DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Dokuzuncu Madde
Dokuzuncu Madde
Evliyânın sıfatlarının fânî, zatlarının baki olduğunu ve makamlarının en
son derecesini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Kul kendi beşerî
sıfatlarından geçince, Mevlâ’nın sıfatlarıyla baki olur. Bu durumda
“Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanın” emrine tutunup Cenâb-ı Hakk’ın güzel
isimleriyle sıfatlanmış olur.
Fenâ fillâh, nefse muhalefet edip yücelere âşık ruhun isteklerine uygun
davranmaktır. Nefisten geçmek, Hak ile baki olmaktır. Halktan vazgeçmek,
Hak ile baki olmaktır. Allah’ta fânî olmak, Hak’tan başka her şeyden
vazgeçmektir. Allah’ta baki olmak, Hak’ta baki olmaktır. Allah’ta fânî
olmak, aynı zamanda Allah’ta baki olmak demektir. Bekaya dair
hakikatlerin başlangıcı mâsivâdan geçmektir. Şu halde Hakk’ı bilemez, illâ
ki Hak bilir. O’nu göremez, illâ ki kendi görür. Ve O’na vâsıl olamaz, illâ ki
kendi vâsıl olur.
Nazm
1. Ente şemsü’l-bakâ ve gayruke fey’
Küllü şey’in sivâke leyse bi şey’
2. Mümkine mümkin olmadı kurbın
Olmadukca bisât-ı imkân tay [307/a]
3. Müşt-i gildir bu kâr-hânenden
Dest-i gird-i hilkate bi-yedi
4. Hem-dem-i aşk olamaz ol cân kim
Varlığından değil tehî çün ney
5. Aşkı der öldürürse uşşâkı
Nefhası hem ider gönülleri hay
6. Hamr-ı aşkınladır cihân memlû
Câm her nesnedir o cümlede mey
7. Bî-hod ol aradan çık ey Hakkı
İre tâ nefh-i aşkı pey-der-pey
Günümüz Türkçesiyle
1. Sen ebedî güneşsin, gayrısı gölgedir. Senden başka her şey, aslında
hiçbir şeydir.
2. Mümküne [99] mümkün değildir yakınlığın. Varlık yaygısını kaldırmaya
imkân olmadıkça.
3. Varlık, bu kârhâneden bir avuç çamurdur. Kudret elinle yaratılmışlara
yardım et.
4. Aşka yoldaş olamaz o can ki, ney misali varlığından sıyrılmayınca.
5. Aşk derdi âşıkları öldürse de, bir nefesle gönülleri diriltir.
6. Aşk şarabıyla dopdolu cihan. Her şey onun kadehi, o her şeyde içki.
7. Bencil olma, aradan çık, ey Hakkı! Çık da, yavaş yavaş aşk nefesi
erişsin.
Fânî olmak da üç türlüdür, baki olmak da üç türlüdür: Fenâ çeşitlerinin
birincisi kul sevdiğinde öylesine fânî olur ki kendi nefsine ait hiçbir hazzı
kalmaz. İkincisi Hakk’ı nefsi için istemekten utanmasıdır. Üçüncüsü
Hak’tan Hakk’ın gayrısını talep etmekten utanmaktır. İşte bu dereceye
ulaşan insan, Allah’a dost ve yakın olmanın ürpertisi içinde hayran olup
gider.
Bekânın birincisi marifet bekasıyla bâki olmaktır. İkincisi muhabbet
bekâsıyla bâki olmaktır. Üçüncüsü ise ünsiyet bekâsıyla bâki olmaktır. Şu
halde fenâ, kulluk vasıflarının tamamen ortadan kalkıp gitmesidir. Bekâ ise
yok edilen kulluk vasıflarının yerini Hakk’ın vasıflarının almasıdır.
Bir kâmil insan demiştir ki; “Kendini Mevlâ’da öylesine fânî eyle ki,
sende senden senin için hiçbir şey kalmasın.”
Şu halde, evliyâ makamlarının nihayeti fenâ ve bekadır. İrfan yolunun
sonu, muhabbetle fânî olmaktır. Fenânın en nihayeti ise, sevgili ile bâki
olmaktır. Bekanın neticesi, dostluğa kavuşmaktır. Ve manevî dereceleri kat
etme hususunda ebediyyen yükselmektir.
Nazm
1. Biz sûfi-i suffe-i safâyız
Der zîr-i kıbâb-ı kibriyâyız
2. Biz arz-ı semâya sığmayız kim
Biz cevher-i âlem-i amâyız.
3. Çün câm-ı elest mestiyiz hoş
Pes tâlib-i şâhid-i bekâyız
4. Âzâde vü fâriğiz cihândan
Bu cism ile gerçi mübtelâyız
5. Varlık diler ehl-i akl dâ’im
Biz tâlib-i fakr ile fenâyız
6. Biz Hazret-i Hakk’a pek yakîniz
Andan bizi sânma kim cüdâyız
7. Ten perdesi ref‘ olanda Hakkı
Seyr eyle ki biz ne meh-likâyız
Günümüz Türkçesiyle
1. Safâ sofasının sofileriyiz biz. Rasûl-i Kibriyâ’nın kubbeleri altındayız.
2. Bu yere bu göğe sığmayız biz. Biz görünmeyen âlemin cevheriyiz.
3. Elest kadehiyle sarhoşuz biz. Ebedîliği görmeye tâlibiz.
4. Vazgeçmişiz cihandan, âzâdeyiz. Gerçi bu bedenle ona müptelâyız.
5. Varlık diler hep, akıl bağlıları. Biz, yoksullukla fenayı isteriz.
6. Biz Hazret-i Hakk’a pek yakınız. Öyle sanma ki bizi, O’ndan uzağız.
7. Ten perdesi kaldırılınca Hakkı! Seyreyle, biz nasıl da ay yüzlüyüz.
Fânîlik, sonradan yaratılmışların sıfatıdır. Bekâ ise, bunları yaratan
Yaratıcı’nın sıfatıdır. Nitekim Hak teala Kur’ân-ı Kerim’de : “Yeryüzünde
bulunan her canlı fânîdir” (Rahmân, 55/26) fermânıyla, bütün
yaratılmışların fânî olduklarını duyurmuş, “Ancak, azamet ve ikram
sahibi Rabbi’nin zatı bakidir” (Rahmân, 55/27) kavliyle kendi bekasını
duyurmuştur.
Vecd hâlinde gönlün huzuru cem’iyyet (birlik) hâlidir. Beşeriyette
kaybolmak ve gaflet ise tefrikadır. Amma huzur ve cemiyet hâlleri, manevî
makamların en feyizlisidir. Gaflet ve tefrika ise, belâların en şiddetlisidir.
Nitekim “Birlik beraberlik gibi büyük nimet, tefrika kadar şiddetli azap
yoktur” deyimi bu mânâya işarettir. Fena makamına ermiş kulun hâli odur
ki, nefsini ve diğer her şeyi âlemlerin Rabbiyle bilir. O’ndan, O’nun ve yine
O’na dönecek varlıklar olarak görür.
Nazm
1-Bozorgân-ı dîn-râ be-cân bende bâş
Be-nezdîk-i îşân ser efkende bâş
2-Be-kon hıdmet în fırka-râ bâ-edeb
Be-dân kâr-ı îşân buved kâr-ı rab
3-Gurûhî ki ez hîşten fânî-end
Merâyâ-yı ahlâk-ı rabbânî-end
4-Buved nutk u sem‘ u basar-ı şân temâm
Meşâkît-ı envâr-ı rabbu’l-enâm
5-Çi gûyem ez-ân sâhibân-ı kemâl
Ki hâlât-i îşân neyâyed be kâl
6-Ferâmûş-i îşân buved mâsivâ
Ne-bâşend yek-dem cudâ ez-Hodâ
7-Zi-hikmet be-gûyend çûn dem zenend
Abes ne-buved er çeşm ber hem zenend [307/b]
8-Çû bulbul be-gulzâr-ı âlem hemî
Serâyend zikr-i hak ez-hurremî
9-Çû gerdend sâkit numâyend fikr
Guşâyend ebvâb-ı fikret be-zikr
10-Be-zâhir numâyend hâk-ı keder
Velî ez-dü kevnend bîrûn beser
11-Ger îşân ne-bâşend ender-cihân
Neyâyed nemî ber zemîn z’âsumân
12-Dil-i pâk-i îşân zi-hâhiş cudâst
Rızâ-şân hemîşe rızâ-yı hodâst
13-Zi-hak mî-dehed yâd dîdâr-i şân
Be-coz vey ne-bâşed harîdâr-ı şân
14-Buved sa‘b irfân-i îşân besî
Coz ez-hak kocâ-şân şinâsed kesî
15-Mukîmend ez-terk-i kibr u riyâ
Be-zîr-i serâ-perde-i kibriyâ
16-Be fi ‘l u sıfat der tarîk-ı Hudâ
Revend ez pey-i Ahmed-i muktedâ
17-Zi-hân-ı sa ‘âdet buved nân-ı şân
Kerâmet buved rîze-i hân-i şân
18-Be-aşkand bâkî be-tevhîd hay
Ne-bînend mevcûd coz dost şey
19-Be-nezd-i Hodâ-şân besî âb-ı rûst
Makâmât-ı şân berter ez-goft-gûst
20-Du‘â-şân beher derd bâşed devâ
Be-bîmâr bahşend der-dem şifâ
21-Çû z’îşân yekî hâhed ez-kirdigâr
Koned morde-râ zinde perverdigâr
22-Veğer ân ki kahr âvered cân-ı şân
Koned zinde-râ morde fermân-ı şân
23-Nidâ-şân resed dem be dem bî-sadâ
Nümâyend tasdîk-i hak dâ’imâ
24-Elest ez-ezel hem-çenân şân be-gûş
Be-feryâd-ı kâlû belâ der-hurûş
25-Be-yek na‘ra şehrî behem ber zenend
Be-yek hamle kûhî zi-câ ber kenend
26-Kesî k’û bedişân be-şod âşinâ
Yakîn dân ki rest ez-azâb-ı hodâ
27-Çû bîgâne bâşed bedîşân yekî
Be-dûzeh reved âkıbet bî-şekî
28-Be-bînend ez-halk âzârhâ
Keşend ez-bed u nîk-işân bârhâ
29-Be pâşân reved hâr-ı inkâr-ı şân
Buved hilm bâ-nâ-kesân kâr-i şân
30-Ez ân herçi hâhend ân mî şeved
Çu gûyend çîzî çunân mî şeved
31-Tu hem bâr-keş bâş nî bâr-nih
Ki în kâr bâşed ez-ân kâr bih
32-Be-keş bâr tâ ân ki bâret keşend
Me-kon hışm v’er-ne be-dâret keşend
33-Zi-merdom bedî be-gozerân tâ Hodâ
Zi-tu be-guzerâned be-her mâcerâ
34-Buved hilm pîrâye-i ârifân
Nişân-ı hıred vasf-ı sâhib-dilân
35-Ez-în hilye ârî buved âm-ı hâm
Bedân muttasıf merd-i hâss-ı tamâm
Nazm (ın tercümesi)
1-Din ulularına can u gönülden bende ol. Onların huzurunda alçakgönüllü
ol.
2-Bu topluluğa edeple hizmet et. Bil ki onların yaptıkları Hakk’ın işidir.
3-Varlıklarından fânî olan topluluk, Rabbânî ahlâkı aksettiren aynalardır.
4-Onların konuşması, işitmesi ve görmesi, âlemlerin Rabbinin nûrlarının
fânusudur.
5-Kemâl sahiplerine dair ne söyleyeyim ki? Onların halleri sözle ifade
edilmez ki.
6-Unutmaları mâsivâ olur. Bir an bile Allah’tan ayrı kalmazlar.
7-Konuştuklarında hikmet söylerler. Gözlerini kaparlarsa buna şaşmamak
gerek.
8-Dünya gülzârında bülbül gibi, mutluluktan Hakk’ın zikrini söylerler.
9-Sükût ettiklerinde, tefekküre dalarlar. Tefekkür kapılarını zikirle açarlar.
10-Görünüşte kederlidirler, ancak iki âlemden de geçmişlerdir.
11-Onlar cihanda olmasalardı, gökten yere bir damla yağmur bile
düşmezdi.
12-Saf gönülleri istek ve arzudan arınmıştır. Rızaları hep Allah’ın
rızasıdır.
13-Görüldüklerinde Allah hatırlanır; O’ndan başka alıcıları yoktur.
14-Onların irfânı ziyâdedir. Hak’tan başka onları kimse tanımaz, bilmez.
15-Kibri ve riyâyı terk etmişlerdir. Bu yüzden yücelik çadırının altında
oturmaktadırlar.
16-Fiil ve sıfatları hidayet üzeredir. Uyulacak peygamber Ahmed’in
izindedirler.
17-Ekmekleri saadet sofrasındandır. Sofralarının kırıntısı kerâmettir.
18-Aşk ile bâkî, tevhîd ile diridirler. Dost dışında mevcut hiçbir şey
görmezler.
19-Hak katında değerleri çoktur. Makamları söylenenden yücedir.
20-Duaları her derde devadır. Hasta olana hemencecik şifâdır.
21-İçlerinden biri Hak’tan dilese; Ölmüşü diriltir, yüce Yaratan.
22-Gönülleri öfkelenip gazaplanacak olsa, bir emirle diriyi öldürüverir.
23-Sezsizce sadâları, an be an ulaşır. Daima Hakk’ı tasdik edip yüceltir.
24-“Elest” suali ezelden beri kulaklarındadır. “Kâlû belâ” cevabı ise
coşkuyla feryâdlarındadır.
25-Bir âh etseler, bir şehri birbirine katarlar. Bir hamle etseler bir dağı
yerinden oynatırlar.
26-Bir kimse onlarla tanış olsa; katiyyen bil ki, Hakk’ın azabından
kurtulur.
27-Birisi de onlara yabancı kalsa; sonunda şüphesiz cehenneme gider.
28-Halktan cefâlar, eziyetler görürler. İyilerin ve kötülerin yükünü
çekerler.
29-İnkâr dikenleri ayaklarına batar. Alçak kimselere yumuşaklıkla
davranırlar.
30-Ne dileseler o oluverir. Neyi söyleseler o şekilde gerçekleşir.
31-Sen de yük ve kahır çek, yük yükleyen olma! Çünkü bu, ötekinden
daha makbuldür.
32-Yük çek ki senin de yükünü çeksinler. Öfkelenme, yoksa seni dara
çekerler.
33- İnsanların kusurlarını görmezden gel ki Allah da senin kusurlarını
görmezden gelsin.
34- Hilim, âriflerin süsüdür. Aklın nişanı, gönül sahiplerinin sıfatıdır.
35-Halkın avâmı bu sıfatlardan yoksundur. Bu sıfatlarla ancak has ve
seçkinler nasiplidir.
[94] . Bu âyetteki “veli”den maksat; Kâbe’nin gerçek dostları ve
koruyucularıdır. Nitekim bu kelime Kur’ân-ı Kerim meallerinde “bakıcı,
koruyucu ve mütevelli” şeklinde tercüme edilmiştir.
[95] . Meşreb: Huy. Yaradılış. Âdet. Ahlâk. Gidişat. İçilecek yer.
[96] . Kabz: Allah’la olan tutukluk. Kul bast hâlinde iken edebe aykırı
davranınca, gönlü kabza mâruz bırakılıp hesaba çekilir. Bast: Tutukluk
hâlinin zıddı olan zihnî açıklık. Kalbî niyâz ve yalvarma.
[97] . Bu kelime matbu metinde “nâmızca” şeklinde geçmektedir.
[98] . Ahsen-i takvîm: “En güzel biçimde, mükemmel surette” demek
olup, burada Tîn suresinin 4. âyetine telmih vardır.
[99] . Mümkün: Varlığı mümkün olan, sonradan yaratılan.
4. Yarar ki nâz idelüm nâzımızca lutf ide ol
. Mümkün: Varlığı mümkün olan, sonradan yaratılan.
. Ahsen-i takvîm: “En güzel biçimde, mükemmel surette” demek olup,
burada Tîn suresinin 4. âyetine telmih vardır.
. Meşreb: Huy. Yaradılış. Âdet. Ahlâk. Gidişat. İçilecek yer.
. Bu âyetteki “veli”den maksat; Kâbe’nin gerçek dostları ve
koruyucularıdır. Nitekim bu kelime Kur’ân-ı Kerim meallerinde “bakıcı,
koruyucu ve mütevelli” şeklinde tercüme edilmiştir.
. Bu kelime matbu metinde “nâmızca” şeklinde geçmektedir.
. Kabz: Allah’la olan tutukluk. Kul bast hâlinde iken edebe aykırı
davranınca, gönlü kabza mâruz bırakılıp hesaba çekilir. Bast: Tutukluk
hâlinin zıddı olan zihnî açıklık. Kalbî niyâz ve yalvarma.
2. Mevlâ Âdem’i kendi suretinde yarattı. Ahsen-i takvîm üzere
yaratılmaktır şerefimiz.
1. Bizim talebimiz, her tâlibin istediği dahilindedir. Herkesin meşrebinden
farklı oldu meşrebimiz.
8. Kabz ve bast o deryadan her nefes. Ondan olur, her cefâ ve her vefâ.
“Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.”
(Bakara 2/257) “Biliniz ki Allah’ın dostlarına korku yoktur; onlar
üzülmeyeceklerdir de.” (Yûnus 10/62) “Onun (Kâbe’nin) dostları ancak
takvâ sahipleridir.” (Enfâl 8/34) “Allah, takvâ sahiplerinin dostudur.”
(Câsiye 45/19) “Dost, yalnız Allah’tır.” (Şûrâ 42/9) “Sen, dünyada ve
âhirette benim sahibimsin. Beni Müslüman olarak öldür ve sâlih kullarının
arasına kat.” (Yûsuf 12/101) “Rahmân’ın (has) kulları onlardır ki
yeryüzünde tevâzu ile yürürler ve kendini bilmez cahiller onlara laf
attığında (incitmeksizin) “selâm!” derler. Gecelerini Rablerine secde ve
kıyam ile geçirirler.” (Furkan 25/63. 64) “Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin
kendilerini Allah’ı anmaktan alıkoymadığı kimselerdir.” (Nûr 24/37)
2. Mümküne mümkün değildir yakınlığın. Varlık yaygısını kaldırmaya
imkân olmadıkça.

