BEŞİNCİ BAB · YEDİNCİ FASIL · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
Kabiliyetli sâlikin zorluklara katlanmasını (metânet) ve alâmetlerini
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Allah katına
mânen yaklaştırılmış seçkin kulların (mukarrabûn) yoluna girmeye
kabiliyetli olan mürîdin zorluklara katlanmasının ve sabrının alâmetleri
şudur ki, kendi nefsine düşmanlık edip ona açlık, susuzluk, uykusuzluk,
susma ve uzletle zahmet çektirir. Türlü zorluklarla ona muhalefet ederek
dayanıklılık kazanır. Böylece onu kontrolüne alarak, hasmına galip gelir.
Eğer bir kimse onu incitirse, kendisini dövüp sövene karşılık vermez;
kabahati kendi nefsinde bilir. Der ki: “Eğer benim nefsim kötü olmasaydı,
Allah teala kullarını, ona cefâ çektirmek için musallat etmezdi.” Eğer
kendisinden mürşidine şikâyetçi olurlarsa ona der ki: “Vallahi ben, şikâyet
sâhiplerine mutlaka haksızlık etmişimdir. Haksızlık eden benim, bütün
kabahat bendedir.”
Sâlik nefsine galip ve sâhip olup yukarıda sayılan sıfatlarla muttasıf olur
ve her kusuru kendi nefsinden bilirse, hakîkaten o seyr ü sülûka
kabiliyetlidir. Allah’a mânen yaklaştırılmış seçkin kulların (mukarrabûn)
yoluna gidebilir. Her ne kadar onda bazı kötü sıfatlar bulunup bazı hatalar
kendisinden sâdır olursa da bu manevî ilerlemeye engel değildir, mâzur
sayılır. Çünkü kendisinden çirkin bir iş meydana gelse, o bundan râzı
olmayıp nefsini ayıplar. Bundan dolayı kimseye kötü bir söz söylemez. Her
kusuru kendi nefsinden bilip hiçbir şekilde ona yardım etmez.
Ne zaman ki sâlik kendi nefsinden râzı olup onunla mücâhede etmekten
âciz kalsa, gerektiğinde üç günlük açlık, susuzluk ve uykusuzlukla nefsine
karşı direnmekte mağlup olsa, kendisini sövüp dövenlerde kusur ve kabahat
bulsa, onlara kırılıp düşmanlık beslese, intikam alsa, nefsini dost bilip onun
rahatını gözetse ve ona arzularını yerine getirmede yardımcı olsa, o seyr ü
sülûka girmeye kabiliyetli olamaz. Evliyâlar yolunun kokusunu bile alamaz.
Bunun gibi nefsine düşkün olan kişi varıp kendi sanatıyla meşgul olsun
ki, rûhânî ticaret onun elinden gelmez. Çünkü mukarrabûnun yolu ancak,
nefsinden râzı olmayıp ona düşmanlık etmektir ve onunla mücâhede edip
müşâhade kabrine gitmektir. Şu halde eğer sâlik, sülûkunu bu esas üzere
binâ eylemezse; binâsı temelsiz olur ve çabucak yıkılır.
Kıta
1-Toprağa benzer o derviş-i hakîr
Ki anı çiğneye her bây ü fakîr
2-İtseler cânına bin dürlü azâb
Söylemez kimseye mânend-i türâb
Günümüz Türkçesiyle
1-Toprağa benzer o derviş, hakîrdir. Her önüne gelen çiğner, fakîrdir.
2-Canına bin türlü azap etseler de, kimseye söylemez; toprak tabiatlıdır.
Kabiliyetli sâlik ancak nefsine öfkelenir, elem duyarsa ancak nefsinden
üzüntü duyar. Kötü söz söyleyecekse nefsine söyler. Öfkelenecek olsa,
sadece kendi nefsine öfkelenir. Çünkü Hak teala Hazret-i Davûd
aleyhisselâma; “Ey Dâvud! Nefsine düşmanlık ederek bana yaklaş”
buyurmuş ve nefsine düşmanlık etmenin Allah’a yakınlık vesilesi olduğunu
duyurmuştur. Şu halde nefsine yardım eden, seyr ü sülûka kabiliyetli
olamaz. Mukarrabûnun hallerinden bir lezzet alamaz. Çünkü düşmanı
olmayan, dostu bulamaz.
Nazm
1-Diler bu himmetim kim kendi kendimden çeküp dâmân
Girîbân-ı tahayyürde kalam hoş bî-ser ü sâmân [347/b]
2-Yumam nefs ü hevâ çeşmin ki oldur fitne-i râhım
Kesem aklın başın kim eyler andan bu serim devrân
3-Kesem her sohbet ümmîdin yanam derd-i mahabbetden
Dökem lezzet şarâbın mevt irişüp kala dil atşân
4-Çü mihmân-hâne-i izzet zelîl-i münkesir-i dildir
Zihî helvâ-yı derd ü gam zihî levzîne-i hırmân
5-Cihânın izzet ü lezzetleri bî-kadr ü kıymetdir
Anın indinde kim bulmuş gönül tahtında bir sultân
6-Gönül Beyt-i Hudâ’dır gafletinden cây-ı dîv olmuş
Ki bî-zahmet girer it bulsa ger bir mescidi vîrân
7-Sana zahm ursa nâ-merd urma sen merd isen [ey] Hakkı
Hüsâmü’l-mer’i mes’ûlün ve-lâkin lâ-ale’n-nisvân
Günümüz Türkçesiyle
1-Himmetim öyle diler ki kendimden el çekip, bu hayret kervanında
birhoş ve başsız kalayım.
2-Nefis ve hevâ gözümü yumayım; odur fitne yolum. Aklın da başını
keseyim ki başım ondan döner.
3-Her sohbetten ümidi kesip, muhabbet derdine yanayım. Lezzet şarabını
dökeyim; ölüm erişsin, gönül susuzlukta kalsın.
4-Gerçi izzet misafirhanesi olan gönül, zelil ve münkesirdir. Bu nasıl dert
ve gam tatlısı, bu nasıl mahrumiyettir!
5-Cihanın izzet ve lezzetleri değersiz ve kıymetsizdir. Onun katında kim
bulmuş, gönül tahtında bir sultan?
6-Gönül Hudâ’nın makamıdır; gafletinden vahşilere yurt olmuş. Bir itin
zahmetsizce, harap mescide girmesi gibi.
7-Nâmert sana tokat vursa, sen ona vurma Hakkı! Yiğitlerin kılıcı sıyrılır,
ancak kadınlara karşı değil.

