BEŞİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Dördüncü Madde
Dördüncü Madde
İnce zekâlı keskin anlayış sahiplerinin (ezkiyâ) seyr ü sülûk yolunu tercih
etmelerini ve evliyânın yolunca gidip tatbikatını yerine getirmelerini
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Sâlikin
mukarrabûn yolunca yükseldiği meşhur makamlar yedi tanedir. Ancak
Allah dostlarından bazıları demişlerdir ki sâlikin geçeceği makamlar üçtür.
Çünkü mukarrabûn yolunu üç makam olarak kabul eden evliyâ, ilk makamı
makam olarak kabul etmeyip ancak ikinci makamı makam saymışlardır ki,
nefs-i nâtıka orada “levvâme” diye adlandırılır.
Bundan sonra üçüncü makama itibar etmişlerdir ki orada nefs-i nâtıkanın
ismi mülhime dir. Sonra dördüncü makamı saymışlardır ki bunda nefs-i
nâtıkanın adı mutmainne dir. Ancak beşinci, altıncı ve yedinci makamları
makam itibar etmeyip dördüncüden sonra Hakk’ın cezbesiyle gitmişlerdir.
Çünkü bu yolu üç makam olarak kabul eden bazı evliyâ ancak fıtrat ve
cibilliyet itibarıyla temiz, cömert ve şerefli olan arınmış nefislerin, ince
zekâlı keskin anlayış sâhiplerinin (ezkiyâ) seyr ü sülûkunu esas almışlardır.
Onlar alçak tabiatlı nefs-i emmâre ye iltifat etmeyip atmışlardır.
Bu sebeple onlar, mürîdliğe kabul ettikleri sâlike üç isim öğretirler. Nefs-i
levvâmede “Lâ ilâhe illallah”, nefs-i mülhimenin evvelinde “Allah, Allah,
Allah” ve sonlarında ise “hû, hû, hû” ile zikri telkin ederler. Bu isim ile o
sâlik nefs-i mutmainne makamına gelip kâmil olunca ona irşâd ve terbiye
izni verilir. Çünkü nefsi temizlenen sâlik, nefs-i mutmainne makamına
terakki edince irşâda lâyık olur. Şüphesiz o, kendi nefsini bile mürşidsiz
terbiye edip kemâl derecelerinin en yükseğine vâsıl olarak ehassü’l-
havâssın arasına katılabilir.
Bu faydalı ve güzel kitabın son bahsi (hâtime) seyr ü sülûku yedi makam
kabul eden evliyâ yolunun esaslarını bildirir. Çünkü her sâlikin nefsi,
fıtratların farklı oluşu sebebiyle -aynı derecede- arınmış değildir. Kınanmış
nefis sâhibi olan bazı sâlikler nefs-i emmâre makamından nefs-i
mutmainneye ulaşabilir. Ancak oraya terakki ettiği halde, bunlar irşâda
lâyık değildir. Ta ki nefs-i kâmileye yükselinceye kadar irşâda ehil
olamazlar. Şu halde -maddeler halinde açıklamakta olduğumuz- bu bâb,
evliyâ yollarının hemen hepsini şâmil olması sebebiyle, her sâlik için bir
kâmil mürşid mesâbesindedir.
Cümle evliyâ demişlerdir ki; dördüncü makamda bulunan bir kâmilin
nefsi, rahmânî bir huzura (mutmainne) erişir. Kitaba ve sünnete uymaktan
zevk duyar, lezzet alır. Bünyesi dinin emirleriyle et ve kemik gibi
bütünleşip dinin âdâbıyla işlerini yapar. İşte o zaman bir lütuf eli onu
kâmillerin cezbesiyle çekip nefsine sırrın sırrı lisânıyla nidâ edilerek: “Ey
huzura ermiş nefis! Sen O’ndan hoşnut, O senden râzı olarak Rabbine
dön” (el-Fecr, 89/27-28) denilir. Onu öyle bir unutkanlık kaplar ki dünya ve
âhirete ait bütün işler onun hatırından çıkıp gider. Sadece onun yanında
hazır bulunan şey hatırına gelir. Bu kâmil, kendisinden uzak bulunan bir
şeyden uzak olur ve onu unutur. Çünkü bu mertebeye ulaşan kâmilin gönlü
müşâhededen bir an bile şaşmaz ve daima Hak ile olur.
Nazm
1-Aceb kim gördi bir âşık
Ki vazgeçmiş bu sevdâdan
Aceb kim gördi bir balık
Ki usanmış bu deryâdan
2-Yed-i nakkâşdan bîrûn
Bulunmaz nakş-ı gûn-â-gûn
Aceb kim gördi bir Mecnûn
Ki i‘râz itdi Leylâ’dan
3-Ve Mecnûn olsa bî-Leylâ
Kalur bir ism-i bî-mâ‘nâ
Olur ma‘şûk-ı müstağnî
Ki fâriğdir hep esmâdan
4-Elâ ey cân-ı cân sensiz
Karârım yok bir ân sensiz
Ki zindândır cihân sensiz
Murâdım sensin eşyâdan
5-Hayâlin câna sultândır
Gönülde hoş hırâmândır
Gelür gûyâ Süleymân’dır
Derûn-ı Beyt-i Aksâ
6-Bu câmi‘ beyt-i ekberdir
İçi kandîl-i enverdir
Behişt ü ayn-ı Kevser’dir
Dolu vildân ü hûrâdan [342/a]
7-Gönülde Hakkı bul her ân
Ki oldur manzar-ı Rahmân
Gönüldür cennet-i irfân
Yücedir Arş-ı A‘lâ’dan
Günümüz Türkçesiyle
1-Acep kim gördü bir âşık ki vazgeçmiş sevdâdan? Acep kim gördü bir
balık ki usanmış bu deryâdan?
2-(Yaratıp süsleyen) Nakkâş’ın kudret elinden, başka türlü nakış aslâ
çıkmaz. Acep kim gördü bir Mecnûn ki yüz çevirmiş Leylâ’dan?
3-Mecnûn ki, Leylâsız kalsa; isimsiz, mânâsız olur. Mâşuk müstağnî olur
daima; hep isimlerden uzaktır.
4-İşit ki ey cânlar cânı! Sensiz kararım yok. Sensiz zindandır cihan,
istediğim sensin her şeyden.
5-Hayalin câna sultandır, gönülde hoşça salınır yürür. Gelir gûyâ
Süleyman’dır, Mescid-i Aksâ’dan.
6-Bu gönül ki, en büyük evdir; içi nûrla parlayan kandildir. Cennettir,
Kevser’in kendisidir; hûriler ve hizmetçilerle dolu.
7-Gönülde Hakkı bul! Her ân ki odur, Rahmân’ın nazargâhı. Gönül irfân
cennetidir; Arş-ı Alâ’dan yücedir.
[136] . Mukallib: Kalpleri dilediği gibi evirip çeviren Allah Teala.
[137] . Matbu nüshada “aşkı” şeklinde.
. Mukallib: Kalpleri dilediği gibi evirip çeviren Allah Teala.
. Matbu nüshada “aşkı” şeklinde.
5-Kalbimi Mukallib almış, bu kalıp halk ile beraber kalmış. Tenim
çoklukta; gönül dalmış, bu vahdette tek olmuş.
Aşk âteşiyle zâ’il olur ancak ol maraz [341/a]

