ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · ALTINCI FASIL · Dördüncü Madde
Dördüncü Madde
Kalbi korumanın, bedeni muhafaza etmekten daha mühim ve elzem
olduğunu bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: İnsan dünyada
iki şeye muhtaçtır. Onlardan biri, bedeni kötülüklerden koruyup selâmete
erişmekte, diğeri kalbi kötülüklerden koruyup gerekli (manevî) gıdaları
vermektir.
Çünkü her şeyin tabiatı gereğince sevdiği ve istediği, gıdası ve şifâsı ne
ise onu bulmak gerekir. Hastalık ve helaki ise tabiatı gereğince (uzak
durması gereken) şeylerden yasaklanıp ayrı kalmasıdır. Öyleyse kalbin
gıdası, Mevlâ’nın muhabbet ve marifetine ulaşmaktır. Çünkü (halden hâle
geçen şey demek olan) kalbin kendini halden hâle döndüreni (Mukallib)
bilip bulması gerekir. Ona candan meyledip sevmesi gerekir.
Kıta
Yâ enîse’l-kulûbu fi’l-halvâti
Bike-me’va’l-vuhûşi fi’l-felvâti
Hamr-ı aşkın cihânı mest itmiş
Neşvetu’l-aşki etyabu’n-neşvâti
Kıta (nın tercümesi)
Ey kalplerin yalnızlıkta yoldaşı! Çöllerde vahşilerin sığınağı bile sensin.
Aşk şarabın cihanı mest etti. Aşk neşesi, neşelerin en tatlısıymış.
Kalbin mahvolması ise O’ndan habersiz olması ve Allah’tan gayrı şeylere
(mâsivâ) meyletmesidir. Nefsin boş isteklerine uyup sıkıntılar ve üzüntüler
dünyası denizine dalmasıdır.
Kıta
1-Endîşe itme dilde koma fikri ey habîr
Zîrâ bürehnedir gönül endîşe zemherîr
2-Fikrin budur ki görmeyesin hiç elemle gam
Hâlâ ki fikirdir sana ser-çeşme-i zehîr
3-Endîşelerden içeri gel vecd ü hâli bul
Aşkın şarâbın iç ki huzûr idesin kesîr
Günümüz Türkçesiyle
1-Ey (gerçeklerden) haberdar olan, endişe etme ve gönülde efkâr
bırakma! Zira gönül çıplaktır, endişe ise pek soğuk.
2-Fikrin odur ki görmeyesin hiç elemle kederi. Oysa sana akan zehir
çeşmesinin başı, hâlâ o fikirdir
3-Endişelerinden beri gel ve vecd hâlini bul! Aşkın şarabını iç ki çok
huzur bulasın
Hakk’ın zikri ve fikri ile gönülden cehalet ve gaflet yok olup Allah’tan
başka ne varsa hepsi kaybolur ve bu halde gönül bütün hastalıklardan ve
dertlerden şifâ bulup kurtulur. Murâkabe ile manevî yakınlığa (üns) erişir.
Allah’ın marifeti ve muhabbeti ile sonsuz hayatı bulur.
Beden, kalbin kalıbı ve zarfı olduğu için onu da korumak gerekir. Fakat
bedeni koruma hususunda (fazla) dikkat ve özen gerekmez. Çünkü asıl olan
ve kendisine hizmet edilmesi gereken, gönüldür. Beden ise ikinci derecede
önemlidir ve esasen kendisi hizmetçidir. Gönül ehli kalbe önem vermeye
özen göstermelidir. Çünkü o şerefli evin bakım ve onarımı gereklidir.
Kıta
1-Hâne-i kalbin imâret kıl ki vîrân hoş değil
Mâsivâ hâşâ ki dolsa kasr-ı Sultân hoş değil
2-Derd-i aşkı dilde hıfz it virme râh ağyâra kim
Künc-i vîrân içre gayri genc-i pinhân hoş değil
Günümüz Türkçesiyle
1-Gönül hânesini mamur kıl, virânelik hoş değil. Hâşâ mâsivâ dolsa,
Sultân’ın sarayı bile hoş değil.
2-Aşk derdini gönülde muhafaza et, ağyâra yol verme. O harâbe içinde,
artık hazine saklamak hoş değil.
Şüphesiz sırf vücuduna önem veren nefis ehli, ömürlerini boşa
harcamışlardır. Gönüle önem veren gönül ehli ise kalp kâbesine doğru
gitmişlerdir.
Nitekim hacıların bineği deve olduğu gibi, kalbin bineği de bedendir.
Hacının develerine yem ve su verip tımarlarını yaparak hızlı sürmeyip
onlara iyi bakması gerekir. Bu sayede o develer üzerinde zevk ve huzur
alarak gideceği yere varır. Aynı şekilde irfân yolunun yolcusu da yeme-
içmede ve uykuda orta bir yol üzere temizlik ve rahata ermek suretiyle
bedeninin hakkını verip onu gözetmelidir. Böylece vücudunun sıhhatiyle
kalbi zevk ve huzur alıp kavuşmak istediği yere gitmiş olsun.
Nitekim hac yolcusu, gece gündüz sadece devesinin hizmetiyle [239/a]
meşgul olursa, Kâbe’ye ulaşamaz ve hacı olamaz. Aksine yolda zarar ve
ziyana uğrar. Ebediyyen hasret ve pişmanlık içinde kalır. Bunun gibi irfân
yolunun yolcusu da ömrünü sadece bedenini korumada ve nefsinin haklarını
gözetmede harcarsa; yeme-içmede, uyumada, giyinmede, evlenmede ve ev
edinmede nefsin ihtiyacından ziyade hazlarına yönelirse, hakkın marifetine
vâsıl olamaz. Hasret çölünde pişman olup şaşkınlık ve pişmanlık içerisinde
kalıp özlediği Kâbe’yi ziyaret edemez.
Bedenin dünyada üç şeye ihtiyacı vardır: Yiyecek, giyecek ve içinde
yaşayacağı bir ev. Bedenin bu üç hakkını ve bunların gereklerini yeteri
derecede ve dengeli bir şekilde vermek gerekir ki, beden korunmuş olsun.
Açlık ve toklukta, soğuk ve sıcakta ve diğer durumlarda aşırıya gitmeyerek,
sağlık ve sıhhatte kalsın. Kalp, onunla manevî olgunluk elde edebilsin.
Onun için irfân yolunun yolcusu, çok ve çeşitli yiyecekler tatmaktan
çekinip rengârenk elbiseler ile süslenmekten uzak durur. Her zaman kalbini
kötü huylardan temizlemeye gayret edip güzel huylar ile süslemeye özen
gösterir. Bolluk içerisinde yaşamayı terk edip ölmeyecek kadarına kanaat
eder. Kalplerin gıdası olan marifet ve muhabbet ile gıdalanıp ruhu hayat
bulur.
Bedenin gıdası gereğinden fazla olursa zarardır. Fakat kalbin gıdası ne
kadar fazla olursa, o kadar faydalı ve güzeldir. Çünkü Hak teala bütün
dünyayı insan için, insanı da kendi marifet ve muhabbeti için yaratmıştır. Şu
halde, nefsini bilmek suretiyle kendi Rabb’ini bilen ve O’nun muhabbeti
yolunda vücudunu feda edip giden, şüphesiz ki ömrünü yaratılış gayesine
uygun bi şekilde geçirmiş ve Allah katında bitip tükenmeyen bir devlete
ermiştir. Allah’ın has kullarının önderlerinden olup sıddıkiyet makamına
gitmiştir.
Fakat kendi nefsini bilmediği için gerçek sevgili olan Allah’tan habersiz
olan gâfil, O’nun muhabbetinden mahrum olur. Gelip geçici suretlere
yönelip can u gönülden meylederek onların muhabbetleriyle dolar. Değerli
ömrünün vakitlerini boşa harcayıp Hakk’ın ve halkın gazabına uğrar.
Cehaletin karanlığında şaşkınlık ve hayret içinde kalır.
Kıta
1-Yâr istemez ki âşıkı ağyâra yâr ola
Her lahza bir tereddüd ile bî-karâr ola
2-İster ki levh-i sâde ola nakş-ı gayrden
Peyveste kendi hüsnüne âyînedâr ola
Günümüz Türkçesiyle
1-Yâr istemez ki âşığı başkasına yâr olsun. Her an bir tereddütte kalıp,
kararsız olsun.
2-İster ki sînesi başkasına ait nakışlardan arınmış olsun. Hep kendi
güzelliğine ayna olsun.
Bütün insan cinsinin ahlâk ve sıfatlarının eksikliği kemâl yönünde iken ve
insanın kendisi bile sıfatları gibi bir yok oluş ve kayboluş yeri iken, yine de
insanlar birbirlerine bunca türlü meyil ve muhabbet, izzet ve rağbet ederler.
İnsaf edelim ki Hak tealanın her sıfatı kemâlde, her ismi celâlde, her fiili
hikmet üzere iken; herkese merhametiyle muamele ederken, O’na can u
gönülden meyil ve muhabbet etmeyen, acaba ne şekil hayvan suretinde bir
insan olabilir? Nasıl insan suretinde bir taş olabilir ki O’nun aşkı yolunda
can ve baş ile gitmez? Meğer ki, “ O (Allah) onları sever, onlar da O’nu
sever” (Mâide, 5/54) müjdesini duymamış olsun.
Mesnevî
1-Ey ki sabret nîst ez-dünyâ-yı dûn
Sabr çun dârî zi-ni‘me’l-mâhidûn
2-Ey ki sabret nîst ez-nâz u na‘îm
Sabr çun dârî ez- Allâhi’l-kerîm
3-Ey ki sabret nîst ez-ferzend u zen
Sabr çun dârî zi Hayy-i zü’l-minen
4-Ey ki sabret nîst ez-pâk u pelîd
Sabr çun dârî ez ân k’în âferîd
5-Ey birâder to hemân endişe’î
Mâ-bekâyet ustuhân u rîşe’î [239/b]
6-Ger gulest endîşe-i to gulşenî
Ver boved hârî to hîme-i gülhenî
7-Her çi cuz aşk-ı Hudâ-yı ahsen est
Ger şeker hârîst ân cân kenden est
Nazm (ın tercümesi)
1-Ey, alçak dünyayı bırakmayıp ondan vazgeçemeyen? Sen (En iyi
döşeyici) Allah’tan nasıl vazgeçebilirsin?
2-Naz ve nimetlerden vazgeçmeyen insan! Sen nasıl olur da Kerîm olan
Allah’tan vazgeçebilirsin?
3-Ey kadın ve çoluk çocuktan vazgeçemeyen kişi! Nimet ihsan eden Hayy
olan Allah’tan nasıl vazgeçebilirsin?
4-Temiz ve kirli olan her şeyden vazgeçemeyen kişi! Bütün bunları
yaratan Allah’tan nasıl vazgeçebilirsin?
5-Ey kardeşim, sen sadece endîşe ve düşüncesin. Bundan başkası kemik
ve sinirden ibarettir.
6-Düşüncen gül ise, gül bahçesisin. Şayet dikense düşüncen, külhanın
odunusun.
7-Güzel olan Allah’ın aşkından gayrı ne varsa, şeker gibi tatlı da olsa
ömür törpüsüdür.

