye hedef yapmayasın. Hüdhüdü, kurbağayı,

arıyı, karıncayı ve diğer yer haşerâtını öldürmeyesin. Kuşları gece vakti

yuvasında yakalamayasın. Çünkü gece onun emniyeti ve sığınağıdır;

ürkütmeyesin.

Haberde gelmiştir ki; “Yılanları öldüresin, yalnız gümüş gibi görünen

beyaz yılana -aslında o cindir- dokunmayıp geçesin.” [293]

Beyt

Revâdır gerçi öldürmek yılanı

Eger dervîş isen incitme cânı

Günümüz Türkçesiyle

Doğrudur öldürmek gerçi yılanı. Eğer derviş isen, incitme hiçbir canı.

Gerçek şu ki insan, mahlûkatın yanında üç derecede bulunur:

Birincisi ; İnsanlar hakkında meleklerden iyilik melekleri (kirâm-ı berere)

derecesinde bulunmaktır. Herkesin iyiliği ve rahatı için çalışıp gönüllerin

sevinç ve neşe kaynağı olmaya özen göstermektir.

İkincisi ; Halkın arasına cansız varlıklar derecesinde inmektir. Bu

derecede bulunan onlara hayrını ulaştıramaz, ancak şerrinden de onları

korumuş olur.

Üçüncüsü ; Halkın arasına yılan, akrep ve yırtıcı hayvan derecesinde

katılmıştır. Bundan insanlara hayır gelmez. Bilakis herkes onun şerrinden

korkarak çekinir.

Şu halde, eğer sen mübarek meleklerin ufkuna yükselmeye muktedir

olamadınsa da, hiç olmazsa onların arasına cansız varlıklar derecesinde

karışmaya râzı olup o makamda durasın. Sakın ola ki oradan yırtıcı

hayvanlar ve yılanlar derecesine inmeyesin; bu dereceye inmekten hep

sakınman gerektiğini unutmayasın. Eğer yüksek mertebelerin en yücesinden

(âlâ-yı ılliyyîn) inmeyi kendine lâyık gördünse, bari aşağıların en aşağısına

(esfel-i sâfilîn) inmeyi lâyık görmeyesin; Ta ki cehennem ateşinin dibine

düşmeyesin.

Beyt

Halvet ü uzletde gördüm çünki şöhret âfetin

Hıdmet ü sohbetle irdim hazret-i Mevlâ’ya ben

Günümüz Türkçesiyle

Halvete [294] ve uzlete [295] çekilmede gördüm ben, şöhret âfetini. Hizmetle

ve sohbetle erdim, Hazret-i Mevlâ’ya ben.