DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
Evliyânın tarifini ve onların vecd hâllerini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Allah dostu
(evliya) odur ki, bütün davranışları Hakk’ın rızasına uygun olarak tecellî
eder. Allah dostu odur ki dünyadan uzak ve Mevlâ’ya yakındır.
Allah dostu odur ki kalbini her türlü alâkadan arındırır ve bütün varlığıyla
Mevlâ’ya yönelir. Allah dostu odur ki kalbiyle Hakk’a yönelir. Allah dostu
odur ki içi dışı, gizlisi açığı hep Allah’la beraberdir. Allah dostu odur ki
dünya nimetinin ne ele geçmesiyle sevinir, ne de elden gitmesiyle üzülür.
Onun nazarında gümüş ve altın, toprak ve taştan değersizdir. Allah dostu
odur ki yeryüzünde sanki kimsesizdir.
Çünkü onun dostu sadece Mevlâ tealadır. Allah dostu odur ki kendi nefsi
adına hiç bir isteği ve tercihi bulunmaz ve Hak’tan başkasıyla karar kılmaz.
Kendi gönlünü imar etmekten başka dışarıda hiç bir şeyle meşgul olmaz ve
ölümden korkmaz.
Nazm
1. Anın ki derûnında zevk ü tarabı vardır
Dil bâbını beklerse anın sebebi vardır
2. Dil bâbını şeb bekler tâ kim gele dil-dârı
Geldükde hudû‘ eyler rûhın edebi vardır
3. Ârif ki kamu şeyden kendi yüzünü gördü
Sâhib-nazar olmuşdur şîrîn lakabı vardır
4. Ol cân ki cüdâ olmuş cûyân-ı Hudâ olmuş
Aşkına fedâ olmuş meyl-i acebi vardır
5. Her kim ki o âşıkdır aşk içre o sâdıkdır
Cân virdiği sâ‘atde anın tarabı vardır
6. Ger pâyı taşa değse destine girer gevher
Ne gam lebe gelse cân kim kand-i lebi vardır
7. Ey Hakkı sükût eyle remz ile sözün söyle
Kim cem‘-i sebük-rûhın çok Bû Leheb’i vardır
Günümüz Türkçesiyle
1. Onun ki içinde zevki, neşesi vardır. Gönül kapısını beklerse, sebebi
vardır.
2. Gönül kapısını gece bekler ki, sevgili gelsin. Gelirse saygı duyar, ruhun
edebi vardır.
3. Ârif ki her şeyde kendi yüzünü gördü. Görüş sahibidir, ne güzel lakabı
vardır.
4. O can ki her şeyden ayrıdır, Mevlâ’yı ister. Aşkına feda olmuş, acayip
meyli vardır.
5. Her kim ki âşıktır; o aşk içre sâdıktır. Can verirken bile, onun sevinci
vardır.
6. Ayağı taşa değse, eline mücevher gelir. Canı ağzına gelse, dudağında
şekeri vardır.
7. Sus ey Hakkı! Sözünü rumuzla söyle. Tez canlılığın, çok Ebû Leheb’i
vardır.
Allah dostu odur ki halka karşı yumuşak huyludur. Daima Hak ile sabittir
ve istikamet üzeredir. Allah dostu odur ki, denizler gibi cömert, dağlar gibi
yerinde sabit, rüzgâr gibi itaatkâr, gece gibi ayıp ve kusurları örtücü,
semâlar gibi himmeti yüksektir. Aslandan kaçar gibi fitnelerden uzak durur
ve öylece selâmet bulur.
Peygamberlerin mûcize göstermeleri şu sebeple vaciptir ki halk onlara
tâbi olsun ve hidayete ersinler. Evliyânın kerâmeti gizlemesi şu sebeple
gereklidir ki halk onlar sebebiyle fitneye düşmesin ve onlar halktan gizli
kalsınlar. Hak teala ile mesrûr olup huzurunda O’nun dostluğunda kalsınlar.
Allah dostu her zaman hâlini gizler, bütün kâinât [302/a] onun velayetiyle
konuşur. Allah dostu yeryüzünde Hakk’ın reyhanıdır ki onun kokusunu
ancak samimi iman sahipleri (sıddîklar) duyar. Evliyânın benzersiz kokusu
gönüllerine varınca, sıddîklar Mevlâ’ya müştâk olurlar. Allah’ın velî kulları
gelin gibi [ağyardan] gizlidir. Nitekim gelini mahreminden başkası
göremez. İşte Allah dostları da onun muhteşem sarayında duvaklıdır. Bu
sebeple onları kimse göremez. Suretlerini görseler de, hakikatlerine herkes
eremez.
Nazm
1. Bu felek cevfinde biz vâfir müşa‘şa‘ ahteriz
Nârız ammâ cism ile ma‘mûre-i hâkisteriz
2. Misl-i şimşîriz tabî‘at jengine gark olmuşuz
Taşra gelsek ten gılâfından ser-â-pâ cevheriz
3. Cilve-gâh-ı mâverâ-yı çarhdır meydânımız
Bu cihân gayri cihândır biz cihân-ı dîgeriz
4. Cezr ü meddir bu ki gâhî bahr ü gâhî katreyiz
Bast u kabz-ı dildir ol kim geh leheb geh ahkeriz
5. Cevher-i şer‘iz derûn-ı hokka-i dîvüz rehîn
Şeb-çerâğ-ı aklız ender bahr-ı nefs-i bî-feriz
6. Ger yedi bahr olsa tûfân çün sadef ka‘rındayız
Nüh felek hem su kesilse biz çü rûğan ber-seriz
7. Hakkı bulmuş gönlümüz çün aşk hamrından safâ
Hüsn içün âyîneyüz mir’âta vech-i enveriz
Günümüz Türkçesiyle
1. Bu felek göğünde bizler parlak yıldızlarız. Ateşiz ama cisimle külün
mamur ettikleriyiz.
2. Şimşir gibiyiz, cenk meydanına dalmışız. Beden kınından sıyrılsak,
baştanbaşa cevheriz.
3. Mâverâ çarkının döndüğü yerdir meydanımız. Bu cihan başka cihan,
biz başka bir cihanız.
4. Med ve cezir bu; bazen deniz, bazen damlayız. Gönlün kabz u bastı ile
bazen Ebû Leheb›iz, bazen daha da hakiriz.
5. Dinin cevheriyiz, divitin hokkasında rehiniz. Aklın incisiyiz, nefis
deryasında fenersiz kalmışız.
6. Yedi derya tufan olsa, sedef gibi derindeyiz. Dokuz kat gökler su
indirse, yağ gibi üstündeyiz.
7. Hakkı! Gönlümüz aşk şarabından safâ bulmuş. Güzelliğe aynayız hem
aynanın nûrlu yüzüyüz.
Allah dostu odur ki Hak tealanın kendi işlerine muvafakatından,
kendisinin de O’nun rızasına uygun davranmakta olduğu sonucunu çıkarır.
Onun duası ancak kabul edilecek saate denk düşer. Gönlü âgâh olan Allah
dostu, yeryüzünde Hakk’ın adaletli şahididir.
[Sıradan] mü’minlerin kalpleri gafletle perdelidir. Evliyânın kalpleri ise
Mevlâ’nın huzurunda bulunmanın sürûruyla doludur. Düşmanların kalpleri
ise korku ve nefretle kaynamaktadır.
Mü’minlerin cezalandırılmaları, yasak olan fiilleri işlemeleri sebebiyledir.
Evliyânın cezası ise [gizli kalması icab eden] bir kerâmeti ızhar etmeleri
sebebiyle olur.
Allah dostları iki cihandan hiç bir nesneye tâlip olmazlar. Çünkü onlar
Hakk’ın huzurundan bir an bile gâfil kalmazlar. Onlara hizmet edenler,
muhabbet içeceğinden mahrum kalmazlar. Allah’ın seçkin kullarının
gönlüne girenler, artık onların kutlu safına katılmış olup içindekilerle
birlikte dünyayı, bir tohum tanesine bile satın almazlar.
Nazm
1. Derûn-ı matlab-ı her tâlib oldu matlabımız
Birûn-ı meşreb-i her şârib oldu meşrebimiz
2. Sipihr-i kevkebimizdir bu çarhdan bîrûn
Kim oldu rûh-ı mücerred sipihr-i kevkebimüz
3. Henüz bu rûz u şeb ü kâ’inât yok idi kim
O rûy rûzumuz olmuşdı zülfü hem şebimiz
4. Ne kılsa Hak bize ol hoş gelür safâ buluruz
Anınla çok hoş olur hem latîf meşrebimüz
5. Cihân u cânı virüp aşk-ı pâki her kim alur
İyân olur ana rîh ü ziyân u meksebimiz
6. Bu levh-i dilde nukûş-ı sivâyı koyma gider
Safâ-yı kalb iledir kesb-i ilm-i mektebimüz
7. Tahalluk eyle sen ahlâk-ı Hak’la ey Hakkı
Ki dîn ü mezheb-i hakdır bu dîn ü mezhebimüz
Günümüz Türkçesiyle
1. Bizim talebimiz, her tâlibin istediği dahilindedir. Herkesin meşrebinden
farklı oldu meşrebimiz. [95]
2. Yıldızımızın seması bu felekten ileridir. Mücerred bir ruh semasındadır
yıldızımız.
3. Bu geceyle gündüz, bu kâinât henüz yok idi. O güzel sîmâ
gündüzümüzdü, o zülüfler gecemiz.
4. Hak ne bahşederse onunla safâ buluruz. O’nunla hoş oluruz; hem
latiftir meşrebimiz.
5. Bu canı, cihanı verip, aşk-ı pâki kim alırsa. Apaçık görünür ona;
ziyanımız, kârımız.
6. Gönül sayfasına başka nakışlar koyma, gider. İlim tahsilinde kalp
temizliğidir, mektebimiz.
7. Allah’ın ahlâkına bürünmelisin, ey Hakkı! Hak dini dinimiz, Hak yolu
mezhebimizdir.
Allah dostunun gönlünde, Allah’ın kendisine hediyesi olan kız ve oğlan
çocukları yer tutmaz; bu kabil hediyelere takılıp kalmaz. Çünkü o, yalnızca
Allah’ın ezelî cemâline tâliptir. Allah’ın velî kulları, vecd hâlinde iken
kendilerine gelen her şeyin güzelliğinden perdelidir. Mevlâ’nın cemâli
dışında hiç bir güzelliğe kalplerinde alâka bulunmaz. Çünkü onların ruhu
ancak kadîm olan Allah’ın vechi ile güler, o emsalsiz güzelliği seyretmekle
mesrûr ve meşgul olur. Nitekim Şeyh Şiblî bir gün vecd hâlindeyken, şeyhi
Cüneyd-i Bağdâdî (rh.a.) hazretlerinin huzuruna öyle bir halde vardı ki
Cüneyd o sırada ailesiyle yemek yiyordu.
O hâtun Şiblî’yi görünce yemeği bırakıp gitmek istedi. Fakat Cüneyd
onun elinden tutup gitmesine mâni oldu. “Bulunduğun yerde rahat ol. Bu
halde iken Şiblî seni ne görür, ne de bilir” dedi.
Bundan sonra Cüneyd, kendisini hayranlıkla seven mürîdiyle bir saat
sohbet etti. Ta ki Şiblî [302/b] [vecd hâlinden çıkarak] akıl dairesine gelip
de ağlamaya başlayıncaya kadar bu böyle devam etti. Ancak bundan
sonradır ki Cüneyd ailesine, gereği gibi tesettüre bürünmesini ve Şiblî’nin
yanından ayrılmasını emretti. Dedi ki; “Şiblî, işte şimdi aşk sarhoşluğundan
uyanıp cisim âlemine dönmüştür, şahısların suretlerini teşhis eder hâle
gelmiştir. Çünkü onun bu hâline gözleri ve sözleri işaret etmektedir.”
Gerçek şu ki Allah’ın velî kulları firâset nûruyla bakıp kalplerde olanı
teşhis eder hâle gelmişlerdir.
Beyt
Bendegân-ı hâs-ı allâmü’l-guyûb
Der-cihân-ı cân cevâsisu’l-kulûb
Günümüz Türkçesiyle
«Gaybı bilen»in has kulları, can âleminde kalplerin casuslarıdır.
Nazm
1. Cânların seyrânıdır fevka’s-semâ
Gerçi tenler tutdular hâk üzre câ
2. Hikmet olmuş kût-ı cân-ı ehl-i dil
Cism-i hayvânî diler âb u çerâ
3. Âlem-i ervâha sığmaz bu beden
Mahrem-i sultân olur mu her gedâ
4. Dilde cânın kendidendir mutribi
Kendidendir sâkî vü câm-ı safâ
5. Enbiyâ vü evliyâ hoş oldular
Akl-ı kül bahrinde cümle âşinâ
6. Add-ı emvâc olmuş esmâya misâl
Ber-müsemmâdır o deryâ-yı hevâ
7. Bu cihânın varlığı başdan başa
Olmuş ol cân-ı cihâna çün kaba
8. Kabz u bast ol bahrdendir her nefes
Andan olur her cefâ vü her vefâ
9. Hakkı zerrât-ı cihân hükmündedir
Gayriden bilmek olur ayn-ı hatâ
Günümüz Türkçesiyle
1. Ruhların seyranıdır, semânın ötesi. Gerçi tenler, toprağı yer edinmişler.
2. Hikmet, gönül ehlinin ruhunun azığıdır. Hayvanî cisme gelince, su ve
çıra ister.
3. Ruhlar âlemine sığmaz bu beden. Her köle sultana mahrem olabilir mi?
4. Gönülde canın mutribi kendinden; şarabın kadehi, sâkîsi kendindendir.
5. Nebîlerle veliler hoş oldular. Küllî aklın deryasında hepsi âşinâdır.
6. Dalgaların çokluğu esmâya misal olmuş. Hevâ deryası da, hep
müsemmâdır.
7. Bu cihanın varlığı baştanbaşa, o can cihanına aba olmuştur.
8. Kabz ve bast [96] o deryadan her nefes. Ondan olur, her cefâ ve her vefâ.
9. Hakkı! Cihanın zerreleri O’nun hükmündedir. Bunu gayrıdan bilmek,
en büyük hatadır.

