BEŞİNCİ BAB · YEDİNCİ FASIL · İkinci Madde
İkinci Madde
Kâmil mürşidin alâmetlerini ve kerâmetlerini; kabiliyetli sâliki
yetiştirmesinin alâmetlerini; kendi âdet ve ibadetlerini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Kâmil mürşid,
bütün insanlara karşı çok merhametli ve şefkatli olur. Özellikle Hak yolun
yolcusu onu annesinden, babasından daha merhametli bulur.
Kâmil mürşidin güzel âdeti şudur ki, Hak tealanın muhabbet ve mârifetine
istekli, kendi hizmet ve sohbetine arzulu bir şekilde huzuruna gelen
sâliklere, sohbetlerinde ilk önce dinini öğretip itikadlarını düzeltir, [346/b]
şüphelerini bertaraf edecek tarzda açıklamalarda bulunur. Ehl-i sünnet ve’l-
cemaat mezhebine uygun davranır. Bundan sonra abdest (temizlik; tahâret)
ve namazla ilgili konuları (ilmihal) tamamen öğretir. Tevekkül, tefvîz),
sabır, teslîmiyet ve rıza gibi halleri teşvik ederek anlatır. Bu minval üzere
sohbet etmeye bir müddet devam eder ve bu esnada sâlikin durumuna
bakar. Eğer onu seyr ü sülûka kabiliyetli bulursa kelime-i tevhîd zikrini
telkîn edip Allah’a mânen yaklaştırılmış seçkin kulların (mukarrabûn)
yolunu güzel gösterir. Sebeplere sarılmayı terk etmesi hususunda malıyla
ona yardım edip (Hak yolunda terakkiye mâni olan) bütün engellerden onu
korur. Her konuda ona destek olur ve Hak yoluna doğru onu çekip götürür.
Eğer seyr ü sülûka girmek isteyen tâlibin kabiliyetsiz olduğunu görürse,
ona öğüt verip der ki: “Bir sanatın varsa, git onu işle. Yoksa dürüst olarak
ticarete başla. Çünkü Hak Teala tembel ve avâre kullarını sevmez.
Tembellik ve gevşeklikle bu yolda gidilmez.”
Şâyet kâmil mürşid, kabiliyetli görmediği sâliki bir sanata göndermezse,
onu aldatmış olur. Hâlbuki kâmil mürşid insanları aldatmaz ve kendisi için
düşünmediğini insanlar için düşünmez. Nitekim Hazret-i Habîb-i Ekrem
(s.a.v.); “Aldatan bizden değildir” [152] buyurmakla, aldatan hîlekârların
sonunda hüsrâna uğrayacağını duyurmuştur.
Eğer mürşidin kendisine hizmet edecek insana ihtiyacı varsa, o zaman
(Hak yolunda terakkiye kabiliyetsiz gördüğü) tâlibi hizmetinde istihdam
edebilir. Ancak şu şartla ki kendisine mukarrabûn yolunun sâliki olmadığını
daha ilk başta bildirir. Ancak bundan sonra arzu ederse hizmetinde kalır.
Kâmil mürşidin alâmetlerinden biri de, ayıp ve kusurları örtücü olmasıdır.
Kimsenin ayıbını kimseye söylemez. Özellikle sâliklerin kendisine
söylediği hallerini ve sırlarını örter ki bunları kimseye açıklamaz. Bu
kâmilin gönlü öyle zengindir ki hiç kimseden bir şey ummayıp herkesten
müstağnîdir. Öyle güzel ahlâk sâhibidir ki aslâ bir kimseye öfkelenmez ve
hiç kimseye kötü söz söylemez. Meğer Allah için buğzetmiş olsun; işte o
zaman buğz ile söyler. Kâmilin nazarında bütün yiyecekler ve kokular
aynıdır; iyisi kötüsü birdir. Bütün giyeceklerin ve dokunarak hissedilen
zevklerin güzeli ve kabası onun nazarında eşittir. Ona göre hamur ile
yarmanın [153] , pirinç ile arpanın, su ile şıranın, sarımsak kokusuyla güzel
kokunun, yün ile ipeğin, yumuşak yatakla kuru hasırın, gençle ihtiyarın,
hatırlı kişilerle kimsenin itibar etmediği hakîrin, pâdişâhla fakîrin hiçbir
farkı yoktur. Bunlardan hangisi yanında bulunursa mukabilini tercih edip
istemez. Bu kâmil zât açlıkta ve toklukta, uykuda ve uyanıklıkta, susmakta
ve konuşmakta, uzlette ve ülfette kısacası bütün âdet ve ibadetlerinde işlerin
hayırlısı olan orta yolu bulur. Yâni onun her halinde her işi ifratla tefrit
arasında olur. Nitekim kâmillerin en mükemmeli ve doğru yola irşâd
edenlerin rûhu Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.): “Allah’a yemin olsun ki
sizin O’ndan en çok korkanınız ve en müttakî olanınız benim. Lâkin bazen
oruç tutarım, bazen iftar ederim. Namaz kılarım ve dinlenirim, kadınlarla
evlenirim” [154] buyurmuş ve her işte orta yol üzere bulunmanın hallerin en
güzeli, hasletlerin en şereflisi olup kemâl ehline mahsus olduğunu
duyurmuştur.
Şu halde her şeyde, her işte orta yolu adaletle tutturabilmeye herkes
muktedir olamaz. Ancak nefsinin esâretinden hür olup evliyâ mertebesine
ulaşan kâmiller bunu başarabilir. Onun için orta hâl ile muttasıf olan kâmil,
şüphesiz irşâda lâyık olur. (Yukarıda sayılan) bu alâmet ve kerâmetlere
sahip olan kimsenin kâmil mürşid olduğu belli olur.
Nazm
1-Merd-ı Hudâ ser-hoş olur bî-şarâb
Merd-ı Hudâ hoş tok olur bî-kebâb
2-Merd-ı Hudâ vâlih u hayrân olur
Merd-ı Hudâ âdetidür terk-i hâb [347/a]
3-Merd-ı Hudâ olmadı nâr u hevâ
Merd-ı Hudâ olmadı hem hâk u âb
4-Merd-ı Hudâ pâdişeh-i delk-pûş
Merd-ı Hudâ kenz-i hafî fî’t-türâb
5-Merd-ı Hudâ akılla cân lebidür
Merd-ı Hudâ’ya çe hatâ çe sevâb
6-Merd-ı Hudâ ârif u âgâh olur
Merd-ı Hudâ gönli dolıdur kitâb
7-Merd-ı Hudâ Hakkı olur âşikâr
Merd-ı Hudâ’dan görinür âfitâb
Günümüz Türkçesiyle
1-Hak yolunun merdi, şarapsız sarhoş olur. Hak yolunun merdi, kebapsız
tok olur.
2-Hak yolunun merdi, baştanbaşa hayran olur. Hak yolun merdinin âdeti
uykuyu terk etmektir.
3- Hak yolunun merdi, ateş ve hava değildir. Hak yolunun merdi, su ve
toprak değildir.
4- Hak yolunun merdi, abası içinde pâdişâhtır. Hak yolunun merdi,
toprakta gizli hazinedir.
5- Hak yolunun merdi, akılla canın özüdür. Hak yolunun merdi, bazen
hata eder bazen isabet.
6- Hak yolunun merdi, ârif ve uyanık olur. Hak yolunun merdi, gönlü
kitaplarla doludur.
7-Hakkı, Hak yolunun merdi, âşikâr olur. Hak yolunun merdinden ufuklar
görünür.

