DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Birinci Madde
Birinci Madde
Evliyânın fazîlet ve bereketlerini Kur’ân-ı Kerim âyetleri ve hadis-i
şeriflerle bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah teala lütfuyla kullarına kendi dostlarını tarif
etmiş ve onlara olan muhabbetini duyurmuştur. Nitekim O, kendi kelâmında
azametiyle şöyle buyurmuştur:
“Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.”
(Bakara 2/257) “Biliniz ki Allah’ın dostlarına korku yoktur; onlar
üzülmeyeceklerdir de.” (Yûnus 10/62) “Onun (Kâbe’nin) dostları [94] ancak
takvâ sahipleridir.” (Enfâl 8/34) “Allah, takvâ sahiplerinin dostudur.”
(Câsiye 45/19) “Dost, yalnız Allah’tır.” (Şûrâ 42/9) “Sen, dünyada ve
âhirette benim sahibimsin. Beni Müslüman olarak öldür ve sâlih kullarının
arasına kat.” (Yûsuf 12/101) “Rahmân’ın (has) kulları onlardır ki
yeryüzünde tevâzu ile yürürler ve kendini bilmez cahiller onlara laf
attığında (incitmeksizin) “selâm!” derler. Gecelerini Rablerine secde ve
kıyam ile geçirirler.” (Furkan 25/63. 64) “Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin
kendilerini Allah’ı anmaktan alıkoymadığı kimselerdir.” (Nûr 24/37)
Allah teala, kudsî hadisinde şöyle buyurmuştur: “Kim benim dostum
olursa, ona istediğini veririm. Yeter ki o, işlerinde bana tutunsun; benim
buyruğumca hükmetsin. İzzetim ve celâlim hakkı için and olsun ki benden
dünyanın zevalini istese; onun (hatırı) için dünyayı yok ederim. Kim benim
rızam için bir Allah dostuna ikram ederse, ona ikram etmeyi kendime vacip
kılarım.” “Benim dostlarım kubbelerimin altındadır. Onları benden başkası
tanıyamaz.”
(Allah teala) Hazret-i Davûd aleyihesselâma şöyle vahyetmiştir: “Ey
Davud! Benim muhabbetime gönül veren dostlarıma şunu haber ver;
onlarla aramızda bulunan perdeleri lütfumla kaldırdım ki yüce zatımı
basîret gözleriyle görsünler. Lütuf ve ihsanımın lezzetine erişince halktan
bütün bütün kopsalar da, onlara ağır gelmez. Ve bu, aslâ onlara zarar
vermez. Katımdan onlara ferahlık ve ikram eriştiği takdirde, halkın
kendilerine buğzedip kin gütmesi aslâ onlara tesir etmez; üzüntü vermez. Ey
Davud! Eğer benim muhabbetime tâlip olma iddiasında isen, gönlünden
dünya muhabbetini söküp atmalısın. Çünkü benim muhabbetimle dünya
sevgisi bir gönülde barınmaz.
Ey Davud! Eğer daha ilk başta sırf benim muhabbetimi gönlüne
nakşetmeye muvaffak olduysan ve baktığın her şeyde benim nihayetsiz
kudretimin hikmetle işleyişini görür hâle geldiysen; artık bu dereceye
ulaştıktan sonra sen dünya ile ve dünya ehliyle karışsan da, gönlünden
benim muhabbetim eksilmez. Bu karışmadan dolayı sana bir keder gelmez.
Ey Davud! Eğer sen bana gerçek mânâda dost olmak istersen; nefsini
düşman bil, arzu ve ihtiraslarında onu kısıtlayıp arzular peşinde koşmaktan
onu engelle. Böylece sana muhabbetimle nazar edip aramızdaki perdeleri
kaldırayım.
Ey Davud! Benim kullarımdan yeryüzünde nice dostlarım vardır ki onlar
benim gerçek mânâda dostlarımdır. Ben de onların dostuyum. Onların bana
kavuşmaya iştiyak duydukları gibi, ben de onlara müştâkım. Onlar beni
şevk ile zikrettikleri gibi, ben de onları, katımdakiler yanında muhabbetle
anarım. Gariplerin özlemle vatan hasreti çekmeleri gibi, onlar da geceyi
[300/b] arzu ederler. Kuşlar yuvalarında yavrularıyla mutlu oldukları gibi,
onlar da geceleyin zikirle mesrûr olurlar. Ne zaman ki gece olur, karanlık
bastırır ve her dost ancak kendi dostuyla baş başa kalır; işte o vakit onlar
sırf benim rızam için uyanık bulunurlar. Ayakta kalırlar ve boyunlarını
tevâzu ile büküp yüzlerini (merhamet umuduyla) yere sürerler. Bağışlamamı
umarak, affediciliğime güvenerek bana yalvarırlar.
Onlar ki (dostla başbaşa kaldıkları gece ibadetlerinde) bazen ayakta
dururlar, bazen otururlar, bazen rukûa varırlar ve bazen de secdelere
kapanırlar. Bu tenha zamanlarda benim muhabbetimden başka hiçbir şeyi
ümit etmeyip sadece benim rızam yolunda giderler. Ben de onlara olan
muhabbetimin kemâlinden, halvetlerinde onlara üç türlü bağışta
bulunurum: Birinci bağış bir nûrdur ki (o saatte uyanık olmalarından
ötürü) o nûru sadece onların kalplerine indiririm. Onlar her zaman
konuşsalar, o nûrla benden haber verirler. İkinci bağışım şudur ki ben
onlara zatımla ve sıfatlarımla teveccüh ederim. Teveccüh ettiğim dostlarıma
neler ihsan ederim; hiç düşündün mü? Onlar, benim iltifatıma nail olmakla
pek çok nimetlere erişirler. Üçüncü bağışım bir ikramdır ki, onu ancak ben
bilirim. Bir de ona nail kıldığım kul bilir. Yeryüzünde ve göklerde bulunan
bütün eşya, o ikramıma nisbetle pek az bir şeydir.”
Hazret-i Habib-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz de,
ümmetine olan engin muhabbetine binaen, evliyânın alâmetlerini
duyurmuştur. Nitekim o, meşhur hadislerinde şöyle buyurmuştur:
“Ümmetimin evliyâsı göründüğünde Allah hatırlanır.” Çünkü evliyânın
yüzünü görmekle şereflenen kişinin kalbine, Cenâb-ı Hakkı anma fikri
doğar. Ve buyurmuştur ki; “Gerçekten, ümmetimden öyleleri vardır ki onlar
insanlar içinde bulunmaktan ziyade uzlet-i nâsı tercih ederler. İnsanlar
onların bu hâline şaşarlar ve onların deli olduğunu sanırlar. Onlar da
insanların delirdiğini zannederler. Dikkat ediniz, onlar abdallardır.” Yine
buyurdular ki; “Hak tealanın yarattıkları içinde dostları; çoğu vakit aç ve
susuz bulunurlar. Kim onlara eziyet verirse, Allah onlardan bunun
intikamını alır.” Yine buyurdular ki; “Dünya, âhiret ehline, âhiret de dünya
ehline haramdır. Bunların her ikisi de Allah ehline haramdır. Allah ehli
ancak evliyânın büyükleridir.”
Nazm
1. Gel cân gözün aç ey piser
Kıl evliyâya hoş nezer
Cân misli hep bî-pâ vü ser
Dil misli hep zîr ü zeber
2. Bî-kesb ü kâr olmuş kamu
Zerd ü nizâr olmuş kamu
Çün mest-i yâr olmuş kamu
Anlarda birdir hayr u şer
3. Gülden kamu dilşâdrek
Hem servden âzâdrek
Üştürden ol münkâdrek
Âyînedendür sâf-ter
4. Zerrât-veş dolmuş hevâ
Şems anlara olmuş kabâ
Varlıkları bulmuş fenâ
Hurşîde karşı çün kamer
5. Hâr içredirler gül gibi
Habs içredirler mül gibi
Âb u gil içre dil gibi
Leyl içredirler çün seher
6. Bu tenleri ervâhdır
Ol cânları akdâhdır
Aşk anlara hoş râhdır
Kim bilmediler nef‘ ü zar
7. Hakkı eger cûyendesin
Dilden ana pûyendesin
Aşk ehline gûyendesin
Vir Gavs-ı ulvî’den haber
Günümüz Türkçesiyle
1. Gel, can gözünü aç, ey oğul! Evliyâya hürmetle nazar et. Can gibi
ayaksız başsız; gönül misali alt üst ol.
2. Kazanç ve kârdan geçmiş, büsbütün sararıp solmuş. Meğer yâr aşkıyla
mest olmuş; onlarda hayırla şer birdir.
3. Gülden daha mesrûr, selvilerden bile özgür. Deveden daha itaatkâr,
âyineden daha saftır.
4. Zerreler gibi hava dolmuş. Güneş onlara aba olmuş. Varlıkları fenâ
bulmuş. Çünkü kamer, güneşe karşıdır.
5. Diken içindeler, gül gibi. Testi içindeler şerbet gibi. Suyla çamur
içindeler gönül gibi. Seher gibi gece içindeler.
6. Bu tenleri ruhlardır. O canları kadehlerdir. Aşk onlara ne güzel yoldur.
Faydayı zararı bilmezler.
7. Hakkı, eğer arıyorsan. Gönülden ona koşuyorsan. Aşk ehliyle
söyleşirsen. Gavs-ı Ulvî’den haber ver.

