Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Evliyânın sıfatlarının fânî, zatlarının baki olduğunu ve makamlarının en son derecesini…

DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Dokuzuncu Madde Dokuzuncu Madde Evliyânın sıfatlarının fânî, zatlarının baki olduğunu ve makamlarının en son derecesini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: …

DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Dokuzuncu Madde

Dokuzuncu Madde

Evliyânın sıfatlarının fânî, zatlarının baki olduğunu ve makamlarının en

son derecesini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Kul kendi beşerî

sıfatlarından geçince, Mevlâ’nın sıfatlarıyla baki olur. Bu durumda

“Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanın” emrine tutunup Cenâb-ı Hakk’ın güzel

isimleriyle sıfatlanmış olur.

Fenâ fillâh, nefse muhalefet edip yücelere âşık ruhun isteklerine uygun

davranmaktır. Nefisten geçmek, Hak ile baki olmaktır. Halktan vazgeçmek,

Hak ile baki olmaktır. Allah’ta fânî olmak, Hak’tan başka her şeyden

vazgeçmektir. Allah’ta baki olmak, Hak’ta baki olmaktır. Allah’ta fânî

olmak, aynı zamanda Allah’ta baki olmak demektir. Bekaya dair

hakikatlerin başlangıcı mâsivâdan geçmektir. Şu halde Hakk’ı bilemez, illâ

ki Hak bilir. O’nu göremez, illâ ki kendi görür. Ve O’na vâsıl olamaz, illâ ki

kendi vâsıl olur.

Nazm

1. Ente şemsü’l-bakâ ve gayruke fey’

Küllü şey’in sivâke leyse bi şey’

2. Mümkine mümkin olmadı kurbın

Olmadukca bisât-ı imkân tay [307/a]

3. Müşt-i gildir bu kâr-hânenden

Dest-i gird-i hilkate bi-yedi

4. Hem-dem-i aşk olamaz ol cân kim

Varlığından değil tehî çün ney

5. Aşkı der öldürürse uşşâkı

Nefhası hem ider gönülleri hay

6. Hamr-ı aşkınladır cihân memlû

Câm her nesnedir o cümlede mey

7. Bî-hod ol aradan çık ey Hakkı

İre tâ nefh-i aşkı pey-der-pey

Günümüz Türkçesiyle

1. Sen ebedî güneşsin, gayrısı gölgedir. Senden başka her şey, aslında

hiçbir şeydir.

2. Mümküne [99] mümkün değildir yakınlığın. Varlık yaygısını kaldırmaya

imkân olmadıkça.

3. Varlık, bu kârhâneden bir avuç çamurdur. Kudret elinle yaratılmışlara

yardım et.

4. Aşka yoldaş olamaz o can ki, ney misali varlığından sıyrılmayınca.

5. Aşk derdi âşıkları öldürse de, bir nefesle gönülleri diriltir.

6. Aşk şarabıyla dopdolu cihan. Her şey onun kadehi, o her şeyde içki.

7. Bencil olma, aradan çık, ey Hakkı! Çık da, yavaş yavaş aşk nefesi

erişsin.

Fânî olmak da üç türlüdür, baki olmak da üç türlüdür: Fenâ çeşitlerinin

birincisi kul sevdiğinde öylesine fânî olur ki kendi nefsine ait hiçbir hazzı

kalmaz. İkincisi Hakk’ı nefsi için istemekten utanmasıdır. Üçüncüsü

Hak’tan Hakk’ın gayrısını talep etmekten utanmaktır. İşte bu dereceye

ulaşan insan, Allah’a dost ve yakın olmanın ürpertisi içinde hayran olup

gider.

Bekânın birincisi marifet bekasıyla bâki olmaktır. İkincisi muhabbet

bekâsıyla bâki olmaktır. Üçüncüsü ise ünsiyet bekâsıyla bâki olmaktır. Şu

halde fenâ, kulluk vasıflarının tamamen ortadan kalkıp gitmesidir. Bekâ ise

yok edilen kulluk vasıflarının yerini Hakk’ın vasıflarının almasıdır.

Bir kâmil insan demiştir ki; “Kendini Mevlâ’da öylesine fânî eyle ki,

sende senden senin için hiçbir şey kalmasın.”

Şu halde, evliyâ makamlarının nihayeti fenâ ve bekadır. İrfan yolunun

sonu, muhabbetle fânî olmaktır. Fenânın en nihayeti ise, sevgili ile bâki

olmaktır. Bekanın neticesi, dostluğa kavuşmaktır. Ve manevî dereceleri kat

etme hususunda ebediyyen yükselmektir.

Nazm

1. Biz sûfi-i suffe-i safâyız

Der zîr-i kıbâb-ı kibriyâyız

2. Biz arz-ı semâya sığmayız kim

Biz cevher-i âlem-i amâyız.

3. Çün câm-ı elest mestiyiz hoş

Pes tâlib-i şâhid-i bekâyız

4. Âzâde vü fâriğiz cihândan

Bu cism ile gerçi mübtelâyız

5. Varlık diler ehl-i akl dâ’im

Biz tâlib-i fakr ile fenâyız

6. Biz Hazret-i Hakk’a pek yakîniz

Andan bizi sânma kim cüdâyız

7. Ten perdesi ref‘ olanda Hakkı

Seyr eyle ki biz ne meh-likâyız

Günümüz Türkçesiyle

1. Safâ sofasının sofileriyiz biz. Rasûl-i Kibriyâ’nın kubbeleri altındayız.

2. Bu yere bu göğe sığmayız biz. Biz görünmeyen âlemin cevheriyiz.

3. Elest kadehiyle sarhoşuz biz. Ebedîliği görmeye tâlibiz.

4. Vazgeçmişiz cihandan, âzâdeyiz. Gerçi bu bedenle ona müptelâyız.

5. Varlık diler hep, akıl bağlıları. Biz, yoksullukla fenayı isteriz.

6. Biz Hazret-i Hakk’a pek yakınız. Öyle sanma ki bizi, O’ndan uzağız.

7. Ten perdesi kaldırılınca Hakkı! Seyreyle, biz nasıl da ay yüzlüyüz.

Fânîlik, sonradan yaratılmışların sıfatıdır. Bekâ ise, bunları yaratan

Yaratıcı’nın sıfatıdır. Nitekim Hak teala Kur’ân-ı Kerim’de : “Yeryüzünde

bulunan her canlı fânîdir” (Rahmân, 55/26) fermânıyla, bütün

yaratılmışların fânî olduklarını duyurmuş, “Ancak, azamet ve ikram

sahibi Rabbi’nin zatı bakidir” (Rahmân, 55/27) kavliyle kendi bekasını

duyurmuştur.

Vecd hâlinde gönlün huzuru cem’iyyet (birlik) hâlidir. Beşeriyette

kaybolmak ve gaflet ise tefrikadır. Amma huzur ve cemiyet hâlleri, manevî

makamların en feyizlisidir. Gaflet ve tefrika ise, belâların en şiddetlisidir.

Nitekim “Birlik beraberlik gibi büyük nimet, tefrika kadar şiddetli azap

yoktur” deyimi bu mânâya işarettir. Fena makamına ermiş kulun hâli odur

ki, nefsini ve diğer her şeyi âlemlerin Rabbiyle bilir. O’ndan, O’nun ve yine

O’na dönecek varlıklar olarak görür.

Nazm

1-Bozorgân-ı dîn-râ be-cân bende bâş

Be-nezdîk-i îşân ser efkende bâş

2-Be-kon hıdmet în fırka-râ bâ-edeb

Be-dân kâr-ı îşân buved kâr-ı rab

3-Gurûhî ki ez hîşten fânî-end

Merâyâ-yı ahlâk-ı rabbânî-end

4-Buved nutk u sem‘ u basar-ı şân temâm

Meşâkît-ı envâr-ı rabbu’l-enâm

5-Çi gûyem ez-ân sâhibân-ı kemâl

Ki hâlât-i îşân neyâyed be kâl

6-Ferâmûş-i îşân buved mâsivâ

Ne-bâşend yek-dem cudâ ez-Hodâ

7-Zi-hikmet be-gûyend çûn dem zenend

Abes ne-buved er çeşm ber hem zenend [307/b]

8-Çû bulbul be-gulzâr-ı âlem hemî

Serâyend zikr-i hak ez-hurremî

9-Çû gerdend sâkit numâyend fikr

Guşâyend ebvâb-ı fikret be-zikr

10-Be-zâhir numâyend hâk-ı keder

Velî ez-dü kevnend bîrûn beser

11-Ger îşân ne-bâşend ender-cihân

Neyâyed nemî ber zemîn z’âsumân

12-Dil-i pâk-i îşân zi-hâhiş cudâst

Rızâ-şân hemîşe rızâ-yı hodâst

13-Zi-hak mî-dehed yâd dîdâr-i şân

Be-coz vey ne-bâşed harîdâr-ı şân

14-Buved sa‘b irfân-i îşân besî

Coz ez-hak kocâ-şân şinâsed kesî

15-Mukîmend ez-terk-i kibr u riyâ

Be-zîr-i serâ-perde-i kibriyâ

16-Be fi ‘l u sıfat der tarîk-ı Hudâ

Revend ez pey-i Ahmed-i muktedâ

17-Zi-hân-ı sa ‘âdet buved nân-ı şân

Kerâmet buved rîze-i hân-i şân

18-Be-aşkand bâkî be-tevhîd hay

Ne-bînend mevcûd coz dost şey

19-Be-nezd-i Hodâ-şân besî âb-ı rûst

Makâmât-ı şân berter ez-goft-gûst

20-Du‘â-şân beher derd bâşed devâ

Be-bîmâr bahşend der-dem şifâ

21-Çû z’îşân yekî hâhed ez-kirdigâr

Koned morde-râ zinde perverdigâr

22-Veğer ân ki kahr âvered cân-ı şân

Koned zinde-râ morde fermân-ı şân

23-Nidâ-şân resed dem be dem bî-sadâ

Nümâyend tasdîk-i hak dâ’imâ

24-Elest ez-ezel hem-çenân şân be-gûş

Be-feryâd-ı kâlû belâ der-hurûş

25-Be-yek na‘ra şehrî behem ber zenend

Be-yek hamle kûhî zi-câ ber kenend

26-Kesî k’û bedişân be-şod âşinâ

Yakîn dân ki rest ez-azâb-ı hodâ

27-Çû bîgâne bâşed bedîşân yekî

Be-dûzeh reved âkıbet bî-şekî

28-Be-bînend ez-halk âzârhâ

Keşend ez-bed u nîk-işân bârhâ

29-Be pâşân reved hâr-ı inkâr-ı şân

Buved hilm bâ-nâ-kesân kâr-i şân

30-Ez ân herçi hâhend ân mî şeved

Çu gûyend çîzî çunân mî şeved

31-Tu hem bâr-keş bâş nî bâr-nih

Ki în kâr bâşed ez-ân kâr bih

32-Be-keş bâr tâ ân ki bâret keşend

Me-kon hışm v’er-ne be-dâret keşend

33-Zi-merdom bedî be-gozerân tâ Hodâ

Zi-tu be-guzerâned be-her mâcerâ

34-Buved hilm pîrâye-i ârifân

Nişân-ı hıred vasf-ı sâhib-dilân

35-Ez-în hilye ârî buved âm-ı hâm

Bedân muttasıf merd-i hâss-ı tamâm

Nazm (ın tercümesi)

1-Din ulularına can u gönülden bende ol. Onların huzurunda alçakgönüllü

ol.

2-Bu topluluğa edeple hizmet et. Bil ki onların yaptıkları Hakk’ın işidir.

3-Varlıklarından fânî olan topluluk, Rabbânî ahlâkı aksettiren aynalardır.

4-Onların konuşması, işitmesi ve görmesi, âlemlerin Rabbinin nûrlarının

fânusudur.

5-Kemâl sahiplerine dair ne söyleyeyim ki? Onların halleri sözle ifade

edilmez ki.

6-Unutmaları mâsivâ olur. Bir an bile Allah’tan ayrı kalmazlar.

7-Konuştuklarında hikmet söylerler. Gözlerini kaparlarsa buna şaşmamak

gerek.

8-Dünya gülzârında bülbül gibi, mutluluktan Hakk’ın zikrini söylerler.

9-Sükût ettiklerinde, tefekküre dalarlar. Tefekkür kapılarını zikirle açarlar.

10-Görünüşte kederlidirler, ancak iki âlemden de geçmişlerdir.

11-Onlar cihanda olmasalardı, gökten yere bir damla yağmur bile

düşmezdi.

12-Saf gönülleri istek ve arzudan arınmıştır. Rızaları hep Allah’ın

rızasıdır.

13-Görüldüklerinde Allah hatırlanır; O’ndan başka alıcıları yoktur.

14-Onların irfânı ziyâdedir. Hak’tan başka onları kimse tanımaz, bilmez.

15-Kibri ve riyâyı terk etmişlerdir. Bu yüzden yücelik çadırının altında

oturmaktadırlar.

16-Fiil ve sıfatları hidayet üzeredir. Uyulacak peygamber Ahmed’in

izindedirler.

17-Ekmekleri saadet sofrasındandır. Sofralarının kırıntısı kerâmettir.

18-Aşk ile bâkî, tevhîd ile diridirler. Dost dışında mevcut hiçbir şey

görmezler.

19-Hak katında değerleri çoktur. Makamları söylenenden yücedir.

20-Duaları her derde devadır. Hasta olana hemencecik şifâdır.

21-İçlerinden biri Hak’tan dilese; Ölmüşü diriltir, yüce Yaratan.

22-Gönülleri öfkelenip gazaplanacak olsa, bir emirle diriyi öldürüverir.

23-Sezsizce sadâları, an be an ulaşır. Daima Hakk’ı tasdik edip yüceltir.

24-“Elest” suali ezelden beri kulaklarındadır. “Kâlû belâ” cevabı ise

coşkuyla feryâdlarındadır.

25-Bir âh etseler, bir şehri birbirine katarlar. Bir hamle etseler bir dağı

yerinden oynatırlar.

26-Bir kimse onlarla tanış olsa; katiyyen bil ki, Hakk’ın azabından

kurtulur.

27-Birisi de onlara yabancı kalsa; sonunda şüphesiz cehenneme gider.

28-Halktan cefâlar, eziyetler görürler. İyilerin ve kötülerin yükünü

çekerler.

29-İnkâr dikenleri ayaklarına batar. Alçak kimselere yumuşaklıkla

davranırlar.

30-Ne dileseler o oluverir. Neyi söyleseler o şekilde gerçekleşir.

31-Sen de yük ve kahır çek, yük yükleyen olma! Çünkü bu, ötekinden

daha makbuldür.

32-Yük çek ki senin de yükünü çeksinler. Öfkelenme, yoksa seni dara

çekerler.

33- İnsanların kusurlarını görmezden gel ki Allah da senin kusurlarını

görmezden gelsin.

34- Hilim, âriflerin süsüdür. Aklın nişanı, gönül sahiplerinin sıfatıdır.

35-Halkın avâmı bu sıfatlardan yoksundur. Bu sıfatlarla ancak has ve

seçkinler nasiplidir.

[94] . Bu âyetteki “veli”den maksat; Kâbe’nin gerçek dostları ve

koruyucularıdır. Nitekim bu kelime Kur’ân-ı Kerim meallerinde “bakıcı,

koruyucu ve mütevelli” şeklinde tercüme edilmiştir.

[95] . Meşreb: Huy. Yaradılış. Âdet. Ahlâk. Gidişat. İçilecek yer.

[96] . Kabz: Allah’la olan tutukluk. Kul bast hâlinde iken edebe aykırı

davranınca, gönlü kabza mâruz bırakılıp hesaba çekilir. Bast: Tutukluk

hâlinin zıddı olan zihnî açıklık. Kalbî niyâz ve yalvarma.

[97] . Bu kelime matbu metinde “nâmızca” şeklinde geçmektedir.

[98] . Ahsen-i takvîm: “En güzel biçimde, mükemmel surette” demek

olup, burada Tîn suresinin 4. âyetine telmih vardır.

[99] . Mümkün: Varlığı mümkün olan, sonradan yaratılan.

4. Yarar ki nâz idelüm nâzımızca lutf ide ol

. Mümkün: Varlığı mümkün olan, sonradan yaratılan.

. Ahsen-i takvîm: “En güzel biçimde, mükemmel surette” demek olup,

burada Tîn suresinin 4. âyetine telmih vardır.

. Meşreb: Huy. Yaradılış. Âdet. Ahlâk. Gidişat. İçilecek yer.

. Bu âyetteki “veli”den maksat; Kâbe’nin gerçek dostları ve

koruyucularıdır. Nitekim bu kelime Kur’ân-ı Kerim meallerinde “bakıcı,

koruyucu ve mütevelli” şeklinde tercüme edilmiştir.

. Bu kelime matbu metinde “nâmızca” şeklinde geçmektedir.

. Kabz: Allah’la olan tutukluk. Kul bast hâlinde iken edebe aykırı

davranınca, gönlü kabza mâruz bırakılıp hesaba çekilir. Bast: Tutukluk

hâlinin zıddı olan zihnî açıklık. Kalbî niyâz ve yalvarma.

2. Mevlâ Âdem’i kendi suretinde yarattı. Ahsen-i takvîm üzere

yaratılmaktır şerefimiz.

1. Bizim talebimiz, her tâlibin istediği dahilindedir. Herkesin meşrebinden

farklı oldu meşrebimiz.

8. Kabz ve bast o deryadan her nefes. Ondan olur, her cefâ ve her vefâ.

“Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.”

(Bakara 2/257) “Biliniz ki Allah’ın dostlarına korku yoktur; onlar

üzülmeyeceklerdir de.” (Yûnus 10/62) “Onun (Kâbe’nin) dostları ancak

takvâ sahipleridir.” (Enfâl 8/34) “Allah, takvâ sahiplerinin dostudur.”

(Câsiye 45/19) “Dost, yalnız Allah’tır.” (Şûrâ 42/9) “Sen, dünyada ve

âhirette benim sahibimsin. Beni Müslüman olarak öldür ve sâlih kullarının

arasına kat.” (Yûsuf 12/101) “Rahmân’ın (has) kulları onlardır ki

yeryüzünde tevâzu ile yürürler ve kendini bilmez cahiller onlara laf

attığında (incitmeksizin) “selâm!” derler. Gecelerini Rablerine secde ve

kıyam ile geçirirler.” (Furkan 25/63. 64) “Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin

kendilerini Allah’ı anmaktan alıkoymadığı kimselerdir.” (Nûr 24/37)

2. Mümküne mümkün değildir yakınlığın. Varlık yaygısını kaldırmaya

imkân olmadıkça.