BEŞİNCİ BAB · SEKİZİNCİ FASIL · Yedinci Madde
Yedinci Madde
Gavs-ı a’zam, ulvî şeyh İsmail Tillovî Fakîrullâh (rh.a.) hazretlerinin
başhizmetkârı, belki mübarek evlâdı mesâbesinde bulunan hilm ve hayâ
madeni Derviş Osman Hüsnü Hakîrullah (rh.a.) hazretlerinin, kendisine
(rüyâda) va’d edilen sevgiliye yaklaşıp (sonunda bir gün) bulduğunu,
hizmetlerinde bulunup derdine dermân olduğunu ve ondan muradını
aldığını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Fakîrullâh (rh. a) hazretleri kuyu hâdisesinden
beri Derviş Efendi pederimizi, kendi hizmetine lâyık ve sohbetine
katılmaya uygun görmüş, sırlarına sırdaş ve kendisine yoldaş eylemek için
zamanla onu muhabbetiyle kendine doğru çekmiştir. Derviş Efendi ise bu
tarafta istihare gecesinden beri kâmil mürşid câzibesi ve ona vâsıl olma
arzusuyla sabırsızlanıp durmaktadır. Bu sırada Hicrî tarih 1122 senesinin
Receb-i Şerif’inin başına gelmiştir. (M. 1710)
İşte bu günlerde Derviş Efendi kendisine va’d edilen mürşidi bulmak için
yeryüzünde on yıl seyahat etme azmi ve kararlılığıyla şefkatli arkadaşı şeyh
Eyüb Efendi ile Bitlis taraflarına gitmişlerdir. Şefkatli arkadaşı oraya
Derviş Efendi ’den önce varıp Molla Mehmed Arvâsî namında bir kâmil
zat bulmuş ve bir müddet onun yanında kalmıştır. Bu süre içinde ondan ilim
ve irfân tahsil ettiği için o tarafı tercih etmişlerdir. Bundan sonra Derviş
Efendi o güzel belde Bitlis’e varıp onun yüksek evlerini, nehirlerini,
[358/b] yüksek ağaçlarını ve bol meyvelerini görünce şaşırıp kalmış ve
“Burası cennet midir?” diye şefkatli arkadaşına sormuştur. Bir hafta kadar
orada kalıp bu güzel manzarayı seyretmişlerdir.
Bundan sonra Eyüb Efendi ’nin şeyhi Molla Mehmed Arvâsî (rh. a)
hazretlerinin mübarek kabrini ziyaret etmek için Müküs ’e (Van-
Bahçesaray) gitmişlerdir. Orada da bir hafta kadar kalmışlar, Derviş
Efendi ’nin sabır ve tahammülü bitince cânân iline doğru yönelmişlerdir.
Oradan şefkatli arkadaşıyla beraber Siirt ’e doğru hac niyetiyle yola
çıkmışlardır.
Mısra
Cânân ilinin işde cânım dağı görindi.
Günümüz Türkçesiyle
Cânân ilinin işte, sevgili dağı göründü.
Hizan’dan (Bitlis) Siirt’e giden bir kervan ile yoldaş olmuşlar ve yolculuk
esnasında onların konuşmalarından Siirt’e yakın Tillo (Aydınlar) köyünde
Şeyh İsmail adında bir azîzin bulunduğunu haber almışlardır. Onu ziyaret
için destur almak üzere kervan halkından bir ihtiyarla haber gönderip
kendileri o gece bulundukları yerde konaklamışlardır. Önceden giden adam
o azîze haber vermiştir ki yarın Erzurumlu iki molla senin ziyaretine
gelecektir. Acaba onlar kimler olacaktır?
O azîz ise, ihtiyara şu cevabı vermiştir: Onların biri yine Erzurum’a
gidecek, biri burada kalacaktır. İşte bu halde iken Derviş Efendi yol
arkadaşı Eyüb Efendi ile beraber Şaban’ın ilk günü o azîzin yanına can
atmışlardır. On yıllık mesafede aradıkları devletliyi on günlük mesafede
bulup nûr yüzüne kavuşmuşlardır. Hemen ilk görüşmelerinde Eyüb Efendi
onu irfân nûruyla tanıyıp hiç beklemeden şükür secdesine kapanmıştır.
O azîz ise kendisine; Molla Eyüb, başını kaldır, bu senin haccındır” diye
müjde vermiştir. Derviş Efendi ise Molla Eyüb’ün hasta olduğunu
zannetmiş, kibrit-i ahmer değerinde nûrlu bir güneş olduğunu bilemeyip
onu kendisiyle mukayese etmiştir. Kendi hikmetli mürşidini ve kadîm
dostunu bulmuşken bunun değerini bilmeyip; hâlâ kâmil bir mürşid
aramakla aklı Kâbe’ye, kendisi Siirt’e gitmiştir. Üçüncü günü Tillo’ya gelip
görmüştür ki arkadaşı Eyüb Efendi aradığını bulup kıymetini bilip yanında
kalmıştır. Bayrama kadar o câmide itikâfta kalıp günde bir an bile olsa o
azîzin yüzünü görüp nûr cemâlinden feyz ve murad almaya niyet etmiştir.
(Onun kararlılığını görünce) Derviş Efendi de o camide kalıp hayret
deryasına dalmıştır. Ancak câmide kaldığı müddetçe günden güne hastalığı
iyileşmekte olduğundan, an be an o azîze teveccüh ederek, ona
meyletmiştir. Bu minval üzere kalırken tedrîcen mübarek cismi selâmet
bulup canı rahata ermiştir. Saat saat gönlünden gam ve gaflet giderek kalbi
huzur ve neşeyle dolmuştur. Bayrama kadar sâhibini tanıyıp onun önde
gelen hizmetlisi olmuş, bu vesileyle bayram kendisi için en büyük bayram
olmuştur. O azîz, o Derviş’i öyle mertebeye yükseltmiştir ki arkadaşı nerede
kalmıştır.
Şeyh Eyüb Efendi bayramdan sonra Erzurum’a gelmiştir. Derviş Efendi
ise, hizmetinde bulunacağı efendisini bilmiştir. Sekiz yıldan beri arzu ettiği
mürşidi bulmuştur. Teslimiyet sermayesiyle mârifet devletine nâil olmuştur.
Seyr ü sülûk kitabıyla amel edip o kâmil mürşidin sohbetiyle kemâle
ermiştir. Benliğini yakıp kavuran gam ateşini söndürmüş ve böylece her
illetten şifâ bulmuştur. O azîze sadâkatle ve safâ ile bağlanıp hizmetine
devam etmiştir. Ömrü oldukça huzur ile onun yanında kalmıştır. Böylece o
azîzin sözü yerini bulmuştur.
Nazm [184]
1-Güzel şevk ü güzel şevk güzel îş ü temennâ
Güzel aşk u güzel zevk güzel hüsn ü tevellâ [359/a]
2-Güzel sûret ü kâmet güzel rûz-ı kıyâmet
Güzel lutf u kerâmet güzel sohbet ü ülfet
3-Güzel nûr u tecellâ güzel yâr ü güzel yâr
Güzel [185] mûnis-i ahrâr güzel ma‘den-i esrâr
4-Güzel mansıb-ı a‘lâ güzel nûr u güzel nûr
Güzel râyet-i mansûr güzel âyet-i meşhûr
…….. tekaddes ve te‘âlâ
5-Güzel tâli‘i mes‘ûd güzel hâmid-i mahmûd
Güzel vâcid-i mevcûd güzel sûret ü ma‘nâ
6-Gehî fitne-i cânsın gehî şûr-ı cihânsın
Gehî emn ü emânsın gehî bahr-ı musaffâ
7-Aceb Hakk’ı mahmûl aceb illet-i ma‘lûl
Aceb kâbil u makbûl aceb ism ü müsemmâ
Günümüz Türkçesiyle
1-Coşku güzel, aydınlık güzel, eğlence güzel, temennî güzel. Aşk güzel,
zevk güzel, güzellik güzel, dostluk güzel.
2-Şekil güzel, boy güzel; kâmet günü güzel. Lütuf ve kerâmet güzel,
sohbet ve ülfet güzel.
3-Nûr güzel, tecellî güzel, sevgili güzel, yâr güzel. Dostluk güzel, iyilik;
güzel sırlar madeni güzel.
4-Yüce mevkiler güzel, nûr güzel, aydınlık güzel. Nusret [186] bayrağı
güzel, meşhur âyet [187] de güzel. Mevlâ teala mukaddes ve yücedir.
5-Bahtlı olmak güzel; öven ve övülen güzel. Yaratan ve yaratılan güzel;
sûret ve mânâ güzel.
6-Bazen canın fitnesisin, bazen cihanın en bahtsızı. Bazen emniyet
kaynağısın, bazen parlayan deniz.
7-Nicedir Hakkı yüklenen, nicedir hasta ve hastalık? Nicedir kabul eden
ve kabul edilen, nicedir isim ve müsemmâ?
(O kâmilin) başhizmetkârı Derviş Osman Efendi , hizmetinde bulunduğu
o azîz efendisini Şaban ayının ilk günlerinde bulmuştu. Nitekim o ayın
yedinci günü de ikinci hizmetçi durumunda olan rûhânî dost, fen ilimlerinin
deryâsı Molla Mehmed Sıhrânî de; Rahmân’ın dostu, asrın evliyâsının
sultânı o azîzin ziyaretine gelmiş ve mâsivâyı terk edip bir köşede halvete
çekilerek muradını almıştı. Sadâkatle ve gönül hoşluğu ile o azîze hizmet
edip her zaman ondan saygı ve övgüyle söz etmiş, sohbetlerinde kalmıştı.
Ömrü oldukça Derviş Efendi ile dost olmuştu.
Ertesi yıl Şaban ayında merhum Şeyh Ali amcam henüz dokuz yaşında
iken beni alıp pederim efendiyi bulmuştur. Pederimizle ilk buluşmamız
ancak o vakitte nasip olmuştur ki Hazret-i Şeyh ile peder efendi ikindi
namazını birlikte kılmışlardı. İlk görüşmemizde Allah’ın hikmetiyle o azîz
şeyhin kucağı bana, pederim efendinin kucağından daha sıcak ve daha âşinâ
gelmişti. Hemen o anda yüzünün cezbesiyle gönlümü almıştı. Aklım erdiği
kadarıyla onun nûr yüzünün güzelliğine, sözünün letâfetine, ahlâkının
kemâline hayran olup kalmışımdır. Azîz pederim beni odasında yanına alıp
şefkat ve merhametle ilim öğretip gayet yumuşaklıkla terbiye etmiştir.
Benim ise o azîz şeyhe cânımın virdi; “es-selâmü aleyke ey rûhum” demek
olmuştur.
Nazm
1-Sen ayn-ı iyânımsın, varım da sen ey rûhî
Bel rûh-ı revânımsın, yârim de sen ey rûhî
2-Sen bahtı sa‘îdimsin, hem va‘d ü va‘îdimsin
Bel ömr-i mezîdimsin, kârım da sen ey rûhî
3-Sen cân u cihânımsın, hem emn ü emânımsın
Bel genc-i nihânımsın, dârım da sen ey rûhî
4-Sen râhat-ı rûhımsın, hem feth u fütûhumsun
Bel câm-ı sabûhumsun, gârım da sen ey rûhî
5-Sen kadr ü berâtımsın, hem âb-ı hayâtımsın
Bel ayn-ı necâtımsın, bârım da sen ey rûhî
6-Sen zevk-i huzûrumsın, hem hüzn ü sürûrumsun
Bel gözdeki nûrumsun, nârım da sen ey rûhî
7-Hakkı didi dervîşim, feryâd ki dil-rîşim
İmdâd ki bî-hîşim, cârım da sen ey rûhî
Günümüz Türkçesiyle
1-Sen gözümün nûrusun; varım da sen, ey rûhum. Belki akan rûhumsun;
yârim de sen ey rûhum.
2-Sen kutlu bahtımsın; va’dimsin, geleceğimsin. Belki artan ömrümsün;
kârım da sen, ey rûhum.
3-Sen cânımsın, cânânımsın; dayanağım güvencimsin. Belki gizli
hazinemsin; evim de sen, ey rûhum.
4-Sen rûhumun rahatı; fethim ve fetihlerimsin. Belki şarap kadehimsin;
inim [188] de sen ey rûhum.
5-Sen kadrim ve beratımsın; hayat kaynağımsın. Belki sen necâtımsın;
[189] yüküm de sen ey rûhum.
6-Sen zevkim ve huzurumsun; hüznüm ve sürûrumsun. Gözümdeki
nûrumsun; ateşim de sen, ey rûhum.
7-Hakkı dedi; dervişim, feryâd ki yaralanmışım. İmdad ki kimsesizim;
komşum da sen, ey rûhum.

