Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Kabiliyetli sâlikin zorluklara katlanmasını (metânet) ve alâmetlerini bildirir

BEŞİNCİ BAB · YEDİNCİ FASIL · Üçüncü Madde Üçüncü Madde Kabiliyetli sâlikin zorluklara katlanmasını (metânet) ve alâmetlerini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Allah katına mânen …

BEŞİNCİ BAB · YEDİNCİ FASIL · Üçüncü Madde

Üçüncü Madde

Kabiliyetli sâlikin zorluklara katlanmasını (metânet) ve alâmetlerini

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Allah katına

mânen yaklaştırılmış seçkin kulların (mukarrabûn) yoluna girmeye

kabiliyetli olan mürîdin zorluklara katlanmasının ve sabrının alâmetleri

şudur ki, kendi nefsine düşmanlık edip ona açlık, susuzluk, uykusuzluk,

susma ve uzletle zahmet çektirir. Türlü zorluklarla ona muhalefet ederek

dayanıklılık kazanır. Böylece onu kontrolüne alarak, hasmına galip gelir.

Eğer bir kimse onu incitirse, kendisini dövüp sövene karşılık vermez;

kabahati kendi nefsinde bilir. Der ki: “Eğer benim nefsim kötü olmasaydı,

Allah teala kullarını, ona cefâ çektirmek için musallat etmezdi.” Eğer

kendisinden mürşidine şikâyetçi olurlarsa ona der ki: “Vallahi ben, şikâyet

sâhiplerine mutlaka haksızlık etmişimdir. Haksızlık eden benim, bütün

kabahat bendedir.”

Sâlik nefsine galip ve sâhip olup yukarıda sayılan sıfatlarla muttasıf olur

ve her kusuru kendi nefsinden bilirse, hakîkaten o seyr ü sülûka

kabiliyetlidir. Allah’a mânen yaklaştırılmış seçkin kulların (mukarrabûn)

yoluna gidebilir. Her ne kadar onda bazı kötü sıfatlar bulunup bazı hatalar

kendisinden sâdır olursa da bu manevî ilerlemeye engel değildir, mâzur

sayılır. Çünkü kendisinden çirkin bir iş meydana gelse, o bundan râzı

olmayıp nefsini ayıplar. Bundan dolayı kimseye kötü bir söz söylemez. Her

kusuru kendi nefsinden bilip hiçbir şekilde ona yardım etmez.

Ne zaman ki sâlik kendi nefsinden râzı olup onunla mücâhede etmekten

âciz kalsa, gerektiğinde üç günlük açlık, susuzluk ve uykusuzlukla nefsine

karşı direnmekte mağlup olsa, kendisini sövüp dövenlerde kusur ve kabahat

bulsa, onlara kırılıp düşmanlık beslese, intikam alsa, nefsini dost bilip onun

rahatını gözetse ve ona arzularını yerine getirmede yardımcı olsa, o seyr ü

sülûka girmeye kabiliyetli olamaz. Evliyâlar yolunun kokusunu bile alamaz.

Bunun gibi nefsine düşkün olan kişi varıp kendi sanatıyla meşgul olsun

ki, rûhânî ticaret onun elinden gelmez. Çünkü mukarrabûnun yolu ancak,

nefsinden râzı olmayıp ona düşmanlık etmektir ve onunla mücâhede edip

müşâhade kabrine gitmektir. Şu halde eğer sâlik, sülûkunu bu esas üzere

binâ eylemezse; binâsı temelsiz olur ve çabucak yıkılır.

Kıta

1-Toprağa benzer o derviş-i hakîr

Ki anı çiğneye her bây ü fakîr

2-İtseler cânına bin dürlü azâb

Söylemez kimseye mânend-i türâb

Günümüz Türkçesiyle

1-Toprağa benzer o derviş, hakîrdir. Her önüne gelen çiğner, fakîrdir.

2-Canına bin türlü azap etseler de, kimseye söylemez; toprak tabiatlıdır.

Kabiliyetli sâlik ancak nefsine öfkelenir, elem duyarsa ancak nefsinden

üzüntü duyar. Kötü söz söyleyecekse nefsine söyler. Öfkelenecek olsa,

sadece kendi nefsine öfkelenir. Çünkü Hak teala Hazret-i Davûd

aleyhisselâma; “Ey Dâvud! Nefsine düşmanlık ederek bana yaklaş”

buyurmuş ve nefsine düşmanlık etmenin Allah’a yakınlık vesilesi olduğunu

duyurmuştur. Şu halde nefsine yardım eden, seyr ü sülûka kabiliyetli

olamaz. Mukarrabûnun hallerinden bir lezzet alamaz. Çünkü düşmanı

olmayan, dostu bulamaz.

Nazm

1-Diler bu himmetim kim kendi kendimden çeküp dâmân

Girîbân-ı tahayyürde kalam hoş bî-ser ü sâmân [347/b]

2-Yumam nefs ü hevâ çeşmin ki oldur fitne-i râhım

Kesem aklın başın kim eyler andan bu serim devrân

3-Kesem her sohbet ümmîdin yanam derd-i mahabbetden

Dökem lezzet şarâbın mevt irişüp kala dil atşân

4-Çü mihmân-hâne-i izzet zelîl-i münkesir-i dildir

Zihî helvâ-yı derd ü gam zihî levzîne-i hırmân

5-Cihânın izzet ü lezzetleri bî-kadr ü kıymetdir

Anın indinde kim bulmuş gönül tahtında bir sultân

6-Gönül Beyt-i Hudâ’dır gafletinden cây-ı dîv olmuş

Ki bî-zahmet girer it bulsa ger bir mescidi vîrân

7-Sana zahm ursa nâ-merd urma sen merd isen [ey] Hakkı

Hüsâmü’l-mer’i mes’ûlün ve-lâkin lâ-ale’n-nisvân

Günümüz Türkçesiyle

1-Himmetim öyle diler ki kendimden el çekip, bu hayret kervanında

birhoş ve başsız kalayım.

2-Nefis ve hevâ gözümü yumayım; odur fitne yolum. Aklın da başını

keseyim ki başım ondan döner.

3-Her sohbetten ümidi kesip, muhabbet derdine yanayım. Lezzet şarabını

dökeyim; ölüm erişsin, gönül susuzlukta kalsın.

4-Gerçi izzet misafirhanesi olan gönül, zelil ve münkesirdir. Bu nasıl dert

ve gam tatlısı, bu nasıl mahrumiyettir!

5-Cihanın izzet ve lezzetleri değersiz ve kıymetsizdir. Onun katında kim

bulmuş, gönül tahtında bir sultan?

6-Gönül Hudâ’nın makamıdır; gafletinden vahşilere yurt olmuş. Bir itin

zahmetsizce, harap mescide girmesi gibi.

7-Nâmert sana tokat vursa, sen ona vurma Hakkı! Yiğitlerin kılıcı sıyrılır,

ancak kadınlara karşı değil.