DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Yirminci Madde
Yirminci Madde
Hazret-i Mevlâ aşkının insan aklından daha şerefli ve daha üstün
olduğunu bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Mevlâ aşkı,
insan aklından daha şerefli ve daha üstündür. Yani akl-ı meâd-i kül [66]
(geleceği kavrayan küllî akıl), akl-ı meâş (sadece cüz’î meseleleri idrak
edebilen geçimlik akıl)dan elbette daha onurlu ve daha şereflidir.
Çünkü aşk, Hudâ’nın temiz vasfıdır. sâdık âşık, ayıplardan ve kederden
arınmıştır. Kim ki o tertemiz vasfı bulursa, onun beşerî özellikleri yok olup
gider. O ki daima aşk kadehiyle aşk şarabından içer ve böylece hayvanî
nefisten kaynaklanan aşağılık sıfatlardan sıyrılır. Aşk her ayıbın kirlerini
temizler; gayb âleminin perdelerini açar.
Her kim ki şekil ve rengin âşığı olursa, şekil ve renkler yok olunca
hayrette kalır. Nitekim güneşin parlaklığıyla duvara âşık olan kişi, güneş
battıktan sonra ondan yüz çevirir. Çünkü mânâ asıl gaye ve nûrdur. Şekil ise
karanlık ve o kabuktur. Mânâ okyanuslar gibi geniştir, suret ise ona nispetle
avuç içi kadardır. Mânâ inci ise, şekil onu muhafaza eden kabuk
hükmündedir. Sözün özü, mânâ şekilde ifadesini bulur.
Arif, görünüşte mânâya âşık görünür. Hâlbuki surete âşık olan vefâsızdır.
Mânâya âşık olan ise safâ ile doludur. Âkilin iftiharı izzet ve zenginlik
iledir. Âşığın övüncü fakr u fenâ iledir. Âkilin hazzı, nefsin arzularını
tatmin etmekten ibarettir. Âşığın zevki, Allah aşkıdır. Âşığa göre kendisini
Mevlâ aşkından ayıran her zevk ve safâ belâ ve eziyettir, işkencedir.
İnsanların meşakkat saydığı zor işler, neticede onu Yaratan’ın aşkına
götürüyorsa neşedir, sevinçtir. Âşığın canına huzur verendir.
Kıta
Ey dil inâyetdir sana, ger aşkdan gelse belâ
Aşk-ı mecâzîdir hevâ, aşk-ı hakîki müntehâ
Ma‘şûk eger insân olur, ol aşk bâr-ı can olur
Ma‘şûk-ı cân girân olur, can yârıdır aşk-ı Hudâ
Günümüz Türkçesiyle
Ey gönül! Meğer belâ olsa da, sana aşktan ne gelirse inayettir. Mecazî aşk
hevâdır, hakiki aşk ise nihayettir. Âşık olunan eğer insan olursa, o aşk rûha
yük olur. Maşuk rûha gîrân olur. Çünkü rûhun yâri, Mevlâ aşkıdır.
Âşıklar birbiriyle benzer halleri yaşayarak haldeş olduklarından,
birbirleriyle çabucak arkadaş olurlar. Birbirlerinin gizli durumlarına âşina
sırdaş olurlar. Âkilin safâsı ise hep kavgadır, cedelleşmektir. Âşığın zevk
aldığı vecddir, hâldir. Âkilin fikri şöhret ve nam sahibi olmaktır. Âşığın
bütün gayreti mâsivâyı unutmaktır. Âkilin ayak bağları servet, şöhret ve
makamdır. Âşığın derdi ise ilâhî aşkın nihayetsiz deryasında mest olmaktır.
Akil akla, âşık ise aşka teslim olmuştur. Âkiller ham ve kaba-saba
insanlardır ve onlar avâmdandır. Âşıklar ise ince ruhlu, kerem sahibi ve
seçkin insanlardır. Âkil çeşitli ilim dallarının, fenlerin isteklisidir. Aşk ise,
ancak insanı mest edecek üstün zevklere rağbet eder. Hepsinden önemlisi
aşk, akla ve cana galiptir.
Kıta
Aşk sultân-ı âlem-i cândır
Aşk indinde akl nâdândır
Rûhdur hâk ü aşk-ı bahr-ı hayât
Akldır mûr u ol Süleymândır
Günümüz Türkçesiyle
Aşk, can âleminin sultanıdır. Aşka göre akıl, nâdândır. Ruh toprak, aşk
hayat denizidir. Akıl karınca ise, aşk Süleyman’dır [67]
Âşık olan, artık aşk lezzetini almış demektir. Bu sebeple o, şu cihandaki
her şeyden müstağnîdir. Her kim aşk derdiyle dolmuş, şevk ve iştiyak ile
sararıp solmuşsa, muhakkak o kendi varlığından geçip sadece O’nunla
meşgul olma makamına ermiştir. Ve bu hâliyle Allah katında makbul kullar
zümresine girmiştir. Her kim, aşk burağına süvari [288/a] olursa, ona mîrâc
yolu açılmıştır.
Hak âşığı derviş olur. Mâsivâ ile alâkayı kesip endişelerden kurtulur.
Âşığın ölümü, canlılığın alâmeti olan su kabarcıklarının çekilmesinden
ibarettir. Çünkü canlılığın belirtisi sayılan hava kabarcıkları aradan
çekilince, ortada kalan sudur. Hak âşığı ölümü talep edicidir; Mevlâsına
kavuşmayı hasretle bekler. Âkil ise ölümden ürker. Ölüm korkusu âşık için
büyük bir ayıptır. Çünkü onun ölümü yâre kavuşmaktır. Hâlbuki akıl
tutkununda ölüm korkusu hat safhadadır. Çünkü onun istediği şeyler ölümle
yok olur.
Âşık, aşk ateşinde yanmaya isteklidir. Âkil ise o müşkil işin başına
gelecek olmasından korkar.
Beyt
Hakkı mahabbet ehli habîbu’l-kulûbdır
Kim nâr-ı aşka yansa o nûru’l-uyûn olur
Günümüz Türkçesiyle
Hakkı! Muhabbet ehli kalplerin sevgilisidir. Her kim aşk ateşine yansa,
gözlerin nûru olur.
Âşık sevgili ile mahremdir, her an beraberdir. Akil ise bu izzetten
mahrumdur ve böyle bir zevkin varlığından habersizdir. Âşık görünüş
itibarıyla belki hor ve hakîrdir. Ancak o sonsuzluk mülkünde sultandır;
Mevlâ âşığıdır. Âşık; aşk hazinesinin kendisidir, aşkın güzelliğine aynadır.
Âşık saman altından akan su gubu gizlidir. Âşığın bedeni kanla ve başka
cisimlerle karışıktır, gönlü ise âlemden ayrılmıştır. Ruhunun sıfatları
sayılamayacak kadar çoktur.
Beyt
Etvâr-ı aşk dilde bulan seyr ider müdâm
Her mevc o bahre her şey ol aslâ revân olur
Günümüz Türkçesiyle
Aşkı gönlünde bulan, onu hep seyreden bilir ki her dalga ve her şey o
denize dökülür.
Âşığın dışı külhan, içi gülşendir. Âşığa göre bedenî hazların peşinde
olmak hata ve cefâdır. Gönlü coşturup ruhu besleyen hazlar ise zevk ve
safâdır. Âşığın gönlü Allah’ın cemâlini ister, canı vecd ve hâl ister.
Akil, cihanda olup biten basit hâlleri bilir. Ancak ilâhî sırlardan
habersizdir. Hâlbuki âşık gönül ve ruh sırlarının mahremidir. Çünkü o
Hazret-i Yezdân’a âşinâdıır. Akili zekâsı fenne çağırır. Âşığı ise hayret
makamı, aşkın sarhoşluğuna çeker. Birini akıllı olmak cihanın sultanı eder.
Öbürünü ise hayret, zamanın kutbu mertebesine yükseltir.
Beyt
Âşık gönlünde hayret ile pür-cünûn olur
Âkil cihânda izzet arar zû-fünûn olur
Günümüz Türkçesiyle
Âşık; gönülde hayrete varır, mest olur. Âkil dünyada izzet arar, ilme
yönelir.
Âkil, şu cihan meydanında dolanır durur. Âşık ise gönül ve can ülkesini
seyreder. İnsanın aklı, ruhun ayak bağıdır. Bu sebeple akilin canı, kendi
âlemini gezip dolaşmakta bile mecalsizdir.
Beyt
Aşk oldu lübb-i âlem ü her şeyi ana kuşûr
Lübb-i lübâb-ı aşk ile âlem birûn olur
Günümüz Türkçesiyle
Aşk âlemin özü, her şey ona kabuktur. Aşkın özünün özüyle âlem fazlalık
olur.
Âkiller şu cihandan şeref, namus ve vakar iddiasıyla geçerler. Âşıklar ise,
vahdet mertebesinde aşk şarabını içerler. Âşığın gönlü bir muazzam şehirdir
ki, o benzersiz Sultan orada taht kurmuştur. Akilin gönlü ve canı ise
zindandır. Madem ki o, fânî cisme haps olunmuştur; ne zaman kendisine
zindan olan cismi harap ederse, mekânsız semaları seyrân eder. Eğer aşk
güneşi bir gönülde doğsa, akıl o zaman ışıkta yok olan gölge gibi gizlenir.
Beyt
Aşkın hemîşe himmeti ol zat-ı pâkdır [68]
Aklın hayâl ü fikri hemân nefs-i dûn olur
Günümüz Türkçesiyle
Aşkın himmeti her zaman, o temiz zattır. Aklın hayali ve fikri, hep
aşağılık nefistir.
Âşık, deryâ gönüllü olur ve vuslat ona kısmet olur. Âşık renk ve kokudan
utanır; onun için dünya ehlinden kaçar. Cünkü, Hak aşkı kelimelerle
anlatılamaz. Uçsuz bucaksız deryalar bir kovaya sığmaz. Her gönül Mevlâsı
için bir medrese hükmündedir. Ne var ki orada ders ya ilham iledir ya
vesvesedir. Âşık ilham ile amel eder, âkil ise vesvese peşinden gitmeye
isteklidir.
Âşık (ilâhî tecellîleri seyretmenin) zevkiyle hâl ehli olur; coşar, gayrete
gelir ve dili tutulur. Akil ise harfler, kelimeler, seslerle uğraşır, lüğatlerle
boğuşur. Ömrü dedikodu ile geçer.
Beyt
Aşkın kelâmı Hakk-ı yakîndir verir safâ
Aklın hadîsi hîle vü mekr ü füsûn olur
Günümüz Türkçesiyle
Aşkın sözü “Hakk’a yakîn”dir, safâ verir. Aklın sözü hîledir, göz boyar.
Herkes yönlerden birine teveccüh etmiştir. Âşık ise cihetsiz ve yönsüz
olan Allah’a yönelmiştir. Âkil, halkı avlamaya çalışır. Âşık ise aşkı
avlamanın derdine düşmüştür. Âkil, nefsin lezzetlerini tatmakla mutlu olur.
Lâkin canı beden hapishanesinde rahatsız ve huzursuz olur. [288/b] Hâlbuki
âşığın canı tabiat zevklerine esir olmaktan kurtulmuş ve aşk şarabıyla mest
olmuştur. Âşığın zikri, fikri daima Allah’tır. Bütün arzusu ancak O’nun
dergâhına varmaktır.
O Yezdân’ın lütfu, kahır sıfatında gizlidir. Âşık odur ki Yezdân’ın
kahrında bile şeker tadı bulur. Âkil ise O’nun kahrından kaçıp kahır içinde
gizli lütfundan mahrum kalmıştır.
Beyt
Aşkdır kâşif-i esrâr-ı hakâyık mutlak
Akl hâricdir açılmaz ana esrâr-ı derûn
Günümüz Türkçesiyle
Hakikat sırlarının açıcısı mutlak aşktır. Âkil bunun dışındadır; kalbin
sırları ona açılmaz.
Âşığın yeme içmeye dair iştihası kesilmiş, bunda hevesi kalmamıştır.
Çünkü aşk onun canına azık olmuştur. Onun canı her türlü pisliklerden
arınmış ve benliği vahdet şarabıyla dolmuştur. Onun içi, vahdet şarabının
zevkiyle müşâhadenin sarhoşluğundan ibarettir. Bu şekilde zevk ve safâ ile
dolmasına sarhoşluğu şahittir. Amma onun şarabı tatlıdır (sarhoşluk veren
diğer içkiler gibi) aklı bozmaz; tertemiz ve berraktır, helâldir. Bu halde iken
müşâhadesiyle kendinden geçtiği de ezelî olan Allah’ın cemâlidir; zevâl
bulmayan ve eşi benzeri bulunmayan Mevlâ’dır.
Beyt
Hakkı çü virdi menzil-i ma‘şûkdan nişân
Ey ehl-i aşk dildedir ol eyne tezhebûn
Günümüz Türkçesiyle
Hakkı! Madem ki mâşukun menzilinden bir nişan vermiştir: Ey aşk ehli!
“Nereye gidiyorsunuz?” [69] O gönüldedir.
Âşık, top çevgeninin topuzu (aşığı), aşk meydanının Rüstem’i olur. Âşık,
aşk derdini taşıyabilen yiğittir. O ulvî derdin sarhoşluğuyla kendinden
geçmiş olup dünyadan habersizdir. O Hak ile dost olmuştur, aşk ile
beraberdir.
Kıta
1. Aşkdır yâr-ı gâr-ı her âşık
Dilde dil-dâr cânda cânândır
2. Aşk bâbâ-yı cümle âlemdir
Her işi halka lutf u ihsândır
3. Buldu aşk ehli devlet ü râhat
Ki kamu şuğl ânınla âsândır
Günümüz Türkçesiyle
1. Her âşığın can dostu aşktır. Gönülde sevgili, canda sevilendir.
2. Aşktır cümle âlemin ecdadı, atası; onun her işi halka lütuf ve ihsandır.
3. Aşk ehli öyle bir saadet ve rahat buldu ki, bütün işler onunla gayet
kolaydır.
Âşık, Hudâ’nın rahmânî kadehinin sarhoşudur. Bu sebeple onun sözü,
işleri ve fikirleri adalet, doğruluk ve safâ iledir. Âgâh olan kalbi yanılma ve
hatadan uzaktır.
Âşık, aşk denizinin dalgıcı ve aşk sahrasının kuşudur. Âşığın gönlü, aşk
sırlarının anbarıdır. Kalbi, aşk nûrlarından haberdârdır. Âşığın himmeti her
şeyden yücedir. Çünkü onun arzusu ancak Mevlâ’dır. Âkil, dünyalık
kazançlarla meşgul olur. Âşık ise gizli sırların tutkunudur. Âşık, beşerî
sıfatlardan arınmıştır. Onun için izzet ve ikrama lâyık olmuştur.
Âşığın canı, can denizine dalar ve o bir damla iken nihayetsiz derya olur.
Âşığın her isteği kendi gönlünde meydana gelir. O, kendinden başkasına
muhtaç ve meyilli değildir. Âşığın firâkı vuslat ve likâdır. Âşık mâşukundan
nerede ayrı kalmıştır ki!
Âkil, zevk ve neşeyi bağda, bostanda bulmuştur. Âşık ise zevk ve huzuru
gönülde, canda bulmuştur. Âkilin mekânı su ve topraktan oluşan cihandır.
Âşığın makamı ise gönül ve ruhun içleridir.
Nazm
1. Perde-i cân içre aşkın nice bin envârı var
Hüsn-i aşk-ı pâk ile âşıkların bin kârı var
2. Akl dir kim şeş cihetden taşra cânın yolu yok
Aşk dir vardır yakın yol niçe bin seyyârı var
3. Akl bu bâzârı görmüş eylemiş bey‘ u şirâ
Hem bu bâzâr içre aşkın başka bir bâzârı var
4. Derd-keş âşıkların gönlünde yüz bin zevk olur
Tîre-dil âkillerin kalbinde bin efkârı var
5. Akl dir râh-ı fenâya gitme kim pür-hârdır
Aşk dir vardım fenâya niçe bin gülzârı var
6. Aşk dir ey akl varlık perdesin ref‘ eyle bak
Kim gönülde seyr idersin cennet ü enhârı var
7. Aşk-ı Hak, Hakkı güneşdir ebr-i harf içre nihân
Çün zuhûr eyler huzûrında kimin güftârı var
Günümüz Türkçesiyle
1. Can perdesi içinde, aşkın binlerce nûru var. Aşk-ı pâkın güzelliğinde,
âşıkların binlerce kârı var
2. Âkil “altı yönden başka canın yolu yok” der. Aşk der ki “Yakîn
yolunun binlerce yolcusu var.”
3. Akıl bu pazarı görmüş, alış-verişe dalmış. Hem bu pazar içinde, aşkın
başka bir pazarı var.
4. Dertli âşıkların gönlünde yüz bin zevk olur. Bahtı kara âkillerin
kalbinde binlerce efkâr var.
5. Âkil “fenâ yoluna gitme, dikenle dolu” der. Aşk der ki “Fenâya vardım,
binlerce gülbahçesi var.”
6. Aşk der ki “Ey akıl! Varlık perdesini kaldır bak.” Bak ki gönülde
seyredesin; bahçeler ve nehirler var.
7. Hakkı! Hak aşkı harf bulutu içinde gizli bir güneştir. Meğer o,
söyleyecek sözü olanın huzurunda doğar.
Âşığın kolu kanadı aşktır. Başlangıcı ve sonu hep aşktır. Âşığın gözünün
nûru [289/a] ve gönlünün neşesi aşktır. Âşığın ruhu parlayan bir güneştir ve
bütün âlem onun nazarında gül bahçesidir. Âşık, aşk ile her muradını
almıştır.
Âkil, aklın dar sınırları içinde perdelenip kalmıştır. İnsan aklı, can gözüne
perdedir. Onunla aşkın sırları ondan gizlenmiştir. Vaktâ ki aşk kadehiyle can
sarhoş olursa, o zaman akıl hayrette kalır. Gizli sırlar, bütünüyle cana açılır.
Kıta
Sâkî getür o bâdeyi bu çend ü çûn içün
Ol bahr-ı aşkdan ki, komaz dilde çend ü çûn
Benden beni hâlâs kılup akl elinden al
Kim ilm-ı aşkı fehm idemez akl-ı zû-fünûn
Günümüz Türkçesiyle
Sâkî! Getir o bâdeyi, bu “niçin, ne kadar” için; O aşk denizinden getir ki
komaz gönülde “ ne kadar, niçin?” Benden beni kurtar, aklın elinden al. Aşk
ilmini anlayamaz, akılla fenle uğraşan.
İnsan aklı, o parlak güneş ile gönül ve can arasında kara bulut gibi gölge
olmuştur. Onun için gönül ve can bu toprak bedenlerde gizlenip şaşkın
olarak kalmıştır. Çünkü Hak aşkı, âşığın gönlünde fırtınalar gibi eser, akıl
bulutları aradan kalkıp gider. Rûhun Maşûk›u parlak bir güneş gibi gönül
semâsında ruha görünür ve ruh onunla mesud olur; hüsnüne hayran kalır,
onu senâ eder. Gülün karşısında güzel sesli bülbül olur.
Beyt
Eser aşkın yeli eshâra karşı
Öter bülbülleri gülzâra karşı
Günümüz Türkçesiyle
Eser aşkın yeli sehere karşı. Öter bülbülleri gül bahçesine karşı.
Aşk ilmiyle meşgul olan âşığın kalbinde aşk yelleri eser. Çünkü aşk ilmi
onun can gözünü açar ve dünyaya olan rağbetini keser. Akıl, ancak
tedebbürle (fikir yürütme) düşünür. Âşık ise hayretle tezekkür eder. Aklın
işi tekellüf ile teessüftür. Aşkın şânı ise muhabbet ve ülfettir.
Âkil ancak ictihâdına güvenir. Âşık ise mebde’ [70] ve meâdına [71] doğru
gider. Vedûd olan Mevlâ’nın aşkı, her türlü aşkın aslı ve her şuhûdun
mayasıdır.
Nazım
1. Devlet-i aşkı bul ki sermed olur
İzzeti bî-nihâye vü had olur
2. Kim ki ser-mest-i câm-ı aşk değil
Ger Felâtun olursa hem red olur
3. Aşksız ömrün eyleyen âhir
Mevtden sonra hardır ol red olur
4. Akl-ı cüz akl-ı külle düşmendir
Dost olan akl-ı külle es‘ad olur
5. İlmden aşk-ı pâk fâriğdir
Samt u hayretle ol mu‘avved olur
6. Hazz-ı akl oldu nakl ü bahs ü kıyâs
Cümlesi ders-i aşka ebced olur
7. İlm-i aşkın hemân bir âyetinin
Şerh ü tefsîri bin mücelled olur
8. Ehl-i nefs oldı aşkdan mahrûm
Ehl-i dil aşk ile mü’eyyed olur
9. Ömrüni Hakkı aşka sarf it kim
Âşıkın ömri bî-hadd ü ‘ad olur
Günümüz Türkçesiyle
1. Aşk devletini bul ki o ebedî olur. Yüceliği nihayetsiz ve sınırsız olur.
2. Aşk kadehiyle kim ki sarhoş değildir. Eflatun olsa yine reddolunur.
3. Aşksız ömrünü geçiren ölümden sonra bile eşektir, reddolunur.
4. Cüz’î akıl, küllî aklın düşmanıdır. Küllî akla dost olan mesud olur.
5. Aşk-ı pâk, ilimden ve fenden ayrıdır. O susmakla ve hayretle bulunur.
6. Aklın hazzı söz sanatı, kıyas ve nakildir. Bunların hepsi, aşk dersinin
başlangıcı olur.
7. Aşk ilminin sadece bir âyeti şerh edilip açıklansa, binlerce cilt olur.
8. Nefis ehli, aşktan mahrum oldular. Gönül ehli aşk ile desteklenir.
9. Hakkı! Ömrünü aşka sarf et ki, âşığın ömrü sonsuz ve sınırsızdır.

