BEŞİNCİ BAB · SEKİZİNCİ FASIL · Dokuzuncu Madde
Dokuzuncu Madde
Gavs-ı azam, ulvî şeyh İsmail Tillovî Fakîrullâh (rh. a.) hazretlerinin
başhizmetkârı ve evlâdı mesâbesinde olan hilim ve hayâ madeni Derviş
Osman Hüsnü Hakîrullah (rh. a) hazretlerinin Hakk’ın rahmetine intikal
ederek muradını aldığını ve Hazret-i Şeyh’in, onun vefatından sonra bu
yetimi bir bakışıyla taziye edip nice hikmetli tavsiyelerde bulunduğunu,
hakîmâne sözleriyle terbiye ettiğini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki merhum pederimiz efendi H. 1081 [M. 1670]
tarihinde Hasankale’de dünyaya gelmiştir. Otuz yıl kadar okuyup yazmış,
Çelebi efendi makamını alıncaya kadar ilimle meşgul olmuştur. H. 1110
tarihinde soğuk ateş ile yanmaya başlamıştır. 1115 tarihinde ise dünyadan
usanmış, kâmil bir mürşid bulma arzusuyla dolmuştur. Bu maksatla
Erzurum’a hicret edip dört-beş yıl orada kalmıştır.
1122 senesinde on yıl seyahat kastıyla yola çıkıp Erzurum’dan on günlük
mesafeye gelmiş ve aradığı emsalsiz azîzi işte orada bulmuştur. Onun
sâyesinde on sene saadetle kalmış ve orada bütün üzüntüsü, kederi gidip
sürûr ve huzura dönmüştür. Onun sohbetleri bereketiyle evliyânın seçkinleri
(havaâss-ı evliyâ) mertebesini bulmuştur. Kabir ehlinin ahvâline muttali
olup hissî keşiflerden haz almıştır. Kalplerin içindekine vâsıl olup hatır ve
hayalden geçenleri bilmiştir. Yâni huzurunda bulunan kimselerin hayali
onun kalbine doğardı.
Vahşi hayvanlar ve kuşlar ondan kaçmazlardı. Bu cihan nöbetinde elli iki
sene kalıp her muradını almıştır. Ancak yüce himmetiyle bütün kemâl
derecelerinin zirvesi bulunan Hakk’a kavuşma arzusunda kalmıştır.
[Havâssa göre] belki de mâsivâ sayılan diğer bütün makamları ve
kerâmetleri düşüncesinden kovup nazarından silmiştir. Bu arzusu da ancak
ölümle gerçekleşen kavuşma, onun visâli olmuştur.
Hatta kendi dostlarından olup Molla Ziyâd namında o köyde bir mescid
imamı kendisini bir tenhada görüp merhum babama; “Sen bu azîzin yanında
evlâdından [363/a] kıymetli iken, on seneden beri hâlâ muradına nâil
olmadın mı?” diye sormuştur.
O da şu cevabı vermiştir; “Henüz en büyük maksadıma ulaşamadım.
Seninle birbirimize sözümüz olsun ki muradıma nail olduğum zaman sana
haber vereyim. Hatta yatıyor olsan bile seni kaldırayım.”
Bu sözün üzerinden on gün geçtikten sonra azîz pederim hastalanmış ve
bahsi geçen imam efendi onun beş gün beş gece hizmetinde bulunmuştur.
Bu zaman zarfında merhum pederim ne bir lokma yeyip içmiş, ne de bir söz
söylemiştir. Hararetle kendinden geçip yatmıştır. Çünkü yaşı elli iki olmuş
ve artık vâdesi dolmuştur. O sırada Hicrî tarih 1132 olup Receb ayının
(Mayıs 1720) ilk yarısı geçmişti.
Benim en yakınım, anam-babam, sırdaşım, dert ortağım, oda arkadaşım,
garip yoldaşım Derviş Osman Efendi Cuma gecesi sabaha yakın bu
dünyadan âhirete intikal etmiştir. Bu kötülük ve zahmet diyârından vuslat
âlemine göçmüştür. Hak yolunda can verip Allah’a kavuşmanın yakınlığına
ermiştir. Muradına nâil olup rahmet deryâsına dalmıştır.
Bu yetim Hakkı, o gece başka bir misafir odasında yatmıştım. Sabahleyin
kalkıp hasta pederimi görmek istediğimde onu bekleyenler (beni
yatıştırmak için) doğruyu (birden) söylememişlerdir.
Dediler ki; “Sen git önce namazını kıl. Sonra buraya gel, hasta şimdi
rahata ermiştir.” Ben bu söze inanıp camiye vardığımda gördüm ki bütün
cemaat (ben gelinceye kadar ağlamakta olduğundan, benim gelmemle
birlikte) burnunu silmişlerdir. Ben yine de durumu anlayamadım ve sandım
ki halkı nezle tutmuştur.
Namazı kıldıktan sonra odamıza gelince gördüm ki peder efendi gitmiştir.
(O gidince) ben burada ne eğlenirim ki işim bitmiştir. Gönül hânemi kara
bulutlar misali gam ve keder bürümüş, merhumun ayrılık hasretiyle virâne
gibi yıkılmışımdır.
Zehir yutmuş gibi öyle feryâd ü figân edecektim ki bir “ah!” dememle
odanın tavanı yıkılıp inleyişim tâ göklere yükselecekti. Ben tam da buna
hazırlanırken bir de gördüm ki halk bir kenara açılmış olup o merhamet
kaynağı şeyhimiz gelmiştir. Onun gelmesi, bendeki hüznü, elemi alıp
gitmiştir. Ayağa kalkıp gönlümden dedim ki; “Şimdi (ağlayıp figân etmek)
ayıptır, sabırlı olayım. Azîz efendimiz buradan gittikten sonra, nasıl feryâd
edeceğimi ben bilirim.
Hazret hemen herkese selâm verip, garip oğlunun başı ucunda dikilmiştir.
Aşkının şehidi olan zatın ruhu için bir fatiha okuyup murâkabeye dalmıştır.
Bu fakir, azîz efendimizin karşısında, merhum pederimin ayak ucunda
ayakta kalmıştır. Meğer tam bu sırada Hakk’ın inâyetinin erişeceği vakit ve
saat gelmiştir.
O sırada hemen şunu gördüm ki, Şeyhimiz mübarek başını kaldırıp kimyâ
tesiri olan bakışıyla yüzüme nazar edip tebessüm ederek; sadece “Molla
İbrahim, Molla Osman” sözleriyle bu yetimi taziye etmiştir. O sırada
mübarek sadrından şimşek misali bir nûr, güneş gibi parlayıp orada
kalmıştır. O anda benim göğsümün içinde yüreğim sür’atle titreyip; hüzün
ve elemim gitmiş, yerine sürûr ve lezzet dolmuştur. O âlemin babası bu
yetimi yeniden ihyâ edip kendi mekânına çekilmiştir. Gönlüm o zevkle öyle
dolmuştur ki hislerimden sürûrum dökülüp taşmıştır. (Hazret-i Şeyh’in
iltifat ederek) bayramlık yeni al yeşil elbisemi giydirmesiyle o mâtem ve
hüzün günü bu yetime en büyük bayram ve merâsim günü olmuştur.
(Önceki) fikrimde kalıp üzüntü çeken ahbaplarım, bu sevinçli hâlimi
görünce hayrette kalmışlardır. Hak teala pederim efendiyi rahmet deryasına
daldırsın ki bu oğlu ondan ne hayatta iken üzülmüş, ne de vefatıyla mahzun
olmuştur.
Merhum
pederimin
yüzünü
açıp
baktım
ki
sanki
gülümsemektedir. Yüzü daha da nûrlanmış, uzuvları gayet sıcak ve
mafsalları yumuşaktı. Sanki uykuya dalmış gibiydi.
Cenaze namazını Hazret-i Şeyh Efendi kendisi kıldırmıştır. Cenazeye üç
köyün halkı ve bütün Siirt halkı katılmıştır. Beş yüz kadar gayrı müslim
(zımmî) dahi ağlaşarak harman yerinin bir köşesinde beklemişlerdir.
Velhasıl onun vefatından dolayı -bu oğlu İbrahim’den başka- bütün
memleket halkı üzülmüştür. Çünkü Hazret-i [363/b] Şeyh’in muhabbetiyle
derviş oğlu da kalplerin sevgilisi olmuştur.
Cenazenin defin ve telkininden sonra (kendisine hizmet edeceğine dair
söz veren- imam efendi uykusuz kaldığından, kabristan dönüşünde hemen
varıp kendi ailesi yanına büyük bir üzüntü içinde giderek, derhal o saatte
yatıp uykuya dalmıştır. İmam uykusunda kendisinin ayakta sevinç içinde
olduğunu görmüştür. Bu durumda onun ailesi fertleri, yanlarında büyük bir
üzüntü ile uykuya yatan bu adamın, ansızın uyanıp ayağa kalktığını görünce
hayrette kalmışlardır. Şaşkınlıkla yanına varıp sormuşlardır; “Sana böyle ne
oldu?”
İmam efendi ağlayarak onlara şu cevabı vermiştir; “Bundan on beş gün
önce Osman Efendi ile birbirimize sözümüz vardı ki merâmına nâil
olduğunu bana açıklayacaktı. Uykuda olsam bile beni uyandıracaktı. İşte o
sözünü yerine getirmek için, şimdi sürûrla gelmiştir. Beni kuşağımdan
tutmuş ve; “Ne yatıyorsun? Kalk! Artık ben muradıma devamlı olmak üzere
nâil oldum” diyerek beni uyandırmıştır.
İmam efendi bundan sonra hemen abdest alarak Şeyh Efendi’nin
huzuruna gelmiştir. Söz verme hikâyesini ona anlattığı zaman, o azîz ona
hitap edip demiştir ki; “Ey Molla Ziyâd oğlum! Molla Osman halîm selim
ve teslimiyet sahibi bir zat olduğundan, hayatında kemâle erip evliyânın
seçkinleri mertebesine ulaşmıştır. Her halde himmeti yüce olduğundan,
ehassü’l-havâsdan olma muradına ulaşmıştır. İnşaallah onların mertebesine
gitmiştir. Şu halde merhum pederim efendinin on yıl seyahat etme niyeti,
her halde onun kalan ömrüne işaretti.
Rahmetullahi teala aleyh. Azîz rûhu için el-fatiha.
Peder efendi merhumun vefat ettiği günü, onun arkadaşı olan Molla
Mehmed Sıhrânî Efendi de hastalanmış, bir hafta sonra vefat etmiştir.
Dergâha arkadaşından bir hafta sonra gelmiş ve onun vefâtından bir hafta
sonra da vefat etmiştir. Hazret-i Şeyh onun da cenaze namazını kıldırmış, o
da öylece muradına ermiştir.
Rahmetullahi teala aleyh. Azîz rûhu için el-fatiha.
Âlemin babası Şeyh Efendimiz, bu yetime şefkatiyle iltifat ettiğinden,
merhum babamdan sonra kendisinin şahsî hizmetlerini görmek bize miras
kalmıştır. O ilâhî hikmet sâhibi, bu huy hastasını nice hikmet şerbetleriyle
terbiye etmiştir. Gönlümüz manevî hastalıklarından sıhhat buldukça,
muhabbetiyle onu içeri almıştır.
Böylece tevhid, tevekkül, tefvîz, tahammül, teslim ve rızâ riyâzetlerine
dahil olmuştur. Bunlarda cihanın özünden azîz ve lezzetli nimetler
bulmuştur. Her şeyden öncelikli ve her şeyden yüce olan mârifet ve
muhabbetle fânî olma derecesine ulaşmıştır. O gönüller tabîbinin bu
hastalıklı ve ayıplı (derviş) için hazırladığı hikmet şerbetleri, lafızlarıyla
beraber aşağıya yazılmıştır.
İşte o kâmil mürşid, bu bilgisiz ve toy oğlunu irşâd edip gerektiği yerde
bunları birer ikişer hikmetle söylemiştir. Nice işaretler ve müjdelerle gönül
ilacını (bu evlâdına) duyurmuştur:
Molla İbrahim! Allah’ı tevhid eden azabından kurtulur. Molla! Her şey
Allah’tandır ve her şey Allah’adır. Molla! Her şey Allah’la beraberdir ve
her şey Allah içindir. Molla! Her şey Allah’ın kabza-i kudretindedir ve
(meydana gelen) her şey O’nun fiilleri cümlesindendir. Molla! Kim ki
Allah’ı seviyorsa Kur’ân okumayı da sever. Molla! Kur’ân kırâatı, insan
rûhunun gıdasıdır. Molla! Fatiha okumak, istediğini celb edici ve ve
sakındığını def edicidir. Molla! Kim ki Allah’ı seviyorsa, Kur’ân’ın
hükümleri gereğince amel etsin. Molla İbrahim! Kim ki Allah’ı seviyorsa,
O’nun sevgili Peygamberine tâbi olsun. Molla! Kim ki Allah’ı seviyorsa,
O’nun sevgili Peygamberini de sever. Haibullah’ı seven de ona salavâtı çok
getirir.
Molla! Kim ki Allah’ın sevgili Peygamberini seviyorsa, onun sünnetiyle
amel eder. Kim ki Allah’ın Habîb’ini seviyorsa onun hadislerini okur.
Molla! Mesâbîh adlı kitap tamamen sahih hadisleri ihtiva eder. Molla
İbrahim! Ben babamdan, o da dedemden bütün ilimleri okutma konusunda
yetkili ve izinliyiz. Buna dayanarak ben de senin Mesâbih’ i, Meâlim
Tefsiri ’ni ve (İhyâ u) Ulûmu’d-Din ’i okutmana izin verdim.
Molla! İbadetlerin en fazîletlisi, Müslümanlara dînî ilimleri öğretmektir.
İlimlerin en üstünü de namaz bilgisidir. Çünkü o mü’minlerin mîrâcıdır. O
halde sen farz namazları vaktinde, sünnetleriyle beraber ve imkân dahilinde
cemaatle edâ etmeye bak.
Molla! [364/a] Muhammed aleyhisselâmın şeriatı, varlık ağacının
meyvesidir. Şu halde dinin özüne tâbi olmak insana saadet verir. Dinin
çizdiği daireden dışarı taşmamaya özen göster. Hakkında ümmetin ittifak
ettiği konularda sen aykırı gitme. Molla İbrahim! Dünya ancak çocuk
oyuncağıdır. O hayaldir; eksik ve kusurlarla doludur. Dünya, kaybolup
giden gölge gibidir, asılsız bir rüya gibidir. Molla! Dünya işleri benim işim
değildir, dünya haddi aşkın bir kuvvet gibidir. Molla! Dünya sonunda
yıkılıp gidecektir (haraptır). Beka ise ancak Allah teala içindir. Öyleyse her
şeyi bırak ve hemen Allah’a yönel. Dünya hazırlığım, âhiret yardımcım,
Mevlâ ebedîdir. Molla İbrahim! Asıl olan kalptir, bunun şartı ise
muhabbettir. Kalbinde buna dair isteği olan elbette Mevlâ’sını bulur. Çünkü
O, kuluna yakındır ve hatta onunla beraberdir.
Molla İbrahim! Allah’ı seven (muhib) için riyâzât âdettir; yeme içmeyi
azaltmak sıhhat ve rahattır. Molla! Babanın kitabı der ki; et suyu riyâzâta
engel değildir. Çünkü o beş günde bir ondan yerdi ve beş günde bir şu
(gördüğün) kâse ile su içerdi. Ancak fülan kimse bir gün susuz kalsa ve bir
bardak su içse, riyâzâtı bozulur. Molla! Bu ekmeğin aslı, erimiş pelit ağacı
meyvesidir. Ben bir gün ve gecede bir öğün olmak üzere bulduğumu yerim.
Molla İbrahim! Uykuyu azaltmak, insana huzur ve sürûr verir. Molla!
Geceler Hakk’ı sevenlerin (muhib) gündüzüdür; geceler âşıkların sırdaşıdır.
Molla! Ben henüz bu hâlimin (seyr ü sülûk yolu) başlarında iken geceleri
severdim ve fecrin doğmasını beklerdim. Işığın nasıl yayıldığına bakardım.
Şimdi ise yatsıyı kıldıktan sonra tekrar abdest alıyorum ve Allah’ın dilediği
kadar uyuyorum. Molla İbrahim! Susmak apaçık hikmettir ve pek güzel bir
haslettir. Molla! Dilin susması, kalbin susmasına yardımcı olur. Kalbin
sükûtu ise Rabb’in mârifetine kapı açar. Molla! İnsanın kurtuluşu diline
sâhip olmaktadır. Kalem ise iki lisândan biridir.
Molla! Sır saklamak gerekli bir dosttur; çünkü onu örtüp saklamak gerekli
bir iştir. Sırrını dostundan başkasına söyleme. Her doğruyu söyleme. Molla!
Kalbî hallerin ulu orta konuşularak dillendirilmesi, kişide hâlin azalması ve
hüsrândır. Yaratılmışlardan birinin sırrı açığa vurulduğunda ceza gerekirse,
Yaratan’ın sırrını ifşâ etmek nasıl olur? Molla İbrahim! Rahat uzlete
çekilmektedir, kurtuluş vahdettedir. Molla! İnsanlar bizim halimize halel
getiremez, insanlar hiç kimsenin amelini bozamaz. Molla! Biz seni kalbinle
beraber arıttık. Sen Rabbinle beraber ol. Sende başka hiç kimseye dair alâka
kalmasın, düşmana meylin olmasın. Molla! Bizim yaratılmışlarla işimiz
olmaz. Kâinâta iltifatımız olmaz. Çünkü halk ile sohbet ancak baş ağrısıdır.
Hâlbuki üns, Allah’tan başkasından alâkayı kesmektir.
Molla! Halk senin basîretinin açılmasına ve müşâhade makamına vâsıl
olmana en büyük engeldir. Bizzat sen, kalbinin Rabbini müşâhadesine bir
engelsin. Çünkü sen, onlarla senden perdelenmişsin. Kısacası Hak senden
seninle perdelenmiştir. Molla! Allah ile beraber ol ve sanki halk hiç yokmuş
gibi davran. Halkla olan muamelende sanki nefsin yokmuş gibi hareket et.
Eğer halk yokmuş gibi Allah ile beraber olabilirsen, vahdet budur. O zaman
her şeyden fânî olursun. Sanki nefsin yokmuş gibi halkla beraber olursan,
adalet ve beka budur. Molla! Ancak halk ve Yaratıcı vardır. Eğer sen bu
ikisinden Yaratan’ı seçersen, şunu demelisin; “Âlemlerin Rabbinden
başkası benim düşmanımdır.” (Bkz. Şuarâ 26/77)
Molla! Sen Allah ile halk arasındasın. Eğer gönlünü onlara bağlarsan,
onlar seni ziyana uğratırlar ve eğer gönlünü Allah’a bağlarsan, bunlar sana
hizmet ederler. Öyleyse halkı bırak da, kendi gönlüne gir. Yalnızlığın
sırrında dostunun olduğunu göreceksin. Molla İbrahim! Zikrin en fazîletlisi;
“Lâ ilâhe illallah” demektir. İsm-i celâlin tekrarı kalpte Allah sevgisini
artırır. Sadece Allah’ı zikredeni Allah da zikreder ve sever. Molla! Allah’ı
zikretmenin hakikati mâsivâyı tamamen unutmaktır. Eğer her şeyi
unutursan, Allah’la tenhâ kalırsın. Molla! Her kim ki günde beş yüz kere;
“Lâ ilâhe illallah” derse ve Allah ism-i celâlini O’nun dilediği kadar
gizlice söylerse, işte o evliyâlar yoluna girmiş olur. Nitekim bizim yolumuz
Üveysîlik tir ve bunda telkin Allah tealadandır.
Molla! Zâkir! Gönlünde Allah’tan başkasının düşüncesi bulunmayan,
O’nun düşüncesini kalbinde hiç kaybetmeyen ve O’ndan başkasına
meyletmeyendir. Daimî zikir, ruhların gıdasıdır. Molla İbrahim! Fikir
bütünlüğü mübarek evliyânın âdetindendir. Kendi varlığından geçerek bir
saat tefekkür etmen, varlığını ispat uğruna bir sene ibadet etmenden daha
hayırlıdır. Molla! Havâtır, kalbe gelen gizli hitaplardır. Eğer o, melek
tarafından gelen bir nidâ ise, bunun adı ilham dır. Şeytandan gelen bir
dürtme ise bunun adı vesvese dir. Eğer nefisten gelen bir aldatmaca ise
bunun adı hevâ dır. Ve eğer bizzat Hak katından gelen bir hatırlatma ise o,
Hakk’ın havâtırı dır (doğru düşünce). [364/b] İlhamın alâmeti, ilmî
gerçeklere uygun bir şekilde artarak geri dönmesidir. Vesvesenin alâmeti,
ilme aykırı bir şekilde artarak geri dönmesidir. Hevânın alâmeti, kötü ve
çirkin işler elde edinceye kadar kuvvetli bir şekilde ısrarcı olmaktır.
Hakk’ın havâtırının alâmeti ise, kalbe kuvvet, lezzet ve mârifet ile
doğmasıdır. Kişi bunu bulduğunda, hayırda olduğunu hemen bilir. Aslı
sürûr ile dolar; ilim, hilm, rahatlık, emniyet hissi, tevekkül, tefvîz,
teslimiyet, rızâ, rahmet, marifet, muhabbet ve hikmet onunla beraber gelir.
Kim ki haram yerse; ilham, vesvese ve hevâ ile Hakk’ın havâtırını
birbirinden ayıramaz. Şunu bil ki kalp her türlü havâtırın misafirhanesidir.
Molla İbrahim! Allah’a tevekkül et ve işlerini O’na ısmarla. Molla!
Allah’a tevekkül et ve işini Allah’a teslim et. Molla! Sen de bizim gibisin;
işini Allah’a teslim eyle. Molla! Sen bizim hesabımıza dahilsin. Biz
(yediğimizden) senin hâne halkına ve evlâdına da göndeririz. Molla!
Tevekkül edenin suyu kuyuda, ekmeği gaybdadır. Çünkü tevekkül edenin
kalbinde onlara yer olmadığı gibi cebinde de parası yoktur. Molla İbrahim!
Bu (sayıla)nlardan her biri, kendini tercih edene vebâl olur. Molla! Bir şeyi
tercih edip istemekte (ihtiyar) âfet, işini Allah’a ısmarlamada ise rahat
vardır. Şu halde sen tercih etme işini Rabbine bırak. Çünkü sen gerçekte
neyin faydalı, neyin zararlı olduğunu bilemezsin.
Molla! İbrahim aleyhisselama bak. O, Rabbine tevekkül etti ve yalnız
O’na güvendi. Her hâlinde Allah’a tevekkül etti. Nitekim ateşe atıldığı
sırada hiç kimseden yardım istemedi, Cebrâil aleyhisselâmdan bile.
Cebrâil ona; “Bir ihtiyacın var mı?” deyince şu cevabı verdi.
“Senden hayır, Allah’tan ise evet.”
Dedi ki; “O halde iste.”
Cevap verdi; “O’nun hâlimi biliyor olması, istememe engeldir.”
Yusuf (a.s) zindanda arkadaşından yardım istediği zaman Rabbi buyurdu
ki; “Âciz bir mahlûka güvenip de hikâyeni ona nasıl anlattın? İhtiyacını ona
arz ettin? Hâlbuki veren de, mâni olan da benim. Faydalandıran da, zarara
uğratan da benim.”
Molla! Tevekkül, tefvîz, teslimiyet, sabır ve rızâ kişiyi Allah tealaya
ulaştıran yolun esaslarıdır. Molla İbrahim! Sabır Allah tealanın ilhamı, acele
ise şeytanın tuzağıdır. Tahammül etmek emniyette olmak demektir. Molla!
Sabrın öncesi soğan gibi acı, sonrası bal gibi tatlıdır. Molla! Allah sabûrdur
ve sabredenleri sever. O, kulunu imtihan eder ve yardım eder. Molla! İlim,
öğrenmeye gayret etmekle, hilim ise halîm olmaya çaba sarf etmekle elde
edilir. Kalp sultândır; onun tahtı tevhid, tâcı hilimdir. (Çünkü) ilim yüksek
bir mertebe, hilim büyük bir ihsandır. Molla İbrahim! Kim Allah’tan râzı
olursa, Allah da ondan râzı olur. Molla! Kazaya râzı olmak, evliyânın
şânındandır. Molla! Sevgiliden gelen belâ bahşiş gibidir, bahşiş verene buğz
etmek büyük hatadır. Molla! Hayır Allah’ın dilediğindedir ve işlerin en
güzeli Allah’ın fiilleridir. Molla! Allah’ın işlediği nasıl güzel ve tatlı
olmasın ki, bu tatlılık Allah’tan gayrısının önlemeye çalışmasıyla kesilmez.
Şu halde Allah’ın takdirine râzı ol.
Molla! Mârifet makamlarının ilki, Allah’ın muradına sabretmek, ortası
O’nun muradına râzı olmak, sonu da O’nun muradıyla olmaktır. Molla
İbrahim! Sen ki Rabbini tanımak ve O’nu sevmekle va’d olunmuşsun.
Allah’ın ikramı da gayret ve çalışmakla değil, O’nun inâyeti ve hidâyetiyle
mümkündür. Molla! On gün sıdk ve sebat ile O’nun mârifetini istersen,
mutlaka onu sana verir. Belki tam bir yönelişle bir gece ve gündüz O’na
teveccüh edersen sana hidâyet eder. Molla! Her türlü noksan sıfatlardan
münezzeh olan Cenâb-ı Hak’tan seni istediğine ulaştırmasını istiyorum.
Molla! Azamet sâhibi Allah’tan, sana muradını vermesini istedim. Molla!
Her istediğini sana kolaylıkla vermesi için Allah’a dua ettim. Molla! Allah
teala kulunun mârifete ulaşmasını dilerse, -onunla yüce zâtını tanıması için-
nûrunu kalbine koyar. Molla! Ârifin kalbindeki mârifet nûru, âlemdeki
güneş gibidir; doğduğu vakit huzurundan ayrılanı, nûruyla giydirir. Molla!
Tâat ve marifet kulu sultân eder, bunların aksi sultânı esir eder.
Molla! Nefsini zelîl ve fakir bilirsen, Rabbini azîz ve kadir bilirsin. Eğer
Rabbinden cahil kalırsan telaş içinde olursun. O’nu bilirsen sükûnet ve
huzur içinde bulunursun. Çünkü Allah’ı tanımak (marifetullah) iki cihan
saadetini getirir. Muhabbetullah ise göz nûrudur.
Molla! Muhabbet [365/a] mârifetin meyvesidir, mârifet ise ezelî hidâyet
demektir. Molla! Gönül semâsında ilk doğan yıldız hikmet yıldızıdır. Sonra
ilim kameri, daha sonra da mârifet güneşi doğar. Hikmet yıldızının ziyâsıyla
eşyanın hakîkatini, ilim kamerinin ziyâsıyla mânâ âlemini ve mârifet
güneşinin ışığıyla da Hazret-i Mevlâ’yı müşâhade edersin. Molla İbrahim!
Allah teala gibi sevgilisi olan, başkasına nasıl meyledebilir? Allah teala gibi
tabîbi olan, başkasına nasıl güvenebilir? Allah teala gibi dostu olan, nasıl
olur da başkasından korkar? Allah teala gibi sahibi olan, başkasıyla nasıl
meşgul olabilir? Allah teala gibi güzeli olan, başkasını nasıl müşâhade
eder?
Nitekim Allah teala şöyle buyurur; “Beni sevdiğini iddia ettiği halde,
kalbinde başkasına alâka bulunan kimse yalancıdır . ” Molla! Allah tealayı
seven, O’nu başkalarına tercih eder. Allah’tan başkasını terk edenenin vakti,
sırf O’nunla olur. Allah tealayı seveni Allah da sever. Molla! Allah tealayı
seven, nefsine lakırdı kapılarını kapatır; kalbine her hâlükârda iki cihan
kapılarını kapatır.
Molla! Her kul zikretmeye ve her kalp de Cebbâr olan Allah’ın
muhabbetini taşımaya lâyık değildir. Molla! Allah’a müştâk olanların
kalpleri Allah’ın nûruyla aydınlanmış olur. Bu sebeple konuştukları zaman
nefeslerinden nûr saçılır. Molla! Şevk kulu gayba götürür; O yakındır,
(dualara) icâbet eder. O’na nasıl müştâk oluruz? Belki O’nu seveni severiz,
O’nun sevdiğini severiz. Molla! Ben Fakîrullâh’ım, Allah tealanın sevdiğini
severim. Molla! Göklerle yer yaratıldığı günden beri sen bizim
sevgilimizsin.
Molla! Sen ne cennet için ne de cehennem için yaratıldın. Belki sen Allah
yolunda muhabbetimiz için yaratıldın. Molla! Sen bizim evlâdımızsın; tıpkı
Abdülkadir gibisin. Molla! Sen benim içinsin, hayâ etmeyi bırak. Hemen
bana dön; çünkü sen bendensin. Ne yaparsan kabûlümüzdür. Molla
İbrahim!
(Bazen
öyle
olur
ki)
yakınımızdaki
uzakta,
uzaktaki
yakınımızdadır. Sen, nerede olursan ol, yanımdasın. Seni denize atsam bile,
Allah bana iade eder. Molla! Biz burada seni terbiye ettiğimiz müddetçe,
Allah seninledir. O sana yardım eder ve seni korur. Allah sana uzun ömür,
hayırlı evlâdlar versin ve âkibetini hayreylesin.
Molla İbrahim! Tezkiye olunmuş nefis yıldız, selîm kalp ay ve temiz sır
güneştir. Nefsin makamı kapı, kalbin makamı Hazret ve sırrın makamı da
aldanma zamanında huzurda hudû ile durmaktır. Şu halde hikmeti al ve
önce onu kalbe ver. Kalp onu nefse verir, nefis onu göze ilka eder. Gözden
de lisâna ve kaleme gelir. Molla! Mü’min sâlih amel işledikçe nefsi kalbe
dönüşür. Sâlih ameller devam ettikçe kalbi rûha, rûhu da sırra dönüşür ve
sonunda fenâ makamını bulur. Sonra fenâ hâli de dönüşür ve vücûd bulur.
İşte o zaman Rabbi onu suladığıyla sular ve onda yetiştireceğini yetiştirir.
Molla! Ne zaman ki bunları akıl ve fikirle ararsan, o zaman dalâlete
düşersin. Ne zaman ki bunları fakr ve hayretle ararsan, o zaman hidâyete
erersin. “Nerede olursanız O sizinle beraberdir” (Hadîd 57/4) sırrına
dünyada ve âhirette erişmiş olursun. Molla! O’nunla beraber olursan, sana
senden perde olur. O seninle beraber olduğunda seni O’ndan uzaklaştırır. Şu
halde fenâ, senin senden çıkmandır, beka ise O’nda bir olmandır. Molla!
Sen, sen olduğun müddetçe mürîdsin. Sen senden fânî olduğun zaman
muradsın. Şu halde en büyük saadet kendinden geçmendir, en büyük devlet
O’nunla var olmandır.
Molla! Mârifet, fenâ yoludur. Fenâ ise tevhid yoludur. Tevhid bizimle
aynı olup gayrıdan geçtiğin zaman tahakkuk eder. Sen senden geçtiğin
zaman, bizimle aynı noktada buluştun demektir. İşte o zaman sırrımızı sana
ilka ederiz ve seni bâki kılarız. Molla! Kendine ünsiyet edersen O’ndan
uzaklaşmış olursun ve kendinden uzaklaşırsan O’na ünsiyet etmiş olursun.
Molla! O’na teslim olursan seni yaklaştırır ve eğer O’nunla nizâ edersen
seni uzaklaştırır. Şu halde, yakınlığın O’ndan, çıkışın sendendir. Yine
uzaklığın O’ndandır ve üstünde O seninledir. Molla! Eğer sen, sensiz
gelirsen kabul edilirsin. Ve eğer sen seninle gelirsen engellenirsin. Şu halde
senden ayrıl, O’nu kalbinde müşâhade et, O’nunla bâki ol. Varlık aynasında
ancak O’nun vechini müşâhade et.”
Hazret-i Şeyh’in Molla İbrahim’e olan sözleri burada sona erdi. [365/b]
Molla İbrahim onun oğludur, Allah ondan râzı olsun, rızâsına erdirsin ve
doğruların makamı (mak’ad-ı sıdk) onun mekânı olsun.
Beyt
Huzi’l-ilme min-efvâhi’r-ricâli
Bi-kalbin, lâ bi-aklin zî-cidâli
Beyt (in tercümesi)
İlmi, âlim adamların ağzından al. Kalbinle hem de, mücâdeleci akılla
değil.
Hazret-i Pîr’in bu fakire verdiği hediyelerden biri de, Zeynelâbidîn
hazretlerinin bu manzûmesidir ki arzumuz onun okunmasıdır.
[182] . Zâr: Ağlayarak.
[183] . Meh: Ay, ay yüzlü.
[184] . Bu nazm matbu ve yazma nüshalarda, mısraları ve bazı kelimeleri
arasında farklılık arz etmektedir. Biz sadeleştirmede matbu nüshayı esas
aldık.
[185] . Matbu nüshada “ve güzel” şeklinde.
[186] . Nusret: Yardım.
[187] . Burada kast edilen meşhur âyet, «feth-i mübîn»i müjdeleyen Fetih
sûresinin 1.nci âyetidir.
[188] . İn: Mağara, sığınak.
[189] . Necât: Kurtuluş.
[190] . Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr , II, 161/9295; Bkz. Tirmizî, Zühd, 17.
Güzel mûnis-i ahrâr güzel ma‘den-i esrâr
5-Sen kadrim ve beratımsın; hayat kaynağımsın. Belki sen necâtımsın;
yüküm de sen ey rûhum.
Yine tebessümle cevap vermiştir ki; “Kuyu hâdisesinden önceki
zamanlarda olduğu gibi -dışarı çıkmak- huzuruma mâni olmasaydı, büyük
cemaate katılma sevabını canıma minnet ve ganimet bilirdim. Mazeretim
var; umulur ki Hak teala beni o sevaptan mahrum etmez. Çünkü “mü’minin
niyeti amelinden hayırlı olduğu” haberde rivayet olunmuştur.”
Nazm
1-Hicrî tarih bin yüz on beş oldu o bahar. O güzel Kale’de İbrahim
Hakkı doğdu zâr.
4-Yüce mevkiler güzel, nûr güzel, aydınlık güzel. Nusret bayrağı güzel,
meşhur âyet de güzel. Mevlâ teala mukaddes ve yücedir.
4-Yüce mevkiler güzel, nûr güzel, aydınlık güzel. Nusret bayrağı güzel,
meşhur âyet de güzel. Mevlâ teala mukaddes ve yücedir.
4-Sen rûhumun rahatı; fethim ve fetihlerimsin. Belki şarap kadehimsin;
inim de sen ey rûhum.
. Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr , II, 161/9295; Bkz. Tirmizî, Zühd, 17.
5-Eğer o meh, perdede kendi yanağını görmese, kendine bu kadar,
perdeden müşteri olmazdı.
. Necât: Kurtuluş.
. İn: Mağara, sığınak.
. Burada kast edilen meşhur âyet, «feth-i mübîn»i müjdeleyen Fetih
sûresinin 1.nci âyetidir.
. Zâr: Ağlayarak.
. Nusret: Yardım.
. Matbu nüshada “ve güzel” şeklinde.
. Bu nazm matbu ve yazma nüshalarda, mısraları ve bazı kelimeleri
arasında farklılık arz etmektedir. Biz sadeleştirmede matbu nüshayı esas
aldık.
. Meh: Ay, ay yüzlü.
Manzûme
1-İbâdu’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
Ve kûnû avnenâ li’llâhi
Asâ nahzî bi-fazli’llâhi
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
2-Fe yâ aktâbu, ve yâ evtâdu
Ve yâ ebdâlu, ve yâ esyâdu
Ecîbû yâ zevi’l-imdâdu
Ve fînâ eşfe‘u’llâhu
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
3-İlâ men ğayrukum ezhebu
Ve mâ liye dûnekum mezhebu
Ve minkum yahsulu’l-matlabu
Ve entum hayru ehli’llâhi
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
4-Te‘âlev ve’nzurû li’llâhi
Te‘âlev ve’nsurû li’llâhi
Bi-hakki’llâhi ve bi-câhi’llâhi
Bi-hubbi’llâhi, bi-avni’llâhi
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
5-Ecîbû yâ kirâme’l-kavmi
Ve hallû ankumû ze’n-nevmi
Ve heyyû ve’nsurûne’l-yevme
Ve kûnû avninâ li’llâhi
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
6-Naksudunâ kirâme’l-hayyi
Ve zâdet nâru ehli’l-ğayyi
Ve entum bâbu Rabbi’l-hayyi
Ve mâ liye ğayru bâbi’llâhi
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
7-Fe yâ Rabbî bi-sâdâtî
Fe-hakkik lî murâdâtî
Asâ te’tî beşârâtî
Ve yasfû vaktünâ bi’llâhî
Bi-hakki’llâhî ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
8-Fe yâ Rabbâh, yâ Rabbî
Ve yâ ğavsâh, yâ hasbî
Ezil yâ seyyidî kürbî
Ve elhıknî bi-ehli’llâhî
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
9-Fe yâ Tâhâ ve yâ Tâsîn
Ve yâ Hâmîm ve yâ Yâsîn
Ene abdün, ene miskînün
Ve mâ liye ğayru zikri’llâhi.
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
10-Ve semi‘nâ minke yâ mahbûbu
Ve câ’e’s-su’âlu ve’l-matlûbu
Ve ismuke indenâ mektûbu
Ve vasfuke zeynu ehli’llâhi
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
11-Se’elnâkum se’elnâkum
Ve li’l-ebvâbi ci’nâkum
Ve fî emrin kasadnâkum
Fe şuddû azmekum bi’llâhi
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
12-Bi-Kur’ânin ve Cibrîl’e
Ve Tevrât’a ve İncîl’e
Ve mâ fî âyin tenzîlü
E‘înûnâ li-ecli’llâhi
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
13-Bi-esmâ’in ve evsâfin
Ve zâti zâtin ve evsâfin
Ve ebrârin ve eşrafin
Ve ahyârin ve rusuli’llâhi
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
14-Bi-Tâhâ seyyidi’l-kevneyn
Ve seyyidi veledi’ş-şâbeyni
Ve entum nûru ayni’l-ayni
Enilnî maksadî li’llâhi
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
15-Bi-Rabbin kad tevellâküm
Ve a‘tâkum ve evlâkum
Ve fi’l-ekvâni ve illâkum
E‘înûnâ bi-câhi’llâhi [366/a]
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
16-Fe-sellû seyfekum yâ kavmu
Ve heyyû ve’nsurûne’l-yevme
Fe-hâşâ ya‘terîküm nevmu
Ani’r-râcî leküm bi’llâhi
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
17-Fe-heyyû yâ uli’l-elbâbi
Te‘âlev ve’ftehû liye’l-bâbe
Ve entum hamaletü’l-ahbâbi
Ve entum hayru ehli’llâhi
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
18-Fe-zeynu’l-âbidîne vâkıfu
Alâ ebvâbikum âkifu
Ve min taksîrihî hâ’ifu
Ve lâ yeşkû li-ğayri’llâhi
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
19-Ve entum bâbuhû yâ hû
Fe-yâ hevâ işfe‘û yâ hû
Ve ehlü’l-ğayyi kad nâhû
Ve lem yedrû bi-ehli’llâhi
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
20-Bi’smi’llâhi fetahne’l-bâbe
Ve sallaynâ ma‘a’l-ahbâbi
Ve dârat beynene’l-ekvâbu
Şerabnâhâ bi-bi’smi’llâhi
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
21-Katafnâ summe vâfeynâ
Ve hacceynâ ve lebbeynâ
Ve fi’l-ebvâbi nâceynâ
Vecednâ külle ehli’llâhi
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
22-Ve nâdânâ munâdi’l-hayyi
Ecebnâkum, ve zâle’l-ğayyu
Ve câ’et fî hamâkum hayyu
Ve kûlû elfe şey’i’llâhi
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
23-Ve mâ kunnâ bi-zi’l-eşbâhi
Ve lâkin tefrahu’l-ervâhu
Mine’l-fettâhi li’l-fettâhi
Bi-hâzâ câ’e sırru’llâhi
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
24-Fe-yâ erkâne beyti’llâhi
Fe-yâ cîrâne hicri’llâhi
Bi-kum tıbnâ ve hakki’llâhi
Ve hâzâ şe’nu ehli’llâhi
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
25-Ve Zeynu’l-âbidîne mulkî
Alâ ebvâbikum hakkan
Fe-hâşâ ba‘dehu yeşkâ
E yâ sâdâtu şeyyun li’llâhi
Bi-hakki’llâhi ricâlu’llâhi
E‘înûnâ bi-avni’llâhi
Manzûme (nin tercümesi)
1-Allah’ın kulları, Allah erleri. Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
Allah için yardımcı olun bize. Umulur ki, Allah’ın fazlıyla haz alırız. Allah
hakkı için, Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
2-Ey kutuplar! Ve ey sağlam direkler! Ey abdallar! Ve ey seyyidler! İcâbet
edin, ey medet sahipleri. Allah için, şefaat edin bize. Allah hakkı için, Allah
erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
3-Sizden başka kime gideyim? Sizden başka gidecek yerim yok. İstekler
sizden sağlanır ancak. Allah ehlinin hayırlıları sizsiniz. Allah hakkı için,
Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
4-Gelin ve Allah için bakın. Gelin ve Allah için yardım edin. Allah hakkı
için, Allah’ın şânınca. Allah sevgisi için, Allah’ın inâyetiyle. Allah hakkı
için, Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
5-İcâbet edin, ey kavmin cömertleri! Atın üstünüzden isteksizliği!
Hazırlanın, bu gün bize yardım edin. Allah için yardım edin bize. Allah
hakkı için, Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
6-Hedefimiz kavmin cömertleri. Azgınlarınsa, (hasetten) ateşi arttı. Sizler,
Hayy olan Rabbin kapılarısınız. Allah’ın kapısından başka kapım yok.
Allah hakkı için, Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
7-Ey Rabbim! Efendilerimle istediklerimi tahakkuk ettir. Umulur ki
müjdelenirim. Vaktimiz Allah’la sâfî olur. Allah hakkı için, Allah erleri,
Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
8-Ey Rabbim! Ey Gavs’ım! Ey bana kafi gelen! Ey efendim! Gider
sıkıntılarımı. Beni, Allah ehlinin arasına kat. Allah hakkı için, Allah erleri,
Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
9-Tâhâ ve Tâsîn hürmetine. Hâmîm ve Yâsîn hürmetine. Ben bir kulum,
ben miskinim. Bana zikrullah’tan başkası yoktur. Allah hakkı için, Allah
erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
10-Senden duyduk, ey sevgili! Sorulan ve istenen senden geldi. İsmin
bizim gönlümüzde yazılı. Vasfın, Allah ehlinin süsüdür. Allah hakkı için,
Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
11-Sizden istedik, sizden istedik. Kapılara, size geldik. Her işte sadece
sizi kastettik. Allah için, azminiz güçlü olsun. Allah hakkı için, Allah erleri,
Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
12-Kur’ân ile Cibrîl ile Tevrat ile İncil ile. İndirilen âyetlerle. Allah için
yardım edin bize. Allah hakkı için, Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım
edin bize.
13-İsimlerle, sıfatlarla. Vasıflar sahibinin zâtıyla. İyi kullarla, eşraf ile.
Hayırlılarla, Allah elçileriyle. Allah hakkı için, Allah erleri, Allah’ın
inâyetiyle yardım edin bize.
14-İki dünyanın seyyidi Tâhâ ile. İki gencin efendisiyle. [191] Sizler ki
onun, göz nûrusunuz. Allah için beni, maksadıma eriştirin. Allah hakkı için,
Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
15-Size teveccüh eden Rab ile. Size verenle, sizi koruyanla. Kâinâtta sizi
hakim kılan. Bize yardım edin, Allah’ın şânınca. Allah hakkı için, Allah
erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
16-Ey kavim! Çekin kılıçlarınızı! Hazırlanın, yardım edin bu gün bize!
Hâşâ ki sizi (artık) uyku tutmaz. Allah için size rica edenden. Allah hakkı
için, Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
17-Ey akıl sahipleri, hazırlanın. Gelin ve bana kapıyı açın. Sizler,
dostlarımın hepsi. Siz, Allah dostlarının hayırlıları. Allah hakkı için, Allah
erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
18-Zeynelâbidîn (burada) durmada. Kapınızda (bekler) boynu bükük.
Kusurlarından korkmada. Allah’tan başkasına şikâyetlenmez. Allah hakkı
için, Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
19-Sizler O’nun kapısındasınız. Ey, bize şefaat edin ey! Azgınlar gürûhu,
bize böbürlendi. Allah ehlini, onlar anlayamadılar. Allah hakkı için, Allah
erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
20-Bismillah ile açtık kapıyı. Dostlarla beraber namaz kıldık. Dolaştı
aramızda kadehler. İçtik onu, bismillah ile. Allah hakkı için, Allah erleri,
Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
21-Tavaf ettik ve (dönüşü) tamamladık. Hac yaptık ve “Lebbeyk!” dedik.
Kapılarda kurtuluş diledik. Hepsinde ehlullâhı bulduk. Allah hakkı için,
Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
22-Kavmin münâdîsi bizi çağırdı. İcâbet ettik de azgınlık gitti. Kavim sizi
himâyeye geldi. Allah için binlercesini söyleyin. Allah hakkı için, Allah
erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
23-Sadece cesetten ibâret değiliz. Belki rûhumuzla seviniriz. Kapıları
açandan, kapıları açan için. Bununla geldi Allah’ın sırrı. Allah hakkı için,
Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
24-Ey Beytullah’ın erkânı! Ve ey Allah Evi’nin komşuları! Sizinle
güzelleştik, Allah’ın hakkıyla. Ve bu, Allah ehlinin işidir. Allah hakkı için,
Allah erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.
25-Zeynelâbidîn atılmıştır. Kapılarınıza hakikaten. Hâşâ bundan böyle
taşkınlık etmez. Ey efendiler! Allah için bir şey. Allah hakkı için, Allah
erleri, Allah’ın inâyetiyle yardım edin bize.

