DÖRDÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Birinci Madde
Birinci Madde
Evliyânın hikmetinin fazîletini ve faydalarını Kur’ân âyetleri ve hadis-i
şeriflerle bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Hak teala kullarına inayetiyle kendi hikmetini
müjdelemiş ve onu elde etmeyi teşvik edip ilahî hikmeti tahsil yollarını
duyurmuştur.
Nitekim Kelâm-ı Kadîm’inde muhtelif âyetlerde lütfuyla şöyle
buyurmuştur:
“Allah Âdem’e bütün (varlıkların) isimleri(ni) öğretti.” (Bakara 2/31)
“Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır
verilmiş demektir. Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar.” (Bakara
2/269) “(Onlar şöyle yalvarırlar) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra
kalplerimizi eğriltme. Bize katından rahmet bağışla.” (Âl-i İmrân 3/8) “Ey
Rabbim! Mülkten bana (nasibimi) verdin ve bana (rüyada görülen)
hâdiselerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da
âhirette de benim sahibimsin. Beni Müslüman olarak öldür ve beni sâlihler
arasına kat.” (Yusuf 12/101) “Nihayet kullarımızdan bir kul buldular ki
[296/b] ona katımızdan bir rahmet (vahiy ve peygamberlik) vermiş, yine
ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.” (Kehf 18/65) “Andolsun, biz
İbrahim’e daha önce rüşdünü vermiştik. Biz onu iyi tanırdık.” (Enbiya
21/51) “Allah dilediği kimseyi nûruna eriştirir.” (Nûr 24/35) “Sen Rabbinin
yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır. Ve onlarla en güzel şekilde mücâdele
et.” (Nahl 16/125) “İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdir.”
(İsrâ 17/39)
“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri
bunları hakkıyla düşünür.” (Zümer 39/9) “Böylece bunu Süleyman’a biz
anlatmıştık. Biz onların her birine hüküm (hükümdarlık, peygamberlik) ve
ilim verdik.” (Enbiya 21/79) “Allah kimin gönlünü İslâm’a açmışsa o,
Rabbinden bir nûr üzerinde değil midir?” (Zümer 39/22) “Rahmân Kur’ân’ı
öğretti, insanı yarattı ve ona açıklamayı öğretti.” (Rahmân 55/1-4) “İnsana
bilmediklerini öğreten (Rabbinin adıyla oku)” (Alak 96/5) “Nefse ve ona
birtakım kabiliyetler verip iyiliklerini ve kötülüklerini ilham edene yemin
ederim ki” (Şems 91/7-8) “Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?”
(İnşirâh 94/1) “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik.” (Kevser 108/1)
Hak teala lütfuyla kudsî hadiste buyurmuştur ki:
“Ey Âdemoğlu! Bâtın ilmi öyle bir sırdır ki onu avâmdan gizledim ve
sadece has kullarıma verdim. Çünkü o, benim marifetimin neticesi, en son
noktasıdır. Ey Âdemoğlu! Güzel ahlâkı kuşan ve ilmi kalbinden açığa çıkar
ki o sana öğüt olsun, seni [hakiki hayat ile] yaşatsın. Ey Âdemoğlu! Tıka
basa doldurulmuş bir mide ile nasıl ilim öğrenebilirsin ve çok konuşmakla
hikmete nasıl ulaşabilirsin? Oysa ilmi açlıkta, hikmeti susmada bulursun.
Ey Âdemoğlu! Ben bağışlarımı seher vaktinde uyanık olanlara, ibadet için
kıyam edenlere dağıtırım. Hâlbuki siz o vakitlerde uyursunuz. Bunun gibi
hikmeti de karnı boş olanlara dağıtırım. Hâlbuki siz toksunuz. Şu halde bu
iki kıymetli hazineyi nasıl bulacaksınız?”
Ve yine Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.) ümmetine şefkatle dini öğretmek
ve ilim lezzetini tattırmak üzere, bunların yolunu gösterip hakikatini
duyurmuştur. Nitekim bazı hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Hazret-
i Hızır ile Hazret-i Mûsâ aleyhimüsselâm bir gemide iken bir kuş geminin
kenarına konup deryadan su içmiştir. Bunu görünce Hızır (a.s) Hazret-i
Mûsâ (a.s)’a demiştir ki; Ey Musa, hakikaten Allah teala bana bir ilim
öğretmiştir ki onu sen bilmezsin. Ve sana da bir ilim öğretmiştir ki onu ben
bilmem. Benim bilgim ile senin ilminin cirmi Allah’ın ilminin yanında
hiçbir şey değildir. Ancak şu kuşun deryadan aldığı iki damla gibidir.”
Rasûlullah (s.a.v.) buyurmuştur ki: “Kim Hak tealaya ihlâsla kırk gün
ibadet ederse, onun dilinden hikmet damlaları dökülmeye başlar .” Yani her
ne konuşsa söylediği kitap ve sünnete uygun, hikmet olur. Yine
buyurmuştur ki: “Kim bildiğiyle amel ederse, Allah teala ona bilmediğini
ilham eder (sorulduğunda, önceden öğrenmediği konuda cevap verebilir.)”
Ve buyurmuştur ki: “Mü’minin kalbi, hikmet kaynağıdır.” Ve
buyurmuştur ki: “Hikmet, gönülde bir nûrdur.” Ve buyurmuştur ki:
“ Hikmetin karşılığı kurtuluştur .” Ve buyurmuştur ki: “Mü’minin istediği
hikmettir, münafığın istediği ise şehvettir.” Ve buyurmuştur ki: “Hikmet
mü’minin yitiğidir, onu nerede bulursa alır.” Ve buyurmuştur ki: “Hakîmin
yegâne sermayesi hikmettir.” Ve buyurmuştur ki: “İlim iki türlüdür.
Bunlardan biri Kur’ân’ın zâhir ilmidir ki bu Hak tealanın yarattıkları
üzerine huccet ve delilidir. Bir diğeri Kur’ân’ın bâtın ilmidir ki faydalı olan
rabbânî ilim budur.”
Nazm
1. İlm-i kulûb oldu çünki ilm-i tasavvuf
Kalbini sâf eyle çekme bâr-ı tekellüf
2. Her ne kim ma‘dûm olursa itme temennî
Her ne ki mevcûd olursa itme tasarruf
3. Kim biri iki görür bu cilve-gâh içre
Yaksa gerek âhir anı dâğ-ı te’essüf
4. Dîde vü dîdârı fi’l-hakîka bir anla
Çeşm-i Züleyhâ’da idi tal‘at-ı Yûsuf
5. Nûr-ı muhakkık cihânı eyledi rûşen
Şem‘-i mukallid söner görürse o bir puf
6. Ârif-i nefs oldu bir nefesde muhakkık
Çün dile dil-berden irdi cezb-i telattuf
7. Mehbit-i irfân değilse hâtır-ı Hakkı
Ders-i Avârif ne sûd u bahs-i Ta‘arrüf
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönül ilmi, tasavvuf ilmidir madem. Gönlünü temiz tut, külfet çekme
boşuna.
2. Elden gidene üzülme, temennâ etme. Mevcudun kıymetini bil, boşuna
harcama.
3. Kim biri iki görürse, bu cilvegâh içinde. Onu sonunda, teessüf ateşi
yaksa gerektir.
4. Göz ile sevgiliyi hakikatte bir anla. Züleyha’nın gözündeydi Yusuf’un
güzelliği.
5. Hakikat ehlinin nûru cihanı aydınlattı. Mukallidin nûru, “püf” deyince
sönüverir.
6. Hakikat ehli, bir nefeste muhakkık oldu. Çünkü gönlüne Sevgili’den bir
cezbe geldi.
7. Eğer Hakkı, gönlün irfân yurdu değilse. Avârif(ü’l-maârif)›te Taarruf
bahsini okumaktan ne çıkar. [297/a]

