Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Gavs-ı azam, ulvî şeyh İsmail Tillovî Fakîrullâh (rh

BEŞİNCİ BAB · SEKİZİNCİ FASIL · Dokuzuncu Madde Dokuzuncu Madde Gavs-ı azam, ulvî şeyh İsmail Tillovî Fakîrullâh (rh. a.) hazretlerinin başhizmetkârı ve evlâdı mesâbesinde olan hilim ve hayâ madeni Derviş Osman Hüsnü …

BEŞİNCİ BAB · SEKİZİNCİ FASIL · Dokuzuncu Madde

Dokuzuncu Madde

Gavs-ı azam, ulvî şeyh İsmail Tillovî Fakîrullâh (rh. a.) hazretlerinin

başhizmetkârı ve evlâdı mesâbesinde olan hilim ve hayâ madeni Derviş

Osman Hüsnü Hakîrullah (rh. a) hazretlerinin Hakk’ın rahmetine intikal

ederek muradını aldığını ve Hazret-i Şeyh’in, onun vefatından sonra bu

yetimi bir bakışıyla taziye edip nice hikmetli tavsiyelerde bulunduğunu,

hakîmâne sözleriyle terbiye ettiğini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki merhum pederimiz efendi H. 1081 [M. 1670]

tarihinde Hasankale’de dünyaya gelmiştir. Otuz yıl kadar okuyup yazmış,

Çelebi efendi makamını alıncaya kadar ilimle meşgul olmuştur. H. 1110

tarihinde soğuk ateş ile yanmaya başlamıştır. 1115 tarihinde ise dünyadan

usanmış, kâmil bir mürşid bulma arzusuyla dolmuştur. Bu maksatla

Erzurum’a hicret edip dört-beş yıl orada kalmıştır.

1122 senesinde on yıl seyahat kastıyla yola çıkıp Erzurum’dan on günlük

mesafeye gelmiş ve aradığı emsalsiz azîzi işte orada bulmuştur. Onun

sâyesinde on sene saadetle kalmış ve orada bütün üzüntüsü, kederi gidip

sürûr ve huzura dönmüştür. Onun sohbetleri bereketiyle evliyânın seçkinleri

(havaâss-ı evliyâ) mertebesini bulmuştur. Kabir ehlinin ahvâline muttali

olup hissî keşiflerden haz almıştır. Kalplerin içindekine vâsıl olup hatır ve

hayalden geçenleri bilmiştir. Yâni huzurunda bulunan kimselerin hayali

onun kalbine doğardı.

Vahşi hayvanlar ve kuşlar ondan kaçmazlardı. Bu cihan nöbetinde elli iki

sene kalıp her muradını almıştır. Ancak yüce himmetiyle bütün kemâl

derecelerinin zirvesi bulunan Hakk’a kavuşma arzusunda kalmıştır.

[Havâssa göre] belki de mâsivâ sayılan diğer bütün makamları ve

kerâmetleri düşüncesinden kovup nazarından silmiştir. Bu arzusu da ancak

ölümle gerçekleşen kavuşma, onun visâli olmuştur.

Hatta kendi dostlarından olup Molla Ziyâd namında o köyde bir mescid

imamı kendisini bir tenhada görüp merhum babama; “Sen bu azîzin yanında

evlâdından [363/a] kıymetli iken, on seneden beri hâlâ muradına nâil

olmadın mı?” diye sormuştur.

O da şu cevabı vermiştir; “Henüz en büyük maksadıma ulaşamadım.

Seninle birbirimize sözümüz olsun ki muradıma nail olduğum zaman sana

haber vereyim. Hatta yatıyor olsan bile seni kaldırayım.”

Bu sözün üzerinden on gün geçtikten sonra azîz pederim hastalanmış ve

bahsi geçen imam efendi onun beş gün beş gece hizmetinde bulunmuştur.

Bu zaman zarfında merhum pederim ne bir lokma yeyip içmiş, ne de bir söz

söylemiştir. Hararetle kendinden geçip yatmıştır. Çünkü yaşı elli iki olmuş

ve artık vâdesi dolmuştur. O sırada Hicrî tarih 1132 olup Receb ayının

(Mayıs 1720) ilk yarısı geçmişti.

Benim en yakınım, anam-babam, sırdaşım, dert ortağım, oda arkadaşım,

garip yoldaşım Derviş Osman Efendi Cuma gecesi sabaha yakın bu

dünyadan âhirete intikal etmiştir. Bu kötülük ve zahmet diyârından vuslat

âlemine göçmüştür. Hak yolunda can verip Allah’a kavuşmanın yakınlığına

ermiştir. Muradına nâil olup rahmet deryâsına dalmıştır.

Bu yetim Hakkı, o gece başka bir misafir odasında yatmıştım. Sabahleyin

kalkıp hasta pederimi görmek istediğimde onu bekleyenler (beni

yatıştırmak için) doğruyu (birden) söylememişlerdir.

Dediler ki; “Sen git önce namazını kıl. Sonra buraya gel, hasta şimdi

rahata ermiştir.” Ben bu söze inanıp camiye vardığımda gördüm ki bütün

cemaat (ben gelinceye kadar ağlamakta olduğundan, benim gelmemle

birlikte) burnunu silmişlerdir. Ben yine de durumu anlayamadım ve sandım

ki halkı nezle tutmuştur.

Namazı kıldıktan sonra odamıza gelince gördüm ki peder efendi gitmiştir.

(O gidince) ben burada ne eğlenirim ki işim bitmiştir. Gönül hânemi kara

bulutlar misali gam ve keder bürümüş, merhumun ayrılık hasretiyle virâne

gibi yıkılmışımdır.

Zehir yutmuş gibi öyle feryâd ü figân edecektim ki bir “ah!” dememle

odanın tavanı yıkılıp inleyişim tâ göklere yükselecekti. Ben tam da buna

hazırlanırken bir de gördüm ki halk bir kenara açılmış olup o merhamet

kaynağı şeyhimiz gelmiştir. Onun gelmesi, bendeki hüznü, elemi alıp

gitmiştir. Ayağa kalkıp gönlümden dedim ki; “Şimdi (ağlayıp figân etmek)

ayıptır, sabırlı olayım. Azîz efendimiz buradan gittikten sonra, nasıl feryâd

edeceğimi ben bilirim.

Hazret hemen herkese selâm verip, garip oğlunun başı ucunda dikilmiştir.

Aşkının şehidi olan zatın ruhu için bir fatiha okuyup murâkabeye dalmıştır.

Bu fakir, azîz efendimizin karşısında, merhum pederimin ayak ucunda

ayakta kalmıştır. Meğer tam bu sırada Hakk’ın inâyetinin erişeceği vakit ve

saat gelmiştir.

O sırada hemen şunu gördüm ki, Şeyhimiz mübarek başını kaldırıp kimyâ

tesiri olan bakışıyla yüzüme nazar edip tebessüm ederek; sadece “Molla

İbrahim, Molla Osman” sözleriyle bu yetimi taziye etmiştir. O sırada

mübarek sadrından şimşek misali bir nûr, güneş gibi parlayıp orada

kalmıştır. O anda benim göğsümün içinde yüreğim sür’atle titreyip; hüzün

ve elemim gitmiş, yerine sürûr ve lezzet dolmuştur. O âlemin babası bu

yetimi yeniden ihyâ edip kendi mekânına çekilmiştir. Gönlüm o zevkle öyle

dolmuştur ki hislerimden sürûrum dökülüp taşmıştır. (Hazret-i Şeyh’in

iltifat ederek) bayramlık yeni al yeşil elbisemi giydirmesiyle o mâtem ve

hüzün günü bu yetime en büyük bayram ve merâsim günü olmuştur.

(Önceki) fikrimde kalıp üzüntü çeken ahbaplarım, bu sevinçli hâlimi

görünce hayrette kalmışlardır. Hak teala pederim efendiyi rahmet deryasına

daldırsın ki bu oğlu ondan ne hayatta iken üzülmüş, ne de vefatıyla mahzun

olmuştur.

Merhum

pederimin

yüzünü

açıp

baktım

ki

sanki

gülümsemektedir. Yüzü daha da nûrlanmış, uzuvları gayet sıcak ve

mafsalları yumuşaktı. Sanki uykuya dalmış gibiydi.

Cenaze namazını Hazret-i Şeyh Efendi kendisi kıldırmıştır. Cenazeye üç

köyün halkı ve bütün Siirt halkı katılmıştır. Beş yüz kadar gayrı müslim

(zımmî) dahi ağlaşarak harman yerinin bir köşesinde beklemişlerdir.

Velhasıl onun vefatından dolayı -bu oğlu İbrahim’den başka- bütün

memleket halkı üzülmüştür. Çünkü Hazret-i [363/b] Şeyh’in muhabbetiyle

derviş oğlu da kalplerin sevgilisi olmuştur.

Cenazenin defin ve telkininden sonra (kendisine hizmet edeceğine dair

söz veren- imam efendi uykusuz kaldığından, kabristan dönüşünde hemen

varıp kendi ailesi yanına büyük bir üzüntü içinde giderek, derhal o saatte

yatıp uykuya dalmıştır. İmam uykusunda kendisinin ayakta sevinç içinde

olduğunu görmüştür. Bu durumda onun ailesi fertleri, yanlarında büyük bir

üzüntü ile uykuya yatan bu adamın, ansızın uyanıp ayağa kalktığını görünce

hayrette kalmışlardır. Şaşkınlıkla yanına varıp sormuşlardır; “Sana böyle ne

oldu?”

İmam efendi ağlayarak onlara şu cevabı vermiştir; “Bundan on beş gün

önce Osman Efendi ile birbirimize sözümüz vardı ki merâmına nâil

olduğunu bana açıklayacaktı. Uykuda olsam bile beni uyandıracaktı. İşte o

sözünü yerine getirmek için, şimdi sürûrla gelmiştir. Beni kuşağımdan

tutmuş ve; “Ne yatıyorsun? Kalk! Artık ben muradıma devamlı olmak üzere

nâil oldum” diyerek beni uyandırmıştır.

İmam efendi bundan sonra hemen abdest alarak Şeyh Efendi’nin

huzuruna gelmiştir. Söz verme hikâyesini ona anlattığı zaman, o azîz ona

hitap edip demiştir ki; “Ey Molla Ziyâd oğlum! Molla Osman halîm selim

ve teslimiyet sahibi bir zat olduğundan, hayatında kemâle erip evliyânın

seçkinleri mertebesine ulaşmıştır. Her halde himmeti yüce olduğundan,

ehassü’l-havâsdan olma muradına ulaşmıştır. İnşaallah onların mertebesine

gitmiştir. Şu halde merhum pederim efendinin on yıl seyahat etme niyeti,

her halde onun kalan ömrüne işaretti.

Rahmetullahi teala aleyh. Azîz rûhu için el-fatiha.

Peder efendi merhumun vefat ettiği günü, onun arkadaşı olan Molla

Mehmed Sıhrânî Efendi de hastalanmış, bir hafta sonra vefat etmiştir.

Dergâha arkadaşından bir hafta sonra gelmiş ve onun vefâtından bir hafta

sonra da vefat etmiştir. Hazret-i Şeyh onun da cenaze namazını kıldırmış, o

da öylece muradına ermiştir.

Rahmetullahi teala aleyh. Azîz rûhu için el-fatiha.

Âlemin babası Şeyh Efendimiz, bu yetime şefkatiyle iltifat ettiğinden,

merhum babamdan sonra kendisinin şahsî hizmetlerini görmek bize miras

kalmıştır. O ilâhî hikmet sâhibi, bu huy hastasını nice hikmet şerbetleriyle

terbiye etmiştir. Gönlümüz manevî hastalıklarından sıhhat buldukça,

muhabbetiyle onu içeri almıştır.

Böylece tevhid, tevekkül, tefvîz, tahammül, teslim ve rızâ riyâzetlerine

dahil olmuştur. Bunlarda cihanın özünden azîz ve lezzetli nimetler

bulmuştur. Her şeyden öncelikli ve her şeyden yüce olan mârifet ve

muhabbetle fânî olma derecesine ulaşmıştır. O gönüller tabîbinin bu

hastalıklı ve ayıplı (derviş) için hazırladığı hikmet şerbetleri, lafızlarıyla

beraber aşağıya yazılmıştır.

İşte o kâmil mürşid, bu bilgisiz ve toy oğlunu irşâd edip gerektiği yerde

bunları birer ikişer hikmetle söylemiştir. Nice işaretler ve müjdelerle gönül

ilacını (bu evlâdına) duyurmuştur:

Molla İbrahim! Allah’ı tevhid eden azabından kurtulur. Molla! Her şey

Allah’tandır ve her şey Allah’adır. Molla! Her şey Allah’la beraberdir ve

her şey Allah içindir. Molla! Her şey Allah’ın kabza-i kudretindedir ve

(meydana gelen) her şey O’nun fiilleri cümlesindendir. Molla! Kim ki

Allah’ı seviyorsa Kur’ân okumayı da sever. Molla! Kur’ân kırâatı, insan

rûhunun gıdasıdır. Molla! Fatiha okumak, istediğini celb edici ve ve

sakındığını def edicidir. Molla! Kim ki Allah’ı seviyorsa, Kur’ân’ın

hükümleri gereğince amel etsin. Molla İbrahim! Kim ki Allah’ı seviyorsa,

O’nun sevgili Peygamberine tâbi olsun. Molla! Kim ki Allah’ı seviyorsa,

O’nun sevgili Peygamberini de sever. Haibullah’ı seven de ona salavâtı çok

getirir.

Molla! Kim ki Allah’ın sevgili Peygamberini seviyorsa, onun sünnetiyle

amel eder. Kim ki Allah’ın Habîb’ini seviyorsa onun hadislerini okur.

Molla! Mesâbîh adlı kitap tamamen sahih hadisleri ihtiva eder. Molla

İbrahim! Ben babamdan, o da dedemden bütün ilimleri okutma konusunda

yetkili ve izinliyiz. Buna dayanarak ben de senin Mesâbih’ i, Meâlim

Tefsiri ’ni ve (İhyâ u) Ulûmu’d-Din ’i okutmana izin verdim.

Molla! İbadetlerin en fazîletlisi, Müslümanlara dînî ilimleri öğretmektir.

İlimlerin en üstünü de namaz bilgisidir. Çünkü o mü’minlerin mîrâcıdır. O

halde sen farz namazları vaktinde, sünnetleriyle beraber ve imkân dahilinde

cemaatle edâ etmeye bak.

Molla! [364/a] Muhammed aleyhisselâmın şeriatı, varlık ağacının

meyvesidir. Şu halde dinin özüne tâbi olmak insana saadet verir. Dinin

çizdiği daireden dışarı taşmamaya özen göster. Hakkında ümmetin ittifak

ettiği konularda sen aykırı gitme. Molla İbrahim! Dünya ancak çocuk

oyuncağıdır. O hayaldir; eksik ve kusurlarla doludur. Dünya, kaybolup

giden gölge gibidir, asılsız bir rüya gibidir. Molla! Dünya işleri benim işim

değildir, dünya haddi aşkın bir kuvvet gibidir. Molla! Dünya sonunda

yıkılıp gidecektir (haraptır). Beka ise ancak Allah teala içindir. Öyleyse her

şeyi bırak ve hemen Allah’a yönel. Dünya hazırlığım, âhiret yardımcım,

Mevlâ ebedîdir. Molla İbrahim! Asıl olan kalptir, bunun şartı ise

muhabbettir. Kalbinde buna dair isteği olan elbette Mevlâ’sını bulur. Çünkü

O, kuluna yakındır ve hatta onunla beraberdir.

Molla İbrahim! Allah’ı seven (muhib) için riyâzât âdettir; yeme içmeyi

azaltmak sıhhat ve rahattır. Molla! Babanın kitabı der ki; et suyu riyâzâta

engel değildir. Çünkü o beş günde bir ondan yerdi ve beş günde bir şu

(gördüğün) kâse ile su içerdi. Ancak fülan kimse bir gün susuz kalsa ve bir

bardak su içse, riyâzâtı bozulur. Molla! Bu ekmeğin aslı, erimiş pelit ağacı

meyvesidir. Ben bir gün ve gecede bir öğün olmak üzere bulduğumu yerim.

Molla İbrahim! Uykuyu azaltmak, insana huzur ve sürûr verir. Molla!

Geceler Hakk’ı sevenlerin (muhib) gündüzüdür; geceler âşıkların sırdaşıdır.

Molla! Ben henüz bu hâlimin (seyr ü sülûk yolu) başlarında iken geceleri

severdim ve fecrin doğmasını beklerdim. Işığın nasıl yayıldığına bakardım.

Şimdi ise yatsıyı kıldıktan sonra tekrar abdest alıyorum ve Allah’ın dilediği

kadar uyuyorum. Molla İbrahim! Susmak apaçık hikmettir ve pek güzel bir

haslettir. Molla! Dilin susması, kalbin susmasına yardımcı olur. Kalbin

sükûtu ise Rabb’in mârifetine kapı açar. Molla! İnsanın kurtuluşu diline

sâhip olmaktadır. Kalem ise iki lisândan biridir.

Molla! Sır saklamak gerekli bir dosttur; çünkü onu örtüp saklamak gerekli

bir iştir. Sırrını dostundan başkasına söyleme. Her doğruyu söyleme. Molla!

Kalbî hallerin ulu orta konuşularak dillendirilmesi, kişide hâlin azalması ve

hüsrândır. Yaratılmışlardan birinin sırrı açığa vurulduğunda ceza gerekirse,

Yaratan’ın sırrını ifşâ etmek nasıl olur? Molla İbrahim! Rahat uzlete

çekilmektedir, kurtuluş vahdettedir. Molla! İnsanlar bizim halimize halel

getiremez, insanlar hiç kimsenin amelini bozamaz. Molla! Biz seni kalbinle

beraber arıttık. Sen Rabbinle beraber ol. Sende başka hiç kimseye dair alâka

kalmasın, düşmana meylin olmasın. Molla! Bizim yaratılmışlarla işimiz

olmaz. Kâinâta iltifatımız olmaz. Çünkü halk ile sohbet ancak baş ağrısıdır.

Hâlbuki üns, Allah’tan başkasından alâkayı kesmektir.

Molla! Halk senin basîretinin açılmasına ve müşâhade makamına vâsıl

olmana en büyük engeldir. Bizzat sen, kalbinin Rabbini müşâhadesine bir

engelsin. Çünkü sen, onlarla senden perdelenmişsin. Kısacası Hak senden

seninle perdelenmiştir. Molla! Allah ile beraber ol ve sanki halk hiç yokmuş

gibi davran. Halkla olan muamelende sanki nefsin yokmuş gibi hareket et.

Eğer halk yokmuş gibi Allah ile beraber olabilirsen, vahdet budur. O zaman

her şeyden fânî olursun. Sanki nefsin yokmuş gibi halkla beraber olursan,

adalet ve beka budur. Molla! Ancak halk ve Yaratıcı vardır. Eğer sen bu

ikisinden Yaratan’ı seçersen, şunu demelisin; “Âlemlerin Rabbinden

başkası benim düşmanımdır.” (Bkz. Şuarâ 26/77)

Molla! Sen Allah ile halk arasındasın. Eğer gönlünü onlara bağlarsan,

onlar seni ziyana uğratırlar ve eğer gönlünü Allah’a bağlarsan, bunlar sana

hizmet ederler. Öyleyse halkı bırak da, kendi gönlüne gir. Yalnızlığın

sırrında dostunun olduğunu göreceksin. Molla İbrahim! Zikrin en fazîletlisi;

“Lâ ilâhe illallah” demektir. İsm-i celâlin tekrarı kalpte Allah sevgisini

artırır. Sadece Allah’ı zikredeni Allah da zikreder ve sever. Molla! Allah’ı

zikretmenin hakikati mâsivâyı tamamen unutmaktır. Eğer her şeyi

unutursan, Allah’la tenhâ kalırsın. Molla! Her kim ki günde beş yüz kere;

“Lâ ilâhe illallah” derse ve Allah ism-i celâlini O’nun dilediği kadar

gizlice söylerse, işte o evliyâlar yoluna girmiş olur. Nitekim bizim yolumuz

Üveysîlik tir ve bunda telkin Allah tealadandır.

Molla! Zâkir! Gönlünde Allah’tan başkasının düşüncesi bulunmayan,

O’nun düşüncesini kalbinde hiç kaybetmeyen ve O’ndan başkasına

meyletmeyendir. Daimî zikir, ruhların gıdasıdır. Molla İbrahim! Fikir

bütünlüğü mübarek evliyânın âdetindendir. Kendi varlığından geçerek bir

saat tefekkür etmen, varlığını ispat uğruna bir sene ibadet etmenden daha

hayırlıdır. Molla! Havâtır, kalbe gelen gizli hitaplardır. Eğer o, melek

tarafından gelen bir nidâ ise, bunun adı ilham dır. Şeytandan gelen bir

dürtme ise bunun adı vesvese dir. Eğer nefisten gelen bir aldatmaca ise

bunun adı hevâ dır. Ve eğer bizzat Hak katından gelen bir hatırlatma ise o,

Hakk’ın havâtırı dır (doğru düşünce). [364/b] İlhamın alâmeti, ilmî

gerçeklere uygun bir şekilde artarak geri dönmesidir. Vesvesenin alâmeti,

ilme aykırı bir şekilde artarak geri dönmesidir. Hevânın alâmeti, kötü ve

çirkin işler elde edinceye kadar kuvvetli bir şekilde ısrarcı olmaktır.

Hakk’ın havâtırının alâmeti ise, kalbe kuvvet, lezzet ve mârifet ile

doğmasıdır. Kişi bunu bulduğunda, hayırda olduğunu hemen bilir. Aslı

sürûr ile dolar; ilim, hilm, rahatlık, emniyet hissi, tevekkül, tefvîz,

teslimiyet, rızâ, rahmet, marifet, muhabbet ve hikmet onunla beraber gelir.

Kim ki haram yerse; ilham, vesvese ve hevâ ile Hakk’ın havâtırını

birbirinden ayıramaz. Şunu bil ki kalp her türlü havâtırın misafirhanesidir.

Molla İbrahim! Allah’a tevekkül et ve işlerini O’na ısmarla. Molla!

Allah’a tevekkül et ve işini Allah’a teslim et. Molla! Sen de bizim gibisin;

işini Allah’a teslim eyle. Molla! Sen bizim hesabımıza dahilsin. Biz

(yediğimizden) senin hâne halkına ve evlâdına da göndeririz. Molla!

Tevekkül edenin suyu kuyuda, ekmeği gaybdadır. Çünkü tevekkül edenin

kalbinde onlara yer olmadığı gibi cebinde de parası yoktur. Molla İbrahim!

Bu (sayıla)nlardan her biri, kendini tercih edene vebâl olur. Molla! Bir şeyi

tercih edip istemekte (ihtiyar) âfet, işini Allah’a ısmarlamada ise rahat

vardır. Şu halde sen tercih etme işini Rabbine bırak. Çünkü sen gerçekte

neyin faydalı, neyin zararlı olduğunu bilemezsin.

Molla! İbrahim aleyhisselama bak. O, Rabbine tevekkül etti ve yalnız

O’na güvendi. Her hâlinde Allah’a tevekkül etti. Nitekim ateşe atıldığı

sırada hiç kimseden yardım istemedi, Cebrâil aleyhisselâmdan bile.

Cebrâil ona; “Bir ihtiyacın var mı?” deyince şu cevabı verdi.

“Senden hayır, Allah’tan ise evet.”

Dedi ki; “O halde iste.”

Cevap verdi; “O’nun hâlimi biliyor olması, istememe engeldir.”

Yusuf (a.s) zindanda arkadaşından yardım istediği zaman Rabbi buyurdu

ki; “Âciz bir mahlûka güvenip de hikâyeni ona nasıl anlattın? İhtiyacını ona

arz ettin? Hâlbuki veren de, mâni olan da benim. Faydalandıran da, zarara

uğratan da benim.”

Molla! Tevekkül, tefvîz, teslimiyet, sabır ve rızâ kişiyi Allah tealaya

ulaştıran yolun esaslarıdır. Molla İbrahim! Sabır Allah tealanın ilhamı, acele

ise şeytanın tuzağıdır. Tahammül etmek emniyette olmak demektir. Molla!

Sabrın öncesi soğan gibi acı, sonrası bal gibi tatlıdır. Molla! Allah sabûrdur

ve sabredenleri sever. O, kulunu imtihan eder ve yardım eder. Molla! İlim,

öğrenmeye gayret etmekle, hilim ise halîm olmaya çaba sarf etmekle elde

edilir. Kalp sultândır; onun tahtı tevhid, tâcı hilimdir. (Çünkü) ilim yüksek

bir mertebe, hilim büyük bir ihsandır. Molla İbrahim! Kim Allah’tan râzı

olursa, Allah da ondan râzı olur. Molla! Kazaya râzı olmak, evliyânın

şânındandır. Molla! Sevgiliden gelen belâ bahşiş gibidir, bahşiş verene buğz

etmek büyük hatadır. Molla! Hayır Allah’ın dilediğindedir ve işlerin en

güzeli Allah’ın fiilleridir. Molla! Allah’ın işlediği nasıl güzel ve tatlı

olmasın ki, bu tatlılık Allah’tan gayrısının önlemeye çalışmasıyla kesilmez.

Şu halde Allah’ın takdirine râzı ol.

Molla! Mârifet makamlarının ilki, Allah’ın muradına sabretmek, ortası

O’nun muradına râzı olmak, sonu da O’nun muradıyla olmaktır. Molla

İbrahim! Sen ki Rabbini tanımak ve O’nu sevmekle va’d olunmuşsun.

Allah’ın ikramı da gayret ve çalışmakla değil, O’nun inâyeti ve hidâyetiyle

mümkündür. Molla! On gün sıdk ve sebat ile O’nun mârifetini istersen,

mutlaka onu sana verir. Belki tam bir yönelişle bir gece ve gündüz O’na

teveccüh edersen sana hidâyet eder. Molla! Her türlü noksan sıfatlardan

münezzeh olan Cenâb-ı Hak’tan seni istediğine ulaştırmasını istiyorum.

Molla! Azamet sâhibi Allah’tan, sana muradını vermesini istedim. Molla!

Her istediğini sana kolaylıkla vermesi için Allah’a dua ettim. Molla! Allah

teala kulunun mârifete ulaşmasını dilerse, -onunla yüce zâtını tanıması için-

nûrunu kalbine koyar. Molla! Ârifin kalbindeki mârifet nûru, âlemdeki

güneş gibidir; doğduğu vakit huzurundan ayrılanı, nûruyla giydirir. Molla!

Tâat ve marifet kulu sultân eder, bunların aksi sultânı esir eder.

Molla! Nefsini zelîl ve fakir bilirsen, Rabbini azîz ve kadir bilirsin. Eğer

Rabbinden cahil kalırsan telaş içinde olursun. O’nu bilirsen sükûnet ve

huzur içinde bulunursun. Çünkü Allah’ı tanımak (marifetullah) iki cihan

saadetini getirir. Muhabbetullah ise göz nûrudur.

Molla! Muhabbet [365/a] mârifetin meyvesidir, mârifet ise ezelî hidâyet

demektir. Molla! Gönül semâsında ilk doğan yıldız hikmet yıldızıdır. Sonra

ilim kameri, daha sonra da mârifet güneşi doğar. Hikmet yıldızının ziyâsıyla

eşyanın hakîkatini, ilim kamerinin ziyâsıyla mânâ âlemini ve mârifet

güneşinin ışığıyla da Hazret-i Mevlâ’yı müşâhade edersin. Molla İbrahim!

Allah teala gibi sevgilisi olan, başkasına nasıl meyledebilir? Allah teala gibi

tabîbi olan, başkasına nasıl güvenebilir? Allah teala gibi dostu olan, nasıl

olur da başkasından korkar? Allah teala gibi sahibi olan, başkasıyla nasıl

meşgul olabilir? Allah teala gibi güzeli olan, başkasını nasıl müşâhade

eder?

Nitekim Allah teala şöyle buyurur; “Beni sevdiğini iddia ettiği halde,

kalbinde başkasına alâka bulunan kimse yalancıdır . ” Molla! Allah tealayı

seven, O’nu başkalarına tercih eder. Allah’tan başkasını terk edenenin vakti,

sırf O’nunla olur. Allah tealayı seveni Allah da sever. Molla! Allah tealayı

seven, nefsine lakırdı kapılarını kapatır; kalbine her hâlükârda iki cihan

kapılarını kapatır.

Molla! Her kul zikretmeye ve her kalp de Cebbâr olan Allah’ın

muhabbetini taşımaya lâyık değildir. Molla! Allah’a müştâk olanların

kalpleri Allah’ın nûruyla aydınlanmış olur. Bu sebeple konuştukları zaman

nefeslerinden nûr saçılır. Molla! Şevk kulu gayba götürür; O yakındır,

(dualara) icâbet eder. O’na nasıl müştâk oluruz? Belki O’nu seveni severiz,

O’nun sevdiğini severiz. Molla! Ben Fakîrullâh’ım, Allah tealanın sevdiğini

severim. Molla! Göklerle yer yaratıldığı günden beri sen bizim

sevgilimizsin.

Molla! Sen ne cennet için ne de cehennem için yaratıldın. Belki sen Allah

yolunda muhabbetimiz için yaratıldın. Molla! Sen bizim evlâdımızsın; tıpkı

Abdülkadir gibisin. Molla! Sen benim içinsin, hayâ etmeyi bırak. Hemen

bana dön; çünkü sen bendensin. Ne yaparsan kabûlümüzdür. Molla

İbrahim!

(Bazen

öyle

olur

ki)

yakınımızdaki

uzakta,

uzaktaki

yakınımızdadır. Sen, nerede olursan ol, yanımdasın. Seni denize atsam bile,

Allah bana iade eder. Molla! Biz burada seni terbiye ettiğimiz müddetçe,

Allah seninledir. O sana yardım eder ve seni korur. Allah sana uzun ömür,

hayırlı evlâdlar versin ve âkibetini hayreylesin.

Molla İbrahim! Tezkiye olunmuş nefis yıldız, selîm kalp ay ve temiz sır

güneştir. Nefsin makamı kapı, kalbin makamı Hazret ve sırrın makamı da

aldanma zamanında huzurda hudû ile durmaktır. Şu halde hikmeti al ve

önce onu kalbe ver. Kalp onu nefse verir, nefis onu göze ilka eder. Gözden

de lisâna ve kaleme gelir. Molla! Mü’min sâlih amel işledikçe nefsi kalbe

dönüşür. Sâlih ameller devam ettikçe kalbi rûha, rûhu da sırra dönüşür ve

sonunda fenâ makamını bulur. Sonra fenâ hâli de dönüşür ve vücûd bulur.

İşte o zaman Rabbi onu suladığıyla sular ve onda yetiştireceğini yetiştirir.

Molla! Ne zaman ki bunları akıl ve fikirle ararsan, o zaman dalâlete

düşersin. Ne zaman ki bunları fakr ve hayretle ararsan, o zaman hidâyete

erersin. “Nerede olursanız O sizinle beraberdir” (Hadîd 57/4) sırrına

dünyada ve âhirette erişmiş olursun. Molla! O’nunla beraber olursan, sana

senden perde olur. O seninle beraber olduğunda seni O’ndan uzaklaştırır. Şu

halde fenâ, senin senden çıkmandır, beka ise O’nda bir olmandır. Molla!

Sen, sen olduğun müddetçe mürîdsin. Sen senden fânî olduğun zaman

muradsın. Şu halde en büyük saadet kendinden geçmendir, en büyük devlet

O’nunla var olmandır.

Molla! Mârifet, fenâ yoludur. Fenâ ise tevhid yoludur. Tevhid bizimle

aynı olup gayrıdan geçtiğin zaman tahakkuk eder. Sen senden geçtiğin

zaman, bizimle aynı noktada buluştun demektir. İşte o zaman sırrımızı sana

ilka ederiz ve seni bâki kılarız. Molla! Kendine ünsiyet edersen O’ndan

uzaklaşmış olursun ve kendinden uzaklaşırsan O’na ünsiyet etmiş olursun.

Molla! O’na teslim olursan seni yaklaştırır ve eğer O’nunla nizâ edersen

seni uzaklaştırır. Şu halde, yakınlığın O’ndan, çıkışın sendendir. Yine

uzaklığın O’ndandır ve üstünde O seninledir. Molla! Eğer sen, sensiz

gelirsen kabul edilirsin. Ve eğer sen seninle gelirsen engellenirsin. Şu halde

senden ayrıl, O’nu kalbinde müşâhade et, O’nunla bâki ol. Varlık aynasında

ancak O’nun vechini müşâhade et.”

Hazret-i Şeyh’in Molla İbrahim’e olan sözleri burada sona erdi. [365/b]

Molla İbrahim onun oğludur, Allah ondan râzı olsun, rızâsına erdirsin ve

doğruların makamı (mak’ad-ı sıdk) onun mekânı olsun.

Beyt

Huzi’l-ilme min-efvâhi’r-ricâli

Bi-kalbin, lâ bi-aklin zî-cidâli

Beyt (in tercümesi)

İlmi, âlim adamların ağzından al. Kalbinle hem de, mücâdeleci akılla

değil.

Hazret-i Pîr’in bu fakire verdiği hediyelerden biri de, Zeynelâbidîn

hazretlerinin bu manzûmesidir ki arzumuz onun okunmasıdır.

[182] . Zâr: Ağlayarak.

[183] . Meh: Ay, ay yüzlü.

[184] . Bu nazm matbu ve yazma nüshalarda, mısraları ve bazı kelimeleri

arasında farklılık arz etmektedir. Biz sadeleştirmede matbu nüshayı esas

aldık.

[185] . Matbu nüshada “ve güzel” şeklinde.

[186] . Nusret: Yardım.

[187] . Burada kast edilen meşhur âyet, «feth-i mübîn»i müjdeleyen Fetih

sûresinin 1.nci âyetidir.

[188] . İn: Mağara, sığınak.

[189] . Necât: Kurtuluş.

[190] . Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr , II, 161/9295; Bkz. Tirmizî, Zühd, 17.

Güzel mûnis-i ahrâr güzel ma‘den-i esrâr

5-Sen kadrim ve beratımsın; hayat kaynağımsın. Belki sen necâtımsın;

yüküm de sen ey rûhum.

Yine tebessümle cevap vermiştir ki; “Kuyu hâdisesinden önceki

zamanlarda olduğu gibi -dışarı çıkmak- huzuruma mâni olmasaydı, büyük

cemaate katılma sevabını canıma minnet ve ganimet bilirdim. Mazeretim

var; umulur ki Hak teala beni o sevaptan mahrum etmez. Çünkü “mü’minin

niyeti amelinden hayırlı olduğu” haberde rivayet olunmuştur.”

Nazm

1-Hicrî tarih bin yüz on beş oldu o bahar. O güzel Kale’de İbrahim

Hakkı doğdu zâr.

4-Yüce mevkiler güzel, nûr güzel, aydınlık güzel. Nusret bayrağı güzel,

meşhur âyet de güzel. Mevlâ teala mukaddes ve yücedir.

4-Yüce mevkiler güzel, nûr güzel, aydınlık güzel. Nusret bayrağı güzel,

meşhur âyet de güzel. Mevlâ teala mukaddes ve yücedir.

4-Sen rûhumun rahatı; fethim ve fetihlerimsin. Belki şarap kadehimsin;

inim de sen ey rûhum.

. Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr , II, 161/9295; Bkz. Tirmizî, Zühd, 17.

5-Eğer o meh, perdede kendi yanağını görmese, kendine bu kadar,

perdeden müşteri olmazdı.

. Necât: Kurtuluş.

. İn: Mağara, sığınak.

. Burada kast edilen meşhur âyet, «feth-i mübîn»i müjdeleyen Fetih

sûresinin 1.nci âyetidir.

. Zâr: Ağlayarak.

. Nusret: Yardım.

. Matbu nüshada “ve güzel” şeklinde.

. Bu nazm matbu ve yazma nüshalarda, mısraları ve bazı kelimeleri

arasında farklılık arz etmektedir. Biz sadeleştirmede matbu nüshayı esas

aldık.

. Meh: Ay, ay yüzlü.

Manzûme

1-İbâdu’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

Ve kûnû avnenâ li’llâhi

Asâ nahzî bi-fazli’llâhi

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

2-Fe yâ aktâbu, ve yâ evtâdu

Ve yâ ebdâlu, ve yâ esyâdu

Ecîbû yâ zevi’l-imdâdu

Ve fînâ eşfe‘u’llâhu

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

3-İlâ men ğayrukum ezhebu

Ve mâ liye dûnekum mezhebu

Ve minkum yahsulu’l-matlabu

Ve entum hayru ehli’llâhi

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

4-Te‘âlev ve’nzurû li’llâhi

Te‘âlev ve’nsurû li’llâhi

Bi-hakki’llâhi ve bi-câhi’llâhi

Bi-hubbi’llâhi, bi-avni’llâhi

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

5-Ecîbû yâ kirâme’l-kavmi

Ve hallû ankumû ze’n-nevmi

Ve heyyû ve’nsurûne’l-yevme

Ve kûnû avninâ li’llâhi

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

6-Naksudunâ kirâme’l-hayyi

Ve zâdet nâru ehli’l-ğayyi

Ve entum bâbu Rabbi’l-hayyi

Ve mâ liye ğayru bâbi’llâhi

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

7-Fe yâ Rabbî bi-sâdâtî

Fe-hakkik lî murâdâtî

Asâ te’tî beşârâtî

Ve yasfû vaktünâ bi’llâhî

Bi-hakki’llâhî ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

8-Fe yâ Rabbâh, yâ Rabbî

Ve yâ ğavsâh, yâ hasbî

Ezil yâ seyyidî kürbî

Ve elhıknî bi-ehli’llâhî

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

9-Fe yâ Tâhâ ve yâ Tâsîn

Ve yâ Hâmîm ve yâ Yâsîn

Ene abdün, ene miskînün

Ve mâ liye ğayru zikri’llâhi.

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

10-Ve semi‘nâ minke yâ mahbûbu

Ve câ’e’s-su’âlu ve’l-matlûbu

Ve ismuke indenâ mektûbu

Ve vasfuke zeynu ehli’llâhi

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

11-Se’elnâkum se’elnâkum

Ve li’l-ebvâbi ci’nâkum

Ve fî emrin kasadnâkum

Fe şuddû azmekum bi’llâhi

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

12-Bi-Kur’ânin ve Cibrîl’e

Ve Tevrât’a ve İncîl’e

Ve mâ fî âyin tenzîlü

E‘înûnâ li-ecli’llâhi

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

13-Bi-esmâ’in ve evsâfin

Ve zâti zâtin ve evsâfin

Ve ebrârin ve eşrafin

Ve ahyârin ve rusuli’llâhi

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

14-Bi-Tâhâ seyyidi’l-kevneyn

Ve seyyidi veledi’ş-şâbeyni

Ve entum nûru ayni’l-ayni

Enilnî maksadî li’llâhi

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

15-Bi-Rabbin kad tevellâküm

Ve a‘tâkum ve evlâkum

Ve fi’l-ekvâni ve illâkum

E‘înûnâ bi-câhi’llâhi [366/a]

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

16-Fe-sellû seyfekum yâ kavmu

Ve heyyû ve’nsurûne’l-yevme

Fe-hâşâ ya‘terîküm nevmu

Ani’r-râcî leküm bi’llâhi

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

17-Fe-heyyû yâ uli’l-elbâbi

Te‘âlev ve’ftehû liye’l-bâbe

Ve entum hamaletü’l-ahbâbi

Ve entum hayru ehli’llâhi

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

18-Fe-zeynu’l-âbidîne vâkıfu

Alâ ebvâbikum âkifu

Ve min taksîrihî hâ’ifu

Ve lâ yeşkû li-ğayri’llâhi

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

19-Ve entum bâbuhû yâ hû

Fe-yâ hevâ işfe‘û yâ hû

Ve ehlü’l-ğayyi kad nâhû

Ve lem yedrû bi-ehli’llâhi

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

20-Bi’smi’llâhi fetahne’l-bâbe

Ve sallaynâ ma‘a’l-ahbâbi

Ve dârat beynene’l-ekvâbu

Şerabnâhâ bi-bi’smi’llâhi

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

21-Katafnâ summe vâfeynâ

Ve hacceynâ ve lebbeynâ

Ve fi’l-ebvâbi nâceynâ

Vecednâ külle ehli’llâhi

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

22-Ve nâdânâ munâdi’l-hayyi

Ecebnâkum, ve zâle’l-ğayyu

Ve câ’et fî hamâkum hayyu

Ve kûlû elfe şey’i’llâhi

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

23-Ve mâ kunnâ bi-zi’l-eşbâhi

Ve lâkin tefrahu’l-ervâhu

Mine’l-fettâhi li’l-fettâhi

Bi-hâzâ câ’e sırru’llâhi

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

24-Fe-yâ erkâne beyti’llâhi

Fe-yâ cîrâne hicri’llâhi

Bi-kum tıbnâ ve hakki’llâhi

Ve hâzâ şe’nu ehli’llâhi

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

25-Ve Zeynu’l-âbidîne mulkî

Alâ ebvâbikum hakkan

Fe-hâşâ ba‘dehu yeşkâ

E yâ sâdâtu şeyyun li’llâhi

Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi

E‘înûnâ bi-avni’llâhi

Manzûme (nin tercümesi)

1-Allah’ın kulları, Allah erleri. Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

Allah için yardımcı olun bize. Umulur ki, Allah’ın fazlıyla haz alırız. Allah

hakkı için, Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

2-Ey kutuplar! Ve ey sağlam direkler! Ey abdallar! Ve ey seyyidler! İcâbet

edin, ey medet sahipleri. Allah için, şefaat edin bize. Allah hakkı için, Allah

erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

3-Sizden başka kime gideyim? Sizden başka gidecek yerim yok. İstekler

sizden sağlanır ancak. Allah ehlinin hayırlıları sizsiniz. Allah hakkı için,

Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

4-Gelin ve Allah için bakın. Gelin ve Allah için yardım edin. Allah hakkı

için, Allah’ın şânınca. Allah sevgisi için, Allah’ın inâyetiyle. Allah hakkı

için, Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

5-İcâbet edin, ey kavmin cömertleri! Atın üstünüzden isteksizliği!

Hazırlanın, bu gün bize yardım edin. Allah için yardım edin bize. Allah

hakkı için, Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

6-Hedefimiz kavmin cömertleri. Azgınlarınsa, (hasetten) ateşi arttı. Sizler,

Hayy olan Rabbin kapılarısınız. Allah’ın kapısından başka kapım yok.

Allah hakkı için, Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

7-Ey Rabbim! Efendilerimle istediklerimi tahakkuk ettir. Umulur ki

müjdelenirim. Vaktimiz Allah’la sâfî olur. Allah hakkı için, Allah erleri,

Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

8-Ey Rabbim! Ey Gavs’ım! Ey bana kafi gelen! Ey efendim! Gider

sıkıntılarımı. Beni, Allah ehlinin arasına kat. Allah hakkı için, Allah erleri,

Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

9-Tâhâ ve Tâsîn hürmetine. Hâmîm ve Yâsîn hürmetine. Ben bir kulum,

ben miskinim. Bana zikrullah’tan başkası yoktur. Allah hakkı için, Allah

erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

10-Senden duyduk, ey sevgili! Sorulan ve istenen senden geldi. İsmin

bizim gönlümüzde yazılı. Vasfın, Allah ehlinin süsüdür. Allah hakkı için,

Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

11-Sizden istedik, sizden istedik. Kapılara, size geldik. Her işte sadece

sizi kastettik. Allah için, azminiz güçlü olsun. Allah hakkı için, Allah erleri,

Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

12-Kur’ân ile Cibrîl ile Tevrat ile İncil ile. İndirilen âyetlerle. Allah için

yardım edin bize. Allah hakkı için, Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım

edin bize.

13-İsimlerle, sıfatlarla. Vasıflar sahibinin zâtıyla. İyi kullarla, eşraf ile.

Hayırlılarla, Allah elçileriyle. Allah hakkı için, Allah erleri, Allah’ın

inâyetiyle yardım edin bize.

14-İki dünyanın seyyidi Tâhâ ile. İki gencin efendisiyle. [191] Sizler ki

onun, göz nûrusunuz. Allah için beni, maksadıma eriştirin. Allah hakkı için,

Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

15-Size teveccüh eden Rab ile. Size verenle, sizi koruyanla. Kâinâtta sizi

hakim kılan. Bize yardım edin, Allah’ın şânınca. Allah hakkı için, Allah

erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

16-Ey kavim! Çekin kılıçlarınızı! Hazırlanın, yardım edin bu gün bize!

Hâşâ ki sizi (artık) uyku tutmaz. Allah için size rica edenden. Allah hakkı

için, Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

17-Ey akıl sahipleri, hazırlanın. Gelin ve bana kapıyı açın. Sizler,

dostlarımın hepsi. Siz, Allah dostlarının hayırlıları. Allah hakkı için, Allah

erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

18-Zeynelâbidîn (burada) durmada. Kapınızda (bekler) boynu bükük.

Kusurlarından korkmada. Allah’tan başkasına şikâyetlenmez. Allah hakkı

için, Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

19-Sizler O’nun kapısındasınız. Ey, bize şefaat edin ey! Azgınlar gürûhu,

bize böbürlendi. Allah ehlini, onlar anlayamadılar. Allah hakkı için, Allah

erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

20-Bismillah ile açtık kapıyı. Dostlarla beraber namaz kıldık. Dolaştı

aramızda kadehler. İçtik onu, bismillah ile. Allah hakkı için, Allah erleri,

Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

21-Tavaf ettik ve (dönüşü) tamamladık. Hac yaptık ve “Lebbeyk!” dedik.

Kapılarda kurtuluş diledik. Hepsinde ehlullâhı bulduk. Allah hakkı için,

Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

22-Kavmin münâdîsi bizi çağırdı. İcâbet ettik de azgınlık gitti. Kavim sizi

himâyeye geldi. Allah için binlercesini söyleyin. Allah hakkı için, Allah

erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

23-Sadece cesetten ibâret değiliz. Belki rûhumuzla seviniriz. Kapıları

açandan, kapıları açan için. Bununla geldi Allah’ın sırrı. Allah hakkı için,

Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

24-Ey Beytullah’ın erkânı! Ve ey Allah Evi’nin komşuları! Sizinle

güzelleştik, Allah’ın hakkıyla. Ve bu, Allah ehlinin işidir. Allah hakkı için,

Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

25-Zeynelâbidîn atılmıştır. Kapılarınıza hakikaten. Hâşâ bundan böyle

taşkınlık etmez. Ey efendiler! Allah için bir şey. Allah hakkı için, Allah

erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.