Marifetnâme · Haziran 28, 2026

İkinci makamda bulunan nefs-i levvâmenin misal âlemine girmesini, orada bulunan…

BEŞİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Beşinci Madde Beşinci Madde İkinci makamda bulunan nefs-i levvâmenin misal âlemine girmesini, orada bulunan rûhânîlere ulaşmasını ve onlarla karşılıklı konuşmasının nasıl mümkün olacağını …

BEŞİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Beşinci Madde

Beşinci Madde

İkinci makamda bulunan nefs-i levvâmenin misal âlemine girmesini,

orada bulunan rûhânîlere ulaşmasını ve onlarla karşılıklı konuşmasının nasıl

mümkün olacağını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: İkinci makamda

bulunan sâlik nefsiyle mücâdelesini sonuna kadar sürdürürse, kalbin acayip

sırları ona açılıp misal âlemine geçer ki orası bu âlemden başka bir âlemdir.

Onu ancak kalbî makamların en son mertebesine erişen bilir. Çünkü misal

âlemi, ikinci makamın nihayetidir ki mücâhede eden bunu bilir. Ebrârın

seyyidlerine bile bu nasip olmaz ki o âlemi seyredebilsinler. Ancak onlar da

mücâhede ile mukarrabûn yoluna girebilirler.

Misal âlemi, mukarrabûnun makamlarının başlangıcıdır ki görünürdeki

beş duyu organıyla idrak olunamayan bir takım işleri sâdık derviş onda işitir

ve görür. Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) “Mü’minin kalbi (sanki)

Beytullah’tır” [127] buyurmuş ve gönlün ilâhî sırların mahzeni olduğunu

duyurmuştur.

Şu halde sâdık sâlik öncelikle şeriat hükümleriyle amel eder ki bu da

Allah’ın habîbi Hazret-i Peygamber’in sözleridir. Tarikat esaslarında

belirtilen esaslarla güzel ahlâkı kuşanır ki onlar da Hudâ’nın nûru

Efendimiz’in (s.a.v.) fiilleridir. Mesela bunlar; az yemek, az uyumak ve

uzun süreli susmak gibi şeylerdir. Nitekim Hazret-i Habîb-i Ekrem’in

tebessüm ile konuşması tevâzu ve şefkatinin ziyade olmasındandır.

Şu halde sâlik onun (s.a.v.) ahlâkını ve hallerini araştırıp onlara tâbi olsun

ki, hikmet damlaları kalbinden fışkırıp dilinden daima Hakk’ın rızâsına

uygun sözler dökülsün. Böylece ebrârdan üstün olup derecesini yükseltsin.

Ebrârdan ayrılıp manevî yolculukla Hazret-i Cebbâr’a gitsin.

Sâlikin bu seferinde ilk menzili misal âlemidir ki, onda cisimlerin

yoğunluğu ile rûhların letâfeti arasında bulunan sûretler şekilleriyle beraber

bir arada bulunur. [Böyle bir halde iken] ona sürûr ve lezzet gelip gayret ve

himmeti gayet kuvvetli olur ve menzil alır. Şevk ve zevkini arttıran sırlara

muttali olup yüksek makamlara terakki eder. Kalbinde muhabbet ateşi

tutuşur ve nefsânî arzulardan bütünüyle kesilir. Gerçi rûhânî lezzetler

kalırsa da bu [terakkiye] mâni değildir. Çünkü ikinci makamda esas

maksadı teşkil eden -fakat bundan sonrasına nisbetle karanlık perdelerden

sayılan- nefsânî arzulardan geçmiştir. Misal âlemine ancak, sâlikler (hak

yolun yolcuları) girebilir, başka hiç kimse giremez. Onların bu âleme girişi,

uyku ile uyanıklık arasında orta bir halde olur ki sâlike bu genellikle

otururken gelir. Buna vâkıa derler ki, o bunda gördüğünü görür. Şu şartla ki

içinde olduğu mekânı ve bulunduğu zamanı bilir; kendinin kim olduğunu ve

ne halde bulunduğunu bilir; uyku ile uyanıklık arasında bulunduğunu

bildiği halde görür. Eğer [bu esnada, yukarıda saydığımız] beş şartın birini

unutarak görürse, bu takdirde gördüğü “berzah âlemi”dir. Misal âleminden

sayılmaz. Muhakkak ki gördüğü rüyâdır, buna vâkıa denmez. Çünkü bu hal,

sâliki ancak uyku ile uyanıklık arasında alır ve henüz başlangıç hâlinde iken

uyanıklıktan çok, uyku hâli ona galip gelir. Sonra tedrîcen yükselme olur ve

onda yakaza yani uyanıklık hali galip olur.

İşte o zaman bazı rûhânîleri görür ve tanır. Onları yakaza hâlinde iken

gördüğünü sanır. Hâlbuki hakîkatte sâlik o rûhânîleri [yukarıda tarif

ettiğimiz] halde iken görmüştür. Lâkin himmetinin yüceliğinden onun bu

hâli yakazaya o derece yakın olmuştur ki, dış duyularını bütünüyle unutarak

içinde bulunduğu durumu uyanıklık hali zannetmiştir. Nitekim ashâb-ı

kirâma bu halde iken Cebrâil aleyhissilâm bir ârabî sûretinde görünmüştür.

İşte bu halde iken evliyânın büyüklerine Habîb-i Ekrem (s.a.v.)’in

rûhâniyeti görünür ki, büyük bir devlet ve mazhariyet sayılan bu hâle,

yakından karşılıklı konuşma ( müşâfehe) [328/a] denir. Nitekim “filan kimse

o Hazret-i müşâfehe ile görmüş” denir.

Velhasıl başlangıçta dış duyu organlarını bir gaflet alır, bundan sonra o

hallerin kalbe açılması mümkün olur. Bir kâmil şöyle demiştir: “Mücâhede

ehli bir sâlik bana yemin ederek dedi ki “Ben Hazret-i Peygamberi (a.s.) baş

gözümle gördüm. Gördüğüm sırada aslâ uyur vaziyette değildim.”

Ben o sâlike dedim ki; “Nasıl gördün?”

“Filan yerdeydim” dedi.

“Benimle birlikte filan kişiler de vardı. O Hazret meclisimize geldi ve

benimle konuştu. Ben de ona şu dilimle cevap verdim ve gözlerimle onu

gördüm.” O sâlik bunları söyleyince ona dedim ki;

“Seninle birlikte orada bulunanlar da, onu gördüler mi?”

Cevap verdi; “Onlar görmediler.”

Bu durumda o sâliki irşâd edip (içinde bulunduğu durumun hakîkatını

öğrenmesi için) dedim ki; “Eğer senin o Hazret-i görmen baş gözüyle

olsaydı, seninle beraber orada bulunanların hepsi de onu görürlerdi. Belki o

sırada bir dalgınlık peydâ olmuştur. Sana o rûhâniyet gelmiştir ve misal

âleminde basîretine [Hazret-i Peygamberin mübarek sûreti] zâhir olmuştur.”

Bu sözlerim üzerine sâlik, hemen hatasını kabul edip bu irşâdımı cân u

gönülden kabul etti. Bana hayır dualar etti.

Şüphesiz, tam uyanık halde iken ancak bu mülk âlemindeki cisimler

görünür. Melekût âlemine gelince -ki, misal âlemi onun bir şubesidir-

onlarda olanlar ancak basîret gözüyle görünür. Bu halde iken her ne kadar

baş gözü açık olsa da, gören basîret gözüdür.

Nazm

1-Ma‘şûkı hırâmândır

Oldukça bu tarz olsun

Uşşâk ana hayrândır

Oldukça bu tarz olsun

2-Dil sulh-ı salâh oldı

Şeb gitdi sabâh oldı

Küfr itdi hep îmândır

Oldukça bu tarz olsun

3-Hem rikkât-i mahzûndur

Hem himmet-i mecnûndur

Ol silsile-cünbândır

Oldukça bu tarz olsun

4-Nefs oldı çü Rahmânî

Dir esleme şeytânî

Bu ten ki müselmândır

Oldukça bu tarz olsun

5-Ol mihr-i dırahşândır

Kevneyni gülistândır

Eşhâsı kamu cândır

Oldukça bu tarz olsun

6-Aşkın lebi kevserdir

Şîrîn sözi şekkerdir

Âlem şeker-istândır

Oldukça bu tarz olsun

7-Aşkın gamı ni‘metdir

Zehri dile şerbetdir

Hakkı! Şeker-efşândır

Oldukça bu tarz olsun

Günümüz Türkçesiyle

1-Sevgili nazlı, edâlıdır, olursa bu tarz olsun. Âşıklar ona hayrândır,

olursa bu tarz olsun.

2-Gönül esenlikte oldu, gece gitti sabah oldu. Küfür gitti, hep imandır,

olursa bu tarz olsun.

3-Hem mahzunun rikkati, hem Mecnûn’un himmetidir. O silsilenin

hareketidir, olursa bu tarz olsun.

4-Nefis rahmânî oldu, şeytanım Müslüman oldu. Bu ten ki Müslümandır,

olursa bu tarz olsun.

5-O parlayan bir güneştir, iki cihanın gül bahçesidir. Fertlerinin hepsi

cândır, olursa bu tarz olsun.

6-Aşkın dudağı kevserdir, şirin sözleri şekerdir. Âlemi şekeristandır,

olursa bu tarz olsun.

7-Aşkın gamı nimettir, zehri gönle şerbettir. Hakkı, şeker dağıtandır,

olursa bu tarz olsun.