Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Kâmil mürşidin alâmetlerini ve kerâmetlerini; kabiliyetli sâliki yetiştirmesinin…

BEŞİNCİ BAB · YEDİNCİ FASIL · İkinci Madde İkinci Madde Kâmil mürşidin alâmetlerini ve kerâmetlerini; kabiliyetli sâliki yetiştirmesinin alâmetlerini; kendi âdet ve ibadetlerini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah …

BEŞİNCİ BAB · YEDİNCİ FASIL · İkinci Madde

İkinci Madde

Kâmil mürşidin alâmetlerini ve kerâmetlerini; kabiliyetli sâliki

yetiştirmesinin alâmetlerini; kendi âdet ve ibadetlerini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Kâmil mürşid,

bütün insanlara karşı çok merhametli ve şefkatli olur. Özellikle Hak yolun

yolcusu onu annesinden, babasından daha merhametli bulur.

Kâmil mürşidin güzel âdeti şudur ki, Hak tealanın muhabbet ve mârifetine

istekli, kendi hizmet ve sohbetine arzulu bir şekilde huzuruna gelen

sâliklere, sohbetlerinde ilk önce dinini öğretip itikadlarını düzeltir, [346/b]

şüphelerini bertaraf edecek tarzda açıklamalarda bulunur. Ehl-i sünnet ve’l-

cemaat mezhebine uygun davranır. Bundan sonra abdest (temizlik; tahâret)

ve namazla ilgili konuları (ilmihal) tamamen öğretir. Tevekkül, tefvîz),

sabır, teslîmiyet ve rıza gibi halleri teşvik ederek anlatır. Bu minval üzere

sohbet etmeye bir müddet devam eder ve bu esnada sâlikin durumuna

bakar. Eğer onu seyr ü sülûka kabiliyetli bulursa kelime-i tevhîd zikrini

telkîn edip Allah’a mânen yaklaştırılmış seçkin kulların (mukarrabûn)

yolunu güzel gösterir. Sebeplere sarılmayı terk etmesi hususunda malıyla

ona yardım edip (Hak yolunda terakkiye mâni olan) bütün engellerden onu

korur. Her konuda ona destek olur ve Hak yoluna doğru onu çekip götürür.

Eğer seyr ü sülûka girmek isteyen tâlibin kabiliyetsiz olduğunu görürse,

ona öğüt verip der ki: “Bir sanatın varsa, git onu işle. Yoksa dürüst olarak

ticarete başla. Çünkü Hak Teala tembel ve avâre kullarını sevmez.

Tembellik ve gevşeklikle bu yolda gidilmez.”

Şâyet kâmil mürşid, kabiliyetli görmediği sâliki bir sanata göndermezse,

onu aldatmış olur. Hâlbuki kâmil mürşid insanları aldatmaz ve kendisi için

düşünmediğini insanlar için düşünmez. Nitekim Hazret-i Habîb-i Ekrem

(s.a.v.); “Aldatan bizden değildir” [152] buyurmakla, aldatan hîlekârların

sonunda hüsrâna uğrayacağını duyurmuştur.

Eğer mürşidin kendisine hizmet edecek insana ihtiyacı varsa, o zaman

(Hak yolunda terakkiye kabiliyetsiz gördüğü) tâlibi hizmetinde istihdam

edebilir. Ancak şu şartla ki kendisine mukarrabûn yolunun sâliki olmadığını

daha ilk başta bildirir. Ancak bundan sonra arzu ederse hizmetinde kalır.

Kâmil mürşidin alâmetlerinden biri de, ayıp ve kusurları örtücü olmasıdır.

Kimsenin ayıbını kimseye söylemez. Özellikle sâliklerin kendisine

söylediği hallerini ve sırlarını örter ki bunları kimseye açıklamaz. Bu

kâmilin gönlü öyle zengindir ki hiç kimseden bir şey ummayıp herkesten

müstağnîdir. Öyle güzel ahlâk sâhibidir ki aslâ bir kimseye öfkelenmez ve

hiç kimseye kötü söz söylemez. Meğer Allah için buğzetmiş olsun; işte o

zaman buğz ile söyler. Kâmilin nazarında bütün yiyecekler ve kokular

aynıdır; iyisi kötüsü birdir. Bütün giyeceklerin ve dokunarak hissedilen

zevklerin güzeli ve kabası onun nazarında eşittir. Ona göre hamur ile

yarmanın [153] , pirinç ile arpanın, su ile şıranın, sarımsak kokusuyla güzel

kokunun, yün ile ipeğin, yumuşak yatakla kuru hasırın, gençle ihtiyarın,

hatırlı kişilerle kimsenin itibar etmediği hakîrin, pâdişâhla fakîrin hiçbir

farkı yoktur. Bunlardan hangisi yanında bulunursa mukabilini tercih edip

istemez. Bu kâmil zât açlıkta ve toklukta, uykuda ve uyanıklıkta, susmakta

ve konuşmakta, uzlette ve ülfette kısacası bütün âdet ve ibadetlerinde işlerin

hayırlısı olan orta yolu bulur. Yâni onun her halinde her işi ifratla tefrit

arasında olur. Nitekim kâmillerin en mükemmeli ve doğru yola irşâd

edenlerin rûhu Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.): “Allah’a yemin olsun ki

sizin O’ndan en çok korkanınız ve en müttakî olanınız benim. Lâkin bazen

oruç tutarım, bazen iftar ederim. Namaz kılarım ve dinlenirim, kadınlarla

evlenirim” [154] buyurmuş ve her işte orta yol üzere bulunmanın hallerin en

güzeli, hasletlerin en şereflisi olup kemâl ehline mahsus olduğunu

duyurmuştur.

Şu halde her şeyde, her işte orta yolu adaletle tutturabilmeye herkes

muktedir olamaz. Ancak nefsinin esâretinden hür olup evliyâ mertebesine

ulaşan kâmiller bunu başarabilir. Onun için orta hâl ile muttasıf olan kâmil,

şüphesiz irşâda lâyık olur. (Yukarıda sayılan) bu alâmet ve kerâmetlere

sahip olan kimsenin kâmil mürşid olduğu belli olur.

Nazm

1-Merd-ı Hudâ ser-hoş olur bî-şarâb

Merd-ı Hudâ hoş tok olur bî-kebâb

2-Merd-ı Hudâ vâlih u hayrân olur

Merd-ı Hudâ âdetidür terk-i hâb [347/a]

3-Merd-ı Hudâ olmadı nâr u hevâ

Merd-ı Hudâ olmadı hem hâk u âb

4-Merd-ı Hudâ pâdişeh-i delk-pûş

Merd-ı Hudâ kenz-i hafî fî’t-türâb

5-Merd-ı Hudâ akılla cân lebidür

Merd-ı Hudâ’ya çe hatâ çe sevâb

6-Merd-ı Hudâ ârif u âgâh olur

Merd-ı Hudâ gönli dolıdur kitâb

7-Merd-ı Hudâ Hakkı olur âşikâr

Merd-ı Hudâ’dan görinür âfitâb

Günümüz Türkçesiyle

1-Hak yolunun merdi, şarapsız sarhoş olur. Hak yolunun merdi, kebapsız

tok olur.

2-Hak yolunun merdi, baştanbaşa hayran olur. Hak yolun merdinin âdeti

uykuyu terk etmektir.

3- Hak yolunun merdi, ateş ve hava değildir. Hak yolunun merdi, su ve

toprak değildir.

4- Hak yolunun merdi, abası içinde pâdişâhtır. Hak yolunun merdi,

toprakta gizli hazinedir.

5- Hak yolunun merdi, akılla canın özüdür. Hak yolunun merdi, bazen

hata eder bazen isabet.

6- Hak yolunun merdi, ârif ve uyanık olur. Hak yolunun merdi, gönlü

kitaplarla doludur.

7-Hakkı, Hak yolunun merdi, âşikâr olur. Hak yolunun merdinden ufuklar

görünür.