Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Kalbi korumanın, bedeni muhafaza etmekten daha mühim ve elzem olduğunu bildirir

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · ALTINCI FASIL · Dördüncü Madde Dördüncü Madde Kalbi korumanın, bedeni muhafaza etmekten daha mühim ve elzem olduğunu bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: İnsan …

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · ALTINCI FASIL · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

Kalbi korumanın, bedeni muhafaza etmekten daha mühim ve elzem

olduğunu bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: İnsan dünyada

iki şeye muhtaçtır. Onlardan biri, bedeni kötülüklerden koruyup selâmete

erişmekte, diğeri kalbi kötülüklerden koruyup gerekli (manevî) gıdaları

vermektir.

Çünkü her şeyin tabiatı gereğince sevdiği ve istediği, gıdası ve şifâsı ne

ise onu bulmak gerekir. Hastalık ve helaki ise tabiatı gereğince (uzak

durması gereken) şeylerden yasaklanıp ayrı kalmasıdır. Öyleyse kalbin

gıdası, Mevlâ’nın muhabbet ve marifetine ulaşmaktır. Çünkü (halden hâle

geçen şey demek olan) kalbin kendini halden hâle döndüreni (Mukallib)

bilip bulması gerekir. Ona candan meyledip sevmesi gerekir.

Kıta

Yâ enîse’l-kulûbu fi’l-halvâti

Bike-me’va’l-vuhûşi fi’l-felvâti

Hamr-ı aşkın cihânı mest itmiş

Neşvetu’l-aşki etyabu’n-neşvâti

Kıta (nın tercümesi)

Ey kalplerin yalnızlıkta yoldaşı! Çöllerde vahşilerin sığınağı bile sensin.

Aşk şarabın cihanı mest etti. Aşk neşesi, neşelerin en tatlısıymış.

Kalbin mahvolması ise O’ndan habersiz olması ve Allah’tan gayrı şeylere

(mâsivâ) meyletmesidir. Nefsin boş isteklerine uyup sıkıntılar ve üzüntüler

dünyası denizine dalmasıdır.

Kıta

1-Endîşe itme dilde koma fikri ey habîr

Zîrâ bürehnedir gönül endîşe zemherîr

2-Fikrin budur ki görmeyesin hiç elemle gam

Hâlâ ki fikirdir sana ser-çeşme-i zehîr

3-Endîşelerden içeri gel vecd ü hâli bul

Aşkın şarâbın iç ki huzûr idesin kesîr

Günümüz Türkçesiyle

1-Ey (gerçeklerden) haberdar olan, endişe etme ve gönülde efkâr

bırakma! Zira gönül çıplaktır, endişe ise pek soğuk.

2-Fikrin odur ki görmeyesin hiç elemle kederi. Oysa sana akan zehir

çeşmesinin başı, hâlâ o fikirdir

3-Endişelerinden beri gel ve vecd hâlini bul! Aşkın şarabını iç ki çok

huzur bulasın

Hakk’ın zikri ve fikri ile gönülden cehalet ve gaflet yok olup Allah’tan

başka ne varsa hepsi kaybolur ve bu halde gönül bütün hastalıklardan ve

dertlerden şifâ bulup kurtulur. Murâkabe ile manevî yakınlığa (üns) erişir.

Allah’ın marifeti ve muhabbeti ile sonsuz hayatı bulur.

Beden, kalbin kalıbı ve zarfı olduğu için onu da korumak gerekir. Fakat

bedeni koruma hususunda (fazla) dikkat ve özen gerekmez. Çünkü asıl olan

ve kendisine hizmet edilmesi gereken, gönüldür. Beden ise ikinci derecede

önemlidir ve esasen kendisi hizmetçidir. Gönül ehli kalbe önem vermeye

özen göstermelidir. Çünkü o şerefli evin bakım ve onarımı gereklidir.

Kıta

1-Hâne-i kalbin imâret kıl ki vîrân hoş değil

Mâsivâ hâşâ ki dolsa kasr-ı Sultân hoş değil

2-Derd-i aşkı dilde hıfz it virme râh ağyâra kim

Künc-i vîrân içre gayri genc-i pinhân hoş değil

Günümüz Türkçesiyle

1-Gönül hânesini mamur kıl, virânelik hoş değil. Hâşâ mâsivâ dolsa,

Sultân’ın sarayı bile hoş değil.

2-Aşk derdini gönülde muhafaza et, ağyâra yol verme. O harâbe içinde,

artık hazine saklamak hoş değil.

Şüphesiz sırf vücuduna önem veren nefis ehli, ömürlerini boşa

harcamışlardır. Gönüle önem veren gönül ehli ise kalp kâbesine doğru

gitmişlerdir.

Nitekim hacıların bineği deve olduğu gibi, kalbin bineği de bedendir.

Hacının develerine yem ve su verip tımarlarını yaparak hızlı sürmeyip

onlara iyi bakması gerekir. Bu sayede o develer üzerinde zevk ve huzur

alarak gideceği yere varır. Aynı şekilde irfân yolunun yolcusu da yeme-

içmede ve uykuda orta bir yol üzere temizlik ve rahata ermek suretiyle

bedeninin hakkını verip onu gözetmelidir. Böylece vücudunun sıhhatiyle

kalbi zevk ve huzur alıp kavuşmak istediği yere gitmiş olsun.

Nitekim hac yolcusu, gece gündüz sadece devesinin hizmetiyle [239/a]

meşgul olursa, Kâbe’ye ulaşamaz ve hacı olamaz. Aksine yolda zarar ve

ziyana uğrar. Ebediyyen hasret ve pişmanlık içinde kalır. Bunun gibi irfân

yolunun yolcusu da ömrünü sadece bedenini korumada ve nefsinin haklarını

gözetmede harcarsa; yeme-içmede, uyumada, giyinmede, evlenmede ve ev

edinmede nefsin ihtiyacından ziyade hazlarına yönelirse, hakkın marifetine

vâsıl olamaz. Hasret çölünde pişman olup şaşkınlık ve pişmanlık içerisinde

kalıp özlediği Kâbe’yi ziyaret edemez.

Bedenin dünyada üç şeye ihtiyacı vardır: Yiyecek, giyecek ve içinde

yaşayacağı bir ev. Bedenin bu üç hakkını ve bunların gereklerini yeteri

derecede ve dengeli bir şekilde vermek gerekir ki, beden korunmuş olsun.

Açlık ve toklukta, soğuk ve sıcakta ve diğer durumlarda aşırıya gitmeyerek,

sağlık ve sıhhatte kalsın. Kalp, onunla manevî olgunluk elde edebilsin.

Onun için irfân yolunun yolcusu, çok ve çeşitli yiyecekler tatmaktan

çekinip rengârenk elbiseler ile süslenmekten uzak durur. Her zaman kalbini

kötü huylardan temizlemeye gayret edip güzel huylar ile süslemeye özen

gösterir. Bolluk içerisinde yaşamayı terk edip ölmeyecek kadarına kanaat

eder. Kalplerin gıdası olan marifet ve muhabbet ile gıdalanıp ruhu hayat

bulur.

Bedenin gıdası gereğinden fazla olursa zarardır. Fakat kalbin gıdası ne

kadar fazla olursa, o kadar faydalı ve güzeldir. Çünkü Hak teala bütün

dünyayı insan için, insanı da kendi marifet ve muhabbeti için yaratmıştır. Şu

halde, nefsini bilmek suretiyle kendi Rabb’ini bilen ve O’nun muhabbeti

yolunda vücudunu feda edip giden, şüphesiz ki ömrünü yaratılış gayesine

uygun bi şekilde geçirmiş ve Allah katında bitip tükenmeyen bir devlete

ermiştir. Allah’ın has kullarının önderlerinden olup sıddıkiyet makamına

gitmiştir.

Fakat kendi nefsini bilmediği için gerçek sevgili olan Allah’tan habersiz

olan gâfil, O’nun muhabbetinden mahrum olur. Gelip geçici suretlere

yönelip can u gönülden meylederek onların muhabbetleriyle dolar. Değerli

ömrünün vakitlerini boşa harcayıp Hakk’ın ve halkın gazabına uğrar.

Cehaletin karanlığında şaşkınlık ve hayret içinde kalır.

Kıta

1-Yâr istemez ki âşıkı ağyâra yâr ola

Her lahza bir tereddüd ile bî-karâr ola

2-İster ki levh-i sâde ola nakş-ı gayrden

Peyveste kendi hüsnüne âyînedâr ola

Günümüz Türkçesiyle

1-Yâr istemez ki âşığı başkasına yâr olsun. Her an bir tereddütte kalıp,

kararsız olsun.

2-İster ki sînesi başkasına ait nakışlardan arınmış olsun. Hep kendi

güzelliğine ayna olsun.

Bütün insan cinsinin ahlâk ve sıfatlarının eksikliği kemâl yönünde iken ve

insanın kendisi bile sıfatları gibi bir yok oluş ve kayboluş yeri iken, yine de

insanlar birbirlerine bunca türlü meyil ve muhabbet, izzet ve rağbet ederler.

İnsaf edelim ki Hak tealanın her sıfatı kemâlde, her ismi celâlde, her fiili

hikmet üzere iken; herkese merhametiyle muamele ederken, O’na can u

gönülden meyil ve muhabbet etmeyen, acaba ne şekil hayvan suretinde bir

insan olabilir? Nasıl insan suretinde bir taş olabilir ki O’nun aşkı yolunda

can ve baş ile gitmez? Meğer ki, “ O (Allah) onları sever, onlar da O’nu

sever” (Mâide, 5/54) müjdesini duymamış olsun.

Mesnevî

1-Ey ki sabret nîst ez-dünyâ-yı dûn

Sabr çun dârî zi-ni‘me’l-mâhidûn

2-Ey ki sabret nîst ez-nâz u na‘îm

Sabr çun dârî ez- Allâhi’l-kerîm

3-Ey ki sabret nîst ez-ferzend u zen

Sabr çun dârî zi Hayy-i zü’l-minen

4-Ey ki sabret nîst ez-pâk u pelîd

Sabr çun dârî ez ân k’în âferîd

5-Ey birâder to hemân endişe’î

Mâ-bekâyet ustuhân u rîşe’î [239/b]

6-Ger gulest endîşe-i to gulşenî

Ver boved hârî to hîme-i gülhenî

7-Her çi cuz aşk-ı Hudâ-yı ahsen est

Ger şeker hârîst ân cân kenden est

Nazm (ın tercümesi)

1-Ey, alçak dünyayı bırakmayıp ondan vazgeçemeyen? Sen (En iyi

döşeyici) Allah’tan nasıl vazgeçebilirsin?

2-Naz ve nimetlerden vazgeçmeyen insan! Sen nasıl olur da Kerîm olan

Allah’tan vazgeçebilirsin?

3-Ey kadın ve çoluk çocuktan vazgeçemeyen kişi! Nimet ihsan eden Hayy

olan Allah’tan nasıl vazgeçebilirsin?

4-Temiz ve kirli olan her şeyden vazgeçemeyen kişi! Bütün bunları

yaratan Allah’tan nasıl vazgeçebilirsin?

5-Ey kardeşim, sen sadece endîşe ve düşüncesin. Bundan başkası kemik

ve sinirden ibarettir.

6-Düşüncen gül ise, gül bahçesisin. Şayet dikense düşüncen, külhanın

odunusun.

7-Güzel olan Allah’ın aşkından gayrı ne varsa, şeker gibi tatlı da olsa

ömür törpüsüdür.