Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Kazaya râzı olmanın fazîletlerini, faydalarını, alâmetlerini ve kısımlarını bildirir

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde Üçüncü Madde Kazaya râzı olmanın fazîletlerini, faydalarını, alâmetlerini ve kısımlarını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Rıza …

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde

Üçüncü Madde

Kazaya râzı olmanın fazîletlerini, faydalarını, alâmetlerini ve kısımlarını

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Rıza odur ki Hak

tealadan hiç bir nimet istemeyesin ve hiçbir sıkıntıdan dolayı O’na

sığınmayasın. Kimin kazaya rızası gerçek ise, onun belâya sabrı tamdır.

Kendi kısmetine râzı olan, hiçbir şey için üzüntü duymaz. Kim Hakk’ın

rızasını kulların hoşnutsuzluğunu göze alarak isterse, Hak teala onun

aleyhinde konuşan kulları da lehinde konuşturur. Rıza güzel, [260/b]

hoşnutsuzluk ise çirkindir.

Bir kimse belâlardan ancak teslimiyet ve rıza ile emin olur. Kazaya râzı

olan dünyanın sultanı olur. Teslimiyet ve rıza ne güzel huydur. Kazaya râzı

olan Mevlâ’sını bulur. Teslimiyet gibi İslâm olmaz, rıza gibi safâ olmaz.

Hak’tan râzı olmayan O’nun rızasını nasıl ister? Kazadan önce bulunan

rıza, en büyük rızadır. Kazadan sonraki rıza ise, rızanın kendisidir. Rızanın

sınırı kulun şöyle demesidir: “Allah’ım! şayet bana verirsen, kabul ederim.

Vermezsen hoşnut olurum. Eğer beni davet edersen kabul ederim.”

Kimde şu üç haslet bulunursa evliyâ zümresinden sayılır: Bu üç hasletten

biri, her şeyden Allah’a firardır. Bir diğeri her nesneden O’nunla karar

kılmaktır. Üçüncüsü ise her şeyde O’ndan râzı olmaktır.

Rıza, nimette bulduğun sevinci musibetten de bulmandır. Evliyânın ahlâkı

kazaya rıza, Allah’la ünsiyet ve Allah sevgisidir. Rıza, sabrın en son

mertebesidir. Hak’tan râzı olmak, her türlü itaatten üstündür. Rıza, acılıkla

tatlılığın eşit olmasıdır, bahşiş almamaktır. Rıza, nefsi Hakk’ın hükümlerine

bırakmaktır. Hak’tan gelene rıza göstermek ve insanlara merhamet etmek

evliyâ mertebelerindendir. Rızanın alâmeti gaflet zindanından, müşâhade

fezâsına yükselmektir. Rıza, muhabbetin ve ruhun tarlasıdır, büyük bir

ganimettir. Rıza, ebedî hayatı kazanma vesilesidir. Kâmil insanlardan biri

münâcâtında şöyle yalvarmıştır: “Allah’ım! Şayet istediğimi yapmazsan,

senin dilediğinle benden râzı ol. Çünkü “sen, dilediğini yaparsın.” (Bkz.

Hûd, 11/107)

Rıza, her amelden fazîletlidir ve her güzel huyu kendinde toplar. Rıza,

Hak tealanın kazasında adaletini bulmaktır, hükmünde hikmetini bilmektir.

Rıza, Allah’ın takdirine itiraz etmemektir. Rızanın alâmeti; hasta olunca

sıhhat, fakir olunca zenginlik ve nimet istememektir.

Bir kâmil zata haber vermişler ki: “Filan kimse şöyle diyor. Fakirlik

benim için zenginlikten daha sevimlidir. Hastalık bana sağlıktan daha

değerlidir.” O kâmil bunu söyleyenlere demiştir ki: Allah o kişiye rahmet

eylesin ki öyle söylemiştir. Ancak ben şöyle derim: Kim Allah’ın kendisi

için seçtiği güzel tercihine güvenirse, o kimse Hakk’ın tercihinden

başkasını istemeyip Mevlâ’nın kendisi için seçtiğine teslim olmuş ve rıza

makamına kavuşmuş demektir. Çünkü tevekkül, Hak tealaya güvenmek ve

O’na dayanmaktır. Tefvîz ise, tedbir ve tercihi terk etmektir. Teslimiyet,

kazanın hükümlerine boyun eğmektir. Rıza, Hakk’ın dilediği şeyle huzurlu

ve mutlu olmaktır. Hak teala rızayı iki kısma ayırmıştır: Bunun birinci

kısmı yüce zatının kulundan râzı olması, ikinci kısmı ise kulun Allah’tan

râzı olmasıdır. (Nitekim O) kendi rızasını kulun rızasından öne alıp “Allah

onlardan râzı olmuştur. Onlar da Allah’tan râzı olmuşlardır.”

(Beyyine, 98/8) buyurmuştur.

Nitekim Hak teala, bedenin fiillerinden olan amelleri beyan ederken

kulunu önce zikretmiş ve “Beni zikredin, ben de sizi zikredeyim”

(Bakara, 2/152) buyurmuştur. Kalbin fiillerinden olan hâlleri beyan

ederken, kendi yüce zatını önce söyleyip “Allah onları sever, onlar da

Allah’ı severler.” (Mâide, 5/54) buyurmuş ve kendisinin kalpleri halden

hale çeviren olduğunu öncelikle duyurmuştur. Demek ki Allah’ın rızası,

kulun kalbine gelen (vehbî) hallerdendir. Kulun rızası ise, çalışılarak elde

edilebilen (kesbî) makamlardandır. Rıza ile mükerrem olan, en fazla değer

verilendir ve en yüce yakınlık ile muazzamdır. Çünkü tevekkül, tefvîz ve

teslimiyetin sonu rızadır.

Şiir

1- İttehizi’llâhe sâhiben

Ve de‘i’n-nâse câniben

2- Ve telezzez bi-hubbihî

İnne fi hubbihî’ş-şifâ [261/a]

3- Summe sellim li’emrihî

Ve’rdı anhu bi-mâ kadâ

Şiir (in tercümesi)

1- Allah’ı kendine dost bil. İnsanları bir yana bırak.

2- O’nu sevmede lezzet bul. Muhabbetinde sana şifâ vardır.

3- Sonra işini O’na ısmarla. Takdirine râzı ol.

Tevekkül, bedenin gücünü Allah’tan bilmektir. Tefvîz, işleri sahibine

verip O’nun tedbirine güvenmektir. Teslimiyet, Hakk’ın emrine boyun eğip

tabiatına uygun olmayan işlerde bile O’na itaat etmektir. Rıza ise başına

gelen ve kendinden giden her şeyle hâlini değiştirmeyip (olanla) hoşnut ve

memnun olmaktır.

Nazm

1-Bir safâ fevt olsa senden olma hiç endûh-gîn

Kim sana ol başka sûretden gelür hem bil yakîn

2-Ol safâ bir hamr-ı ma‘nîdir ki her nakşa gelür

Kalb o ma‘nîden bulur hoşluk koy olsun zarf-ı tîn

3-Şîr ü dâye sûretinden tıfla gelmişdir safâ

Gitse şîr ol tıfl zevkine bedeldir engebîn

4-Geh su nakşından gelür geh etmek ü etden o zevk

Ol sıfâtın perdesidir dilber ü zer esb ü zîn

5-Ol safâ bu perdelersiz gönlüne hoşluk virür

Mâsivâ mahv olsa dilden gitse eflâk ü zemîn

6-Cism uyurken cân çıkar andan cihân-ı berzaha

Cism olur ma‘zûl ü âtıl başka sûretdir mübîn

7-Düşde gördüm kendimi dirsin misâl-i [416] serv-i nâz

Vechimi misl-i gülistân cismimi çün yâsemîn

8-Sûret-i servi koyup cân hem gelür bu sûrete

İnne fî-hâze’t-tasavvur ibreten li’l-âlemîn

9-Besdir ey Hakkı emîn-i sırr-ı Hakk ol tâ müdâm

Rûhuna zevk ü safâ bahş ide ol ni‘me’l-Mu‘în

Nazm (ın tercümesi)

1- Bir safâyı kaçırırsan üzülme sakın. O sana başka surette gelir; yakînen

bil ki!

2- O safâ bir mânâ şarabıdır, her nakışta gelir. Bırak zarfı çamur olsun;

kalp o mânâda huzurludur.

3- Çocuğun safâsı sütten ve emziren dadıdan gelir. Süt kesilse bir gün,

sabînin [417] safâsına bal yetişir.

4- Safâ; bazen sudan, ekmekten veya etten gelir. Safânın perdeleri dilber,

altın, at ve eyerdir.

5- O safâ ki perdeler olmadan gönle hoşluk verir. O halde mâsivâyı;

göklerle yeri gönülden çıkarmalıdır.

6- Beden uyurken can çıkar ondan; cihan berzahına gider. Cisim o an

boşta kalır; bambaşka bir suret bulur.

7- Düşte gördüm kendimi; sanırsın salınan servi gibidir. Yüzüm sanki

gülistândı; bedenim baştan başa yâseminler.

8- Can, servi suretini koyup, kendi şekline döner. Çünkü o surette nice

mânâ var, âlemlere ibret var.

9- Hakkı! Hakk’ın sırrıyla emin olmak sana yeter. Âlemleri doyuran

Pâdişâh, ruhuna zevk ve safâ verir.