BEŞİNCİ BAB · İKİNCİ FASIL · Sekizinci Madde
Sekizinci Madde
İkinci makamda sâlikte bulunup ona galip olan gazabın kaynağını,
hakîkatını ve ona tahammül etmenin çaresini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: İkinci makamın
başlangıcında sâlik, kendini beğenme (ucb) ve kendini büyük görme (kibir)
duygularından kurtulmuş değildir. Bunlar da gazabın kaynağıdır. Çünkü
gazap, kül altında örtülü bulunan kor ateş gibi kalp içinde gizlenmiş bir
ateştir ki onu kibir açığa çıkarır.
Kibir, insan nefsinde kendini görmekten kaynaklanan bir sıfattır. Kibrin
aslı kendini beğenmedir ki (ucb), dışta görünen halka büyüklük taslama
(tekebbür) sıfatı, o sıfatın eseri olarak ortaya çıkar. Çünkü nefiste gizli
bulunan kibrin açığa çıkması da kula haramdır.
Beğenilmeyen çirkin sıfatların biri de öfkedir ki (gazap), nefsi görmekten
kaynaklanır ve sâhibine galip gelir. Öfke aklın yönetimi altına ve dinin
gösterdiği yöne girmezse sahibi onunla azap çeker ve ona yenik düşer.
Kişinin dış görünüşü bozulur, çirkinleşir. Şüphesiz iç âlemi dışından da
çirkin olur. Çünkü öfke (gazap), lânetli şeytanın yaratıldığı ateşten
yaratılmıştır. Nitekim Hazret-i Âişe anamızın gazaplandığı sırada
Efendimiz’in kendisine; “Şeytanın geldi” [128] buyurması bu ateşe işarettir.
Hak teala [künhünü bilmediğimiz] nice hikmetlere bağlı olarak bu ateşi
insanın içine koymuştur. Bu ateş herhangi bir sebeple tutuşursa yüreğin kanı
galeyâna gelip damarlara dağılır ve bundan sonra içten dışa doğru çıkarak
bedenine hücum eder.
Eğer kişi kendinden aşağıya (daha zayıfa) gazaplanırsa, öfkesinden yüzü
kıpkırmızı olur. Eğer kendinden yukarıda (üstün) olana öfkelenirse,
korkusundan rengi sapsarı olur. Ve eğer kendi dengine gazaplanırsa rengi
bazen kızarır, bazen sararır. Gazap sıfatı son derece kötü bir sıfat olup
sahibini felâkete sürükleyen uğursuz bir düşmandır.
Şu halde, her türlü yıkıcı tehlikeden kurtulmak isteyen bu çirkin hasletin
ham maddesi olan kibri, açlık ile aslından söküp atmalıdır. Ta ki (açlık
sâyesinde) gazabı zayıf ve mağlup olarak o rezil durumdan nefsini kurtarıp
huzur ve emniyeti bulmuş olsun.
Öfkenin kabardığı sırada ondan kurtulmanın çaresi, nefsin ne kadar âciz
ve zayıf olduğunu düşünmektir. O çirkin hasletin diğer uzuvlara geçip
onları kuşatmasına fırsat vermemektir. Öfkesini yutanlara va’d edilen büyük
sevapla, öfkesine yenilenin göreceği cezayı düşünmektir. Hak tealanın
kendisine karşı güç ve kudretinin, kendisinin başkalarına karşı kullanacağı
güçten çok fazla olduğunu bilip O’nun şiddetli cezasını ve (emrine isyan
edenlerden nasıl) intikam alacağını hatırına getirmektir.
Kişi nefsini gazabın neticesinden sakındırmalı ve öfkeye yenilmekle
göreceği zararla onu korkutmalıdır. Ona seslenerek şöyle demelidir:
“Ey nefsim, eğer öfkeyle hasmından intikam aldıysan, şüphesiz o sana
düşman olur. Senden zayıf olsa da, bir gün intikam almak için fırsat gözetir.
Kalbin meşgul olur ve korkuyla dolar, üzüntü ve kederin çoğalır. Şâyet
anlayış ve yumuşaklık (hilm) gösterirsen, -öfkelenmekle doğabilecek-
bunca üzüntü ve endişenin hepsinden kurtulup rahat ve emniyet içinde
olursun. Eğer hilm sâhibi değilsen, yine de (sana yapılanlara) tahammül
gösterip yumuşak huylu davranmaya çalışmalısın. Böyle davranmakla
(tahallüm) peygamberlerin ve evliyânın yoluna [330/b] girmeye teşebbüs
etmiş ve onlara benzemeye gayret etmiş olursun. Gerçi halim-selim olmak
elde olmayan (kesbî olmayan) bir şeydir. Ancak hilm sâhibi olmaya
çalışmak (tahallüm) irâdî işlerdendir ki, öfkesini yutmaya çalışmaktır
(kâzm).
Şu halde, sen de hilm sâhibi olmaya çalışmakla (tahallüm) yükümlüsün
ki, bunun sonucu hilme ulaşmaktır. Çünkü sen defalarca (öfkeni celb eden
hâdiselerde) yumuşak huylu ve anlayışlı olmaya çalışırsan, elde edilmek
istenen hilme ister istemez (ıztırâren) kavuşmuş olursun. Ve böylece aklın
kemâle erer, zorlanmadan öfkene hâkim olursun. Nitekim hadis-i şerifte:
“İlim öğrenmekle, hilm de onu istemekle elde edilir. Kim bir hayrı isterse,
ona verilir. Kim de bir kötülüğü talep ederse ona düşer” vârid olmuştur.
Öfkenin bir ilacı da şudur ki, öfkelendiği sırada ayakta olan hemen
otursun, oturmakta olan arkası üzerine hafifçe yaslanıp şu duayı okusun:
“Allah’ım! Beni ilimle zengin kıl. (Ahlâkımı) hilmle süsle. Bana takvânı
ikram eyle ve benim hâlimi âfiyetle güzelleştir. Âmin!” [129]
Sana gereken odur ki gazapla hilmin arasında adaletle yoluna devam
edesin. İkisinden en güzel olanını tercih edip ahlâkını onunla
güzelleştiresin. Çünkü sana lâzım olan şudur ki, nefsini temizleyip (tezkiye)
kalbini tasfiye kılasın. Ta ki bulanıklıklar ve lekeler, içinden çıkıp gitsin.
Kalp safâsıyla kâmil insan olasın.
Yukarıda bahsi geçen ilaçları tarif edildiği üzere kullanıp kıymetli zâtına
şifâ eyleyesin. Ta ki bedenî hastalıklardan daha büyük ve daha tehlikeli olan
nefsânî illetlerden kurtulup şifâ bulasın. Ve bu konuda en faydalı ilacın,
nefsinden kibri gidermek olduğunu bilesin. Çünkü eğer onu içinden söküp
atabilirsen, ondan doğan öfkenin de gittiğini görürsün.
Kibrin yardımcıları yok edilmedikçe, onun bütünüyle ortadan kalkması
muhaldir. Onun yardımcıları ise karnı tıka basa doldurmaktır. Çünkü kibir
toklukla çoğalıp kuvvetlenir. Bundan da öfke (gazap) ve hiddet meydana
gelir. Şu halde, sen açlığı ve seherde uyanık bulunmayı kendine âdet
edinmelisin. Ta ki susmayı ve uzlete çekilmeyi kolayca bulabilesin. Zikir,
fikir ve tevhîde tereddütsüz gelesin. Bütün hayvânî vasıflardan bu sayede
kurtulup meleklerin vasıflarını kuşanmış olasın. Mâsivâyı unutup her an
ilâhî huzurda olmanın safâsıyla dolasın. Aşk deryâsına dalıp oradan
benzersiz inciler alasın. Mevlâ’nın huzurunda dostluğu bulup onunla
kalasın.
Nazm
1-Al aşkdan ey dil gamı es-sabru miftâhu’l-ferec
Tâ bulasın ol merhemi es-sabru miftâhu’l-ferec
2-Çek derd ü hüzn ü gam hemân tâ bulasın sen de iyân
Eflâk ü arş-ı a‘zam’ı es-sabru miftâhu’l-ferec
3-Kalbe inüp nûr-ı cihân mesrûr olursun nâ-gehân
Görmezsin aslâ mâtemi es-sabru miftâhu’l-ferec
4-Ger sîne çün âyînedir bî-kibr ü hem bî-kînedir
Seyr eyle anda hem-demi es-sabru miftâhu’l-ferec
5-Terk eyle sen mâ vü meni görmezsin aslâ düşmeni
Her dem bulursun Erham’ı es-sabru miftâhu’l-ferec
6-Aldanma zıll-i zâile, dalma hayâl-i bâtıla
Bul dilde aşk-ı akdemi es-sabru miftâhu’l-ferec
7-Hakkı! sükût et bir zamân, aşkın gamı kalsın nihân
Hak’dır bu sırrın mahremi es-sabru miftâhu’l-ferec
Günümüz Türkçesiyle
1-Aşktan al gamı gönül, sabır ferahın anahtarı. O merhemi bul öylece.
Sabır ferahın anahtarı.
2-Derdi, gamı, hüznü çek ki; apaçık göresin sen de; feleklerle Arş-ı
A’zam’ı. Sabır ferahın anahtarı.
3-Kalbe cihanın nûru iner, mesrûr olursun her an. Görmezsin aslâ mâtemi.
Sabır ferahın anahtarı.
4-Gerçi kibirsiz, kinsiz, garazsız sîne aynadır. Seyreyle onda dostu. Sabır
ferahın anahtarı.
5-Suyu, azığı terk etsen, görmezsin aslâ düşmanı. Her an bulursun
Erham’ı [130] . Sabır ferahın anahtarı.
6-Kaybolan gölgeye aldanma, boş hayale kapılma. Aşk-ı akdemi bul
gönülde. Sabır ferahın anahtarı.
7-Hakkı! Sükût et bir zaman, aşkın hüznü gönülde gizlensin. Hak’tır bu
sırrın mahremi. Sabır ferahın anahtarı.

