Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Hazret-i Mevlâ aşkının insan aklından daha şerefli ve daha üstün olduğunu bildirir

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Yirminci Madde Yirminci Madde Hazret-i Mevlâ aşkının insan aklından daha şerefli ve daha üstün olduğunu bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Mevlâ aşkı, insan …

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Yirminci Madde

Yirminci Madde

Hazret-i Mevlâ aşkının insan aklından daha şerefli ve daha üstün

olduğunu bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Mevlâ aşkı,

insan aklından daha şerefli ve daha üstündür. Yani akl-ı meâd-i kül [66]

(geleceği kavrayan küllî akıl), akl-ı meâş (sadece cüz’î meseleleri idrak

edebilen geçimlik akıl)dan elbette daha onurlu ve daha şereflidir.

Çünkü aşk, Hudâ’nın temiz vasfıdır. sâdık âşık, ayıplardan ve kederden

arınmıştır. Kim ki o tertemiz vasfı bulursa, onun beşerî özellikleri yok olup

gider. O ki daima aşk kadehiyle aşk şarabından içer ve böylece hayvanî

nefisten kaynaklanan aşağılık sıfatlardan sıyrılır. Aşk her ayıbın kirlerini

temizler; gayb âleminin perdelerini açar.

Her kim ki şekil ve rengin âşığı olursa, şekil ve renkler yok olunca

hayrette kalır. Nitekim güneşin parlaklığıyla duvara âşık olan kişi, güneş

battıktan sonra ondan yüz çevirir. Çünkü mânâ asıl gaye ve nûrdur. Şekil ise

karanlık ve o kabuktur. Mânâ okyanuslar gibi geniştir, suret ise ona nispetle

avuç içi kadardır. Mânâ inci ise, şekil onu muhafaza eden kabuk

hükmündedir. Sözün özü, mânâ şekilde ifadesini bulur.

Arif, görünüşte mânâya âşık görünür. Hâlbuki surete âşık olan vefâsızdır.

Mânâya âşık olan ise safâ ile doludur. Âkilin iftiharı izzet ve zenginlik

iledir. Âşığın övüncü fakr u fenâ iledir. Âkilin hazzı, nefsin arzularını

tatmin etmekten ibarettir. Âşığın zevki, Allah aşkıdır. Âşığa göre kendisini

Mevlâ aşkından ayıran her zevk ve safâ belâ ve eziyettir, işkencedir.

İnsanların meşakkat saydığı zor işler, neticede onu Yaratan’ın aşkına

götürüyorsa neşedir, sevinçtir. Âşığın canına huzur verendir.

Kıta

Ey dil inâyetdir sana, ger aşkdan gelse belâ

Aşk-ı mecâzîdir hevâ, aşk-ı hakîki müntehâ

Ma‘şûk eger insân olur, ol aşk bâr-ı can olur

Ma‘şûk-ı cân girân olur, can yârıdır aşk-ı Hudâ

Günümüz Türkçesiyle

Ey gönül! Meğer belâ olsa da, sana aşktan ne gelirse inayettir. Mecazî aşk

hevâdır, hakiki aşk ise nihayettir. Âşık olunan eğer insan olursa, o aşk rûha

yük olur. Maşuk rûha gîrân olur. Çünkü rûhun yâri, Mevlâ aşkıdır.

Âşıklar birbiriyle benzer halleri yaşayarak haldeş olduklarından,

birbirleriyle çabucak arkadaş olurlar. Birbirlerinin gizli durumlarına âşina

sırdaş olurlar. Âkilin safâsı ise hep kavgadır, cedelleşmektir. Âşığın zevk

aldığı vecddir, hâldir. Âkilin fikri şöhret ve nam sahibi olmaktır. Âşığın

bütün gayreti mâsivâyı unutmaktır. Âkilin ayak bağları servet, şöhret ve

makamdır. Âşığın derdi ise ilâhî aşkın nihayetsiz deryasında mest olmaktır.

Akil akla, âşık ise aşka teslim olmuştur. Âkiller ham ve kaba-saba

insanlardır ve onlar avâmdandır. Âşıklar ise ince ruhlu, kerem sahibi ve

seçkin insanlardır. Âkil çeşitli ilim dallarının, fenlerin isteklisidir. Aşk ise,

ancak insanı mest edecek üstün zevklere rağbet eder. Hepsinden önemlisi

aşk, akla ve cana galiptir.

Kıta

Aşk sultân-ı âlem-i cândır

Aşk indinde akl nâdândır

Rûhdur hâk ü aşk-ı bahr-ı hayât

Akldır mûr u ol Süleymândır

Günümüz Türkçesiyle

Aşk, can âleminin sultanıdır. Aşka göre akıl, nâdândır. Ruh toprak, aşk

hayat denizidir. Akıl karınca ise, aşk Süleyman’dır [67]

Âşık olan, artık aşk lezzetini almış demektir. Bu sebeple o, şu cihandaki

her şeyden müstağnîdir. Her kim aşk derdiyle dolmuş, şevk ve iştiyak ile

sararıp solmuşsa, muhakkak o kendi varlığından geçip sadece O’nunla

meşgul olma makamına ermiştir. Ve bu hâliyle Allah katında makbul kullar

zümresine girmiştir. Her kim, aşk burağına süvari [288/a] olursa, ona mîrâc

yolu açılmıştır.

Hak âşığı derviş olur. Mâsivâ ile alâkayı kesip endişelerden kurtulur.

Âşığın ölümü, canlılığın alâmeti olan su kabarcıklarının çekilmesinden

ibarettir. Çünkü canlılığın belirtisi sayılan hava kabarcıkları aradan

çekilince, ortada kalan sudur. Hak âşığı ölümü talep edicidir; Mevlâsına

kavuşmayı hasretle bekler. Âkil ise ölümden ürker. Ölüm korkusu âşık için

büyük bir ayıptır. Çünkü onun ölümü yâre kavuşmaktır. Hâlbuki akıl

tutkununda ölüm korkusu hat safhadadır. Çünkü onun istediği şeyler ölümle

yok olur.

Âşık, aşk ateşinde yanmaya isteklidir. Âkil ise o müşkil işin başına

gelecek olmasından korkar.

Beyt

Hakkı mahabbet ehli habîbu’l-kulûbdır

Kim nâr-ı aşka yansa o nûru’l-uyûn olur

Günümüz Türkçesiyle

Hakkı! Muhabbet ehli kalplerin sevgilisidir. Her kim aşk ateşine yansa,

gözlerin nûru olur.

Âşık sevgili ile mahremdir, her an beraberdir. Akil ise bu izzetten

mahrumdur ve böyle bir zevkin varlığından habersizdir. Âşık görünüş

itibarıyla belki hor ve hakîrdir. Ancak o sonsuzluk mülkünde sultandır;

Mevlâ âşığıdır. Âşık; aşk hazinesinin kendisidir, aşkın güzelliğine aynadır.

Âşık saman altından akan su gubu gizlidir. Âşığın bedeni kanla ve başka

cisimlerle karışıktır, gönlü ise âlemden ayrılmıştır. Ruhunun sıfatları

sayılamayacak kadar çoktur.

Beyt

Etvâr-ı aşk dilde bulan seyr ider müdâm

Her mevc o bahre her şey ol aslâ revân olur

Günümüz Türkçesiyle

Aşkı gönlünde bulan, onu hep seyreden bilir ki her dalga ve her şey o

denize dökülür.

Âşığın dışı külhan, içi gülşendir. Âşığa göre bedenî hazların peşinde

olmak hata ve cefâdır. Gönlü coşturup ruhu besleyen hazlar ise zevk ve

safâdır. Âşığın gönlü Allah’ın cemâlini ister, canı vecd ve hâl ister.

Akil, cihanda olup biten basit hâlleri bilir. Ancak ilâhî sırlardan

habersizdir. Hâlbuki âşık gönül ve ruh sırlarının mahremidir. Çünkü o

Hazret-i Yezdân’a âşinâdıır. Akili zekâsı fenne çağırır. Âşığı ise hayret

makamı, aşkın sarhoşluğuna çeker. Birini akıllı olmak cihanın sultanı eder.

Öbürünü ise hayret, zamanın kutbu mertebesine yükseltir.

Beyt

Âşık gönlünde hayret ile pür-cünûn olur

Âkil cihânda izzet arar zû-fünûn olur

Günümüz Türkçesiyle

Âşık; gönülde hayrete varır, mest olur. Âkil dünyada izzet arar, ilme

yönelir.

Âkil, şu cihan meydanında dolanır durur. Âşık ise gönül ve can ülkesini

seyreder. İnsanın aklı, ruhun ayak bağıdır. Bu sebeple akilin canı, kendi

âlemini gezip dolaşmakta bile mecalsizdir.

Beyt

Aşk oldu lübb-i âlem ü her şeyi ana kuşûr

Lübb-i lübâb-ı aşk ile âlem birûn olur

Günümüz Türkçesiyle

Aşk âlemin özü, her şey ona kabuktur. Aşkın özünün özüyle âlem fazlalık

olur.

Âkiller şu cihandan şeref, namus ve vakar iddiasıyla geçerler. Âşıklar ise,

vahdet mertebesinde aşk şarabını içerler. Âşığın gönlü bir muazzam şehirdir

ki, o benzersiz Sultan orada taht kurmuştur. Akilin gönlü ve canı ise

zindandır. Madem ki o, fânî cisme haps olunmuştur; ne zaman kendisine

zindan olan cismi harap ederse, mekânsız semaları seyrân eder. Eğer aşk

güneşi bir gönülde doğsa, akıl o zaman ışıkta yok olan gölge gibi gizlenir.

Beyt

Aşkın hemîşe himmeti ol zat-ı pâkdır [68]

Aklın hayâl ü fikri hemân nefs-i dûn olur

Günümüz Türkçesiyle

Aşkın himmeti her zaman, o temiz zattır. Aklın hayali ve fikri, hep

aşağılık nefistir.

Âşık, deryâ gönüllü olur ve vuslat ona kısmet olur. Âşık renk ve kokudan

utanır; onun için dünya ehlinden kaçar. Cünkü, Hak aşkı kelimelerle

anlatılamaz. Uçsuz bucaksız deryalar bir kovaya sığmaz. Her gönül Mevlâsı

için bir medrese hükmündedir. Ne var ki orada ders ya ilham iledir ya

vesvesedir. Âşık ilham ile amel eder, âkil ise vesvese peşinden gitmeye

isteklidir.

Âşık (ilâhî tecellîleri seyretmenin) zevkiyle hâl ehli olur; coşar, gayrete

gelir ve dili tutulur. Akil ise harfler, kelimeler, seslerle uğraşır, lüğatlerle

boğuşur. Ömrü dedikodu ile geçer.

Beyt

Aşkın kelâmı Hakk-ı yakîndir verir safâ

Aklın hadîsi hîle vü mekr ü füsûn olur

Günümüz Türkçesiyle

Aşkın sözü “Hakk’a yakîn”dir, safâ verir. Aklın sözü hîledir, göz boyar.

Herkes yönlerden birine teveccüh etmiştir. Âşık ise cihetsiz ve yönsüz

olan Allah’a yönelmiştir. Âkil, halkı avlamaya çalışır. Âşık ise aşkı

avlamanın derdine düşmüştür. Âkil, nefsin lezzetlerini tatmakla mutlu olur.

Lâkin canı beden hapishanesinde rahatsız ve huzursuz olur. [288/b] Hâlbuki

âşığın canı tabiat zevklerine esir olmaktan kurtulmuş ve aşk şarabıyla mest

olmuştur. Âşığın zikri, fikri daima Allah’tır. Bütün arzusu ancak O’nun

dergâhına varmaktır.

O Yezdân’ın lütfu, kahır sıfatında gizlidir. Âşık odur ki Yezdân’ın

kahrında bile şeker tadı bulur. Âkil ise O’nun kahrından kaçıp kahır içinde

gizli lütfundan mahrum kalmıştır.

Beyt

Aşkdır kâşif-i esrâr-ı hakâyık mutlak

Akl hâricdir açılmaz ana esrâr-ı derûn

Günümüz Türkçesiyle

Hakikat sırlarının açıcısı mutlak aşktır. Âkil bunun dışındadır; kalbin

sırları ona açılmaz.

Âşığın yeme içmeye dair iştihası kesilmiş, bunda hevesi kalmamıştır.

Çünkü aşk onun canına azık olmuştur. Onun canı her türlü pisliklerden

arınmış ve benliği vahdet şarabıyla dolmuştur. Onun içi, vahdet şarabının

zevkiyle müşâhadenin sarhoşluğundan ibarettir. Bu şekilde zevk ve safâ ile

dolmasına sarhoşluğu şahittir. Amma onun şarabı tatlıdır (sarhoşluk veren

diğer içkiler gibi) aklı bozmaz; tertemiz ve berraktır, helâldir. Bu halde iken

müşâhadesiyle kendinden geçtiği de ezelî olan Allah’ın cemâlidir; zevâl

bulmayan ve eşi benzeri bulunmayan Mevlâ’dır.

Beyt

Hakkı çü virdi menzil-i ma‘şûkdan nişân

Ey ehl-i aşk dildedir ol eyne tezhebûn

Günümüz Türkçesiyle

Hakkı! Madem ki mâşukun menzilinden bir nişan vermiştir: Ey aşk ehli!

“Nereye gidiyorsunuz?” [69] O gönüldedir.

Âşık, top çevgeninin topuzu (aşığı), aşk meydanının Rüstem’i olur. Âşık,

aşk derdini taşıyabilen yiğittir. O ulvî derdin sarhoşluğuyla kendinden

geçmiş olup dünyadan habersizdir. O Hak ile dost olmuştur, aşk ile

beraberdir.

Kıta

1. Aşkdır yâr-ı gâr-ı her âşık

Dilde dil-dâr cânda cânândır

2. Aşk bâbâ-yı cümle âlemdir

Her işi halka lutf u ihsândır

3. Buldu aşk ehli devlet ü râhat

Ki kamu şuğl ânınla âsândır

Günümüz Türkçesiyle

1. Her âşığın can dostu aşktır. Gönülde sevgili, canda sevilendir.

2. Aşktır cümle âlemin ecdadı, atası; onun her işi halka lütuf ve ihsandır.

3. Aşk ehli öyle bir saadet ve rahat buldu ki, bütün işler onunla gayet

kolaydır.

Âşık, Hudâ’nın rahmânî kadehinin sarhoşudur. Bu sebeple onun sözü,

işleri ve fikirleri adalet, doğruluk ve safâ iledir. Âgâh olan kalbi yanılma ve

hatadan uzaktır.

Âşık, aşk denizinin dalgıcı ve aşk sahrasının kuşudur. Âşığın gönlü, aşk

sırlarının anbarıdır. Kalbi, aşk nûrlarından haberdârdır. Âşığın himmeti her

şeyden yücedir. Çünkü onun arzusu ancak Mevlâ’dır. Âkil, dünyalık

kazançlarla meşgul olur. Âşık ise gizli sırların tutkunudur. Âşık, beşerî

sıfatlardan arınmıştır. Onun için izzet ve ikrama lâyık olmuştur.

Âşığın canı, can denizine dalar ve o bir damla iken nihayetsiz derya olur.

Âşığın her isteği kendi gönlünde meydana gelir. O, kendinden başkasına

muhtaç ve meyilli değildir. Âşığın firâkı vuslat ve likâdır. Âşık mâşukundan

nerede ayrı kalmıştır ki!

Âkil, zevk ve neşeyi bağda, bostanda bulmuştur. Âşık ise zevk ve huzuru

gönülde, canda bulmuştur. Âkilin mekânı su ve topraktan oluşan cihandır.

Âşığın makamı ise gönül ve ruhun içleridir.

Nazm

1. Perde-i cân içre aşkın nice bin envârı var

Hüsn-i aşk-ı pâk ile âşıkların bin kârı var

2. Akl dir kim şeş cihetden taşra cânın yolu yok

Aşk dir vardır yakın yol niçe bin seyyârı var

3. Akl bu bâzârı görmüş eylemiş bey‘ u şirâ

Hem bu bâzâr içre aşkın başka bir bâzârı var

4. Derd-keş âşıkların gönlünde yüz bin zevk olur

Tîre-dil âkillerin kalbinde bin efkârı var

5. Akl dir râh-ı fenâya gitme kim pür-hârdır

Aşk dir vardım fenâya niçe bin gülzârı var

6. Aşk dir ey akl varlık perdesin ref‘ eyle bak

Kim gönülde seyr idersin cennet ü enhârı var

7. Aşk-ı Hak, Hakkı güneşdir ebr-i harf içre nihân

Çün zuhûr eyler huzûrında kimin güftârı var

Günümüz Türkçesiyle

1. Can perdesi içinde, aşkın binlerce nûru var. Aşk-ı pâkın güzelliğinde,

âşıkların binlerce kârı var

2. Âkil “altı yönden başka canın yolu yok” der. Aşk der ki “Yakîn

yolunun binlerce yolcusu var.”

3. Akıl bu pazarı görmüş, alış-verişe dalmış. Hem bu pazar içinde, aşkın

başka bir pazarı var.

4. Dertli âşıkların gönlünde yüz bin zevk olur. Bahtı kara âkillerin

kalbinde binlerce efkâr var.

5. Âkil “fenâ yoluna gitme, dikenle dolu” der. Aşk der ki “Fenâya vardım,

binlerce gülbahçesi var.”

6. Aşk der ki “Ey akıl! Varlık perdesini kaldır bak.” Bak ki gönülde

seyredesin; bahçeler ve nehirler var.

7. Hakkı! Hak aşkı harf bulutu içinde gizli bir güneştir. Meğer o,

söyleyecek sözü olanın huzurunda doğar.

Âşığın kolu kanadı aşktır. Başlangıcı ve sonu hep aşktır. Âşığın gözünün

nûru [289/a] ve gönlünün neşesi aşktır. Âşığın ruhu parlayan bir güneştir ve

bütün âlem onun nazarında gül bahçesidir. Âşık, aşk ile her muradını

almıştır.

Âkil, aklın dar sınırları içinde perdelenip kalmıştır. İnsan aklı, can gözüne

perdedir. Onunla aşkın sırları ondan gizlenmiştir. Vaktâ ki aşk kadehiyle can

sarhoş olursa, o zaman akıl hayrette kalır. Gizli sırlar, bütünüyle cana açılır.

Kıta

Sâkî getür o bâdeyi bu çend ü çûn içün

Ol bahr-ı aşkdan ki, komaz dilde çend ü çûn

Benden beni hâlâs kılup akl elinden al

Kim ilm-ı aşkı fehm idemez akl-ı zû-fünûn

Günümüz Türkçesiyle

Sâkî! Getir o bâdeyi, bu “niçin, ne kadar” için; O aşk denizinden getir ki

komaz gönülde “ ne kadar, niçin?” Benden beni kurtar, aklın elinden al. Aşk

ilmini anlayamaz, akılla fenle uğraşan.

İnsan aklı, o parlak güneş ile gönül ve can arasında kara bulut gibi gölge

olmuştur. Onun için gönül ve can bu toprak bedenlerde gizlenip şaşkın

olarak kalmıştır. Çünkü Hak aşkı, âşığın gönlünde fırtınalar gibi eser, akıl

bulutları aradan kalkıp gider. Rûhun Maşûk›u parlak bir güneş gibi gönül

semâsında ruha görünür ve ruh onunla mesud olur; hüsnüne hayran kalır,

onu senâ eder. Gülün karşısında güzel sesli bülbül olur.

Beyt

Eser aşkın yeli eshâra karşı

Öter bülbülleri gülzâra karşı

Günümüz Türkçesiyle

Eser aşkın yeli sehere karşı. Öter bülbülleri gül bahçesine karşı.

Aşk ilmiyle meşgul olan âşığın kalbinde aşk yelleri eser. Çünkü aşk ilmi

onun can gözünü açar ve dünyaya olan rağbetini keser. Akıl, ancak

tedebbürle (fikir yürütme) düşünür. Âşık ise hayretle tezekkür eder. Aklın

işi tekellüf ile teessüftür. Aşkın şânı ise muhabbet ve ülfettir.

Âkil ancak ictihâdına güvenir. Âşık ise mebde’ [70] ve meâdına [71] doğru

gider. Vedûd olan Mevlâ’nın aşkı, her türlü aşkın aslı ve her şuhûdun

mayasıdır.

Nazım

1. Devlet-i aşkı bul ki sermed olur

İzzeti bî-nihâye vü had olur

2. Kim ki ser-mest-i câm-ı aşk değil

Ger Felâtun olursa hem red olur

3. Aşksız ömrün eyleyen âhir

Mevtden sonra hardır ol red olur

4. Akl-ı cüz akl-ı külle düşmendir

Dost olan akl-ı külle es‘ad olur

5. İlmden aşk-ı pâk fâriğdir

Samt u hayretle ol mu‘avved olur

6. Hazz-ı akl oldu nakl ü bahs ü kıyâs

Cümlesi ders-i aşka ebced olur

7. İlm-i aşkın hemân bir âyetinin

Şerh ü tefsîri bin mücelled olur

8. Ehl-i nefs oldı aşkdan mahrûm

Ehl-i dil aşk ile mü’eyyed olur

9. Ömrüni Hakkı aşka sarf it kim

Âşıkın ömri bî-hadd ü ‘ad olur

Günümüz Türkçesiyle

1. Aşk devletini bul ki o ebedî olur. Yüceliği nihayetsiz ve sınırsız olur.

2. Aşk kadehiyle kim ki sarhoş değildir. Eflatun olsa yine reddolunur.

3. Aşksız ömrünü geçiren ölümden sonra bile eşektir, reddolunur.

4. Cüz’î akıl, küllî aklın düşmanıdır. Küllî akla dost olan mesud olur.

5. Aşk-ı pâk, ilimden ve fenden ayrıdır. O susmakla ve hayretle bulunur.

6. Aklın hazzı söz sanatı, kıyas ve nakildir. Bunların hepsi, aşk dersinin

başlangıcı olur.

7. Aşk ilminin sadece bir âyeti şerh edilip açıklansa, binlerce cilt olur.

8. Nefis ehli, aşktan mahrum oldular. Gönül ehli aşk ile desteklenir.

9. Hakkı! Ömrünü aşka sarf et ki, âşığın ömrü sonsuz ve sınırsızdır.