DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Beşinci Madde
Beşinci Madde
Evliyânın kerâmetlerini ve [Allah’a itimat etmeleri sâyesinde] her türlü
tehlikelerden emin olup rahat bulduklarını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Evliyânın
himmeti ve cömertliği Allah içindir. Yönelişleri ve kaçışları yine O’nadır.
Sözleri ve kararları O’nunladır ve hep O’nadır. Mâsivâ onların nazarında
boş ve değersizdir.
Evliyânın ibadeti, her zaman Mevlâ’nın huzurunda hazır bulunmaktır.
Âdetleri ilâhî sırları [ağyara] söylememek ve kerâmetleri halktan
gizlemektir. Nitekim bir âbid, bir ârifi uzlete çekildiği sofasında görmüş ve
ona demiştir ki; “Hak teala sana bu halvette ne fayda verdi?” Arif âbide
şöyle cevap vermiştir: “Bir vezir görmüşsün ki sultanın sırrını ifşâ ediyor.
Sultan bu veziri neylesin?” Bu cevap üzerine âbid ne söyleyeceğini
bilememiştir. Allah dostu odur ki hiçbir şeyi dilemez, [303/b] ancak mevcut
olanla yetinir. Bu durumda hiçbir şey olmaz, belki sadece onun istediği olur.
Kıta
Cevr ü cefânın aslıdır zevk ü safâlar istemek
Terk-i telezzüz eylesen zehr-i güvâr olur sana
Hakkı murâdın istemekdir seni bî-murâd iden
Yohsa murâd u ârzû cümle nisâr olur sana
Kıta (nın sadeleştirmesi)
Cevr u cefânın aslı, zevk u safâ istemektir. Zevkleri terk edersen, zehir
gıda olur sana. Hakkı! Muradı istemektir, seni muratsız kılan. Yoksa
muradın ve arzuların tamamen önüne seriliverir.
Allah dostu odur ki halka gizli kalan ona aşikâr olur. Halka zor gelen ona
kolay gelir. Habeşli ermiş bir velî varmış vecd hâli ona galip gelince rengi
bembeyaz olurmuş.
Allah dostu odur ki yaşamak onun için hapis hayatı gibidir. Ölüm onun
nazarında hürriyetine kavuşmaktır. Onun zevki nefsin hazlarını unutup ilâhî
dostluk ve huzuru bulmaktır. Allah dostu odur ki Allah teala onu her zaman
koruyup bir an bile nefsine bırakmayacağını kendisine duyurmuştur.
Nitekim inayetiyle şöyle buyurmuştur: “O, sâlih kullarını görüp gözetir”
(A‘râf 7/196)
Bir ârif demiştir ki; “Halvette zikrullah ile meşgul idim. Bir gün canım
nar yemek istemişti, kalbime bu sevda düştü. Nar almak üzere pazara
giderken, yol kenarındaki duvarın dibinde inleyen, çaresiz bir kimse
gördüm. Oracığa kıvrılıp yatmış; sinekler, yaban arıları üzerine konup etini
ısırmakta idi.
O insancık, beni görünce Allah’a hamd etti. Ben de ona selâm verip
Allah’a şükretmesinin sebebini sordum.
Şu cevabı verdi: “Seni gördüm ki bir nar alma arzusuna kapılarak
Rahmân’dan yüz çevirmişsin. Kalbimin her zaman O’nunla hazır olduğuna
şükrediyorum.”
Bunun üzerine ben dedim ki; “Madem Allah teala ile berabersin ve
kendini her an huzurda hissediyorsun. Niçin O’na, seni bu hastalıktan
kurtarması için dua etmiyorsun?”
Duvarın dibinde yatan kişi bana şu cevabı verdi: “Hak tealaya dua et ki
seni bu şehvetten kurtarsın. Çünkü sineklerin üzerime konup cildimi tahriş
etmesi ancak nefse zarar verir. Ama bir insanı şehvetin yönlendirmesi,
arzuların dürtüklemesi doğrudan kalbi ilgilendirir.”
Demek ki Allah dostları nazarında esas eziyet, mâsivâyı talep etmektir.
Nazm
1. Gönülde aşk-ı cemâlin görür hemîşe havâs
O cân ki vâsıl-ı aşk olmuş oldu hâsü’l-hâs
2. Bu akl u vehm işidir cehl ü hüzn ü havf u hatar
Ko aklı aşk ile ol kim odur bu câna menâs
3. Belâ vü mihnete düşmüş bu cân bu benlikden
O kim yok oldu belâdan hemîşe buldu hâlâs
4. Ger olsa halvet-i dil gayr-i aşkdan hâlî
Bu sîne def çalar ol müdde cân olur rakkâs
5. Cemâl-i cânı derûnında seyr kıl ki bu ten.
Cemâli âriyetîdir misâl-i safr u rasâs
6. O cân ki kendüyü bilmiş hümâ-yı arş olmuş
Tuyûr-ı câna bu ecsâmı bulmuş ol akfâs
7. Ne semte kılsa nazar aşkı seyr ider Hakkı
Ki ol nigâra çü akmâsdır kamu eşhâs
Günümüz Türkçesiyle
1. Allah›ın kulları, gönülde daima O’nun cemâli aşkını görür. Aşka vâsıl
olan canlar, hasların hası olur.
2. Cehalet, hüzün, korku ve tehlike; akıl ve hayal işidir. Aklı bırak aşkla
dol ki, canın sığınağı odur.
3. Bu can elâ ve mihnete düştü, bu benlikten. Belâdan sıyrılan kişi,
sonunda kurtuluşa erdi.
4. Eğer gönül halveti aşktan hâlî olsaydı, bu sîne def çalardı o zaman, can
rakkâse olurdu.
5. Ruhun cemâlini gönülde seyret ki, bu ten güzelliği tunç ve kurşun gibi
ödünç alınmıştır.
6. Kendini bilen can, arşta humâ kuşu olmuş. Can kuşlarına bedenler,
birer kafes olmuş.
7. Hakkı nereye baksa hep aşkı seyreder. O güzel yüzlünün gömleğini,
giymiş gibi herkes.
Eğer Hak teala bir kulunu, kendine yakın velilerden kılmak isterse,
hidayetiyle onu öncelikle dünya sevgisinden sıyırıp hep kendine ibadet
etmeye alıştırır. Sonra az yemek, az içmek, az uyumak, az konuşmak ve
insanlardan uzak durmayı ilham edip daima zikir ve tefekkür hâlinde
bulunmayı ona sevimli kılmakla ikram eder.
Bundan sonra onu tevekkül, tefvîz, sabır ve rıza makamlarına ulaştırıp
kendi marifeti devletine ve muhabbeti saadetine nail eyler. Sonra huzur ve
ünsiyet meclisine onu dâhil edip ilim ve hikmetinin nûruyla gönlünü
doldurur.
Sonra kendi varlığı ve birliğiyle ona tecellî edip temiz ruhunu tesellî eder.
İşte bu makamda iken, kul kendi nefsinden uzaklaşıp nefsinin arzularından
arınarak Allah dostlarının dergâhına yaklaşmış olur. Korku ve ümit ondan
gider; buna mukabil o kâmilin gönlüne heybet ve üns gelir. Bu merhaleden
sonra kendi sıfatlarından [304/a] fânî olup Hakk’ın sıfatıyla bâki olunca bu
sefer o heybet ve üns ondan gider. Allah’ın celâli ve cemâliyle mest olur.
Nazm
1. Mest ü mestûr bulunmaz eger ol hem bulunur
Kıble-i ehl-i dil olmuş o mükerrem bulunur
2. Aşkın esrârını fâş itmez o bîgâneler
Ancak irşâd ider ol yârına mahrem bulunur
3. Aşk nefh itdi deminden dil-i âşık doldu
Hem-dem-i râzdır ol dil ki o mahrem bulunur
4. Tâlib-i aşkı olup anda dil ü cân geç kim
Cân u dil rütbesine aşk mukaddem bulunur
5. Mâl u câhı bırakup fakr u fenâ buldunsa
Bil sana kâ‘ide-i aşk müsellem bulunur
6. Hey’et ü hikmeti koy, vesveseyi terk it kim
Ârifün gönlü dahi a‘lem ü ahkem bulunur
7. Hoş safâ-bahşdır ol câm-ı mahabbet Hakkı
Böyle bir câm-ı safâ lâyık-ı ol Cem bulunur
Günümüz Türkçesiyle
1. Eğer bulunursa, mest hâli gizli bulunmaz. Gönül ehlinin kıblesidir o,
mübarek bulunur.
2. Aşkın esrarını, o bilmeyenlere açıklamaz. Ancak irşâd eden, o sırra
mahrem olabilir.
3. Aşk nefesiyle üfleyince, âşığın gönlü doldu. Esrara sırdaş olan gönül,
mahrem bulunur.
4. Aşk tâlibi olup, gönülden candan geçiver. Gönül ve can rütbesinden,
aşk önce gelir.
5. Mal ve mevkiden geçip, fakr u fenâyı buldunsa. Aşk kaidesi bil ki, o
zaman sana lâyık olur.
6. Felsefeyi, astronomiyi bırak, vesveseyi terk et. Ârifin gönlü bundan
daha âlim, daha muhkemdir.
7. Hakkı! O muhabbet kadehi, ne safâlar bahşeder. Böyle bir kadehe
ancak Cem (Sultan gibi) olan lâyıktır.
Bu sebepledir ki, Hak teala evliyâdan korku ve hüznü giderip onlar
hakkında; “Allah’ın velî kullarına ne korku, ne de hüzün vardır”
(Yûnus, 10/62) buyurmuştur.
Çünkü korku, ancak geleceğe yöneliktir ki onun da aslı, istediğini elde
edememekten endişe duymak veya korktuğunun başına gelmesinden
ürkmektir. Hüzün ise geçmişe dair olur ki istediğini elde edememiş
olmaktan veya istemediği bir durumun başına gelmiş olmasından doğan
üzüntü ve elemdir. Hâlbuki Allah’ın velî kulları her şeyden önce vaktin ve
hâlin çocuğudur. Bundan sonra vaktin babası (ebu’l-vakt) ve kemâl
sahibidir. O ne geçmişi bilir, ne de hatırına istikbâl gelir; ne bunlarla ilgili
zihninde hüzün ve gam kalır ne de kalbinde korku ve ümit olur.
Bir hakîm şöyle demiştir: “Evliyâdan korku ve hüzün şu sebeple
kaldırılmıştır ki onların tabiatında ne tartışma vardır, ne de zıtlaşma.”
Şu halde rıza makamında bulunan ve hâli gerçek mânâda kullukla tarif
edilen, kalbi bu surette huzur ve dostluk devletine ermiş bulunan bir Allah
dostu neden korksun, niye üzülsün ki? Onun şânı, Allah’a tam bir
teslimiyetle itimat edip emniyet ve huzur içinde olmaktır, zevk ve neşe
duymaktır.
Nazm
1. Âşık fakîr olursa da fahr u gınâdadır
Fânî olursa hamr-ı likâdan bekâdadır
2. Uşşâka vasf-ı mülk-i Süleymân’ı itme kim
Aşk ehli dilde âlem-i bî-intihâdadır
3. Anın ki sûz-ı sînesi yok şevk-i yârdan
Teslîm-i rûh idende o yâ hasretâdadır
4. Âşık ki yeryüzünde anın hânumânı yok
Her şeb cenâh-ı aşk ile gönlü semâdadır
5. Ol kim uluvv-i himmet ile geçdi cümleden
Havf u recâyı koymuş ol üns-i Hudâ’dadır
6. Tedbîr ü ihtiyârı koyup bî-murâd olan
Kâm aldı hep umûrı nizâm u nevâdadır
7. Ârif ki bildi her işi Hak’dan niçün dimez
Dostın hemîşe her işine hoş rızâdadır
8. Mir’ât-ı kalbe gelmese ağyârdan gubâr
Her dem cemâl-i yâra mukâbil safâdadır
9. Hakkı gönüldedir o güneş kim ana müdâm
Cânlar çü zerre şevk ile raks u senâdadır
Günümüz Türkçesiyle
1. Âşık fakir olsa da, «fakrın fahr»ı olmasıyla zengindir. Âşık fânî olsa da,
lika şarabıyla bâkidir.
2. Âşıklara Süleyman’ın mülkünü tarif etme. Aşk ehli gönülde, sonsuzluk
âlemindedir.
3. Sînesinde, yârin hasreti olmayan kişi. Ruhu tesliminde “eyvahtır,
hasrettir” işi.
4. Âşığın yeryüzünde, yeri yurdu yok. Her gece aşk kanadıyla, gönlü
semâdadır.
5. O ki yüce himmetiyle geçti her şeyden. Korkuyu, ümidi koymuş,
Allah’a dostluktadır.
6. Tedbiri, isteği koyup muradsız olanın; her işi nizam ve ahenk içinde
olup kâm alır.
7. Ârif ki her işi Hak’tan bilir; niçin demez. O, dostun her işine hoşlukla
rıza hâlindedir.
8. Kalp aynasına, ağyârdan toz gelmese. Her an sevgilinin cemâliyle
safâdadır.
9. Hakkı! Gönüldedir o güneş ki ona daima. Canlar, toz bulutu hâlinde
şevkle, övgüyle raks eder.

![Evliyânın kerâmetlerini ve [Allah’a itimat etmeleri sâyesinde] her türlü tehlikelerden…](/wp-content/uploads/2026/06/marifetname.jpg)