Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Kalbin âfetlerinin asıllarını, ilaçlarının çeşitlerini, isimlerini ve sıfatlarını özetle…

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · ALTINCI FASIL · Beşinci Madde Beşinci Madde Kalbin âfetlerinin asıllarını, ilaçlarının çeşitlerini, isimlerini ve sıfatlarını özetle bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle …

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · ALTINCI FASIL · Beşinci Madde

Beşinci Madde

Kalbin âfetlerinin asıllarını, ilaçlarının çeşitlerini, isimlerini ve sıfatlarını

özetle bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: İrfan yolunun

yolcusu için en başta lâzım olan şey, Hakk’ın nazargâhı olan kalbini kötü

şeylerden temizleyip güzel şeyler ile süslemeye son derece dikkat edip özen

göstermesidir. Kötü şeyleri oradan atıp güzel şeylerle kalbi süslemenin en

kolay yolu, öncelikle kötü huyların dört esasından kalbin temizlenmesidir.

O dört şey; hiç bitmek bilmeyen istekler (tûl-i emel), acelecilik, kıskançlık

(hased) ve kibirdir. Çünkü bu dört esas, nefislere ve kalplere üzüntü verir.

Kalp huzurunu bozar. Bunlar bütün âfetlerin ve hastalıkların anasıdır. İkinci

olarak, bu kötülüklerin zıddı olan dört güzel huyla kalbini süslemelisin.

Dört güzel huy; istek ve arzuları azaltmak (kasr-ı emel), işlerinde tedbirli

olup akıllı davranmak ve acele etmemek (te’ennî), insanlara dürüst ve

samimi davranıp nasihat etmek (nush) ve herkese karşı alçakgönüllü

olmaktır (tevâzu). Çünkü bunlar kalbe kerâmet elbiseleridir. Maksûda

erişmede, değerine paha biçilmez sebepler ve vesilelerdir.

Nefsin hiç bitip tükenmeyen istekleri (tûl-i emel); gurur ve tembelliğin

kaynağıdır. Güzel işleri terk ettirir. Ölüm ve eceli unutturur. Çünkü Hak

teala buyurmuştur ki: “ Ey Âdemoğlu! Ecelin, isteklerine gülmektedir. Benim

hükmüm ve kazâm, sakınmana gülmektedir. Takdirim de tedbirine

gülmektedir.”

Hâbîb-i Ekrem (s.a.v.) buyurmuştur ki: “ İsteklerinizi kısa (az) tutunuz,

ecelinizi hazır biliniz.” Ve buyurmuştur ki: “ Dünya üç gündür. Biri geçmiş,

yani dünkü gündür ki ondan elinde bir şey kalmamıştır. Biri gelecek, yani

yarınki gündür ki ona kavuşup kavuşmayacağın belli değildir. Diğeri ise

bugündür ki henüz içindesin. O henüz tükenmemiştir. O halde ömrün ancak

(içinde) bulunduğun gündür. Onun kıymetini bil. Onun kıymeti tarif

edilemeyecek kadar çoktur. ”

Denilmiştir ki: Dün gitti gelmez. Yarına güvenilmez. O halde bugünü

ganimet bil, bu da gider kalmaz. Yine denilmiştir ki: Dünya üç saattir. Biri

geçmiştir, hayaldir. Biri gelecektir. Ne hâl olacağı bilinmez. O halde an bu

andır, saat bu saattir.

Beyt

Te’emmel ile’d-dunyâ tavîlen, ve lâ-tedrî

İzâ cenne leyluke, hel te‘îşu ile’l-fecri

Beyt (in tercümesi)

Uzun uzun dünyayı düşün; anlayamazsın. Gecen karardığında sabaha

erecek misin?

Gece ve gündüzün birbiri ardınca geçip gitmesiyle âhiret kazanılmaz.

Sabaha yaparım düşüncesine sahip olan kurtuluşa eremez. Ömrünün

senelerinin miktarı, ancak nefeslerin bittiği müddet kadardır.

Çünkü nefesler, insan ömrünün kısımları ve bölümleridir. Sen ancak

günlerin sayısı kadarsın. Ömründen giden her gün, senin bir kısmını da alıp

gider. Dünyaya ana karnından misafir gelmiş ve mezara gitmektesin.

Nefeslerin yolun adımları, beldeler ve köyler sene ve ay olmuş, konup

göçerek vatanına gitmektesin.

Denilmiştir ki dünya üç nefestir. Ancak bir tanesine sahipsin. Eğer irfân

yolunun yolcusu isen isteklerini uzatma, her nefeste Hak ile ol. Şu halde,

her zaman Hakk’ı düşünüp zikretmek, mâsivâyı unutup kendimizi

denetlemek (murakabe), gönlümüzün derinliklerinde Hakk’a yakınlık

kurmak hepimize gerekli bir iştir.

Çünkü bir ve her zaman diri olup kullarını çok seven Allah teala, o latif

ve has varlığı ile bütün kalpleri gözetleyip denetlemektedir. Bu sebeple

Allah düşüncesi kalbe gıda, ruha hayat ve cisme şifâdır.

Mesnevî

1-Zikr u fikret dâ’imâ Allâh bâd

Ârzûyet hazret-i ân şâh bâd

2-Bâş hâlî hîn zi-efkâr-ı cihân

Tâ ki fikr-i to Hodâ mâned hemân [240/a]

3-Fikrhâ-yı nâ-sezâ-yı nefs-i bed

Rûy-ı cân-râ hemçû kejdom mî-heled

4-Fikrhâ-yı fâsid-i dârü’l-gurûr

Mî-koned cân-râ zi-bezm-i dûst dûr

5-Ger tehî geştî zi-efkâr-ı cihân

Pur şodî ey dil zi-esrâr-ı nihân

Nazm (ın tercümesi)

1-Zikrin, fikrin hep Allah olsun. Arzun daima o Şah’ın huzuru olsun

2-Bu cihan düşüncesinden kurtul; yalnızca Allah fikri kalsın içinde.

3-Kötü nefsin yersiz düşünceleri akrep gibi canı sokar.

4-Bu dünyanın fâsid fikirleri, ruhu dost meclisinden uzak tutarlar.

5-Eğer dünya efkârından kurtulursan, gizli sırlarla dolarsın ey gönül!

Acelecilik, kalbe ıztırap veren büyük bir belâ ve ağır bir yüktür ki

şeytanın sıfatıdır. Sonu pişmanlık ve yardımsız kalmaktır. Nitekim haberde

denilmiştir ki: “ Her işte düşünüp (temkin ve teennî ile) karar vermek

Rahmân’dandır. Acele etmek ise şeytandandır. ” Ve denilmiştir ki: iki sıfatla

gönüller ıztıraplı ve mahzundur. Birincisi bir şeyi haddinden fazla ve ısrarla

istemek, ikincisi vakti belirli olan bir şeyi vaktinden evvel istemektir.

Acelecilik, rezil ve aşağılık bir huydur. Gaflet ve şehvete yakınıdır. Yüce

Hakk’ın huzuruna ve manevî yakınlığına engeldir.

Haset (kıskançlık), kötü ahlâkların en çirkini ve en kötüsüdür. Kalp

hastalıklarının en acısı ve en zararlısıdır. Nitekim Hak teala Kur’ân-ı

Kerîm’de; “Allah’ın sizi, birbirinizden üstün kıldığı şeyleri (başkasında

olup da sizde olmayanı) hasretle arzu etmeyin.” (Nisâ, 4/32) buyurmuştur.

Hak teala kullarına lütfuyla şeytanın kötülüklerinden sakınmayı emrettiği

gibi hasetçilerin kötülüklerinden de sakınmayı emredip “Kıskandığı vakit

kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım” (Felak, 113/5)

buyurmuştur.

Habîb-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur; “ Ateşin odunu yediği gibi,

haset de iyiliklerin sevabını yiyip mahveder.” Şu halde haset öyle şiddetli

bir azaptır ki iyiliğin ve cömertliğin düşmanı olup insana acı verir.

“Hasetçiler mutlu olmaz” sözü gereğince hasetçinin kalbi, kin ve

düşmanlıkla sıkıca bağlandığı için hayatın ve muhabbetin kaynağı olan

Allah’ın manevî huzuru ile yakınlığından ve muhabbetinden kovulmuştur.

Kibir (kendini büyük görme), bütün ayıpların anası ve günahların en

büyüğüdür ki, kötü ahlâkın kaynağı ve madenidir. Kalp âfetlerinin en ağırı

ve en büyüğüdür. Kibirden kurtulan gönül, her hastalıktan uzak ve her

kederden ayrı olur. Onun için mübarek evliyâlar, kibri giderme hususuna

tam mânâsıyla himmet ederlerdi. Tevazu ve fakr yolunu seçerlerdi. Çünkü

Hak teala; “Allah büyüklük taslayan hiçbir zorbayı sevmez.” [362]

Kudsî hadiste ise şöyle buyrulmuştur: “ Büyüklük benim ridâmdır. Yücelik

ise izârımdır. Kim bunlardan birisinde benimle mücâdeleye girerse, onu

ateşime atarım.” Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) buyurmuştur ki: “ Hak

teala bütün kötülükleri bir eve koyup kapısını da kibir eylemiştir.”

Bir kâmil zât şöyle demiştir: “İnsan bütün varlıklar içerisinde kendinden

daha kötü birileri olduğunu zannettiği sürece o kibirli ve zorbadır. Kendisi

için bir makãm ve hâl görmezse, o zaman mütevâzi kullar zümresine dâhil

olur. Çünkü ahrârın [363] en başta gelen zenginliği, kendini hor ve hakîr

görmektir.”

Nitekim İbrahim bin Edhem (rh. a.) şöyle demiştir:

“Hayatım boyunca şu üç yerde çok fazla mutlu olmuşumdur. Birisi şudur:

Bir tarihte bir gemiye binmiştim. O gemide şakacı bir Müslüman vardı. O

adam gemidekilere şöyle dedi. Ben bir zaman Türkistan’da vahşi eşeklerin

yularını böyle çekerdim. Bu esnada benim saçımı tutup başımı sallayarak

beni alaya almıştı. İşte bundan bana büyük bir sevinç gelmişti.

Çünkü o maskara, o gemide herkesten hakîr beni bulmuştu. İkinci

sevincim şudur: Bir mescid içinde hastalanmıştım ve bir yere

gidememiştim. Oranın müezzini içeri geldi ve benden dışarı çıkmamı istedi.

Güçsüzlüğümden dediğini yapamadım. Müezzin derhal beni ayağımdan

tutup sürükleyerek mescidin dışına çıkardı. [240/b] İşte ondan öyle haz

aldım ki sevincimden işim bitti. Üçüncü sevincim şudur: Bir gün bir duvar

dibinde oturuyordum. Bir adam gelip bana: “Ey şeyh! İşte sana gül suyu!”

diyerek üzerime bevl etti. Bundan bana o kadar sevinç geldi ki hiç öyle

sevinmemiştim.”

Kısacası bir kimse, kendi nefsinin en büyük düşmanı olduğunu tecrübe ile

yakinen bilse, ona hakaret ve aşağılama olduğunda sevinçli olacağını uzak

görmez. O kimse ki, nefsini anlamayıp onu büyük dostu kabul ederse, bir

kötülük ulaştığında onun saadet ve sevinç duyması imkânsızdır.

Bir kâmil şöyle demiştir: Eğer bütün insanlar beni kendi gördüğümden

daha rezil etmek isteseler yapamazlar. Çünkü ben kendi nazarımda en

aşağılardayım.

Muhakkak ki ashâb-ı kirâm, tâbiîn ve selef-i sâlihînin ahlâkı ve âdeti,

bâtınî temizliğe ehemmiyet vermekti. Bedenin dış görünüşüne o kadar

önem vermezlerdi. Onun için onlar ancak gönüllerinin temizlenip

süslenmesinde tam bir fikir ve özen sahibi olarak ahlâklarını

güzelleştirmişlerdi. Gönül temizliği ile manevî huzura erişmişlerdi. Dış

temizliğe çok fazla önem vermeyerek manevî temizliğe gitmişlerdi.

Çünkü ashâb-ı kirâm ellerini yıkamak için sabun ve üşnân [364]

bilmezlerdi. Ellerini mendil ile silmezlerdi. Onların mendilleri her zaman

koltuk altları idi. Et yedikleri zaman parmaklarını kum ve toprak ile

oğarlardı. Tahâretlerini taş ile yaparlar, çamurlu yollarda yalın ayak

yürürlerdi. Hıristiyan sürahisinden abdest alırlar, mescidlerde çıplak zemin

üzerinde çarık ile namaz kılarlardı.

Selef-i sâlihîn arpa ve buğday ekmeği yerlerdi. Hâlbuki harman döğen

hayvanlar o hubûbât üzerine bevl etmiş olabilirlerdi. Devenin ve atın

terinden çekinmezlerdi. Hâlbuki develer ve atlar pislik içinde çok yatarlardı.

Ashâb-ı kirâm ve selef-i sâlihîn (r. anhüm)’den hiçbirisi necaset konusunun

inceliklerini sormamışlardı. Fakat şimdi sıra öyle bir zümreye geldi ki,

onlar insana zor gelecek gevşekliğe (ruûnet) temizlik adını verip onu, dinin

esası bilmişlerdir. İmandan olan pejmürdeliği pislik sanmışlardır.

Onlar dış görünüşlerinin süsüyle bir berber gibi uğraşırlar. İç dünyalarının

kibir, hevâ, ucub, riyâ ve dünya sevgisi gibi pisliklerle dolmasına

şaşırmazlar, onlardan nefret etmezler. Ancak bir kimse yağlı elini koltuk

altına silse ya da taşlar ile tahâret yapsa veya kuru yerde yalın ayak yürüse

ya da dinî yasaklara dikkat etmeyen birisinin kabından abdest alsa ya da

hasır serili bir mescidde seccâdesiz namaz kılsa, ondan yüz çevirirler. Onun

başına neler gelir, neler? Onunla birlikte olmaktan utanırlar. Onunla yemek

yemekten nefret ederler.

Çünkü zamanımızda iş, tam tersi olmuştur. Öyleyse insanlardan uzak

kalmak (uzlet) vacip mertebesine ulaşmıştır. Tam bir fikir (birliği) ile

kalbini kötülüklerden temizleyip güzelliklerle süsleyen, her muradına

kavuşmuştur.

Kalpten atılıp çıkartılacak kötü huylar

1-Kendini büyük görme (kibir)

2-Kıskançlık (haset)

3-İşlediği sevaplara güvenme (ucb)

4-Gösteriş (riyâ)

5-Cimrilik (buhl)

6-Lüzumsuz ve aşırı harcama (israf)

7-Bilgisizlik (cehl)

8-Allah’ın nimetlerini inkâr etme (küfrân-ı ni’met)

9-Allah’ın hükmüne râzı olmama (sahat-i kazâ)

10-Sabırsızlık (cez‘)

11-Sonunu kesin olarak iyi görmek (emn)

12-Allah’tan tamamen ümit kesmek (ye’s)

13-Zalimleri sevmek (hubbu’z-zaleme) [241/a]

14-İyi işler yapanlara kin besleme (buğzu’s-sâlihîn)

15-Kalbi sadece sebeplere bağlama (ta‘lîku’l-kalbi bi’l-esbâb)

16-Makam, mevki sevgisi (hubb-ı câh)

17-Ayıplanma korkusu (havf-i zemm)

18-Övülme isteği ve sevgisi (hubb-ı medh)

19-Nefsin kötü isteklerine uyma (ittibâ’u’l-hevâ)

20-Körü körüne birilerine benzemeye çalışma (taklîd)

21-Sonu gelmeyen istek ve arzular (tûl-i emel)

22-Açgözlülük (tama‘)

23-Alçaklık ve rezilliğe katlanma (tezellül)

24-İntikam peşinde olma (hıkd)

25-Kuru gürültü, şamata (şemâtet)

26-Düşmanlık (adâvet)

27-Korkaklık (cübn)

28-Aşırı öfke ile hiçbir şeyden korkmama (tehevvür)

29-Merhametsizlik ve alış verişte aldatma (gadr)

30-Hâinlik (hıyânet)

31-Verdiği sözden cayma (hulf-ı va‘d)

32-Başkaları hakkında kötü zanda bulunma (sû-i zan)

33-Uğursuzluğa inanma (tıyere)

34-Arsızlık, utanmazlık (vikãhat)

35-Dünya işlerine üzülme (hüzn fî emri’d-dünya)

36-Dünya işlerinde korkma (havf-i fîh)

37-İşlerinde dürüst olmayıp karışık işler yapma (gışş)

38-Karışıklık ve dedikodu çıkartma (fitne)

39-Dalkavukluk (müdâhene)

40-Sırf insanlarla yakınlık kurma (üns be-mahlûk)

41-Onursuz ve vakarsız olma (hiffet)

42-İnatçılık

43-Yapılması gereken işlere lüzumsuz yere karşı çıkmak (temerrüd)

44-Hayrı az olmak (salef)

45-Dinî işlerinde samimi olmamak (nifak)

46-Aldatıcı sözlerle kurnazlık yapmak (cerbeze)

47-Ahmaklık, bönlük (gabâvet)

48-Şiddetli hırs, tamahkârlık (şereh)

49-Ne harama ne de helâle bir isteği olmak (humûd)

50-Isrâr etmek.

Kalbi süsleyip güzelleştiren güzel huylar :

1-Allah’a iman,

2-Ehl-i sünnet inancını benimsemek (itikãd-ı ehl-i sünne),

3-Alçakgönüllülük (tevâzu),

4-Din kardeşine doğru yolu telkin etmek (nasihat),

5-Allah’ı zikir,

6-Allah’ın nimetlerine şükür (minnet),

7-Sırf Allah rzası için ibadet etmek (ihlas),

8-Allah’ı görür gibi ibadet etmek (ihsan),

9-Cömertlik (sehâ),

10-Kendi ihtiyacı olduğu halde nimeti başkasına vermek (îsâr),

11-Kalbi dünya işlerinden uzaklaştırıp Allah sevgisi ile doldurmak

(tasavvuf),

12-Dinî konularda tam istekli olmak (gayret),

13-Ahiret işlerinde başkalarına imrenmek (gıbta fî ameli’l-âhire),

14-Din ve akıl yönünden beğenilen davranışlar göstermek (mürüvvet),

15-Hiçbir karşılık beklemeden başkalarına yardım etmek (fütüvvet),

16-Hakk’a uygun söz ve davranış (hikmet),

17-Allah’ın lütuf ve nimetlerini dile getirmek (şükür),

18-Allah’tan hoşnut ve memnun olmak (rızâ),

19-Başa gelen musibetlerde Allah’tan başkasına şikâyetçi olmamak

(sabır),

20-Allah korkusu (havf minallah),

21-Allah’tan ümitli olmak (recâ minallah),

22-Kızdığına Allah için kızmak (buğz-ı fillâh),

23-Sevdiğini Allah için sevmek (hubb-ı fillâh),

24-Sebeblere tevessül ettikten sonra işin neticesini Allah’a bırakarak

Allah’tan gelene râzı olmak (tevekkül),

25-Sabırlı kimseleri sevmek (hubb-ı hamûl),

26-Övgü ve yerginin, kişinin nazarında bir olması (istivâ-i medh u zem),

27-Nefisle mücâdele etmek (mücâhede),

28-Hakk’ı, isimlerinin suretleri olan âlemde temâşâ etmek (tahkîk),

29-Arzu ve istekleri kısa tutmak (kasr-ı emel),

30-Hakk’a yönelmek için her şeyden el etek çekmek (zühd),

31-Az da olsa hakkına râzı olmak (kanaat),

32-Ölümü hatırlamak (zikr-i mevt),

33-Tüm işlerini Mevlâ’ya havâle etmek (tefvîz),

34-Allah’ın emrine boyun eğmek ve hoşa gitmese bile O’ndan gelene

itiraz etmemek (teslîm),

35-İlim elde etmek için mal mülk edinmek (temellük fî talebi’l-ilm),

36-Kalbin intikam duygusundan kurtulmuş olması (selâmetü’s-sadr ani’l-

hıkd),

37-Yufka yüreklilik (rikkat),

38-Karşılıksız merhamet ve sevgi ile iyilik yapmak (şefkat),

39-Yiğitlik ve cesurluk (şecâat),

40-Yumuşak huyluluk (hilm),

41-Nezaket ve yumuşaklık (rıfk),

42-Güvenilirlik (emânet),

43-Verdiği sözde durmak (vefâü’l-ahd),

44-Sözünü yerine getirmek (incâzü’l-va’d),

45-İnsanlar hakkında iyi düşünmek (hüsn-i zan),

46-Hak yolunda metânet ve tam bir isabetle dosdoğru gitmek (rüşd),

47-Maksadına ulaşmak için çok çalışmak (sa’y),

48-İşlerini acele etmeden düşünerek yapmak (teennî fi’l-umûr),

49-Ahiret işlerine hemen başlamak (mübâderet fî ameli’l-âhire),

50-Utanma duygusu (hayâ),

51-Din işlerinde sabır ve metânet (salâbet fî emri’d-dîn),

52-İbadet etmek için uzun ömür istemek (irâdetu tûlü’l-hayâti fi’l-

ibâdeti),

53-Öfkeyi yutmak (kazm-ı gayz),

54-Affedici olmak,

55-Allah’a kullukta devamlılık (istikãmet),

56-Allah’la dostluk edinme (üns-i billah),

57-Allah’a isteyerek ve severek kulluk etmek (şevk),

58-Ağırbaşlı ve heybetli olmak (vakar),

59-Allah sevgisi (muhabbetullah),

60-Güzel huy ve davranış sahibi olmak (edeb),

61-Allah’ın kalplere verdiği ilhamla bir şeyi bilmek (firâset),

62-İnancında şüphe, hâlinde leke ve davranışlarında kusur olmamak

(sıdk),

63-Aradığını elde etmek için eşyanın mânâları ve kavramları arasında

kalbin faaliyette bulunması, muhâkeme (tefekkür),

64-Anlamada ve kavramada çabukluk (zekâ),

65-Namuslu ve temiz olmak (iffet),

66-Kötü işlere pişman olup Hakk’a yönelmek (tövbe),

67-Nefsin kötü saldırılarına karşı gözcülük yapmak (muşarata ve

murâbata),

68-Nefsi ile hesaplaşmak (muhâsebe),

69-Nefsini azarlamak (muâtebe),

70-Nefsini cezalandırmak (muâkabe),

71-İbadetlere samimiyetle yönelmek (niyet),

72-Nefsin değil, Hakk’ın emrini yerine getirmek (irâdet),

73-Allah’ın huzurunda boyun büküp O’na teslim olmak (huşû’),

74-Şüphe ve tereddüde mahal olmayan doğru ve gerçek bilgi (yakîn),

75-Her hususta Hakk’a başvurmak (ubûdiyet),

76-Allah’tan başkalarının kulu ve kölesi olmamak (hürriyet),

77-Allah için üzülmek (hüznullah).

Nazm

1-Gönül ferah dileme gamdadır çü meyl-i nigâr

Ki pençe-i esed içre esirsin çü şikâr

2-Çün etti hükm gönül kal‘asında nefs-i adû

Cefâ çekilmese çıkmaz gönülden ol seg-sâr

3-Kilime darb-ı asâ döğmek olmadı hâşâ

Velî garaz bu ki çıksun kilimden o gubâr

4-Gubârlar ki derûnunda nefs huylarıdır

Gider dil âyinesinden gubârı bul dîdâr

5-Dibâgat eylese kendide cildi ol debbâğ

Acı devâlar ile delk ider anı sad-bâr

6-Ki tâ ba‘îd olan andan o illet-i pinhân

O sahtiyân ola hoş-bû hem olan Mushaf’a yâr

7-Haşeb tırâşı helâki sayılmaz ey Hakkı!

Tırâşı maslahatıdır onu bilür neccâr

Günümüz Türkçesiyle

1-Gönül, ferah isteme! Yâre meyil gamdadır ki aslanın ağzındaki av

misali esirsin.

2-Çünkü düşman nefis, gönül kalesine hükmetti. Cefâ çekmeyince o

köpek huylu gönülden çıkmaz.

3-Sopayla kilime vurmak, dövmek sayılmaz hâşâ! Ey dost, maksat o ki

çıksın kilimden o tozlar.

4-Tozlar ki içindeki nefsin kötü huylarıdır. Gider gönül aynasından

tozları, sevgiliyi bul.

5-Tabaklasa kendi de deriyi, o debbağ. [365] Acı ilaçlarla onu ovar,

yüzlerce kere.

6-Ki tabiatından o gizli illet uzaklaşsın. Hoş kokulu olsun, Kur’ân cildine

lâyık olsun.

7-Hakkı! Odunu yontmak, onu mahvetmek değildir. Marangoz bilir ki

yontulmak odun için iyidir.

[362] . Kur’ân-ı Kerîm’de tam bu metinde bir âyet olmamakla birlikte

buna yakın âyetler vardır. Mesela: “Allah, büyüklük taslayan her

zorbanın kalbini böyle mühürler.” (Gâfir, 40/35), “Çünkü Allah,

kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez.” (Hadîd, 57/23)

[363] . Ahrâr: Kelime mânâsı, hür kişiler demek olup tasavvufta dünya

kayıtlarından ve nefsin kötü sıfatlarının tesirinden kurtulmuş kimseler

demektir. (Cebecioğlu, a.g.e .)

[364] . Üşnân: Çöğen otu. Sabun yerine kullanılırdı.

[365] . Debbağ: Derileri sepileyip meşin, sahtiyan, kösele vesaire yapan.

Çünkü ashâb-ı kirâm ellerini yıkamak için sabun ve üşnân bilmezlerdi.

Ellerini mendil ile silmezlerdi. Onların mendilleri her zaman koltuk altları

idi. Et yedikleri zaman parmaklarını kum ve toprak ile oğarlardı.

Tahâretlerini taş ile yaparlar, çamurlu yollarda yalın ayak yürürlerdi.

Hıristiyan sürahisinden abdest alırlar, mescidlerde çıplak zemin üzerinde

çarık ile namaz kılarlardı.

Bir kâmil zât şöyle demiştir: “İnsan bütün varlıklar içerisinde kendinden

daha kötü birileri olduğunu zannettiği sürece o kibirli ve zorbadır. Kendisi

için bir makãm ve hâl görmezse, o zaman mütevâzi kullar zümresine dâhil

olur. Çünkü ahrârın en başta gelen zenginliği, kendini hor ve hakîr

görmektir.”

. Ahrâr: Kelime mânâsı, hür kişiler demek olup tasavvufta dünya

kayıtlarından ve nefsin kötü sıfatlarının tesirinden kurtulmuş kimseler

demektir. (Cebecioğlu, a.g.e .)

. Üşnân: Çöğen otu. Sabun yerine kullanılırdı.

. Debbağ: Derileri sepileyip meşin, sahtiyan, kösele vesaire yapan.

. Kur’ân-ı Kerîm’de tam bu metinde bir âyet olmamakla birlikte buna

yakın âyetler vardır. Mesela: “Allah, büyüklük taslayan her zorbanın

kalbini böyle mühürler.” (Gâfir, 40/35), “Çünkü Allah, kendini beğenip

böbürlenen kimseleri sevmez.” (Hadîd, 57/23)

5-Tabaklasa kendi de deriyi, o debbağ. Acı ilaçlarla onu ovar, yüzlerce

kere.

Kibir (kendini büyük görme), bütün ayıpların anası ve günahların en

büyüğüdür ki, kötü ahlâkın kaynağı ve madenidir. Kalp âfetlerinin en ağırı

ve en büyüğüdür. Kibirden kurtulan gönül, her hastalıktan uzak ve her

kederden ayrı olur. Onun için mübarek evliyâlar, kibri giderme hususuna

tam mânâsıyla himmet ederlerdi. Tevazu ve fakr yolunu seçerlerdi. Çünkü

Hak teala; “Allah büyüklük taslayan hiçbir zorbayı sevmez.”

İnsan ruhuna ait makamların asıllarından olan Allah’a tevekkül ve tefvîz

(işleri Allah’a ısmarlama) ile belâya sabır ve kazaya rızayı dört fasılla

açıklar.