ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · ALTINCI FASIL · İkinci Madde
İkinci Madde
Kalbe gelen düşüncelerin (havâtır) kaynağını, isimlerini, iyilik ve
kötülüklerinin işaretlerini ve ölçülerini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: kalbe gelen
düşünceler (havâtır), manevî izler ve eserlerdir ki Hak teala onları kulunun
kalbinde yaratıp ortaya koyar. O eser ve izler kulu, yapmaya ve yapmamaya
sevk eder ve bütün düşünceler kalbe Hak teala katından inip gelir. Bu geliş
ya vasıtalı ya vasıtasız olur; vasıtalı olan ya şeytan vasıtası ile olur veya
tabiat aracılığı ile olur.
Eğer havâtır kalpleri evirip çeviren Allah’tan aracısız olarak gelirse, ona
sadece hâtır derler. Bunun alâmeti, son derece sağlam ve hükmü kesin olup
manevî hallerden bulunur. Bu hâtır, bir ibadet ve mücâhedenin arkasından
gelirse, Allah’ın ikramıdır, hayır olur. Buna tevfîk, hidâyet, latîf ve inâyet
denir. Nitekim Hak teala Kelâm-ı Kadîm’inde şöyle buyurmuştur: “Ama
bizim
uğrumuzda
cihad
edenleri
elbette
kendi
yollarımıza
eriştireceğiz.” (Ankebût, 29/69) “Doğru yolu bulanlara gelince, Allah
onların hidayetlerini artırır.” (Muhammed, 47/17)
Eğer hâtır, günah ve isyan arkasından gelirse o, ihanet içindir ki bu gelen
şer olur. Buna hazelân, ıdlâl ve ukubet denir. Eğer hâtır, kalbe müvekkel
melek vasıtasıyla gelirse -ki o, [237/a] kalbin sağ kulakçığı üzerinde
yerleşmiştir- ona, mülhem, davetine ise ilham derler. Bu ilham ancak hayır
olur. Bunun alâmeti, mütereddit olmaktır; zâhirî amellerden gelip çoğu kere
ibadet ve günah yapmaksızın bulunmaktır.
Eğer hâtır, Âdemoğluna musallat olup kalbinin sol kulakçığına oturmuş
bulunan şeytan vasıtasıyla gelirse, ona şeytanın vesvesesi (vesvâs-i hannâs),
davetine ise vesvese derler. Bunun alâmeti odur ki kul, ıztıraplı ve kararsız
olur; çoğu kere bir günahtan sonra meydana gelir. Allah’ı zikretmekle
zayıflar ve azalır. Bu vesvese çoğunlukla şer olur. Zâkire galip gelirse
iyilikten men eder yahut büyük günahlara sevk eder. Bunun alâmeti, kalbin
onda korku içinde değil de neşe ve sevinç içerisinde olmasıdır. İhtiyatla
olmayıp acele ile olur. Basîretle olmaz, kör akıbetiyle olur.
Eğer hâtır, kalbe, şehvetlere meyilli olan tabiat vasıtasıyla gelirse, ona
nefis, davetine ise hevâ derler. Hevâ ancak şer olur. Bunun alâmeti, sağlam
ve kat’î olup, zikir ile zayıflayıp azalmaz. Bir hâl üzere sâbit kalır, yok
olmaz.
Hak tealadan vasıtasız olarak ve vasıta ile kalbe gelen iyi ve kötü
düşüncelerin alâmetlerinin bilinmesi için dört ölçü konulmuştur:
Birinci ölçü budur ki kalbe gelen düşünceyi Allah’ın şeriatina arz
edersin. Eğer o düşünce Allah’ın dinine uygun gelirse hayırdır. Eğer
Allah’ın dinine uygun gelmiyorsa şerdir.
İkinci ölçü budur ki kalbe gelen düşünceyi bildikleriyle amel eden bir
âlime ya da bir mürşid-i kâmile sorarsın. Eğer o düşünceye “iyi” derse,
hayırdır, “kötü” derse şerdir.
Üçüncü ölçü budur ki kalbe gelen düşünceyi sâlih kişilerin işlediği
amellere arz edersin. Eğer onu yapmakta sâlih kişilere uygunluk var ise
hayırdır. Sâlihlerin amellerine uygun değil ise şerdir.
Dördüncü ölçü budur ki kalbe gelen düşünceyi nefsine ve hevâsına arz
edersin. Eğer nefis Allah’tan korkar gibi, tabiî bir nefret ile ondan nefret
ederse o hayırdır. Eğer nefis Allah’tan ümit eder gibi, tabiî bir meyil ile ona
meylederse o şerdir. Çünkü hîleci ve düzenbaz nefis kendi tabiatıyla
başbaşa kaldığında şiddetle kötülüğü emreder.
“Allah’ım! Bizi göz açıp kapayıncaya kadar, hatta ondan da az bir zaman
içinde bile nefsimize bırakma!”
İsm-i Celâl (Allah) ateşi ile nefsi temizlenen zâkirin kalbi duru ve temiz
olup bütün vesvese ve tuzaklardan kurtularak âzâd olur. Muhabbet ve
marifet içeceğiyle dolup manevî yakınlık ve huzuru bulur. Çünkü Allah
ismi öyle bir ateştir ki onu tekrar edenlerin kalbinde vesvese ve kötü
düşüncelerden bir şey bırakmaz, hepsini yakar. Allah adı, bütün sıfatları
kendi zâtında toplayan zâtın ismidir. Allah adı, mâsivâdan temizlenen
kişinin, kendisiyle şeref ve kıymet bulduğu en büyük isimdir (ism-i a’zam).
Ârifin “bismillah” demesi, Allah’ın “ol” (kün) demesi gibidir. Bu öyle bir
kelimedir ki gamı, elemi ve kederi giderir, zehiri etkisiz kılar. Bu şekavet
dünyasında Allah kelimesi sadece bir isimdir; onu söyleyen, o vuslat
diyarında ne rütbelere erişir?
Allah kelimesi bu mihnet yurdunda yalnızca bir isimdir; o muhabbet
yurdunda söyleyenin hâli nasıl olur? Allah kelimesi bu kapıda kalanlara
O’nun ismidir; manevî yakınlık (üns) meclisine gelenlere ne güzel şekil
olur? Allah kelimesi seslenene (sadece) O’nun ismidir; yüce huzuruna gidip
de O’ndan isteyenin durumu nasıl olur?
Allah her gâlibe galiptir. Allah şaşılacak işleri (garayib) icad edendir.
Allah tealanın gücü ve saltanatı emsalsiz güzellikte (bedî‘)dir. Allah
tealanın burhanı sanatkarâne (sânî‘)dir. Allah, kulunun ne yaptığını bilir ve
ona çok yakındır. Allah onun fuâd ve kalbine gözcüdür.
Allah zorbaları kahredicidir. Allah gizli ve açık şeyleri bilendir. Allah’ı
seven, O’ndan başka her şeyi (mâsivâ) unutur. Allah yoluna giden O’nu
çabuk bulur. Allah tealaya [237/b] vâsıl olan O’nun himâyesinde kalır. Kim
ki Allah’a müştâk olursa, O’nun manevî yakınlığını bulur. Allah’tan başka
her şeyi (mâsivâ) terk edenin vakti Allah ile tertemiz olur.
Nazm
1-Ol ki matlûb-ı dil ü cândır karîb-i dildir ol
Lâkin andan bî-haberdir dil aceb gâfildir ol
2-Menzil-i cânânı dil hâricden eylerken taleb
Cân içinde buldu anı ana kim menzildir ol
3-Cân tene meyl ü ta‘allukla tenezzül eylemiş
Rûh-ı insân emr-i Hak’dır sanma âb ü gildir o
4-Gerçi her dilden o genc-i zâta var bir gizli yol
Lîk bu benlik tılısm olmuş ana müşkildir ol
5-Gark-ı deryâ-yı vücûd olsa dil eyler seyr-i bahr
Seyr-i emvâc eyler ol kim sâkin-i sâhildir ol
6-Gayr-ı yem zann itdi kendin çün hevâya uydu mevc
Her hevâdan giçe ayn-ı bahrdır kâmildir ol
7-Âlemi yoğ eyle kim şems-i vücûdun zıllıdır
Zıldan i‘râz eyleyen şemsi bulur fâzıldır ol
8-Levh-i dilden mahv kıl cümle nukûş-ı gayrı kim
Hak’dan özge her ne bilsen Hak değil bâtıldır ol
9-Hakkı Hak’dan gayri bir şey kalmasun kalbinde çün
Mâsivâdan kat‘ olur dil dostuna vâsıldır ol
Günümüz Türkçesiyle
1-Kim ki gönlü ve canı isterse; gönüle yakındır o. Lâkin gönül ondan
habersizdir, nasıl gâfildir o?
2-Sevgili’nin yurdunu, gönül hariçten isterken. Can içinde buldu onu;
çünkü ona menzildir o.
3-Can bedene meyledip ilgi duymakla tenezzül etmiş; insan ruhu Hakk’ın
emridir. Sanma ki toprak ve kildir o.
4-Gerçi her gönülden O Zât’ın hazinesine gizli bir yol var. Lâkin bu
benlik tılsım olmuş; ona pek zordur o.
5-Gönül, vücud deryasına dalsa, denizi seyreder. Sahile oturan ise
dalgaları seyreder.
6-Kendini sahilden başka bir şey zannetti de, hevâya uydu dalga. Her
hevesten geçse deryanın ta kendisidir, kâmildir o.
7-Âlemi yok bil ki varlık güneşinin gölgesidir. Gölgeden yüz çeviren,
güneşi bulur; erdemlidir o.
8-Gönül levhasından başkalarına ait bütün nakışları sil. Hak’tan başka her
ne bilirsen; hak değil, bâtıldır o.
9-Hakkı! Hak’tan başka bir şey kalmasın kalbinde. Çünkü mâsivâdan
kesilen gönül, dostuna ermiştir.

