BEŞİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Beşinci Madde
Beşinci Madde
İkinci makamda bulunan nefs-i levvâmenin misal âlemine girmesini,
orada bulunan rûhânîlere ulaşmasını ve onlarla karşılıklı konuşmasının nasıl
mümkün olacağını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: İkinci makamda
bulunan sâlik nefsiyle mücâdelesini sonuna kadar sürdürürse, kalbin acayip
sırları ona açılıp misal âlemine geçer ki orası bu âlemden başka bir âlemdir.
Onu ancak kalbî makamların en son mertebesine erişen bilir. Çünkü misal
âlemi, ikinci makamın nihayetidir ki mücâhede eden bunu bilir. Ebrârın
seyyidlerine bile bu nasip olmaz ki o âlemi seyredebilsinler. Ancak onlar da
mücâhede ile mukarrabûn yoluna girebilirler.
Misal âlemi, mukarrabûnun makamlarının başlangıcıdır ki görünürdeki
beş duyu organıyla idrak olunamayan bir takım işleri sâdık derviş onda işitir
ve görür. Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) “Mü’minin kalbi (sanki)
Beytullah’tır” [127] buyurmuş ve gönlün ilâhî sırların mahzeni olduğunu
duyurmuştur.
Şu halde sâdık sâlik öncelikle şeriat hükümleriyle amel eder ki bu da
Allah’ın habîbi Hazret-i Peygamber’in sözleridir. Tarikat esaslarında
belirtilen esaslarla güzel ahlâkı kuşanır ki onlar da Hudâ’nın nûru
Efendimiz’in (s.a.v.) fiilleridir. Mesela bunlar; az yemek, az uyumak ve
uzun süreli susmak gibi şeylerdir. Nitekim Hazret-i Habîb-i Ekrem’in
tebessüm ile konuşması tevâzu ve şefkatinin ziyade olmasındandır.
Şu halde sâlik onun (s.a.v.) ahlâkını ve hallerini araştırıp onlara tâbi olsun
ki, hikmet damlaları kalbinden fışkırıp dilinden daima Hakk’ın rızâsına
uygun sözler dökülsün. Böylece ebrârdan üstün olup derecesini yükseltsin.
Ebrârdan ayrılıp manevî yolculukla Hazret-i Cebbâr’a gitsin.
Sâlikin bu seferinde ilk menzili misal âlemidir ki, onda cisimlerin
yoğunluğu ile rûhların letâfeti arasında bulunan sûretler şekilleriyle beraber
bir arada bulunur. [Böyle bir halde iken] ona sürûr ve lezzet gelip gayret ve
himmeti gayet kuvvetli olur ve menzil alır. Şevk ve zevkini arttıran sırlara
muttali olup yüksek makamlara terakki eder. Kalbinde muhabbet ateşi
tutuşur ve nefsânî arzulardan bütünüyle kesilir. Gerçi rûhânî lezzetler
kalırsa da bu [terakkiye] mâni değildir. Çünkü ikinci makamda esas
maksadı teşkil eden -fakat bundan sonrasına nisbetle karanlık perdelerden
sayılan- nefsânî arzulardan geçmiştir. Misal âlemine ancak, sâlikler (hak
yolun yolcuları) girebilir, başka hiç kimse giremez. Onların bu âleme girişi,
uyku ile uyanıklık arasında orta bir halde olur ki sâlike bu genellikle
otururken gelir. Buna vâkıa derler ki, o bunda gördüğünü görür. Şu şartla ki
içinde olduğu mekânı ve bulunduğu zamanı bilir; kendinin kim olduğunu ve
ne halde bulunduğunu bilir; uyku ile uyanıklık arasında bulunduğunu
bildiği halde görür. Eğer [bu esnada, yukarıda saydığımız] beş şartın birini
unutarak görürse, bu takdirde gördüğü “berzah âlemi”dir. Misal âleminden
sayılmaz. Muhakkak ki gördüğü rüyâdır, buna vâkıa denmez. Çünkü bu hal,
sâliki ancak uyku ile uyanıklık arasında alır ve henüz başlangıç hâlinde iken
uyanıklıktan çok, uyku hâli ona galip gelir. Sonra tedrîcen yükselme olur ve
onda yakaza yani uyanıklık hali galip olur.
İşte o zaman bazı rûhânîleri görür ve tanır. Onları yakaza hâlinde iken
gördüğünü sanır. Hâlbuki hakîkatte sâlik o rûhânîleri [yukarıda tarif
ettiğimiz] halde iken görmüştür. Lâkin himmetinin yüceliğinden onun bu
hâli yakazaya o derece yakın olmuştur ki, dış duyularını bütünüyle unutarak
içinde bulunduğu durumu uyanıklık hali zannetmiştir. Nitekim ashâb-ı
kirâma bu halde iken Cebrâil aleyhissilâm bir ârabî sûretinde görünmüştür.
İşte bu halde iken evliyânın büyüklerine Habîb-i Ekrem (s.a.v.)’in
rûhâniyeti görünür ki, büyük bir devlet ve mazhariyet sayılan bu hâle,
yakından karşılıklı konuşma ( müşâfehe) [328/a] denir. Nitekim “filan kimse
o Hazret-i müşâfehe ile görmüş” denir.
Velhasıl başlangıçta dış duyu organlarını bir gaflet alır, bundan sonra o
hallerin kalbe açılması mümkün olur. Bir kâmil şöyle demiştir: “Mücâhede
ehli bir sâlik bana yemin ederek dedi ki “Ben Hazret-i Peygamberi (a.s.) baş
gözümle gördüm. Gördüğüm sırada aslâ uyur vaziyette değildim.”
Ben o sâlike dedim ki; “Nasıl gördün?”
“Filan yerdeydim” dedi.
“Benimle birlikte filan kişiler de vardı. O Hazret meclisimize geldi ve
benimle konuştu. Ben de ona şu dilimle cevap verdim ve gözlerimle onu
gördüm.” O sâlik bunları söyleyince ona dedim ki;
“Seninle birlikte orada bulunanlar da, onu gördüler mi?”
Cevap verdi; “Onlar görmediler.”
Bu durumda o sâliki irşâd edip (içinde bulunduğu durumun hakîkatını
öğrenmesi için) dedim ki; “Eğer senin o Hazret-i görmen baş gözüyle
olsaydı, seninle beraber orada bulunanların hepsi de onu görürlerdi. Belki o
sırada bir dalgınlık peydâ olmuştur. Sana o rûhâniyet gelmiştir ve misal
âleminde basîretine [Hazret-i Peygamberin mübarek sûreti] zâhir olmuştur.”
Bu sözlerim üzerine sâlik, hemen hatasını kabul edip bu irşâdımı cân u
gönülden kabul etti. Bana hayır dualar etti.
Şüphesiz, tam uyanık halde iken ancak bu mülk âlemindeki cisimler
görünür. Melekût âlemine gelince -ki, misal âlemi onun bir şubesidir-
onlarda olanlar ancak basîret gözüyle görünür. Bu halde iken her ne kadar
baş gözü açık olsa da, gören basîret gözüdür.
Nazm
1-Ma‘şûkı hırâmândır
Oldukça bu tarz olsun
Uşşâk ana hayrândır
Oldukça bu tarz olsun
2-Dil sulh-ı salâh oldı
Şeb gitdi sabâh oldı
Küfr itdi hep îmândır
Oldukça bu tarz olsun
3-Hem rikkât-i mahzûndur
Hem himmet-i mecnûndur
Ol silsile-cünbândır
Oldukça bu tarz olsun
4-Nefs oldı çü Rahmânî
Dir esleme şeytânî
Bu ten ki müselmândır
Oldukça bu tarz olsun
5-Ol mihr-i dırahşândır
Kevneyni gülistândır
Eşhâsı kamu cândır
Oldukça bu tarz olsun
6-Aşkın lebi kevserdir
Şîrîn sözi şekkerdir
Âlem şeker-istândır
Oldukça bu tarz olsun
7-Aşkın gamı ni‘metdir
Zehri dile şerbetdir
Hakkı! Şeker-efşândır
Oldukça bu tarz olsun
Günümüz Türkçesiyle
1-Sevgili nazlı, edâlıdır, olursa bu tarz olsun. Âşıklar ona hayrândır,
olursa bu tarz olsun.
2-Gönül esenlikte oldu, gece gitti sabah oldu. Küfür gitti, hep imandır,
olursa bu tarz olsun.
3-Hem mahzunun rikkati, hem Mecnûn’un himmetidir. O silsilenin
hareketidir, olursa bu tarz olsun.
4-Nefis rahmânî oldu, şeytanım Müslüman oldu. Bu ten ki Müslümandır,
olursa bu tarz olsun.
5-O parlayan bir güneştir, iki cihanın gül bahçesidir. Fertlerinin hepsi
cândır, olursa bu tarz olsun.
6-Aşkın dudağı kevserdir, şirin sözleri şekerdir. Âlemi şekeristandır,
olursa bu tarz olsun.
7-Aşkın gamı nimettir, zehri gönle şerbettir. Hakkı, şeker dağıtandır,
olursa bu tarz olsun.

