Marifetnâme · Haziran 28, 2026

İkinci makamda sâlikte bulunup ona galip olan gazabın kaynağını, hakîkatını ve ona…

BEŞİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Sekizinci Madde Sekizinci Madde İkinci makamda sâlikte bulunup ona galip olan gazabın kaynağını, hakîkatını ve ona tahammül etmenin çaresini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları …

BEŞİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Sekizinci Madde

Sekizinci Madde

İkinci makamda sâlikte bulunup ona galip olan gazabın kaynağını,

hakîkatını ve ona tahammül etmenin çaresini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: İkinci makamın

başlangıcında sâlik, kendini beğenme (ucb) ve kendini büyük görme (kibir)

duygularından kurtulmuş değildir. Bunlar da gazabın kaynağıdır. Çünkü

gazap, kül altında örtülü bulunan kor ateş gibi kalp içinde gizlenmiş bir

ateştir ki onu kibir açığa çıkarır.

Kibir, insan nefsinde kendini görmekten kaynaklanan bir sıfattır. Kibrin

aslı kendini beğenmedir ki (ucb), dışta görünen halka büyüklük taslama

(tekebbür) sıfatı, o sıfatın eseri olarak ortaya çıkar. Çünkü nefiste gizli

bulunan kibrin açığa çıkması da kula haramdır.

Beğenilmeyen çirkin sıfatların biri de öfkedir ki (gazap), nefsi görmekten

kaynaklanır ve sâhibine galip gelir. Öfke aklın yönetimi altına ve dinin

gösterdiği yöne girmezse sahibi onunla azap çeker ve ona yenik düşer.

Kişinin dış görünüşü bozulur, çirkinleşir. Şüphesiz iç âlemi dışından da

çirkin olur. Çünkü öfke (gazap), lânetli şeytanın yaratıldığı ateşten

yaratılmıştır. Nitekim Hazret-i Âişe anamızın gazaplandığı sırada

Efendimiz’in kendisine; “Şeytanın geldi” [128] buyurması bu ateşe işarettir.

Hak teala [künhünü bilmediğimiz] nice hikmetlere bağlı olarak bu ateşi

insanın içine koymuştur. Bu ateş herhangi bir sebeple tutuşursa yüreğin kanı

galeyâna gelip damarlara dağılır ve bundan sonra içten dışa doğru çıkarak

bedenine hücum eder.

Eğer kişi kendinden aşağıya (daha zayıfa) gazaplanırsa, öfkesinden yüzü

kıpkırmızı olur. Eğer kendinden yukarıda (üstün) olana öfkelenirse,

korkusundan rengi sapsarı olur. Ve eğer kendi dengine gazaplanırsa rengi

bazen kızarır, bazen sararır. Gazap sıfatı son derece kötü bir sıfat olup

sahibini felâkete sürükleyen uğursuz bir düşmandır.

Şu halde, her türlü yıkıcı tehlikeden kurtulmak isteyen bu çirkin hasletin

ham maddesi olan kibri, açlık ile aslından söküp atmalıdır. Ta ki (açlık

sâyesinde) gazabı zayıf ve mağlup olarak o rezil durumdan nefsini kurtarıp

huzur ve emniyeti bulmuş olsun.

Öfkenin kabardığı sırada ondan kurtulmanın çaresi, nefsin ne kadar âciz

ve zayıf olduğunu düşünmektir. O çirkin hasletin diğer uzuvlara geçip

onları kuşatmasına fırsat vermemektir. Öfkesini yutanlara va’d edilen büyük

sevapla, öfkesine yenilenin göreceği cezayı düşünmektir. Hak tealanın

kendisine karşı güç ve kudretinin, kendisinin başkalarına karşı kullanacağı

güçten çok fazla olduğunu bilip O’nun şiddetli cezasını ve (emrine isyan

edenlerden nasıl) intikam alacağını hatırına getirmektir.

Kişi nefsini gazabın neticesinden sakındırmalı ve öfkeye yenilmekle

göreceği zararla onu korkutmalıdır. Ona seslenerek şöyle demelidir:

“Ey nefsim, eğer öfkeyle hasmından intikam aldıysan, şüphesiz o sana

düşman olur. Senden zayıf olsa da, bir gün intikam almak için fırsat gözetir.

Kalbin meşgul olur ve korkuyla dolar, üzüntü ve kederin çoğalır. Şâyet

anlayış ve yumuşaklık (hilm) gösterirsen, -öfkelenmekle doğabilecek-

bunca üzüntü ve endişenin hepsinden kurtulup rahat ve emniyet içinde

olursun. Eğer hilm sâhibi değilsen, yine de (sana yapılanlara) tahammül

gösterip yumuşak huylu davranmaya çalışmalısın. Böyle davranmakla

(tahallüm) peygamberlerin ve evliyânın yoluna [330/b] girmeye teşebbüs

etmiş ve onlara benzemeye gayret etmiş olursun. Gerçi halim-selim olmak

elde olmayan (kesbî olmayan) bir şeydir. Ancak hilm sâhibi olmaya

çalışmak (tahallüm) irâdî işlerdendir ki, öfkesini yutmaya çalışmaktır

(kâzm).

Şu halde, sen de hilm sâhibi olmaya çalışmakla (tahallüm) yükümlüsün

ki, bunun sonucu hilme ulaşmaktır. Çünkü sen defalarca (öfkeni celb eden

hâdiselerde) yumuşak huylu ve anlayışlı olmaya çalışırsan, elde edilmek

istenen hilme ister istemez (ıztırâren) kavuşmuş olursun. Ve böylece aklın

kemâle erer, zorlanmadan öfkene hâkim olursun. Nitekim hadis-i şerifte:

“İlim öğrenmekle, hilm de onu istemekle elde edilir. Kim bir hayrı isterse,

ona verilir. Kim de bir kötülüğü talep ederse ona düşer” vârid olmuştur.

Öfkenin bir ilacı da şudur ki, öfkelendiği sırada ayakta olan hemen

otursun, oturmakta olan arkası üzerine hafifçe yaslanıp şu duayı okusun:

“Allah’ım! Beni ilimle zengin kıl. (Ahlâkımı) hilmle süsle. Bana takvânı

ikram eyle ve benim hâlimi âfiyetle güzelleştir. Âmin!” [129]

Sana gereken odur ki gazapla hilmin arasında adaletle yoluna devam

edesin. İkisinden en güzel olanını tercih edip ahlâkını onunla

güzelleştiresin. Çünkü sana lâzım olan şudur ki, nefsini temizleyip (tezkiye)

kalbini tasfiye kılasın. Ta ki bulanıklıklar ve lekeler, içinden çıkıp gitsin.

Kalp safâsıyla kâmil insan olasın.

Yukarıda bahsi geçen ilaçları tarif edildiği üzere kullanıp kıymetli zâtına

şifâ eyleyesin. Ta ki bedenî hastalıklardan daha büyük ve daha tehlikeli olan

nefsânî illetlerden kurtulup şifâ bulasın. Ve bu konuda en faydalı ilacın,

nefsinden kibri gidermek olduğunu bilesin. Çünkü eğer onu içinden söküp

atabilirsen, ondan doğan öfkenin de gittiğini görürsün.

Kibrin yardımcıları yok edilmedikçe, onun bütünüyle ortadan kalkması

muhaldir. Onun yardımcıları ise karnı tıka basa doldurmaktır. Çünkü kibir

toklukla çoğalıp kuvvetlenir. Bundan da öfke (gazap) ve hiddet meydana

gelir. Şu halde, sen açlığı ve seherde uyanık bulunmayı kendine âdet

edinmelisin. Ta ki susmayı ve uzlete çekilmeyi kolayca bulabilesin. Zikir,

fikir ve tevhîde tereddütsüz gelesin. Bütün hayvânî vasıflardan bu sayede

kurtulup meleklerin vasıflarını kuşanmış olasın. Mâsivâyı unutup her an

ilâhî huzurda olmanın safâsıyla dolasın. Aşk deryâsına dalıp oradan

benzersiz inciler alasın. Mevlâ’nın huzurunda dostluğu bulup onunla

kalasın.

Nazm

1-Al aşkdan ey dil gamı es-sabru miftâhu’l-ferec

Tâ bulasın ol merhemi es-sabru miftâhu’l-ferec

2-Çek derd ü hüzn ü gam hemân tâ bulasın sen de iyân

Eflâk ü arş-ı a‘zam’ı es-sabru miftâhu’l-ferec

3-Kalbe inüp nûr-ı cihân mesrûr olursun nâ-gehân

Görmezsin aslâ mâtemi es-sabru miftâhu’l-ferec

4-Ger sîne çün âyînedir bî-kibr ü hem bî-kînedir

Seyr eyle anda hem-demi es-sabru miftâhu’l-ferec

5-Terk eyle sen mâ vü meni görmezsin aslâ düşmeni

Her dem bulursun Erham’ı es-sabru miftâhu’l-ferec

6-Aldanma zıll-i zâile, dalma hayâl-i bâtıla

Bul dilde aşk-ı akdemi es-sabru miftâhu’l-ferec

7-Hakkı! sükût et bir zamân, aşkın gamı kalsın nihân

Hak’dır bu sırrın mahremi es-sabru miftâhu’l-ferec

Günümüz Türkçesiyle

1-Aşktan al gamı gönül, sabır ferahın anahtarı. O merhemi bul öylece.

Sabır ferahın anahtarı.

2-Derdi, gamı, hüznü çek ki; apaçık göresin sen de; feleklerle Arş-ı

A’zam’ı. Sabır ferahın anahtarı.

3-Kalbe cihanın nûru iner, mesrûr olursun her an. Görmezsin aslâ mâtemi.

Sabır ferahın anahtarı.

4-Gerçi kibirsiz, kinsiz, garazsız sîne aynadır. Seyreyle onda dostu. Sabır

ferahın anahtarı.

5-Suyu, azığı terk etsen, görmezsin aslâ düşmanı. Her an bulursun

Erham’ı [130] . Sabır ferahın anahtarı.

6-Kaybolan gölgeye aldanma, boş hayale kapılma. Aşk-ı akdemi bul

gönülde. Sabır ferahın anahtarı.

7-Hakkı! Sükût et bir zaman, aşkın hüznü gönülde gizlensin. Hak’tır bu

sırrın mahremi. Sabır ferahın anahtarı.