Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Evliyânın kerâmetlerini ve [Allah’a itimat etmeleri sâyesinde] her türlü tehlikelerden…

DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Beşinci Madde Beşinci Madde Evliyânın kerâmetlerini ve [Allah’a itimat etmeleri sâyesinde] her türlü tehlikelerden emin olup rahat bulduklarını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah …

DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Beşinci Madde

Beşinci Madde

Evliyânın kerâmetlerini ve [Allah’a itimat etmeleri sâyesinde] her türlü

tehlikelerden emin olup rahat bulduklarını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Evliyânın

himmeti ve cömertliği Allah içindir. Yönelişleri ve kaçışları yine O’nadır.

Sözleri ve kararları O’nunladır ve hep O’nadır. Mâsivâ onların nazarında

boş ve değersizdir.

Evliyânın ibadeti, her zaman Mevlâ’nın huzurunda hazır bulunmaktır.

Âdetleri ilâhî sırları [ağyara] söylememek ve kerâmetleri halktan

gizlemektir. Nitekim bir âbid, bir ârifi uzlete çekildiği sofasında görmüş ve

ona demiştir ki; “Hak teala sana bu halvette ne fayda verdi?” Arif âbide

şöyle cevap vermiştir: “Bir vezir görmüşsün ki sultanın sırrını ifşâ ediyor.

Sultan bu veziri neylesin?” Bu cevap üzerine âbid ne söyleyeceğini

bilememiştir. Allah dostu odur ki hiçbir şeyi dilemez, [303/b] ancak mevcut

olanla yetinir. Bu durumda hiçbir şey olmaz, belki sadece onun istediği olur.

Kıta

Cevr ü cefânın aslıdır zevk ü safâlar istemek

Terk-i telezzüz eylesen zehr-i güvâr olur sana

Hakkı murâdın istemekdir seni bî-murâd iden

Yohsa murâd u ârzû cümle nisâr olur sana

Kıta (nın sadeleştirmesi)

Cevr u cefânın aslı, zevk u safâ istemektir. Zevkleri terk edersen, zehir

gıda olur sana. Hakkı! Muradı istemektir, seni muratsız kılan. Yoksa

muradın ve arzuların tamamen önüne seriliverir.

Allah dostu odur ki halka gizli kalan ona aşikâr olur. Halka zor gelen ona

kolay gelir. Habeşli ermiş bir velî varmış vecd hâli ona galip gelince rengi

bembeyaz olurmuş.

Allah dostu odur ki yaşamak onun için hapis hayatı gibidir. Ölüm onun

nazarında hürriyetine kavuşmaktır. Onun zevki nefsin hazlarını unutup ilâhî

dostluk ve huzuru bulmaktır. Allah dostu odur ki Allah teala onu her zaman

koruyup bir an bile nefsine bırakmayacağını kendisine duyurmuştur.

Nitekim inayetiyle şöyle buyurmuştur: “O, sâlih kullarını görüp gözetir”

(A‘râf 7/196)

Bir ârif demiştir ki; “Halvette zikrullah ile meşgul idim. Bir gün canım

nar yemek istemişti, kalbime bu sevda düştü. Nar almak üzere pazara

giderken, yol kenarındaki duvarın dibinde inleyen, çaresiz bir kimse

gördüm. Oracığa kıvrılıp yatmış; sinekler, yaban arıları üzerine konup etini

ısırmakta idi.

O insancık, beni görünce Allah’a hamd etti. Ben de ona selâm verip

Allah’a şükretmesinin sebebini sordum.

Şu cevabı verdi: “Seni gördüm ki bir nar alma arzusuna kapılarak

Rahmân’dan yüz çevirmişsin. Kalbimin her zaman O’nunla hazır olduğuna

şükrediyorum.”

Bunun üzerine ben dedim ki; “Madem Allah teala ile berabersin ve

kendini her an huzurda hissediyorsun. Niçin O’na, seni bu hastalıktan

kurtarması için dua etmiyorsun?”

Duvarın dibinde yatan kişi bana şu cevabı verdi: “Hak tealaya dua et ki

seni bu şehvetten kurtarsın. Çünkü sineklerin üzerime konup cildimi tahriş

etmesi ancak nefse zarar verir. Ama bir insanı şehvetin yönlendirmesi,

arzuların dürtüklemesi doğrudan kalbi ilgilendirir.”

Demek ki Allah dostları nazarında esas eziyet, mâsivâyı talep etmektir.

Nazm

1. Gönülde aşk-ı cemâlin görür hemîşe havâs

O cân ki vâsıl-ı aşk olmuş oldu hâsü’l-hâs

2. Bu akl u vehm işidir cehl ü hüzn ü havf u hatar

Ko aklı aşk ile ol kim odur bu câna menâs

3. Belâ vü mihnete düşmüş bu cân bu benlikden

O kim yok oldu belâdan hemîşe buldu hâlâs

4. Ger olsa halvet-i dil gayr-i aşkdan hâlî

Bu sîne def çalar ol müdde cân olur rakkâs

5. Cemâl-i cânı derûnında seyr kıl ki bu ten.

Cemâli âriyetîdir misâl-i safr u rasâs

6. O cân ki kendüyü bilmiş hümâ-yı arş olmuş

Tuyûr-ı câna bu ecsâmı bulmuş ol akfâs

7. Ne semte kılsa nazar aşkı seyr ider Hakkı

Ki ol nigâra çü akmâsdır kamu eşhâs

Günümüz Türkçesiyle

1. Allah›ın kulları, gönülde daima O’nun cemâli aşkını görür. Aşka vâsıl

olan canlar, hasların hası olur.

2. Cehalet, hüzün, korku ve tehlike; akıl ve hayal işidir. Aklı bırak aşkla

dol ki, canın sığınağı odur.

3. Bu can elâ ve mihnete düştü, bu benlikten. Belâdan sıyrılan kişi,

sonunda kurtuluşa erdi.

4. Eğer gönül halveti aşktan hâlî olsaydı, bu sîne def çalardı o zaman, can

rakkâse olurdu.

5. Ruhun cemâlini gönülde seyret ki, bu ten güzelliği tunç ve kurşun gibi

ödünç alınmıştır.

6. Kendini bilen can, arşta humâ kuşu olmuş. Can kuşlarına bedenler,

birer kafes olmuş.

7. Hakkı nereye baksa hep aşkı seyreder. O güzel yüzlünün gömleğini,

giymiş gibi herkes.

Eğer Hak teala bir kulunu, kendine yakın velilerden kılmak isterse,

hidayetiyle onu öncelikle dünya sevgisinden sıyırıp hep kendine ibadet

etmeye alıştırır. Sonra az yemek, az içmek, az uyumak, az konuşmak ve

insanlardan uzak durmayı ilham edip daima zikir ve tefekkür hâlinde

bulunmayı ona sevimli kılmakla ikram eder.

Bundan sonra onu tevekkül, tefvîz, sabır ve rıza makamlarına ulaştırıp

kendi marifeti devletine ve muhabbeti saadetine nail eyler. Sonra huzur ve

ünsiyet meclisine onu dâhil edip ilim ve hikmetinin nûruyla gönlünü

doldurur.

Sonra kendi varlığı ve birliğiyle ona tecellî edip temiz ruhunu tesellî eder.

İşte bu makamda iken, kul kendi nefsinden uzaklaşıp nefsinin arzularından

arınarak Allah dostlarının dergâhına yaklaşmış olur. Korku ve ümit ondan

gider; buna mukabil o kâmilin gönlüne heybet ve üns gelir. Bu merhaleden

sonra kendi sıfatlarından [304/a] fânî olup Hakk’ın sıfatıyla bâki olunca bu

sefer o heybet ve üns ondan gider. Allah’ın celâli ve cemâliyle mest olur.

Nazm

1. Mest ü mestûr bulunmaz eger ol hem bulunur

Kıble-i ehl-i dil olmuş o mükerrem bulunur

2. Aşkın esrârını fâş itmez o bîgâneler

Ancak irşâd ider ol yârına mahrem bulunur

3. Aşk nefh itdi deminden dil-i âşık doldu

Hem-dem-i râzdır ol dil ki o mahrem bulunur

4. Tâlib-i aşkı olup anda dil ü cân geç kim

Cân u dil rütbesine aşk mukaddem bulunur

5. Mâl u câhı bırakup fakr u fenâ buldunsa

Bil sana kâ‘ide-i aşk müsellem bulunur

6. Hey’et ü hikmeti koy, vesveseyi terk it kim

Ârifün gönlü dahi a‘lem ü ahkem bulunur

7. Hoş safâ-bahşdır ol câm-ı mahabbet Hakkı

Böyle bir câm-ı safâ lâyık-ı ol Cem bulunur

Günümüz Türkçesiyle

1. Eğer bulunursa, mest hâli gizli bulunmaz. Gönül ehlinin kıblesidir o,

mübarek bulunur.

2. Aşkın esrarını, o bilmeyenlere açıklamaz. Ancak irşâd eden, o sırra

mahrem olabilir.

3. Aşk nefesiyle üfleyince, âşığın gönlü doldu. Esrara sırdaş olan gönül,

mahrem bulunur.

4. Aşk tâlibi olup, gönülden candan geçiver. Gönül ve can rütbesinden,

aşk önce gelir.

5. Mal ve mevkiden geçip, fakr u fenâyı buldunsa. Aşk kaidesi bil ki, o

zaman sana lâyık olur.

6. Felsefeyi, astronomiyi bırak, vesveseyi terk et. Ârifin gönlü bundan

daha âlim, daha muhkemdir.

7. Hakkı! O muhabbet kadehi, ne safâlar bahşeder. Böyle bir kadehe

ancak Cem (Sultan gibi) olan lâyıktır.

Bu sebepledir ki, Hak teala evliyâdan korku ve hüznü giderip onlar

hakkında; “Allah’ın velî kullarına ne korku, ne de hüzün vardır”

(Yûnus, 10/62) buyurmuştur.

Çünkü korku, ancak geleceğe yöneliktir ki onun da aslı, istediğini elde

edememekten endişe duymak veya korktuğunun başına gelmesinden

ürkmektir. Hüzün ise geçmişe dair olur ki istediğini elde edememiş

olmaktan veya istemediği bir durumun başına gelmiş olmasından doğan

üzüntü ve elemdir. Hâlbuki Allah’ın velî kulları her şeyden önce vaktin ve

hâlin çocuğudur. Bundan sonra vaktin babası (ebu’l-vakt) ve kemâl

sahibidir. O ne geçmişi bilir, ne de hatırına istikbâl gelir; ne bunlarla ilgili

zihninde hüzün ve gam kalır ne de kalbinde korku ve ümit olur.

Bir hakîm şöyle demiştir: “Evliyâdan korku ve hüzün şu sebeple

kaldırılmıştır ki onların tabiatında ne tartışma vardır, ne de zıtlaşma.”

Şu halde rıza makamında bulunan ve hâli gerçek mânâda kullukla tarif

edilen, kalbi bu surette huzur ve dostluk devletine ermiş bulunan bir Allah

dostu neden korksun, niye üzülsün ki? Onun şânı, Allah’a tam bir

teslimiyetle itimat edip emniyet ve huzur içinde olmaktır, zevk ve neşe

duymaktır.

Nazm

1. Âşık fakîr olursa da fahr u gınâdadır

Fânî olursa hamr-ı likâdan bekâdadır

2. Uşşâka vasf-ı mülk-i Süleymân’ı itme kim

Aşk ehli dilde âlem-i bî-intihâdadır

3. Anın ki sûz-ı sînesi yok şevk-i yârdan

Teslîm-i rûh idende o yâ hasretâdadır

4. Âşık ki yeryüzünde anın hânumânı yok

Her şeb cenâh-ı aşk ile gönlü semâdadır

5. Ol kim uluvv-i himmet ile geçdi cümleden

Havf u recâyı koymuş ol üns-i Hudâ’dadır

6. Tedbîr ü ihtiyârı koyup bî-murâd olan

Kâm aldı hep umûrı nizâm u nevâdadır

7. Ârif ki bildi her işi Hak’dan niçün dimez

Dostın hemîşe her işine hoş rızâdadır

8. Mir’ât-ı kalbe gelmese ağyârdan gubâr

Her dem cemâl-i yâra mukâbil safâdadır

9. Hakkı gönüldedir o güneş kim ana müdâm

Cânlar çü zerre şevk ile raks u senâdadır

Günümüz Türkçesiyle

1. Âşık fakir olsa da, «fakrın fahr»ı olmasıyla zengindir. Âşık fânî olsa da,

lika şarabıyla bâkidir.

2. Âşıklara Süleyman’ın mülkünü tarif etme. Aşk ehli gönülde, sonsuzluk

âlemindedir.

3. Sînesinde, yârin hasreti olmayan kişi. Ruhu tesliminde “eyvahtır,

hasrettir” işi.

4. Âşığın yeryüzünde, yeri yurdu yok. Her gece aşk kanadıyla, gönlü

semâdadır.

5. O ki yüce himmetiyle geçti her şeyden. Korkuyu, ümidi koymuş,

Allah’a dostluktadır.

6. Tedbiri, isteği koyup muradsız olanın; her işi nizam ve ahenk içinde

olup kâm alır.

7. Ârif ki her işi Hak’tan bilir; niçin demez. O, dostun her işine hoşlukla

rıza hâlindedir.

8. Kalp aynasına, ağyârdan toz gelmese. Her an sevgilinin cemâliyle

safâdadır.

9. Hakkı! Gönüldedir o güneş ki ona daima. Canlar, toz bulutu hâlinde

şevkle, övgüyle raks eder.