DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Dördüncü Madde
Dördüncü Madde
Evliyânın vasıflarını, alâmetlerini ve huzura erip selâmet bulmalarını
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Evliyânın iki
alâmeti vardır. Biri Hakk’ın emrine hürmetle itaat etmeleri, diğeri bütün
yaratılmışlara şefkatli davranmalarıdır.
Evliyânın alâmeti Mevlâ’nın hukukuna son derece riâyetkâr olmaları ve
Hudâ’nın mahlûkatını [yaratanından ötürü] sevmeleridir.
Allah dostlarının alâmeti, kendileriyle Allah arasında olan sırları
muhafaza etmeleridir. Mahlûkattan gelecek her türlü eziyet ve zorluğa
karşılıksız sabredip tahammül göstermeleridir. Hiç bir şeyden incinmeyip
Hakk’ın rızasına ulaşmalarıdır. Allah’ın kullarıyla iyi geçinerek kimseyi
kimseye şikâyet etmeyip ayıp ve kusurları örterek herkese hikmetle
davranmalarıdır.
Kıta
Avâmımızda dil içinde kalbim ölmüş iken
Dil oldu zinde-i “aşku’l-habîbi ehyânî”
Nefes kabûl kıl ey Hakkı halkı incitme
Kim incidirse seni Hak’dan anla sen anı
Günümüz Türkçesiyle
Avam hâlimizle gönülde kalp ölmüşken; gönül “sevgilinin aşkı beni ihyâ
etti” sözüyle dirildi. Nefes kabul et Hakkı! Halkı incitme. Kim incitirse
seni, Hak’tan bil sen onu.
Evliyânın alâmetlerinden bazıları; lisanlarındaki tatlılık ve sözlerindeki
hikmettir, güzel ahlâktır, yüzlerinde nûr ve sevimliliktir, bedenlerinin misk
ve amber gibi kokmasıdır, cömert olmalarıdır, bütün halka şefkatle
yaklaşmalarıdır, hiç bir şeye itiraz etmemeleridir, kendilerine arz edilen
mazeretleri derhal kabul etmeleridir, arkadaşlarını kendi nefislerine tercih
etmeleridir.
Nakledilmiştir ki; bir fakir, Allah’ın sevgili kullarından bir velî ile yol
arkadaşı olmak istedi. O Allah dostu bakıp görmüş ki fakir aynı zamanda
ihtiyardır. Sırtında bir heybesi var ve ayağındaki çizmeleri oldukça
yıpranmıştır.
Ona demiştir ki; “Eğer bizimle yol arkadaşı olup bu yola gideceksen, bize
teslim olup her dediğimizi tutmalısın. Aksi takdirde bizden ayrılman
lâzım.”
O ihtiyar bu veliye teslim olup yol arkadaşı olmaya karar verince; o
cömertlik kaynağı, kendi yeni çizmelerini o ihtiyarla değiştirmiş, ihtiyarın
heybesini de sırtına alarak yola koyulmuştur. Her velî yakınında bulunduğu
dostlarına işte bu şekilde davranmıştır. Çünkü onlar muhabbet makamına
varmışlardır.
Evliyânın âdetleri daima Mevlâ’ya ibadetle meşgul olmaktır. Huyları
halka şefkatle muamele etmektir. İşleri daima teennî ile hareket edip [303/a]
y umuşaklıkla Hak yolunda hizmet etmektir. Sözleri övgü ve iltifattır. Çünkü
onların gönülleri bir muhabbet deryasıdır ve onlar Mevlâ’nın birliğine
âşinâdır.
Nazm
1. Katreyüz âlemde lâkin dilde deryâ olmuşuz
Cevherüz dehrin bisâtı üzre yek-tâ olmuşuz
2. Seyrimüz sahrâ-yı cândır gayri yirden fâriğüz
Kendi sahrâmuzda seyyâhuz ki sahrâ olmuşuz
3. Berkimüzle yakmışuz biz hod-nümâlık perdesin
Gayriden pinhânuz ancak dilde peydâ olmuşuz
4. Biz bu bahr-ı aşk-ı bî-ka‘rın müselsel mevciyiz
Gerçi zincîrüz velî Mecnûn-ı ma‘nâ olmuşuz
5. Kimseyi incitmek incinmek değildir şânımuz
Yâr-ı gâr-ı cümleyüz şefkatli bâbâ olmuşuz
6. İnciden nâ-dâna dostuz hem du‘âlar eylerüz
Kim kamudan biz bize mahv-ı temâşâ olmuşuz
7. Âşıkuz misl-i Züleyhâ dil-berüz Yûsuf gibi
Biz bizi sevmekde Hakkı ferd ü tenhâ olmuşuz
Günümüz Türkçesiyle
1. Âlemde damlayız, gönülde derya olmuşuz. Öyle bir cevher ki, zaman
yaygısında yektâyız.
2. Seyrimiz can sahrasında, başka yerden geçmişiz. Kendi sahramızda
seyyahız, biz artık sahra olmuşuz.
3. Şimşeğimizle yakmışız, bencillik perdesini. Gayriden uzağız biz, ancak
gönülde görünürüz.
4. Biz bu aşk deryasının peşpeşe dalgalarıyız. Gerçi zinciriz; ama mânâ
Mecnûn’u olmuşuz.
5. Kimseyi incitmek ve incinmek değil şânımız. Herkesin can dostuyuz,
müşfik baba olmuşuz.
6. İnciten akılsıza dostuz, hem dualar ederiz. Herkesten önce biz “mahv”ı
seyreder olmuşuz.
7. Âşığız Züleyha misali, dilberiz Yusuf gibi. Biz bizi sevmekte Hakkı,
tek olmuşuz.
Evliyânın alâmeti, Hakk’ın sırlarına kavuşmak ve bu sırları insanlardan
gizlemektir. Allah dostu odur ki o Hakk’ı muhafaza ettikçe, Hak teala da
onu korur. O Hakk’ın şânına hürmet ettikçe, Hak teala da onun şânını
yüceltir [insanlar arasında hürmete lâyık kılar.]
Allah dostu odur ki kendinden sâdır olan kerâmeti ne hisseder, ne de
kimseye söyler. Allah dostu odur ki kalıbını halka teslim eder ve kalbiyle
Hakk’ın huzuruna yönelir.
Kıta
Gönülde Hâlik’a, sûretde halka teslîm ol
Muhâlif olma ki şöhretdir âfet ü şer ü şûm
Gönül ki aşk ile hayy oldu mevti görmez kim
Hemîşe arş-ı Hudâ’dır o hâne-i ma‘mûr
Kıta (nın sadeleştirmesi)
Gönülde Hakk’a, görünürde halka teslim ol. Muhalif olma ki şöhretin
iyisi de kötüsü de âfettir. Gönül ki aşk ile dirildi; ölüm gözüne görünmez.
Mevlâ’nın arşıdır daima, elbette o mamur hâne.
Allah dostu odur ki gönlü daima sevinç ve nûr ile doludur. Ruhu ilâhî
dostluk huzuruyla doludur. Evliyânın alâmeti her şeyde Hakk’a yönelmektir
ve her şeyden O’nunla müstağnî olmaktır. Her şeyden önce O’na
yönelmektir. Allah dostu O’nunla hazırdır ve her hâlinde O’nu zikreder.
Evliyânın alâmeti her şeyi kendinde bulmak ve zıtları bir arada
toplayabilmektir.
Nazm
1. Aşk ehli mânend-i mülk
Hoş-hûy ü hem hoş-bû
Ölür, cânı ider seyr-i felek
Gönülde ol meh-rû olur
2. Hem mülk ü hem sultân olur
Hem huld ü hem rıdvân olur
Hem cân u hem cânân olur
Hem şîr ü hem âhû olur
3. Hem telh u hem helvâ olur
Hem sûret ü ma‘nâ olur
Peydâ vü nâ-peydâ olur
Cân tab‘ına hem-hû olur
4. Çün mâsivâdan cân geçer
Çarha Mesîhâ tek uçar
Hamr-ı mahabbetden içer
Yek-tûy iken sad-tû olur
5. Şîrîn olur dil şûr ise
Nezdîk olur cân dûr ise
Bî-perdedir ol nûr ise
Şevkiyle vuslat-cû olur
6. Çün cânda kalmaz bu heves
Dil zinde olur her nefes
Zikr eyler a‘zâ çün ceres
Fikri hemân yâhû olur
7. Mahv olsa Hakkı cân olur
Bir kul iken sultân olur
Her derde hoş dermân olur
Her zahme hem dârû olur
Günümüz Türkçesiyle
1. Aşk ehli melekler gibi; hoş kokulu, hoş huyludur. Canı felekleri
seyreder; gönlünde o ay yüzlü olur.
2. Hem mülk, hem sultan olur; hem cennet, hem Rıdvan olur. Bazen can,
bazen cânân olur; bazen aslan, bazen ceylan olur.
3. Bazen acı, bazen tatlı olur; bazen suret, bazen mânâ olur. Hem görünür,
hem kaybolur; can huyunu, hem huy edinir.
4. Ne zaman ki can mâsivâdan vazgeçer, İsâ gibi yükselip göğe uçar.
Muhabbet şarabını içer; bir kat iken katmerlenir.
5. Neşeliyse Şirin olur, can uzaksa yakın olur. O nûr ise, perde kalkar;
şevk ile vuslatı arar.
6. Bu heves canda kalmaz, gönül zinde olur her nefes. Âzâları hep
zikreder; düşüncesi “yâ hû” olur.
7. Hakkı mahvolsa can olur, bir kul iken sultan olur. Her derde hoş
derman olur, her yaraya merhem olur.

