Marifetnâme · Haziran 28, 2026

İnce zekâlı keskin anlayış sahiplerinin (ezkiyâ) seyr ü sülûk yolunu tercih etmelerini ve…

BEŞİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Dördüncü Madde Dördüncü Madde İnce zekâlı keskin anlayış sahiplerinin (ezkiyâ) seyr ü sülûk yolunu tercih etmelerini ve evliyânın yolunca gidip tatbikatını yerine getirmelerini bildirir. Ey …

BEŞİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

İnce zekâlı keskin anlayış sahiplerinin (ezkiyâ) seyr ü sülûk yolunu tercih

etmelerini ve evliyânın yolunca gidip tatbikatını yerine getirmelerini

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Sâlikin

mukarrabûn yolunca yükseldiği meşhur makamlar yedi tanedir. Ancak

Allah dostlarından bazıları demişlerdir ki sâlikin geçeceği makamlar üçtür.

Çünkü mukarrabûn yolunu üç makam olarak kabul eden evliyâ, ilk makamı

makam olarak kabul etmeyip ancak ikinci makamı makam saymışlardır ki,

nefs-i nâtıka orada “levvâme” diye adlandırılır.

Bundan sonra üçüncü makama itibar etmişlerdir ki orada nefs-i nâtıkanın

ismi mülhime dir. Sonra dördüncü makamı saymışlardır ki bunda nefs-i

nâtıkanın adı mutmainne dir. Ancak beşinci, altıncı ve yedinci makamları

makam itibar etmeyip dördüncüden sonra Hakk’ın cezbesiyle gitmişlerdir.

Çünkü bu yolu üç makam olarak kabul eden bazı evliyâ ancak fıtrat ve

cibilliyet itibarıyla temiz, cömert ve şerefli olan arınmış nefislerin, ince

zekâlı keskin anlayış sâhiplerinin (ezkiyâ) seyr ü sülûkunu esas almışlardır.

Onlar alçak tabiatlı nefs-i emmâre ye iltifat etmeyip atmışlardır.

Bu sebeple onlar, mürîdliğe kabul ettikleri sâlike üç isim öğretirler. Nefs-i

levvâmede “Lâ ilâhe illallah”, nefs-i mülhimenin evvelinde “Allah, Allah,

Allah” ve sonlarında ise “hû, hû, hû” ile zikri telkin ederler. Bu isim ile o

sâlik nefs-i mutmainne makamına gelip kâmil olunca ona irşâd ve terbiye

izni verilir. Çünkü nefsi temizlenen sâlik, nefs-i mutmainne makamına

terakki edince irşâda lâyık olur. Şüphesiz o, kendi nefsini bile mürşidsiz

terbiye edip kemâl derecelerinin en yükseğine vâsıl olarak ehassü’l-

havâssın arasına katılabilir.

Bu faydalı ve güzel kitabın son bahsi (hâtime) seyr ü sülûku yedi makam

kabul eden evliyâ yolunun esaslarını bildirir. Çünkü her sâlikin nefsi,

fıtratların farklı oluşu sebebiyle -aynı derecede- arınmış değildir. Kınanmış

nefis sâhibi olan bazı sâlikler nefs-i emmâre makamından nefs-i

mutmainneye ulaşabilir. Ancak oraya terakki ettiği halde, bunlar irşâda

lâyık değildir. Ta ki nefs-i kâmileye yükselinceye kadar irşâda ehil

olamazlar. Şu halde -maddeler halinde açıklamakta olduğumuz- bu bâb,

evliyâ yollarının hemen hepsini şâmil olması sebebiyle, her sâlik için bir

kâmil mürşid mesâbesindedir.

Cümle evliyâ demişlerdir ki; dördüncü makamda bulunan bir kâmilin

nefsi, rahmânî bir huzura (mutmainne) erişir. Kitaba ve sünnete uymaktan

zevk duyar, lezzet alır. Bünyesi dinin emirleriyle et ve kemik gibi

bütünleşip dinin âdâbıyla işlerini yapar. İşte o zaman bir lütuf eli onu

kâmillerin cezbesiyle çekip nefsine sırrın sırrı lisânıyla nidâ edilerek: “Ey

huzura ermiş nefis! Sen O’ndan hoşnut, O senden râzı olarak Rabbine

dön” (el-Fecr, 89/27-28) denilir. Onu öyle bir unutkanlık kaplar ki dünya ve

âhirete ait bütün işler onun hatırından çıkıp gider. Sadece onun yanında

hazır bulunan şey hatırına gelir. Bu kâmil, kendisinden uzak bulunan bir

şeyden uzak olur ve onu unutur. Çünkü bu mertebeye ulaşan kâmilin gönlü

müşâhededen bir an bile şaşmaz ve daima Hak ile olur.

Nazm

1-Aceb kim gördi bir âşık

Ki vazgeçmiş bu sevdâdan

Aceb kim gördi bir balık

Ki usanmış bu deryâdan

2-Yed-i nakkâşdan bîrûn

Bulunmaz nakş-ı gûn-â-gûn

Aceb kim gördi bir Mecnûn

Ki i‘râz itdi Leylâ’dan

3-Ve Mecnûn olsa bî-Leylâ

Kalur bir ism-i bî-mâ‘nâ

Olur ma‘şûk-ı müstağnî

Ki fâriğdir hep esmâdan

4-Elâ ey cân-ı cân sensiz

Karârım yok bir ân sensiz

Ki zindândır cihân sensiz

Murâdım sensin eşyâdan

5-Hayâlin câna sultândır

Gönülde hoş hırâmândır

Gelür gûyâ Süleymân’dır

Derûn-ı Beyt-i Aksâ

6-Bu câmi‘ beyt-i ekberdir

İçi kandîl-i enverdir

Behişt ü ayn-ı Kevser’dir

Dolu vildân ü hûrâdan [342/a]

7-Gönülde Hakkı bul her ân

Ki oldur manzar-ı Rahmân

Gönüldür cennet-i irfân

Yücedir Arş-ı A‘lâ’dan

Günümüz Türkçesiyle

1-Acep kim gördü bir âşık ki vazgeçmiş sevdâdan? Acep kim gördü bir

balık ki usanmış bu deryâdan?

2-(Yaratıp süsleyen) Nakkâş’ın kudret elinden, başka türlü nakış aslâ

çıkmaz. Acep kim gördü bir Mecnûn ki yüz çevirmiş Leylâ’dan?

3-Mecnûn ki, Leylâsız kalsa; isimsiz, mânâsız olur. Mâşuk müstağnî olur

daima; hep isimlerden uzaktır.

4-İşit ki ey cânlar cânı! Sensiz kararım yok. Sensiz zindandır cihan,

istediğim sensin her şeyden.

5-Hayalin câna sultandır, gönülde hoşça salınır yürür. Gelir gûyâ

Süleyman’dır, Mescid-i Aksâ’dan.

6-Bu gönül ki, en büyük evdir; içi nûrla parlayan kandildir. Cennettir,

Kevser’in kendisidir; hûriler ve hizmetçilerle dolu.

7-Gönülde Hakkı bul! Her ân ki odur, Rahmân’ın nazargâhı. Gönül irfân

cennetidir; Arş-ı Alâ’dan yücedir.

[136] . Mukallib: Kalpleri dilediği gibi evirip çeviren Allah Teala.

[137] . Matbu nüshada “aşkı” şeklinde.

. Mukallib: Kalpleri dilediği gibi evirip çeviren Allah Teala.

. Matbu nüshada “aşkı” şeklinde.

5-Kalbimi Mukallib almış, bu kalıp halk ile beraber kalmış. Tenim

çoklukta; gönül dalmış, bu vahdette tek olmuş.

Aşk âteşiyle zâ’il olur ancak ol maraz [341/a]