ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
Kazaya râzı olmanın fazîletlerini, faydalarını, alâmetlerini ve kısımlarını
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Rıza odur ki Hak
tealadan hiç bir nimet istemeyesin ve hiçbir sıkıntıdan dolayı O’na
sığınmayasın. Kimin kazaya rızası gerçek ise, onun belâya sabrı tamdır.
Kendi kısmetine râzı olan, hiçbir şey için üzüntü duymaz. Kim Hakk’ın
rızasını kulların hoşnutsuzluğunu göze alarak isterse, Hak teala onun
aleyhinde konuşan kulları da lehinde konuşturur. Rıza güzel, [260/b]
hoşnutsuzluk ise çirkindir.
Bir kimse belâlardan ancak teslimiyet ve rıza ile emin olur. Kazaya râzı
olan dünyanın sultanı olur. Teslimiyet ve rıza ne güzel huydur. Kazaya râzı
olan Mevlâ’sını bulur. Teslimiyet gibi İslâm olmaz, rıza gibi safâ olmaz.
Hak’tan râzı olmayan O’nun rızasını nasıl ister? Kazadan önce bulunan
rıza, en büyük rızadır. Kazadan sonraki rıza ise, rızanın kendisidir. Rızanın
sınırı kulun şöyle demesidir: “Allah’ım! şayet bana verirsen, kabul ederim.
Vermezsen hoşnut olurum. Eğer beni davet edersen kabul ederim.”
Kimde şu üç haslet bulunursa evliyâ zümresinden sayılır: Bu üç hasletten
biri, her şeyden Allah’a firardır. Bir diğeri her nesneden O’nunla karar
kılmaktır. Üçüncüsü ise her şeyde O’ndan râzı olmaktır.
Rıza, nimette bulduğun sevinci musibetten de bulmandır. Evliyânın ahlâkı
kazaya rıza, Allah’la ünsiyet ve Allah sevgisidir. Rıza, sabrın en son
mertebesidir. Hak’tan râzı olmak, her türlü itaatten üstündür. Rıza, acılıkla
tatlılığın eşit olmasıdır, bahşiş almamaktır. Rıza, nefsi Hakk’ın hükümlerine
bırakmaktır. Hak’tan gelene rıza göstermek ve insanlara merhamet etmek
evliyâ mertebelerindendir. Rızanın alâmeti gaflet zindanından, müşâhade
fezâsına yükselmektir. Rıza, muhabbetin ve ruhun tarlasıdır, büyük bir
ganimettir. Rıza, ebedî hayatı kazanma vesilesidir. Kâmil insanlardan biri
münâcâtında şöyle yalvarmıştır: “Allah’ım! Şayet istediğimi yapmazsan,
senin dilediğinle benden râzı ol. Çünkü “sen, dilediğini yaparsın.” (Bkz.
Hûd, 11/107)
Rıza, her amelden fazîletlidir ve her güzel huyu kendinde toplar. Rıza,
Hak tealanın kazasında adaletini bulmaktır, hükmünde hikmetini bilmektir.
Rıza, Allah’ın takdirine itiraz etmemektir. Rızanın alâmeti; hasta olunca
sıhhat, fakir olunca zenginlik ve nimet istememektir.
Bir kâmil zata haber vermişler ki: “Filan kimse şöyle diyor. Fakirlik
benim için zenginlikten daha sevimlidir. Hastalık bana sağlıktan daha
değerlidir.” O kâmil bunu söyleyenlere demiştir ki: Allah o kişiye rahmet
eylesin ki öyle söylemiştir. Ancak ben şöyle derim: Kim Allah’ın kendisi
için seçtiği güzel tercihine güvenirse, o kimse Hakk’ın tercihinden
başkasını istemeyip Mevlâ’nın kendisi için seçtiğine teslim olmuş ve rıza
makamına kavuşmuş demektir. Çünkü tevekkül, Hak tealaya güvenmek ve
O’na dayanmaktır. Tefvîz ise, tedbir ve tercihi terk etmektir. Teslimiyet,
kazanın hükümlerine boyun eğmektir. Rıza, Hakk’ın dilediği şeyle huzurlu
ve mutlu olmaktır. Hak teala rızayı iki kısma ayırmıştır: Bunun birinci
kısmı yüce zatının kulundan râzı olması, ikinci kısmı ise kulun Allah’tan
râzı olmasıdır. (Nitekim O) kendi rızasını kulun rızasından öne alıp “Allah
onlardan râzı olmuştur. Onlar da Allah’tan râzı olmuşlardır.”
(Beyyine, 98/8) buyurmuştur.
Nitekim Hak teala, bedenin fiillerinden olan amelleri beyan ederken
kulunu önce zikretmiş ve “Beni zikredin, ben de sizi zikredeyim”
(Bakara, 2/152) buyurmuştur. Kalbin fiillerinden olan hâlleri beyan
ederken, kendi yüce zatını önce söyleyip “Allah onları sever, onlar da
Allah’ı severler.” (Mâide, 5/54) buyurmuş ve kendisinin kalpleri halden
hale çeviren olduğunu öncelikle duyurmuştur. Demek ki Allah’ın rızası,
kulun kalbine gelen (vehbî) hallerdendir. Kulun rızası ise, çalışılarak elde
edilebilen (kesbî) makamlardandır. Rıza ile mükerrem olan, en fazla değer
verilendir ve en yüce yakınlık ile muazzamdır. Çünkü tevekkül, tefvîz ve
teslimiyetin sonu rızadır.
Şiir
1- İttehizi’llâhe sâhiben
Ve de‘i’n-nâse câniben
2- Ve telezzez bi-hubbihî
İnne fi hubbihî’ş-şifâ [261/a]
3- Summe sellim li’emrihî
Ve’rdı anhu bi-mâ kadâ
Şiir (in tercümesi)
1- Allah’ı kendine dost bil. İnsanları bir yana bırak.
2- O’nu sevmede lezzet bul. Muhabbetinde sana şifâ vardır.
3- Sonra işini O’na ısmarla. Takdirine râzı ol.
Tevekkül, bedenin gücünü Allah’tan bilmektir. Tefvîz, işleri sahibine
verip O’nun tedbirine güvenmektir. Teslimiyet, Hakk’ın emrine boyun eğip
tabiatına uygun olmayan işlerde bile O’na itaat etmektir. Rıza ise başına
gelen ve kendinden giden her şeyle hâlini değiştirmeyip (olanla) hoşnut ve
memnun olmaktır.
Nazm
1-Bir safâ fevt olsa senden olma hiç endûh-gîn
Kim sana ol başka sûretden gelür hem bil yakîn
2-Ol safâ bir hamr-ı ma‘nîdir ki her nakşa gelür
Kalb o ma‘nîden bulur hoşluk koy olsun zarf-ı tîn
3-Şîr ü dâye sûretinden tıfla gelmişdir safâ
Gitse şîr ol tıfl zevkine bedeldir engebîn
4-Geh su nakşından gelür geh etmek ü etden o zevk
Ol sıfâtın perdesidir dilber ü zer esb ü zîn
5-Ol safâ bu perdelersiz gönlüne hoşluk virür
Mâsivâ mahv olsa dilden gitse eflâk ü zemîn
6-Cism uyurken cân çıkar andan cihân-ı berzaha
Cism olur ma‘zûl ü âtıl başka sûretdir mübîn
7-Düşde gördüm kendimi dirsin misâl-i [416] serv-i nâz
Vechimi misl-i gülistân cismimi çün yâsemîn
8-Sûret-i servi koyup cân hem gelür bu sûrete
İnne fî-hâze’t-tasavvur ibreten li’l-âlemîn
9-Besdir ey Hakkı emîn-i sırr-ı Hakk ol tâ müdâm
Rûhuna zevk ü safâ bahş ide ol ni‘me’l-Mu‘în
Nazm (ın tercümesi)
1- Bir safâyı kaçırırsan üzülme sakın. O sana başka surette gelir; yakînen
bil ki!
2- O safâ bir mânâ şarabıdır, her nakışta gelir. Bırak zarfı çamur olsun;
kalp o mânâda huzurludur.
3- Çocuğun safâsı sütten ve emziren dadıdan gelir. Süt kesilse bir gün,
sabînin [417] safâsına bal yetişir.
4- Safâ; bazen sudan, ekmekten veya etten gelir. Safânın perdeleri dilber,
altın, at ve eyerdir.
5- O safâ ki perdeler olmadan gönle hoşluk verir. O halde mâsivâyı;
göklerle yeri gönülden çıkarmalıdır.
6- Beden uyurken can çıkar ondan; cihan berzahına gider. Cisim o an
boşta kalır; bambaşka bir suret bulur.
7- Düşte gördüm kendimi; sanırsın salınan servi gibidir. Yüzüm sanki
gülistândı; bedenim baştan başa yâseminler.
8- Can, servi suretini koyup, kendi şekline döner. Çünkü o surette nice
mânâ var, âlemlere ibret var.
9- Hakkı! Hakk’ın sırrıyla emin olmak sana yeter. Âlemleri doyuran
Pâdişâh, ruhuna zevk ve safâ verir.

