BEŞİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Beşinci Madde
Beşinci Madde
Evliyânın büyüklerinin ve mübarek şeyhlerin dünyevî işlerinin nizam ve
intizamı bildirir.
Ey azîz! [386/a] Bilinmelidir ki (kendi) asrının yegâne âlimi Hasan-ı
Basrî hazretleri muhabbet deryâsı, âşıkların seçkini Habîb-i Acemî (k.s.)
hazretlerine dış dünyasına ait işleri ve güzel âdetleri öğretip tavsiye ederek
buyurmuştur ki; “Ey Habîb! İnsanlardan herkesle aklî seviyesine göre
konuştuğun gibi, haddine göre muamele etmekle de herkese kendi
derecesine uygun davranmış olasın. Bütün işlerinde yumuşaklıkla davranıp
teennî ve vakar ile hareket edip orta yol üzere gidesin.
Dünya ve âhiret ehlinden her sınıfa kendi ahlâkına göre karışıp tatlı ve
yumuşak söz söyleyesin. Sefih tabiatlı kişilerden gelecek bir zarara
katlanmakla on zarardan kurtulup on fayda elde ederek kâra geçmiş olasın.
Ehl-i İslâm’a ikram edip hürmet kılasın. Böylece Hak tealaya ikram etmiş
olasın. Lisânını kelime-i tayyibeye (Lâ ilâhe illallah muhammedün
rasûlullah) alıştırıp daima hayır söyleyerek güzel sevap alasın. Bütün halka
karşı hayır düşünüp haklarında hayır isteyerek, herkese şefkat nazarıyla
bakasın. Herkes hakkında hüsn-i zan sahibi olup herkesi kendinden
öncelikli ve üstün bilesin. Malını, ırzını [291] ve kanını Allah için kullarına
tasadduk edip (ortaya koyup) herkesten râzı olasın. İki cihanda hiçbir
kimseden bir nesne istemeyesin ve böylece en güzel ahlâkı bulmuş olasın.
Eğer yolda giderken senden bir şey düştüyse, o şey bir kitap, elbise veya
bin dinar para olsa da, o düşürdüğün şeyin hizasını geçmişsen, ondan ileri
geçip gitmelisin; onu almak için ne kendin geri dönmeli, ne de kimseyi onu
almaya göndermelisin. Artık onu unutmalısın. Yolda yürürken geriye iltifat
etmeyesin. Eğer geriye dönmen gerekirse, bütün vücudunla dönesin. Seni
geriden çağırana cevap vermeyesin.
Mekân, zaman ve hayvanlarda uğursuzluk aramayıp (teşe’’üm) her şeyi
iyiye ve hayra yorup (tefe’’ül) uğur bilesin. Zenginler üzerine fakirleri
tercih edesin. Dünya ehli üzerine âhiret ehlini üstün tutasın. Bütün işlerinde
dinin âdâbını esas alıp terbiyeli olasın. İlmiyle amel eden âlimlerle sohbet
edesin. Hadis, tefsir ve fıkıh ilimlerini okuyup dinlemekten büyük haz ve
lezzet alasın.
Câhil sofulardan uzak durup sohbetlerinden sakınasın. Namazlarını
cemaatle edâ edip va’z meclislerine gidesin. Ancak müezzin, imam vaiz ve
şeyh olmaya heves etmeyesin. Herhangi bir makam ve mevkiye bağlı olup
da onunla şöhret bulmayasın. Mektup ve dilekçelere ismini yazıp da imza
atmayasın. Mahkeme salonlarına (şahitlik yapmaya) gidip başına dert
almayasın. Hiç kimseye vekil, vasî, mütevellî ve sebep olmayasın.
Zenginler ve yöneticilerle ülfet edip de âfet ve belâda kalmayasın. Kadınlar
ve çocuklarla sohbet edip de âleme rezil rüsvay olmayasın. Tekkelerde
eğlenip de töhmet altında kalmayasın. Hiç kimseden bir şey istemeyesin,
üzerine emanet almayasın. Hiç kimseyi işinde istihdam etmeyesin. [292]
Dünya ehlinin hizmetine gitmeyesin. Kesin haram olan bir şeye el
uzatmayasın ve dinini dünyaya satmayasın. Kimseye minnet etmeyeceğin
kendi evinde oturasın. Dinî ilimlerin yayılması ve anlatılmasıyla meşgul
olasın. Hanımın ve çocukların arasında adaletle muamele edesin ve onları
terbiye ederken yumuşaklıkla tatlı sözler söyleyesin. Allah’ın mahlûkatına
karşı davranışlarında her zaman öfkesini yutanlardan olasın. Ta ki onları
yaratıp idare eden Mevlâ’dan mükâfâtını bulasın.
Öfkeni yutup [386/b] nefsini tutma konusunda gayretli olasın. Ta ki
gönüllerden dostluk lezzetini alasın. Nitekim Hazret-i Habîb-i Ekrem
(s.a.v.) birbirimize sevgi ve dostlukla yaklaşmamızı emretmiş ve sevgiyle
muhabbeti sağlayan en önemli sebebin öfkeyi yutmak olduğunu
duyurmuştur.
Öyleyse, Hak tealanın sana hangi muamelesini seversen, aynısını O’nun
mahlûkatına derece derece uygulayıp gidersin. Hiç kimseyi -ister yanında
olsun, ister gıyâbında olsun- hoşlanmadığı bir şekilde anmayasın.
İnsanlardan hiç kimsenin istenmeyen bir duruma düşmesine sevinmeyesin.
Sana sövüp haksızlık eden kişinin zimmetini temize çıkarıp suçunu
görmezden gelesin. Mütevâzı insanlara karşı alçakgönüllü olup kibirlilere
karşı kayıtsız kalasın.
Mütevâzıların alâmeti ondur
Hizmetçileriyle beraber aynı sofraya yemeğe oturmak.
Âsâ ile yürümek.
Yollardan insanlara eziyet veren şeyleri gidermek.
Çocuklara güleryüzle selâm vermek.
Yalnız başına yaya yürümek.
Fakirlerin meclislerine oturmak, onları görüp gözetmek.
Ev ihtiyaçlarını çarşıdan getirmek.
Sağmak için beslediği koyunları otlatıp sürmek.
Bindiği merkebin ihtiyaçlarını karşılamak.
Komşuların bir işi düştüğünde hizmetlerini görmek.
Şiir
Li ehli’l-hakkı evsâfu kirâmin
Hudû‘in ve’ftikârin ve’nkisârin
Şiir (in tercümesi)
Hak ehlinin vasıfları hep güzelliktir: Huzû hali, fakirlik ve boynu
büküklük.
Büyüklere hürmet edip âlimlere saygı gösteresin. Zayıflara yardım edesin.
Yaşça senden büyük olana hürmet edip ziyaretine gidesin. Küçüklerine
şefkat gösterip onlara hediyeler veresin. Sana verilen hediyeyi sahibinden
saygı ile kabul edip karşılığını fazlasıyla veresin. Yetime para ve meyve
verip başını şefkatle okşayarak hatırını sorasın. Dilenciye yiyecek verip
ziyaretine gelene ikram edesin; her hizmetini kendi elinle göresin. Eğer
ziyaretçi ikramı reddederse, iyilikle kabul ettiresin. Nitekim ashâb-ı kirâm
birbiriyle karşılaştıklarında kucaklaşırlardı. Ayrılırken de, musafaha edip
giderlerdi. Eğer her gün karşılaşsalar, yine de kucaklaşırlar ve musafaha
ederek ayrılırlardı.
Sana Tanrı misafiri geldiğinde; “Merhaba, hoş geldiniz” deyip güleryüzle
karşılayarak hoş safâ edesin. Elini şevkle tutup onu evine götüresin. Gücün
yettiği kadar yemek ve hizmetle ona ikram edesin. Mertebesinin yettiği
kadar ona lutfedip iltifatta bulunarak hürmet edesin. Ayrılma vakti
geldiğinde o günkü yiyeceğini de yanına verip hayır dualar ederek dış
kapıya kadar uğurlayasın. Eğer yaya ise kapıdan dışarı yüz adım kadar
yanında yürüyerek kendisine eşlik edesin. O sana “Allah’a ısmarladık”
deyince, sen de ona “Selametle, Allah’ a emanet olunuz” diyerek geri
dönesin.
Bütün hayvanlara; yırtıcı mahlûkata, kuşlara ve haşerâta karşı bile şefkat
ve merhametle muamele edesin. Böylece sen de Hak tealadan rahmet ve
bağışlama bulasın. Yerde yürüyen hayvanların yüzüne vurmayıp hiçbir
hayvana eziyet etmeyesin. Serçeleri gereksiz yere öldürmeyip bit (kehle) ve
benzeri üzerinde çıkan haşerâtı yere atmayasın. Hiçbir hayvanı ateşe
atmayasın.
Nitekim Ebu’d-Derdâ (r.a.) [387/a] hazretleri çocukların yakaladığı
serçeleri onlardan satın alıp âzâd ederdi. “Var kanadını açıp havada uçup
selâmette kal” derdi. Eğer (bakıma muhtaç veya yaralı) bir hayvana
rastlarsan, onun tozunu toprağını silip her türlü ihtiyacını göresin veya
gördüresin. Bir gün ve bir gecede on kere (bile olsa) yemini, suyunu
veresin.
Koyunu yününden tutasın, kulağından tutup çekmeyesin. Öküze, eşek gibi
yük yükleyip sırtına binmeyesin. Kediye, her gördüğünde bir lokma yiyecek
veresin; Aç bırakıp öylece kapamayasın.
Allah’ın mahlûkatından birinin herhangi bir yerini kesip ayıplı hâle
getirmeyesin. Bunun büyük bir emir olduğunu bilip daima bu yasağı
işlemekten sakınarak onu aslâ unutmayasın. Bir hayvanı bir yere bağlayıp
da, kurşun ve ok gibi bir şeye hedef yapmayasın. Hüdhüdü, kurbağayı,
arıyı, karıncayı ve diğer yer haşerâtını öldürmeyesin. Kuşları gece vakti
yuvasında yakalamayasın. Çünkü gece onun emniyeti ve sığınağıdır;
ürkütmeyesin.
Haberde gelmiştir ki; “Yılanları öldüresin, yalnız gümüş gibi görünen
beyaz yılana -aslında o cindir- dokunmayıp geçesin.” [293]
Beyt
Revâdır gerçi öldürmek yılanı
Eger dervîş isen incitme cânı
Günümüz Türkçesiyle
Doğrudur öldürmek gerçi yılanı. Eğer derviş isen, incitme hiçbir canı.
Gerçek şu ki insan, mahlûkatın yanında üç derecede bulunur:
Birincisi ; İnsanlar hakkında meleklerden iyilik melekleri (kirâm-ı berere)
derecesinde bulunmaktır. Herkesin iyiliği ve rahatı için çalışıp gönüllerin
sevinç ve neşe kaynağı olmaya özen göstermektir.
İkincisi ; Halkın arasına cansız varlıklar derecesinde inmektir. Bu
derecede bulunan onlara hayrını ulaştıramaz, ancak şerrinden de onları
korumuş olur.
Üçüncüsü ; Halkın arasına yılan, akrep ve yırtıcı hayvan derecesinde
katılmıştır. Bundan insanlara hayır gelmez. Bilakis herkes onun şerrinden
korkarak çekinir.
Şu halde, eğer sen mübarek meleklerin ufkuna yükselmeye muktedir
olamadınsa da, hiç olmazsa onların arasına cansız varlıklar derecesinde
karışmaya râzı olup o makamda durasın. Sakın ola ki oradan yırtıcı
hayvanlar ve yılanlar derecesine inmeyesin; bu dereceye inmekten hep
sakınman gerektiğini unutmayasın. Eğer yüksek mertebelerin en yücesinden
(âlâ-yı ılliyyîn) inmeyi kendine lâyık gördünse, bari aşağıların en aşağısına
(esfel-i sâfilîn) inmeyi lâyık görmeyesin; Ta ki cehennem ateşinin dibine
düşmeyesin.
Beyt
Halvet ü uzletde gördüm çünki şöhret âfetin
Hıdmet ü sohbetle irdim hazret-i Mevlâ’ya ben
Günümüz Türkçesiyle
Halvete [294] ve uzlete [295] çekilmede gördüm ben, şöhret âfetini. Hizmetle
ve sohbetle erdim, Hazret-i Mevlâ’ya ben.

