Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Gavs-ı Azam, ulvî şeyh İsmail Tillovî Fakîrullâh (rh.a.) hazretlerinin başhizmetkârı…

BEŞİNCİ BAB · SEKİZİNCİ FASIL · Beşinci Madde Beşinci Madde Gavs-ı Azam, ulvî şeyh İsmail Tillovî Fakîrullâh (rh.a.) hazretlerinin başhizmetkârı, belki mübarek evlâdı mesâbesinde bulunan azîz pederim derviş Osman Hüsnü …

BEŞİNCİ BAB · SEKİZİNCİ FASIL · Beşinci Madde

Beşinci Madde

Gavs-ı Azam, ulvî şeyh İsmail Tillovî Fakîrullâh (rh.a.) hazretlerinin

başhizmetkârı, belki mübarek evlâdı mesâbesinde bulunan azîz pederim

derviş Osman Hüsnü Hakîrullah (rh. a) hazretlerinin vatanını, doğumunu,

üstâdıyla buluşup sözleşmesini, güzel hâllerini, ahlâkını, daima mahzun

görünüp hayrette kalmasını ve (Allah uğruna) yanmasını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki mübarek Erzurum ’un doğu tarafına altı saat

mesafede büyük bir ovanın orta kuzeyinde Pasinler ’in yüksek merkezi olan

Hasankale ahalisinden Dursun Mehmed oğlu Molla Bekir diye bilinen ve

misafire ikramı, fakirlere yemek yedirmesi ve dervişlere saygısıyla tanınan,

vezirlerin ve kumandanların divanında görüş beyan edip alınacak tedbirler

konusunda rey sahibi bulunan, âlemin işlerine nizam ve intizam vermesiyle

bilinen mübarek büyükdedemiz merhumun, H. 1081 tarihi Rabiulevveli’nin

on dördüncü Pazartesi günü sabahında yüzü peçeli, hayâlı ve edepli bir oğlu

dünyaya gelip ismi Hazret-i Osman olmuştur. [H. 1081/M. 1670]

Onun dünyaya gelmesiyle muhterem pederleri gayet sevinmişler ve

murad almışlardır. Bu vesileyle Hak tealaya hamd ü senâlar edip

Hasankale halkına ziyafetler vermişlerdir. Muhterem mahdumları yirmi

yaşına varıncaya kadar yine Hasankale ’de bulunup kerâmetleriyle bilinen

merhum Kara Şeyh oğlu Seyyid İbrahim Efendi (rh. a.)’ten ilim tahsil

etmiştir. Kendisinden sarf, nahiv, fıkıh, ferâiz dersleri okuyup hadis, tefsir

ve akaid ilimlerini tahsil etmiştir. Allah vergisi olan latif tabiatıyla, güzel

ahlâkıyla ve annesinden aldığı terbiye sâyesinde Derviş Efendi namıyla

bilinmiştir. Daha sonra muhtereme validesi hastalanarak vefat etmişlerdir.

Bunun üzerine babası onu evlenmeye teşvik ederek Hasankale ’nin

yakınında Fendiği adlı köyün seyyidlerinden Şeyh oğlu merhum Dede

Mahmud ’un kızını almıştır. İşte o Hanife Hâtun bizim şefkatli anamız

olmuştur.

Gerçi Osman Efendi ’nin hayâsı galip olduğundan gerdek gecesi

insanlardan utanarak minarede saklanmıştır. Ancak Vedûd olan [kullarını

çok seven] Allah teala onun ehliyle huzur ve sükûn bulması için aralarında

nice muhabbet ve merhametler tesis etmiştir. Birbirlerine nice rağbet edip

birbirinden nice lezzetler almışlardır.

Dedemiz Molla Bekir , cömert tabiatı gereğince misafir ağırlamaktan

büyük lezzet alırlardı. Bu sebepledir ki her akşam az çok misafiri olurdu.

Yirmiden fazla kişiyi veya bazen de en az on garibi her akşam ağırlamıştır.

Misafir gelmediği akşamları üzüntüsünden aç kalmıştır.

Güz günlerinde bir akşam Derviş Zekeriya adında Özbek li azîz bir

misafiri gelmiştir. Geldikten sonra hastalanıp o kış onda misafir kalmıştır. O

da muhterem oğlu Derviş Efendi ’yi bu Özbekli misafirin hizmetine tayin

etmiş, o da bu hizmeti kendisi için büyük bir nimet bilerek gece gündüz

demeden o misafire canla başla hizmet etmiştir.

«Erbaîn»in başlarında, en uzun gecelerden birinde Derviş Efendi o

misafirin odasında beklerken, o azîzi bir cezbe hali almıştır. O halde iken

yatağından fırlayıp bir saat kadar evin içinde feryâd ederek dolanmıştır.

Sanki İstanbul Yangını’ nı söndürür gibi bir hâl içinde olmuştur. Bundan

sonra İstanbul ’dan Hasankale ’ye Hamsîn’in başında bir vezir çukadarı

gelmiştir. O uzun gece yangınından haber verdiği için o azîze hüsn-i zannı

hâsıl olmuştur. [357/a] O azîz misafir bahar günleri gelince hastalığı iyileşip

şifâ bulmuştur. Ayrılırken odası kapısında bekleyen hizmetkârının yüzüne

bakıp şöyle demiştir. “Sizin ikramınız altı ay zarfında tamam olup bizimki

kalmıştır. Hemen muradını iste ki murad kapısı senin için açılmıştır”

Bu hizmetkâr o azîze bakıp şu cevabı vermiştir: “Murâdım ancak,

dünyadan âhirete imanla gitmektir. Cennet-i âlâ devletine ulaşmaktır.”

O azîz tekrar ona seslenmiştir ki; “Himmetini yüce tut ki imanın aslı

himmeti yüce tutmaktır.”

O zaman bu hizmetkâr ağlayarak demiştir ki; “En büyük isteğim ebedî

âlemde Mevlâ’ya kavuşmaktır.”

Tekrar ona demiştir ki; “Himmetini yüce tut, esas gaye o devleti bu

âlemde gönül ikliminde bulmaktır.”

Hizmetkâr bunu işitince ayaklarına kapanmış ve işte o anda kendisine

Hakk’ın hidâyeti ermiştir. Bunun üzerine o azîz misafir kendisine müjde

verip demiştir ki; “Başını kaldır ki bu devlet onda karar kılmıştır.”

Kendi sûretini, iki kaşı arasına nakşetmesini ona tembih etmiştir. Kelime-i

tevhîdi uzun nefeslerle ve kısık sesle günde on bin kere tekrar etmesini ona

telkin edip gitmiştir. Derviş efendi o azîzin tembih ve telkinlerini canına

minnet bilip diline vird etmiştir. Bu minval üzere gece gündüz o zikirlerin

tekrarıyla meşgul olmuştur. O esnada onun muhterem pederi Molla Bekir

Efendi, Azak Seferi’ne giderken, Kefe’de vâdesi yetip Ulu Cami’de

kalmıştır.

Merhum pederinden geri kalan ticarî ve zirâî işlerle hizmetkârların

idaresi, çift sürme işleri, fidanlar dikilip yetiştirilmesi, arabalar ve işçilerle

meşgul olunması; bundan başka eve gelip gidenler, (babası zamanından

gelmeye alışkın bulunan) fukarânın hizmetleriyle ilgilenilmesi, evde

babasız kalan küçük kardeşlerinin ihtiyaçlarının görülmesi, feryâd ü figân

eden aile fertlerinin tesellî edilmesi gibi meşguliyetlerle sebeb-i vücudu

olan babasını yitirmenin içinde tutuşturduğu ayrılık ateşi, Derviş

Efendi ’nin diline vird edindiği zikrini devam ettirerek tefekküre varmasına

engel olduğundan tabiatı ve rûhu hasta, gönlü kırık, üzgün ve elemli

kalmıştır.

Bu sebeple her saat ve her ân ağlayıp inleyerek üzüntü ve keder deryâsına

dalmıştır. Bir kâmil mürşid bulamamış ki onu gönülden içeri alsın. Onun

için dışarıda kalmıştır. Bu durumda iken (zikrine devam etmekte olduğu)

kelime-i tevhidin nûruyla, üzüntüleriyle tutuşan şiddetli elem ateşinin

birleşmesinden öyle bir hastalığa tutulmuştur ki mübarek vücudunun bütün

organları soğuktan donup buz gibi olmuştur. Bu sırada kendisi otuz yaşında

olup Hicrî tarih de 1110 yılının sene başına gelmişti. (M. 1698) Ömrünce

öfke ve hiddetlenme nedir bilmeyen ve her zaman için güzel ahlâk sâhibi

olmakla tanınan Derviş Efendi ’nin o ateşli hastalıkla mizacı bozulmuş ve

her gördüğü şeye hiddetlenir, her işittiği sesle gazaplanır olmuştur.

Öyle güzel ahlâk sahibi iken, bu şekilde gazapla açığa çıkan bir hastalığa

tutulması onu ayrıca müteessir etmiştir. Her sene bir oğlu doğup üç-dört

aylık iken beşik içinde aniden boğulmuştur. Onları göz göre göre boğanların

kimler olduğu anlaşılamamıştır. Bunun gibi nice elem ve keder sebebiyle

dünyadan yüz çevirip tiksinmiş ve hayrette kalmıştır. (Yukarıda bahsi

geçen) soğukla yanmıştır.

Nazm

1-Aşk meydânında merd olmakdan özge kâr yok

Bunda cândan geçmelidir gayri bir güftâr yok

2-Bir nefes âsûde olmaz âşık-ı dîdâr-ı yâr

Âfitâb-ı aşk içün bir sâye-i dîvâr yok

3-Aşk-ı yâr âheste söyler cân kulağına müdâm

Her kimin şuğlı var ana derdimizden bâr yok

4-Ecnebîlik sürmesin gözden yudum kan yaş ile

Kande seyr itdimse gayr-i cilve-i dil-dâr yok

5-Bir kadem yol gitmedikçe bulmak olmaz ânı kim

Gâyet-i kurbından özge mâni-i dîdâr yok [357/b]

6-Hût bahrı görmedi tâ çıkmadıkça bahrden

Varlığından çık ki bu deryâdan özge var yok

7-Merd isen gel reng-i derd-i aşka ey Hakkı boyan

Bak ki bu dâr içre bizden gayrı bir diyâr yok

Günümüz Türkçesiyle

1-Aşk meydanında yiğitlikten başka kâr yok. Bunda candan geçmek

gerek, başka söz yok.

2-Yârin yüzüne âşık olan, bir nefes âsûde olmaz. Aşk güneşinden

saklanacak duvar gölgesi yok.

3-Yârin aşkı âheste söyler, cân kulağına daima. Meşguliyeti olana, bizim

derdimizden yük yok.

4-Ecnebîlik sürmesini kanlı gözyaşıyla gözden yıkadım. Nereye baktımsa,

yârin cilvesinden başkası yok.

5-Bir adım yol gitmedikçe onu bulmak olmaz. Ona yaklaşmaktan başka,

sevgilinin engeli yok.

6-Deryâdan çıkmadıkça balık denizi görmedi. Varlığından çık ki, bu

deryâdan başka var yok.

7-Mert isen Hakkı! Gel aşk derdinin rengine boyan. Bak ki bu dünyada

bizden başka diyar yok.