Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Evliyânın tarifini ve onların vecd hâllerini bildirir

DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde Üçüncü Madde Evliyânın tarifini ve onların vecd hâllerini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Allah dostu (evliya) odur ki, bütün davranışları …

DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde

Üçüncü Madde

Evliyânın tarifini ve onların vecd hâllerini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Allah dostu

(evliya) odur ki, bütün davranışları Hakk’ın rızasına uygun olarak tecellî

eder. Allah dostu odur ki dünyadan uzak ve Mevlâ’ya yakındır.

Allah dostu odur ki kalbini her türlü alâkadan arındırır ve bütün varlığıyla

Mevlâ’ya yönelir. Allah dostu odur ki kalbiyle Hakk’a yönelir. Allah dostu

odur ki içi dışı, gizlisi açığı hep Allah’la beraberdir. Allah dostu odur ki

dünya nimetinin ne ele geçmesiyle sevinir, ne de elden gitmesiyle üzülür.

Onun nazarında gümüş ve altın, toprak ve taştan değersizdir. Allah dostu

odur ki yeryüzünde sanki kimsesizdir.

Çünkü onun dostu sadece Mevlâ tealadır. Allah dostu odur ki kendi nefsi

adına hiç bir isteği ve tercihi bulunmaz ve Hak’tan başkasıyla karar kılmaz.

Kendi gönlünü imar etmekten başka dışarıda hiç bir şeyle meşgul olmaz ve

ölümden korkmaz.

Nazm

1. Anın ki derûnında zevk ü tarabı vardır

Dil bâbını beklerse anın sebebi vardır

2. Dil bâbını şeb bekler tâ kim gele dil-dârı

Geldükde hudû‘ eyler rûhın edebi vardır

3. Ârif ki kamu şeyden kendi yüzünü gördü

Sâhib-nazar olmuşdur şîrîn lakabı vardır

4. Ol cân ki cüdâ olmuş cûyân-ı Hudâ olmuş

Aşkına fedâ olmuş meyl-i acebi vardır

5. Her kim ki o âşıkdır aşk içre o sâdıkdır

Cân virdiği sâ‘atde anın tarabı vardır

6. Ger pâyı taşa değse destine girer gevher

Ne gam lebe gelse cân kim kand-i lebi vardır

7. Ey Hakkı sükût eyle remz ile sözün söyle

Kim cem‘-i sebük-rûhın çok Bû Leheb’i vardır

Günümüz Türkçesiyle

1. Onun ki içinde zevki, neşesi vardır. Gönül kapısını beklerse, sebebi

vardır.

2. Gönül kapısını gece bekler ki, sevgili gelsin. Gelirse saygı duyar, ruhun

edebi vardır.

3. Ârif ki her şeyde kendi yüzünü gördü. Görüş sahibidir, ne güzel lakabı

vardır.

4. O can ki her şeyden ayrıdır, Mevlâ’yı ister. Aşkına feda olmuş, acayip

meyli vardır.

5. Her kim ki âşıktır; o aşk içre sâdıktır. Can verirken bile, onun sevinci

vardır.

6. Ayağı taşa değse, eline mücevher gelir. Canı ağzına gelse, dudağında

şekeri vardır.

7. Sus ey Hakkı! Sözünü rumuzla söyle. Tez canlılığın, çok Ebû Leheb’i

vardır.

Allah dostu odur ki halka karşı yumuşak huyludur. Daima Hak ile sabittir

ve istikamet üzeredir. Allah dostu odur ki, denizler gibi cömert, dağlar gibi

yerinde sabit, rüzgâr gibi itaatkâr, gece gibi ayıp ve kusurları örtücü,

semâlar gibi himmeti yüksektir. Aslandan kaçar gibi fitnelerden uzak durur

ve öylece selâmet bulur.

Peygamberlerin mûcize göstermeleri şu sebeple vaciptir ki halk onlara

tâbi olsun ve hidayete ersinler. Evliyânın kerâmeti gizlemesi şu sebeple

gereklidir ki halk onlar sebebiyle fitneye düşmesin ve onlar halktan gizli

kalsınlar. Hak teala ile mesrûr olup huzurunda O’nun dostluğunda kalsınlar.

Allah dostu her zaman hâlini gizler, bütün kâinât [302/a] onun velayetiyle

konuşur. Allah dostu yeryüzünde Hakk’ın reyhanıdır ki onun kokusunu

ancak samimi iman sahipleri (sıddîklar) duyar. Evliyânın benzersiz kokusu

gönüllerine varınca, sıddîklar Mevlâ’ya müştâk olurlar. Allah’ın velî kulları

gelin gibi [ağyardan] gizlidir. Nitekim gelini mahreminden başkası

göremez. İşte Allah dostları da onun muhteşem sarayında duvaklıdır. Bu

sebeple onları kimse göremez. Suretlerini görseler de, hakikatlerine herkes

eremez.

Nazm

1. Bu felek cevfinde biz vâfir müşa‘şa‘ ahteriz

Nârız ammâ cism ile ma‘mûre-i hâkisteriz

2. Misl-i şimşîriz tabî‘at jengine gark olmuşuz

Taşra gelsek ten gılâfından ser-â-pâ cevheriz

3. Cilve-gâh-ı mâverâ-yı çarhdır meydânımız

Bu cihân gayri cihândır biz cihân-ı dîgeriz

4. Cezr ü meddir bu ki gâhî bahr ü gâhî katreyiz

Bast u kabz-ı dildir ol kim geh leheb geh ahkeriz

5. Cevher-i şer‘iz derûn-ı hokka-i dîvüz rehîn

Şeb-çerâğ-ı aklız ender bahr-ı nefs-i bî-feriz

6. Ger yedi bahr olsa tûfân çün sadef ka‘rındayız

Nüh felek hem su kesilse biz çü rûğan ber-seriz

7. Hakkı bulmuş gönlümüz çün aşk hamrından safâ

Hüsn içün âyîneyüz mir’âta vech-i enveriz

Günümüz Türkçesiyle

1. Bu felek göğünde bizler parlak yıldızlarız. Ateşiz ama cisimle külün

mamur ettikleriyiz.

2. Şimşir gibiyiz, cenk meydanına dalmışız. Beden kınından sıyrılsak,

baştanbaşa cevheriz.

3. Mâverâ çarkının döndüğü yerdir meydanımız. Bu cihan başka cihan,

biz başka bir cihanız.

4. Med ve cezir bu; bazen deniz, bazen damlayız. Gönlün kabz u bastı ile

bazen Ebû Leheb›iz, bazen daha da hakiriz.

5. Dinin cevheriyiz, divitin hokkasında rehiniz. Aklın incisiyiz, nefis

deryasında fenersiz kalmışız.

6. Yedi derya tufan olsa, sedef gibi derindeyiz. Dokuz kat gökler su

indirse, yağ gibi üstündeyiz.

7. Hakkı! Gönlümüz aşk şarabından safâ bulmuş. Güzelliğe aynayız hem

aynanın nûrlu yüzüyüz.

Allah dostu odur ki Hak tealanın kendi işlerine muvafakatından,

kendisinin de O’nun rızasına uygun davranmakta olduğu sonucunu çıkarır.

Onun duası ancak kabul edilecek saate denk düşer. Gönlü âgâh olan Allah

dostu, yeryüzünde Hakk’ın adaletli şahididir.

[Sıradan] mü’minlerin kalpleri gafletle perdelidir. Evliyânın kalpleri ise

Mevlâ’nın huzurunda bulunmanın sürûruyla doludur. Düşmanların kalpleri

ise korku ve nefretle kaynamaktadır.

Mü’minlerin cezalandırılmaları, yasak olan fiilleri işlemeleri sebebiyledir.

Evliyânın cezası ise [gizli kalması icab eden] bir kerâmeti ızhar etmeleri

sebebiyle olur.

Allah dostları iki cihandan hiç bir nesneye tâlip olmazlar. Çünkü onlar

Hakk’ın huzurundan bir an bile gâfil kalmazlar. Onlara hizmet edenler,

muhabbet içeceğinden mahrum kalmazlar. Allah’ın seçkin kullarının

gönlüne girenler, artık onların kutlu safına katılmış olup içindekilerle

birlikte dünyayı, bir tohum tanesine bile satın almazlar.

Nazm

1. Derûn-ı matlab-ı her tâlib oldu matlabımız

Birûn-ı meşreb-i her şârib oldu meşrebimiz

2. Sipihr-i kevkebimizdir bu çarhdan bîrûn

Kim oldu rûh-ı mücerred sipihr-i kevkebimüz

3. Henüz bu rûz u şeb ü kâ’inât yok idi kim

O rûy rûzumuz olmuşdı zülfü hem şebimiz

4. Ne kılsa Hak bize ol hoş gelür safâ buluruz

Anınla çok hoş olur hem latîf meşrebimüz

5. Cihân u cânı virüp aşk-ı pâki her kim alur

İyân olur ana rîh ü ziyân u meksebimiz

6. Bu levh-i dilde nukûş-ı sivâyı koyma gider

Safâ-yı kalb iledir kesb-i ilm-i mektebimüz

7. Tahalluk eyle sen ahlâk-ı Hak’la ey Hakkı

Ki dîn ü mezheb-i hakdır bu dîn ü mezhebimüz

Günümüz Türkçesiyle

1. Bizim talebimiz, her tâlibin istediği dahilindedir. Herkesin meşrebinden

farklı oldu meşrebimiz. [95]

2. Yıldızımızın seması bu felekten ileridir. Mücerred bir ruh semasındadır

yıldızımız.

3. Bu geceyle gündüz, bu kâinât henüz yok idi. O güzel sîmâ

gündüzümüzdü, o zülüfler gecemiz.

4. Hak ne bahşederse onunla safâ buluruz. O’nunla hoş oluruz; hem

latiftir meşrebimiz.

5. Bu canı, cihanı verip, aşk-ı pâki kim alırsa. Apaçık görünür ona;

ziyanımız, kârımız.

6. Gönül sayfasına başka nakışlar koyma, gider. İlim tahsilinde kalp

temizliğidir, mektebimiz.

7. Allah’ın ahlâkına bürünmelisin, ey Hakkı! Hak dini dinimiz, Hak yolu

mezhebimizdir.

Allah dostunun gönlünde, Allah’ın kendisine hediyesi olan kız ve oğlan

çocukları yer tutmaz; bu kabil hediyelere takılıp kalmaz. Çünkü o, yalnızca

Allah’ın ezelî cemâline tâliptir. Allah’ın velî kulları, vecd hâlinde iken

kendilerine gelen her şeyin güzelliğinden perdelidir. Mevlâ’nın cemâli

dışında hiç bir güzelliğe kalplerinde alâka bulunmaz. Çünkü onların ruhu

ancak kadîm olan Allah’ın vechi ile güler, o emsalsiz güzelliği seyretmekle

mesrûr ve meşgul olur. Nitekim Şeyh Şiblî bir gün vecd hâlindeyken, şeyhi

Cüneyd-i Bağdâdî (rh.a.) hazretlerinin huzuruna öyle bir halde vardı ki

Cüneyd o sırada ailesiyle yemek yiyordu.

O hâtun Şiblî’yi görünce yemeği bırakıp gitmek istedi. Fakat Cüneyd

onun elinden tutup gitmesine mâni oldu. “Bulunduğun yerde rahat ol. Bu

halde iken Şiblî seni ne görür, ne de bilir” dedi.

Bundan sonra Cüneyd, kendisini hayranlıkla seven mürîdiyle bir saat

sohbet etti. Ta ki Şiblî [302/b] [vecd hâlinden çıkarak] akıl dairesine gelip

de ağlamaya başlayıncaya kadar bu böyle devam etti. Ancak bundan

sonradır ki Cüneyd ailesine, gereği gibi tesettüre bürünmesini ve Şiblî’nin

yanından ayrılmasını emretti. Dedi ki; “Şiblî, işte şimdi aşk sarhoşluğundan

uyanıp cisim âlemine dönmüştür, şahısların suretlerini teşhis eder hâle

gelmiştir. Çünkü onun bu hâline gözleri ve sözleri işaret etmektedir.”

Gerçek şu ki Allah’ın velî kulları firâset nûruyla bakıp kalplerde olanı

teşhis eder hâle gelmişlerdir.

Beyt

Bendegân-ı hâs-ı allâmü’l-guyûb

Der-cihân-ı cân cevâsisu’l-kulûb

Günümüz Türkçesiyle

«Gaybı bilen»in has kulları, can âleminde kalplerin casuslarıdır.

Nazm

1. Cânların seyrânıdır fevka’s-semâ

Gerçi tenler tutdular hâk üzre câ

2. Hikmet olmuş kût-ı cân-ı ehl-i dil

Cism-i hayvânî diler âb u çerâ

3. Âlem-i ervâha sığmaz bu beden

Mahrem-i sultân olur mu her gedâ

4. Dilde cânın kendidendir mutribi

Kendidendir sâkî vü câm-ı safâ

5. Enbiyâ vü evliyâ hoş oldular

Akl-ı kül bahrinde cümle âşinâ

6. Add-ı emvâc olmuş esmâya misâl

Ber-müsemmâdır o deryâ-yı hevâ

7. Bu cihânın varlığı başdan başa

Olmuş ol cân-ı cihâna çün kaba

8. Kabz u bast ol bahrdendir her nefes

Andan olur her cefâ vü her vefâ

9. Hakkı zerrât-ı cihân hükmündedir

Gayriden bilmek olur ayn-ı hatâ

Günümüz Türkçesiyle

1. Ruhların seyranıdır, semânın ötesi. Gerçi tenler, toprağı yer edinmişler.

2. Hikmet, gönül ehlinin ruhunun azığıdır. Hayvanî cisme gelince, su ve

çıra ister.

3. Ruhlar âlemine sığmaz bu beden. Her köle sultana mahrem olabilir mi?

4. Gönülde canın mutribi kendinden; şarabın kadehi, sâkîsi kendindendir.

5. Nebîlerle veliler hoş oldular. Küllî aklın deryasında hepsi âşinâdır.

6. Dalgaların çokluğu esmâya misal olmuş. Hevâ deryası da, hep

müsemmâdır.

7. Bu cihanın varlığı baştanbaşa, o can cihanına aba olmuştur.

8. Kabz ve bast [96] o deryadan her nefes. Ondan olur, her cefâ ve her vefâ.

9. Hakkı! Cihanın zerreleri O’nun hükmündedir. Bunu gayrıdan bilmek,

en büyük hatadır.