Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Gavs-ı a’zam, ulvî şeyh İsmail Tillovî Fakîrullâh (rh.a.) hazretlerinin başhizmetkârı…

BEŞİNCİ BAB · SEKİZİNCİ FASIL · Yedinci Madde Yedinci Madde Gavs-ı a’zam, ulvî şeyh İsmail Tillovî Fakîrullâh (rh.a.) hazretlerinin başhizmetkârı, belki mübarek evlâdı mesâbesinde bulunan hilm ve hayâ madeni Derviş Osman …

BEŞİNCİ BAB · SEKİZİNCİ FASIL · Yedinci Madde

Yedinci Madde

Gavs-ı a’zam, ulvî şeyh İsmail Tillovî Fakîrullâh (rh.a.) hazretlerinin

başhizmetkârı, belki mübarek evlâdı mesâbesinde bulunan hilm ve hayâ

madeni Derviş Osman Hüsnü Hakîrullah (rh.a.) hazretlerinin, kendisine

(rüyâda) va’d edilen sevgiliye yaklaşıp (sonunda bir gün) bulduğunu,

hizmetlerinde bulunup derdine dermân olduğunu ve ondan muradını

aldığını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Fakîrullâh (rh. a) hazretleri kuyu hâdisesinden

beri Derviş Efendi pederimizi, kendi hizmetine lâyık ve sohbetine

katılmaya uygun görmüş, sırlarına sırdaş ve kendisine yoldaş eylemek için

zamanla onu muhabbetiyle kendine doğru çekmiştir. Derviş Efendi ise bu

tarafta istihare gecesinden beri kâmil mürşid câzibesi ve ona vâsıl olma

arzusuyla sabırsızlanıp durmaktadır. Bu sırada Hicrî tarih 1122 senesinin

Receb-i Şerif’inin başına gelmiştir. (M. 1710)

İşte bu günlerde Derviş Efendi kendisine va’d edilen mürşidi bulmak için

yeryüzünde on yıl seyahat etme azmi ve kararlılığıyla şefkatli arkadaşı şeyh

Eyüb Efendi ile Bitlis taraflarına gitmişlerdir. Şefkatli arkadaşı oraya

Derviş Efendi ’den önce varıp Molla Mehmed Arvâsî namında bir kâmil

zat bulmuş ve bir müddet onun yanında kalmıştır. Bu süre içinde ondan ilim

ve irfân tahsil ettiği için o tarafı tercih etmişlerdir. Bundan sonra Derviş

Efendi o güzel belde Bitlis’e varıp onun yüksek evlerini, nehirlerini,

[358/b] yüksek ağaçlarını ve bol meyvelerini görünce şaşırıp kalmış ve

“Burası cennet midir?” diye şefkatli arkadaşına sormuştur. Bir hafta kadar

orada kalıp bu güzel manzarayı seyretmişlerdir.

Bundan sonra Eyüb Efendi ’nin şeyhi Molla Mehmed Arvâsî (rh. a)

hazretlerinin mübarek kabrini ziyaret etmek için Müküs ’e (Van-

Bahçesaray) gitmişlerdir. Orada da bir hafta kadar kalmışlar, Derviş

Efendi ’nin sabır ve tahammülü bitince cânân iline doğru yönelmişlerdir.

Oradan şefkatli arkadaşıyla beraber Siirt ’e doğru hac niyetiyle yola

çıkmışlardır.

Mısra

Cânân ilinin işde cânım dağı görindi.

Günümüz Türkçesiyle

Cânân ilinin işte, sevgili dağı göründü.

Hizan’dan (Bitlis) Siirt’e giden bir kervan ile yoldaş olmuşlar ve yolculuk

esnasında onların konuşmalarından Siirt’e yakın Tillo (Aydınlar) köyünde

Şeyh İsmail adında bir azîzin bulunduğunu haber almışlardır. Onu ziyaret

için destur almak üzere kervan halkından bir ihtiyarla haber gönderip

kendileri o gece bulundukları yerde konaklamışlardır. Önceden giden adam

o azîze haber vermiştir ki yarın Erzurumlu iki molla senin ziyaretine

gelecektir. Acaba onlar kimler olacaktır?

O azîz ise, ihtiyara şu cevabı vermiştir: Onların biri yine Erzurum’a

gidecek, biri burada kalacaktır. İşte bu halde iken Derviş Efendi yol

arkadaşı Eyüb Efendi ile beraber Şaban’ın ilk günü o azîzin yanına can

atmışlardır. On yıllık mesafede aradıkları devletliyi on günlük mesafede

bulup nûr yüzüne kavuşmuşlardır. Hemen ilk görüşmelerinde Eyüb Efendi

onu irfân nûruyla tanıyıp hiç beklemeden şükür secdesine kapanmıştır.

O azîz ise kendisine; Molla Eyüb, başını kaldır, bu senin haccındır” diye

müjde vermiştir. Derviş Efendi ise Molla Eyüb’ün hasta olduğunu

zannetmiş, kibrit-i ahmer değerinde nûrlu bir güneş olduğunu bilemeyip

onu kendisiyle mukayese etmiştir. Kendi hikmetli mürşidini ve kadîm

dostunu bulmuşken bunun değerini bilmeyip; hâlâ kâmil bir mürşid

aramakla aklı Kâbe’ye, kendisi Siirt’e gitmiştir. Üçüncü günü Tillo’ya gelip

görmüştür ki arkadaşı Eyüb Efendi aradığını bulup kıymetini bilip yanında

kalmıştır. Bayrama kadar o câmide itikâfta kalıp günde bir an bile olsa o

azîzin yüzünü görüp nûr cemâlinden feyz ve murad almaya niyet etmiştir.

(Onun kararlılığını görünce) Derviş Efendi de o camide kalıp hayret

deryasına dalmıştır. Ancak câmide kaldığı müddetçe günden güne hastalığı

iyileşmekte olduğundan, an be an o azîze teveccüh ederek, ona

meyletmiştir. Bu minval üzere kalırken tedrîcen mübarek cismi selâmet

bulup canı rahata ermiştir. Saat saat gönlünden gam ve gaflet giderek kalbi

huzur ve neşeyle dolmuştur. Bayrama kadar sâhibini tanıyıp onun önde

gelen hizmetlisi olmuş, bu vesileyle bayram kendisi için en büyük bayram

olmuştur. O azîz, o Derviş’i öyle mertebeye yükseltmiştir ki arkadaşı nerede

kalmıştır.

Şeyh Eyüb Efendi bayramdan sonra Erzurum’a gelmiştir. Derviş Efendi

ise, hizmetinde bulunacağı efendisini bilmiştir. Sekiz yıldan beri arzu ettiği

mürşidi bulmuştur. Teslimiyet sermayesiyle mârifet devletine nâil olmuştur.

Seyr ü sülûk kitabıyla amel edip o kâmil mürşidin sohbetiyle kemâle

ermiştir. Benliğini yakıp kavuran gam ateşini söndürmüş ve böylece her

illetten şifâ bulmuştur. O azîze sadâkatle ve safâ ile bağlanıp hizmetine

devam etmiştir. Ömrü oldukça huzur ile onun yanında kalmıştır. Böylece o

azîzin sözü yerini bulmuştur.

Nazm [184]

1-Güzel şevk ü güzel şevk güzel îş ü temennâ

Güzel aşk u güzel zevk güzel hüsn ü tevellâ [359/a]

2-Güzel sûret ü kâmet güzel rûz-ı kıyâmet

Güzel lutf u kerâmet güzel sohbet ü ülfet

3-Güzel nûr u tecellâ güzel yâr ü güzel yâr

Güzel [185] mûnis-i ahrâr güzel ma‘den-i esrâr

4-Güzel mansıb-ı a‘lâ güzel nûr u güzel nûr

Güzel râyet-i mansûr güzel âyet-i meşhûr

…….. tekaddes ve te‘âlâ

5-Güzel tâli‘i mes‘ûd güzel hâmid-i mahmûd

Güzel vâcid-i mevcûd güzel sûret ü ma‘nâ

6-Gehî fitne-i cânsın gehî şûr-ı cihânsın

Gehî emn ü emânsın gehî bahr-ı musaffâ

7-Aceb Hakk’ı mahmûl aceb illet-i ma‘lûl

Aceb kâbil u makbûl aceb ism ü müsemmâ

Günümüz Türkçesiyle

1-Coşku güzel, aydınlık güzel, eğlence güzel, temennî güzel. Aşk güzel,

zevk güzel, güzellik güzel, dostluk güzel.

2-Şekil güzel, boy güzel; kâmet günü güzel. Lütuf ve kerâmet güzel,

sohbet ve ülfet güzel.

3-Nûr güzel, tecellî güzel, sevgili güzel, yâr güzel. Dostluk güzel, iyilik;

güzel sırlar madeni güzel.

4-Yüce mevkiler güzel, nûr güzel, aydınlık güzel. Nusret [186] bayrağı

güzel, meşhur âyet [187] de güzel. Mevlâ teala mukaddes ve yücedir.

5-Bahtlı olmak güzel; öven ve övülen güzel. Yaratan ve yaratılan güzel;

sûret ve mânâ güzel.

6-Bazen canın fitnesisin, bazen cihanın en bahtsızı. Bazen emniyet

kaynağısın, bazen parlayan deniz.

7-Nicedir Hakkı yüklenen, nicedir hasta ve hastalık? Nicedir kabul eden

ve kabul edilen, nicedir isim ve müsemmâ?

(O kâmilin) başhizmetkârı Derviş Osman Efendi , hizmetinde bulunduğu

o azîz efendisini Şaban ayının ilk günlerinde bulmuştu. Nitekim o ayın

yedinci günü de ikinci hizmetçi durumunda olan rûhânî dost, fen ilimlerinin

deryâsı Molla Mehmed Sıhrânî de; Rahmân’ın dostu, asrın evliyâsının

sultânı o azîzin ziyaretine gelmiş ve mâsivâyı terk edip bir köşede halvete

çekilerek muradını almıştı. Sadâkatle ve gönül hoşluğu ile o azîze hizmet

edip her zaman ondan saygı ve övgüyle söz etmiş, sohbetlerinde kalmıştı.

Ömrü oldukça Derviş Efendi ile dost olmuştu.

Ertesi yıl Şaban ayında merhum Şeyh Ali amcam henüz dokuz yaşında

iken beni alıp pederim efendiyi bulmuştur. Pederimizle ilk buluşmamız

ancak o vakitte nasip olmuştur ki Hazret-i Şeyh ile peder efendi ikindi

namazını birlikte kılmışlardı. İlk görüşmemizde Allah’ın hikmetiyle o azîz

şeyhin kucağı bana, pederim efendinin kucağından daha sıcak ve daha âşinâ

gelmişti. Hemen o anda yüzünün cezbesiyle gönlümü almıştı. Aklım erdiği

kadarıyla onun nûr yüzünün güzelliğine, sözünün letâfetine, ahlâkının

kemâline hayran olup kalmışımdır. Azîz pederim beni odasında yanına alıp

şefkat ve merhametle ilim öğretip gayet yumuşaklıkla terbiye etmiştir.

Benim ise o azîz şeyhe cânımın virdi; “es-selâmü aleyke ey rûhum” demek

olmuştur.

Nazm

1-Sen ayn-ı iyânımsın, varım da sen ey rûhî

Bel rûh-ı revânımsın, yârim de sen ey rûhî

2-Sen bahtı sa‘îdimsin, hem va‘d ü va‘îdimsin

Bel ömr-i mezîdimsin, kârım da sen ey rûhî

3-Sen cân u cihânımsın, hem emn ü emânımsın

Bel genc-i nihânımsın, dârım da sen ey rûhî

4-Sen râhat-ı rûhımsın, hem feth u fütûhumsun

Bel câm-ı sabûhumsun, gârım da sen ey rûhî

5-Sen kadr ü berâtımsın, hem âb-ı hayâtımsın

Bel ayn-ı necâtımsın, bârım da sen ey rûhî

6-Sen zevk-i huzûrumsın, hem hüzn ü sürûrumsun

Bel gözdeki nûrumsun, nârım da sen ey rûhî

7-Hakkı didi dervîşim, feryâd ki dil-rîşim

İmdâd ki bî-hîşim, cârım da sen ey rûhî

Günümüz Türkçesiyle

1-Sen gözümün nûrusun; varım da sen, ey rûhum. Belki akan rûhumsun;

yârim de sen ey rûhum.

2-Sen kutlu bahtımsın; va’dimsin, geleceğimsin. Belki artan ömrümsün;

kârım da sen, ey rûhum.

3-Sen cânımsın, cânânımsın; dayanağım güvencimsin. Belki gizli

hazinemsin; evim de sen, ey rûhum.

4-Sen rûhumun rahatı; fethim ve fetihlerimsin. Belki şarap kadehimsin;

inim [188] de sen ey rûhum.

5-Sen kadrim ve beratımsın; hayat kaynağımsın. Belki sen necâtımsın;

[189] yüküm de sen ey rûhum.

6-Sen zevkim ve huzurumsun; hüznüm ve sürûrumsun. Gözümdeki

nûrumsun; ateşim de sen, ey rûhum.

7-Hakkı dedi; dervişim, feryâd ki yaralanmışım. İmdad ki kimsesizim;

komşum da sen, ey rûhum.