Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Evliyânın fazîlet ve bereketlerini Kur’ân-ı Kerim âyetleri ve hadis-i şeriflerle bildirir

DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Birinci Madde Birinci Madde Evliyânın fazîlet ve bereketlerini Kur’ân-ı Kerim âyetleri ve hadis-i şeriflerle bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah teala lütfuyla kullarına kendi …

DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Birinci Madde

Birinci Madde

Evliyânın fazîlet ve bereketlerini Kur’ân-ı Kerim âyetleri ve hadis-i

şeriflerle bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah teala lütfuyla kullarına kendi dostlarını tarif

etmiş ve onlara olan muhabbetini duyurmuştur. Nitekim O, kendi kelâmında

azametiyle şöyle buyurmuştur:

“Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.”

(Bakara 2/257) “Biliniz ki Allah’ın dostlarına korku yoktur; onlar

üzülmeyeceklerdir de.” (Yûnus 10/62) “Onun (Kâbe’nin) dostları [94] ancak

takvâ sahipleridir.” (Enfâl 8/34) “Allah, takvâ sahiplerinin dostudur.”

(Câsiye 45/19) “Dost, yalnız Allah’tır.” (Şûrâ 42/9) “Sen, dünyada ve

âhirette benim sahibimsin. Beni Müslüman olarak öldür ve sâlih kullarının

arasına kat.” (Yûsuf 12/101) “Rahmân’ın (has) kulları onlardır ki

yeryüzünde tevâzu ile yürürler ve kendini bilmez cahiller onlara laf

attığında (incitmeksizin) “selâm!” derler. Gecelerini Rablerine secde ve

kıyam ile geçirirler.” (Furkan 25/63. 64) “Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin

kendilerini Allah’ı anmaktan alıkoymadığı kimselerdir.” (Nûr 24/37)

Allah teala, kudsî hadisinde şöyle buyurmuştur: “Kim benim dostum

olursa, ona istediğini veririm. Yeter ki o, işlerinde bana tutunsun; benim

buyruğumca hükmetsin. İzzetim ve celâlim hakkı için and olsun ki benden

dünyanın zevalini istese; onun (hatırı) için dünyayı yok ederim. Kim benim

rızam için bir Allah dostuna ikram ederse, ona ikram etmeyi kendime vacip

kılarım.” “Benim dostlarım kubbelerimin altındadır. Onları benden başkası

tanıyamaz.”

(Allah teala) Hazret-i Davûd aleyihesselâma şöyle vahyetmiştir: “Ey

Davud! Benim muhabbetime gönül veren dostlarıma şunu haber ver;

onlarla aramızda bulunan perdeleri lütfumla kaldırdım ki yüce zatımı

basîret gözleriyle görsünler. Lütuf ve ihsanımın lezzetine erişince halktan

bütün bütün kopsalar da, onlara ağır gelmez. Ve bu, aslâ onlara zarar

vermez. Katımdan onlara ferahlık ve ikram eriştiği takdirde, halkın

kendilerine buğzedip kin gütmesi aslâ onlara tesir etmez; üzüntü vermez. Ey

Davud! Eğer benim muhabbetime tâlip olma iddiasında isen, gönlünden

dünya muhabbetini söküp atmalısın. Çünkü benim muhabbetimle dünya

sevgisi bir gönülde barınmaz.

Ey Davud! Eğer daha ilk başta sırf benim muhabbetimi gönlüne

nakşetmeye muvaffak olduysan ve baktığın her şeyde benim nihayetsiz

kudretimin hikmetle işleyişini görür hâle geldiysen; artık bu dereceye

ulaştıktan sonra sen dünya ile ve dünya ehliyle karışsan da, gönlünden

benim muhabbetim eksilmez. Bu karışmadan dolayı sana bir keder gelmez.

Ey Davud! Eğer sen bana gerçek mânâda dost olmak istersen; nefsini

düşman bil, arzu ve ihtiraslarında onu kısıtlayıp arzular peşinde koşmaktan

onu engelle. Böylece sana muhabbetimle nazar edip aramızdaki perdeleri

kaldırayım.

Ey Davud! Benim kullarımdan yeryüzünde nice dostlarım vardır ki onlar

benim gerçek mânâda dostlarımdır. Ben de onların dostuyum. Onların bana

kavuşmaya iştiyak duydukları gibi, ben de onlara müştâkım. Onlar beni

şevk ile zikrettikleri gibi, ben de onları, katımdakiler yanında muhabbetle

anarım. Gariplerin özlemle vatan hasreti çekmeleri gibi, onlar da geceyi

[300/b] arzu ederler. Kuşlar yuvalarında yavrularıyla mutlu oldukları gibi,

onlar da geceleyin zikirle mesrûr olurlar. Ne zaman ki gece olur, karanlık

bastırır ve her dost ancak kendi dostuyla baş başa kalır; işte o vakit onlar

sırf benim rızam için uyanık bulunurlar. Ayakta kalırlar ve boyunlarını

tevâzu ile büküp yüzlerini (merhamet umuduyla) yere sürerler. Bağışlamamı

umarak, affediciliğime güvenerek bana yalvarırlar.

Onlar ki (dostla başbaşa kaldıkları gece ibadetlerinde) bazen ayakta

dururlar, bazen otururlar, bazen rukûa varırlar ve bazen de secdelere

kapanırlar. Bu tenha zamanlarda benim muhabbetimden başka hiçbir şeyi

ümit etmeyip sadece benim rızam yolunda giderler. Ben de onlara olan

muhabbetimin kemâlinden, halvetlerinde onlara üç türlü bağışta

bulunurum: Birinci bağış bir nûrdur ki (o saatte uyanık olmalarından

ötürü) o nûru sadece onların kalplerine indiririm. Onlar her zaman

konuşsalar, o nûrla benden haber verirler. İkinci bağışım şudur ki ben

onlara zatımla ve sıfatlarımla teveccüh ederim. Teveccüh ettiğim dostlarıma

neler ihsan ederim; hiç düşündün mü? Onlar, benim iltifatıma nail olmakla

pek çok nimetlere erişirler. Üçüncü bağışım bir ikramdır ki, onu ancak ben

bilirim. Bir de ona nail kıldığım kul bilir. Yeryüzünde ve göklerde bulunan

bütün eşya, o ikramıma nisbetle pek az bir şeydir.”

Hazret-i Habib-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz de,

ümmetine olan engin muhabbetine binaen, evliyânın alâmetlerini

duyurmuştur. Nitekim o, meşhur hadislerinde şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimin evliyâsı göründüğünde Allah hatırlanır.” Çünkü evliyânın

yüzünü görmekle şereflenen kişinin kalbine, Cenâb-ı Hakkı anma fikri

doğar. Ve buyurmuştur ki; “Gerçekten, ümmetimden öyleleri vardır ki onlar

insanlar içinde bulunmaktan ziyade uzlet-i nâsı tercih ederler. İnsanlar

onların bu hâline şaşarlar ve onların deli olduğunu sanırlar. Onlar da

insanların delirdiğini zannederler. Dikkat ediniz, onlar abdallardır.” Yine

buyurdular ki; “Hak tealanın yarattıkları içinde dostları; çoğu vakit aç ve

susuz bulunurlar. Kim onlara eziyet verirse, Allah onlardan bunun

intikamını alır.” Yine buyurdular ki; “Dünya, âhiret ehline, âhiret de dünya

ehline haramdır. Bunların her ikisi de Allah ehline haramdır. Allah ehli

ancak evliyânın büyükleridir.”

Nazm

1. Gel cân gözün aç ey piser

Kıl evliyâya hoş nezer

Cân misli hep bî-pâ vü ser

Dil misli hep zîr ü zeber

2. Bî-kesb ü kâr olmuş kamu

Zerd ü nizâr olmuş kamu

Çün mest-i yâr olmuş kamu

Anlarda birdir hayr u şer

3. Gülden kamu dilşâdrek

Hem servden âzâdrek

Üştürden ol münkâdrek

Âyînedendür sâf-ter

4. Zerrât-veş dolmuş hevâ

Şems anlara olmuş kabâ

Varlıkları bulmuş fenâ

Hurşîde karşı çün kamer

5. Hâr içredirler gül gibi

Habs içredirler mül gibi

Âb u gil içre dil gibi

Leyl içredirler çün seher

6. Bu tenleri ervâhdır

Ol cânları akdâhdır

Aşk anlara hoş râhdır

Kim bilmediler nef‘ ü zar

7. Hakkı eger cûyendesin

Dilden ana pûyendesin

Aşk ehline gûyendesin

Vir Gavs-ı ulvî’den haber

Günümüz Türkçesiyle

1. Gel, can gözünü aç, ey oğul! Evliyâya hürmetle nazar et. Can gibi

ayaksız başsız; gönül misali alt üst ol.

2. Kazanç ve kârdan geçmiş, büsbütün sararıp solmuş. Meğer yâr aşkıyla

mest olmuş; onlarda hayırla şer birdir.

3. Gülden daha mesrûr, selvilerden bile özgür. Deveden daha itaatkâr,

âyineden daha saftır.

4. Zerreler gibi hava dolmuş. Güneş onlara aba olmuş. Varlıkları fenâ

bulmuş. Çünkü kamer, güneşe karşıdır.

5. Diken içindeler, gül gibi. Testi içindeler şerbet gibi. Suyla çamur

içindeler gönül gibi. Seher gibi gece içindeler.

6. Bu tenleri ruhlardır. O canları kadehlerdir. Aşk onlara ne güzel yoldur.

Faydayı zararı bilmezler.

7. Hakkı, eğer arıyorsan. Gönülden ona koşuyorsan. Aşk ehliyle

söyleşirsen. Gavs-ı Ulvî’den haber ver.