Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Evliyânın hikmetinin fazîletini ve faydalarını Kur’ân âyetleri ve hadis-i şeriflerle…

DÖRDÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Birinci Madde Birinci Madde Evliyânın hikmetinin fazîletini ve faydalarını Kur’ân âyetleri ve hadis-i şeriflerle bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Hak teala kullarına inayetiyle kendi …

DÖRDÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Birinci Madde

Birinci Madde

Evliyânın hikmetinin fazîletini ve faydalarını Kur’ân âyetleri ve hadis-i

şeriflerle bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Hak teala kullarına inayetiyle kendi hikmetini

müjdelemiş ve onu elde etmeyi teşvik edip ilahî hikmeti tahsil yollarını

duyurmuştur.

Nitekim Kelâm-ı Kadîm’inde muhtelif âyetlerde lütfuyla şöyle

buyurmuştur:

“Allah Âdem’e bütün (varlıkların) isimleri(ni) öğretti.” (Bakara 2/31)

“Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır

verilmiş demektir. Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar.” (Bakara

2/269) “(Onlar şöyle yalvarırlar) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra

kalplerimizi eğriltme. Bize katından rahmet bağışla.” (Âl-i İmrân 3/8) “Ey

Rabbim! Mülkten bana (nasibimi) verdin ve bana (rüyada görülen)

hâdiselerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da

âhirette de benim sahibimsin. Beni Müslüman olarak öldür ve beni sâlihler

arasına kat.” (Yusuf 12/101) “Nihayet kullarımızdan bir kul buldular ki

[296/b] ona katımızdan bir rahmet (vahiy ve peygamberlik) vermiş, yine

ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.” (Kehf 18/65) “Andolsun, biz

İbrahim’e daha önce rüşdünü vermiştik. Biz onu iyi tanırdık.” (Enbiya

21/51) “Allah dilediği kimseyi nûruna eriştirir.” (Nûr 24/35) “Sen Rabbinin

yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır. Ve onlarla en güzel şekilde mücâdele

et.” (Nahl 16/125) “İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdir.”

(İsrâ 17/39)

“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri

bunları hakkıyla düşünür.” (Zümer 39/9) “Böylece bunu Süleyman’a biz

anlatmıştık. Biz onların her birine hüküm (hükümdarlık, peygamberlik) ve

ilim verdik.” (Enbiya 21/79) “Allah kimin gönlünü İslâm’a açmışsa o,

Rabbinden bir nûr üzerinde değil midir?” (Zümer 39/22) “Rahmân Kur’ân’ı

öğretti, insanı yarattı ve ona açıklamayı öğretti.” (Rahmân 55/1-4) “İnsana

bilmediklerini öğreten (Rabbinin adıyla oku)” (Alak 96/5) “Nefse ve ona

birtakım kabiliyetler verip iyiliklerini ve kötülüklerini ilham edene yemin

ederim ki” (Şems 91/7-8) “Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?”

(İnşirâh 94/1) “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik.” (Kevser 108/1)

Hak teala lütfuyla kudsî hadiste buyurmuştur ki:

“Ey Âdemoğlu! Bâtın ilmi öyle bir sırdır ki onu avâmdan gizledim ve

sadece has kullarıma verdim. Çünkü o, benim marifetimin neticesi, en son

noktasıdır. Ey Âdemoğlu! Güzel ahlâkı kuşan ve ilmi kalbinden açığa çıkar

ki o sana öğüt olsun, seni [hakiki hayat ile] yaşatsın. Ey Âdemoğlu! Tıka

basa doldurulmuş bir mide ile nasıl ilim öğrenebilirsin ve çok konuşmakla

hikmete nasıl ulaşabilirsin? Oysa ilmi açlıkta, hikmeti susmada bulursun.

Ey Âdemoğlu! Ben bağışlarımı seher vaktinde uyanık olanlara, ibadet için

kıyam edenlere dağıtırım. Hâlbuki siz o vakitlerde uyursunuz. Bunun gibi

hikmeti de karnı boş olanlara dağıtırım. Hâlbuki siz toksunuz. Şu halde bu

iki kıymetli hazineyi nasıl bulacaksınız?”

Ve yine Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.) ümmetine şefkatle dini öğretmek

ve ilim lezzetini tattırmak üzere, bunların yolunu gösterip hakikatini

duyurmuştur. Nitekim bazı hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Hazret-

i Hızır ile Hazret-i Mûsâ aleyhimüsselâm bir gemide iken bir kuş geminin

kenarına konup deryadan su içmiştir. Bunu görünce Hızır (a.s) Hazret-i

Mûsâ (a.s)’a demiştir ki; Ey Musa, hakikaten Allah teala bana bir ilim

öğretmiştir ki onu sen bilmezsin. Ve sana da bir ilim öğretmiştir ki onu ben

bilmem. Benim bilgim ile senin ilminin cirmi Allah’ın ilminin yanında

hiçbir şey değildir. Ancak şu kuşun deryadan aldığı iki damla gibidir.”

Rasûlullah (s.a.v.) buyurmuştur ki: “Kim Hak tealaya ihlâsla kırk gün

ibadet ederse, onun dilinden hikmet damlaları dökülmeye başlar .” Yani her

ne konuşsa söylediği kitap ve sünnete uygun, hikmet olur. Yine

buyurmuştur ki: “Kim bildiğiyle amel ederse, Allah teala ona bilmediğini

ilham eder (sorulduğunda, önceden öğrenmediği konuda cevap verebilir.)”

Ve buyurmuştur ki: “Mü’minin kalbi, hikmet kaynağıdır.” Ve

buyurmuştur ki: “Hikmet, gönülde bir nûrdur.” Ve buyurmuştur ki:

“ Hikmetin karşılığı kurtuluştur .” Ve buyurmuştur ki: “Mü’minin istediği

hikmettir, münafığın istediği ise şehvettir.” Ve buyurmuştur ki: “Hikmet

mü’minin yitiğidir, onu nerede bulursa alır.” Ve buyurmuştur ki: “Hakîmin

yegâne sermayesi hikmettir.” Ve buyurmuştur ki: “İlim iki türlüdür.

Bunlardan biri Kur’ân’ın zâhir ilmidir ki bu Hak tealanın yarattıkları

üzerine huccet ve delilidir. Bir diğeri Kur’ân’ın bâtın ilmidir ki faydalı olan

rabbânî ilim budur.”

Nazm

1. İlm-i kulûb oldu çünki ilm-i tasavvuf

Kalbini sâf eyle çekme bâr-ı tekellüf

2. Her ne kim ma‘dûm olursa itme temennî

Her ne ki mevcûd olursa itme tasarruf

3. Kim biri iki görür bu cilve-gâh içre

Yaksa gerek âhir anı dâğ-ı te’essüf

4. Dîde vü dîdârı fi’l-hakîka bir anla

Çeşm-i Züleyhâ’da idi tal‘at-ı Yûsuf

5. Nûr-ı muhakkık cihânı eyledi rûşen

Şem‘-i mukallid söner görürse o bir puf

6. Ârif-i nefs oldu bir nefesde muhakkık

Çün dile dil-berden irdi cezb-i telattuf

7. Mehbit-i irfân değilse hâtır-ı Hakkı

Ders-i Avârif ne sûd u bahs-i Ta‘arrüf

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül ilmi, tasavvuf ilmidir madem. Gönlünü temiz tut, külfet çekme

boşuna.

2. Elden gidene üzülme, temennâ etme. Mevcudun kıymetini bil, boşuna

harcama.

3. Kim biri iki görürse, bu cilvegâh içinde. Onu sonunda, teessüf ateşi

yaksa gerektir.

4. Göz ile sevgiliyi hakikatte bir anla. Züleyha’nın gözündeydi Yusuf’un

güzelliği.

5. Hakikat ehlinin nûru cihanı aydınlattı. Mukallidin nûru, “püf” deyince

sönüverir.

6. Hakikat ehli, bir nefeste muhakkık oldu. Çünkü gönlüne Sevgili’den bir

cezbe geldi.

7. Eğer Hakkı, gönlün irfân yurdu değilse. Avârif(ü’l-maârif)›te Taarruf

bahsini okumaktan ne çıkar. [297/a]