Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Kalbe gelen düşüncelerin (havâtır) kaynağını, isimlerini, iyilik ve kötülüklerinin…

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · ALTINCI FASIL · İkinci Madde İkinci Madde Kalbe gelen düşüncelerin (havâtır) kaynağını, isimlerini, iyilik ve kötülüklerinin işaretlerini ve ölçülerini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah …

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · ALTINCI FASIL · İkinci Madde

İkinci Madde

Kalbe gelen düşüncelerin (havâtır) kaynağını, isimlerini, iyilik ve

kötülüklerinin işaretlerini ve ölçülerini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: kalbe gelen

düşünceler (havâtır), manevî izler ve eserlerdir ki Hak teala onları kulunun

kalbinde yaratıp ortaya koyar. O eser ve izler kulu, yapmaya ve yapmamaya

sevk eder ve bütün düşünceler kalbe Hak teala katından inip gelir. Bu geliş

ya vasıtalı ya vasıtasız olur; vasıtalı olan ya şeytan vasıtası ile olur veya

tabiat aracılığı ile olur.

Eğer havâtır kalpleri evirip çeviren Allah’tan aracısız olarak gelirse, ona

sadece hâtır derler. Bunun alâmeti, son derece sağlam ve hükmü kesin olup

manevî hallerden bulunur. Bu hâtır, bir ibadet ve mücâhedenin arkasından

gelirse, Allah’ın ikramıdır, hayır olur. Buna tevfîk, hidâyet, latîf ve inâyet

denir. Nitekim Hak teala Kelâm-ı Kadîm’inde şöyle buyurmuştur: “Ama

bizim

uğrumuzda

cihad

edenleri

elbette

kendi

yollarımıza

eriştireceğiz.” (Ankebût, 29/69) “Doğru yolu bulanlara gelince, Allah

onların hidayetlerini artırır.” (Muhammed, 47/17)

Eğer hâtır, günah ve isyan arkasından gelirse o, ihanet içindir ki bu gelen

şer olur. Buna hazelân, ıdlâl ve ukubet denir. Eğer hâtır, kalbe müvekkel

melek vasıtasıyla gelirse -ki o, [237/a] kalbin sağ kulakçığı üzerinde

yerleşmiştir- ona, mülhem, davetine ise ilham derler. Bu ilham ancak hayır

olur. Bunun alâmeti, mütereddit olmaktır; zâhirî amellerden gelip çoğu kere

ibadet ve günah yapmaksızın bulunmaktır.

Eğer hâtır, Âdemoğluna musallat olup kalbinin sol kulakçığına oturmuş

bulunan şeytan vasıtasıyla gelirse, ona şeytanın vesvesesi (vesvâs-i hannâs),

davetine ise vesvese derler. Bunun alâmeti odur ki kul, ıztıraplı ve kararsız

olur; çoğu kere bir günahtan sonra meydana gelir. Allah’ı zikretmekle

zayıflar ve azalır. Bu vesvese çoğunlukla şer olur. Zâkire galip gelirse

iyilikten men eder yahut büyük günahlara sevk eder. Bunun alâmeti, kalbin

onda korku içinde değil de neşe ve sevinç içerisinde olmasıdır. İhtiyatla

olmayıp acele ile olur. Basîretle olmaz, kör akıbetiyle olur.

Eğer hâtır, kalbe, şehvetlere meyilli olan tabiat vasıtasıyla gelirse, ona

nefis, davetine ise hevâ derler. Hevâ ancak şer olur. Bunun alâmeti, sağlam

ve kat’î olup, zikir ile zayıflayıp azalmaz. Bir hâl üzere sâbit kalır, yok

olmaz.

Hak tealadan vasıtasız olarak ve vasıta ile kalbe gelen iyi ve kötü

düşüncelerin alâmetlerinin bilinmesi için dört ölçü konulmuştur:

Birinci ölçü budur ki kalbe gelen düşünceyi Allah’ın şeriatina arz

edersin. Eğer o düşünce Allah’ın dinine uygun gelirse hayırdır. Eğer

Allah’ın dinine uygun gelmiyorsa şerdir.

İkinci ölçü budur ki kalbe gelen düşünceyi bildikleriyle amel eden bir

âlime ya da bir mürşid-i kâmile sorarsın. Eğer o düşünceye “iyi” derse,

hayırdır, “kötü” derse şerdir.

Üçüncü ölçü budur ki kalbe gelen düşünceyi sâlih kişilerin işlediği

amellere arz edersin. Eğer onu yapmakta sâlih kişilere uygunluk var ise

hayırdır. Sâlihlerin amellerine uygun değil ise şerdir.

Dördüncü ölçü budur ki kalbe gelen düşünceyi nefsine ve hevâsına arz

edersin. Eğer nefis Allah’tan korkar gibi, tabiî bir nefret ile ondan nefret

ederse o hayırdır. Eğer nefis Allah’tan ümit eder gibi, tabiî bir meyil ile ona

meylederse o şerdir. Çünkü hîleci ve düzenbaz nefis kendi tabiatıyla

başbaşa kaldığında şiddetle kötülüğü emreder.

“Allah’ım! Bizi göz açıp kapayıncaya kadar, hatta ondan da az bir zaman

içinde bile nefsimize bırakma!”

İsm-i Celâl (Allah) ateşi ile nefsi temizlenen zâkirin kalbi duru ve temiz

olup bütün vesvese ve tuzaklardan kurtularak âzâd olur. Muhabbet ve

marifet içeceğiyle dolup manevî yakınlık ve huzuru bulur. Çünkü Allah

ismi öyle bir ateştir ki onu tekrar edenlerin kalbinde vesvese ve kötü

düşüncelerden bir şey bırakmaz, hepsini yakar. Allah adı, bütün sıfatları

kendi zâtında toplayan zâtın ismidir. Allah adı, mâsivâdan temizlenen

kişinin, kendisiyle şeref ve kıymet bulduğu en büyük isimdir (ism-i a’zam).

Ârifin “bismillah” demesi, Allah’ın “ol” (kün) demesi gibidir. Bu öyle bir

kelimedir ki gamı, elemi ve kederi giderir, zehiri etkisiz kılar. Bu şekavet

dünyasında Allah kelimesi sadece bir isimdir; onu söyleyen, o vuslat

diyarında ne rütbelere erişir?

Allah kelimesi bu mihnet yurdunda yalnızca bir isimdir; o muhabbet

yurdunda söyleyenin hâli nasıl olur? Allah kelimesi bu kapıda kalanlara

O’nun ismidir; manevî yakınlık (üns) meclisine gelenlere ne güzel şekil

olur? Allah kelimesi seslenene (sadece) O’nun ismidir; yüce huzuruna gidip

de O’ndan isteyenin durumu nasıl olur?

Allah her gâlibe galiptir. Allah şaşılacak işleri (garayib) icad edendir.

Allah tealanın gücü ve saltanatı emsalsiz güzellikte (bedî‘)dir. Allah

tealanın burhanı sanatkarâne (sânî‘)dir. Allah, kulunun ne yaptığını bilir ve

ona çok yakındır. Allah onun fuâd ve kalbine gözcüdür.

Allah zorbaları kahredicidir. Allah gizli ve açık şeyleri bilendir. Allah’ı

seven, O’ndan başka her şeyi (mâsivâ) unutur. Allah yoluna giden O’nu

çabuk bulur. Allah tealaya [237/b] vâsıl olan O’nun himâyesinde kalır. Kim

ki Allah’a müştâk olursa, O’nun manevî yakınlığını bulur. Allah’tan başka

her şeyi (mâsivâ) terk edenin vakti Allah ile tertemiz olur.

Nazm

1-Ol ki matlûb-ı dil ü cândır karîb-i dildir ol

Lâkin andan bî-haberdir dil aceb gâfildir ol

2-Menzil-i cânânı dil hâricden eylerken taleb

Cân içinde buldu anı ana kim menzildir ol

3-Cân tene meyl ü ta‘allukla tenezzül eylemiş

Rûh-ı insân emr-i Hak’dır sanma âb ü gildir o

4-Gerçi her dilden o genc-i zâta var bir gizli yol

Lîk bu benlik tılısm olmuş ana müşkildir ol

5-Gark-ı deryâ-yı vücûd olsa dil eyler seyr-i bahr

Seyr-i emvâc eyler ol kim sâkin-i sâhildir ol

6-Gayr-ı yem zann itdi kendin çün hevâya uydu mevc

Her hevâdan giçe ayn-ı bahrdır kâmildir ol

7-Âlemi yoğ eyle kim şems-i vücûdun zıllıdır

Zıldan i‘râz eyleyen şemsi bulur fâzıldır ol

8-Levh-i dilden mahv kıl cümle nukûş-ı gayrı kim

Hak’dan özge her ne bilsen Hak değil bâtıldır ol

9-Hakkı Hak’dan gayri bir şey kalmasun kalbinde çün

Mâsivâdan kat‘ olur dil dostuna vâsıldır ol

Günümüz Türkçesiyle

1-Kim ki gönlü ve canı isterse; gönüle yakındır o. Lâkin gönül ondan

habersizdir, nasıl gâfildir o?

2-Sevgili’nin yurdunu, gönül hariçten isterken. Can içinde buldu onu;

çünkü ona menzildir o.

3-Can bedene meyledip ilgi duymakla tenezzül etmiş; insan ruhu Hakk’ın

emridir. Sanma ki toprak ve kildir o.

4-Gerçi her gönülden O Zât’ın hazinesine gizli bir yol var. Lâkin bu

benlik tılsım olmuş; ona pek zordur o.

5-Gönül, vücud deryasına dalsa, denizi seyreder. Sahile oturan ise

dalgaları seyreder.

6-Kendini sahilden başka bir şey zannetti de, hevâya uydu dalga. Her

hevesten geçse deryanın ta kendisidir, kâmildir o.

7-Âlemi yok bil ki varlık güneşinin gölgesidir. Gölgeden yüz çeviren,

güneşi bulur; erdemlidir o.

8-Gönül levhasından başkalarına ait bütün nakışları sil. Hak’tan başka her

ne bilirsen; hak değil, bâtıldır o.

9-Hakkı! Hak’tan başka bir şey kalmasın kalbinde. Çünkü mâsivâdan

kesilen gönül, dostuna ermiştir.