ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Dördüncü Madde
Dördüncü Madde
Kazaya rızanın tesirlerini ve faydalarını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Kulun kalbini
Hazret-i Mevlâ’dan meşgul eden dört hastalıktan dördüncüsü kazadır.
Bunun ortaya çıkışı çeşitli şekillerde olup bunların çaresi ancak rıza ile
bulunmuştur. Nitekim yukarıda bu hususa işaret edilmiştir.
Şu halde kazanın tecellîsi durumunda her hâle râzı olmak iki şey için
gereklidir: Birincisi, ibadet etmek ve Hakk’ın huzuruna kavuşmak için
kişinin gönlünü bütün fânî alâkalardan arıtmaktır. Çünkü sen kazaya râzı
olmazsan, daima kalbin gamlı ve hatırın meşgul olup sürekli şaşkınlık
içinde kalırsın. (Kendi kendine) neden böyle oldu, niçin şöyle olmadı diye
sorup kederlenirsin. Bir gönül böyle gamla, kederle meşgul olunca, ibadet
ve huzur için nasıl boş olabilir ki?
Çünkü senin bir tek kalbin vardır ve o da sürekli geçmiş ve gelecek
işleriyle uğraşmaktan daralmaktadır. Nice üzüntü ve kederle dolmuştur. Bu
durumda onda huzur ve ünsiyete bir yer kalmayıp marifet ve muhabbetten
mahrum olmuştur. Nitekim bir kâmil bu hikmeti bilmiş, bu inciyi delerek
şöyle demiştir: “Geçmişte olanlara hasret duymak ve gelecekte neler
olacağını düşünerek bununla meşgul olmak, içinde bulunduğun vaktin
bereketinin kaçmasına ve huzurunun kaybolmasına sebep olur.”
İkincisi; kazaya râzı olmamakla ortaya çıkan tehlike, Allah’ın gazabı (na
müstehak olmak)tır. Bir muhakkıktan rivayet edilmiştir ki peygamberlerden
biri, kendine isabet eden zararların birinden Mevlâsına şikâyette bulununca,
Mevlâ’sı onu itab ederek şöyle buyurmuştur:
“Benden şikâyetçi mi olursun? Sen kimi kime şikâyet edersin? Benden
utanmaz mısın? Benim, kötüleyenleri ve şikâyet edenleri sevmediğimi
bilmez misin? Çünkü benim (ezelî) ilmimde senin kurtuluşun, ancak senin
dünyada başına gelen bu şeyle oyacaktır. O halde niçin senin hakkında olan
takdirime, buğzedersin? Yoksa ister misin ki senin için cihanı değiştireyim?
Yahut arzuların için Levh-i mahfûzu mu değiştireyim? Sonra bütün bunları
kendi isteğime göre değil de senin isteğine göre düzenleyip haklarında
hüküm vereyim. [261/b] Benim sevdiğim değil, senin sevdiğin olsun. Senin
her isteğin yapılsın, (öyle mi?) Şayet bundan sonra bu zararlı düşünceler bir
daha kalbinden geçerse, izzetim ve celâlim hakkı için senden peygamberlik
hil’atini sıyırıp alırım. Ve seni cehenneme atarım; hiç yardım eylemem.”
Şu halde, akıllı olan kişi bu kıssadan hisse alır. Çünkü Hak tealanın
peygamberleriyle ve seçilmiş kullarıyla böyle muazzam bir siyaseti varken,
diğer kullarına nasıl muamele eder? Ve eğer bu bozuk fikir bir de senin
kalbinde hareket ettiyse; Hak tealanın sözünü bir kere daha düşün! Sadece
bir söz veya kalpten geçen tereddüt için Allah’ın muamelesi böyle iken, o
kimsenin hâli nice olur? İhsan sahibi ve cömert olan Rabb’inden hoşnutsuz
olup bağırıp çağırarak insanlara şikâyette bulunanın hâli nice olur?
Hayatında bir defa kazaya rıza göstermeyen için böyle korkunç bir
muamele olursa, ömrü boyunca kazaya râzı olmayanların hâli acep nice
olur?
Burada zikredilen itab, kendine şikâyet eden kuluna yönelik olunca,
Mevlâ’dan
kullarına
şikâyet
edenlerin
durumu
nasıl
olacaktır?
Nefislerimizin şerrinden, amellerimizin kötülüğünden ve edebe aykırı
davranışlarımızdan Allah’a sığınırız.
«Allah’ım! Bizi takdirine râzı olan, belâlara sabreden, nimetlerine
şükreden, senden başkasından firar eden, gece gündüz seninle huzur bulan
kullarından eyle! Ey yardımcımız ve ey ayıplarımızı örten (Mevlâ’mız!
Dualarımızı kabul eyle.)»
Şu halde rıza, hoşnutsuzluğu terk etmektir. Hoşnutsuzluk ise Allah’ın
kazasından başkasını; iyiliği ve kötülüğü tam olarak bilinmeyen işlerde
kendisi için iyi ve evlâ bilmektir.
Eğer dersen [418] ki “Kötülükler ve günahlar kaza ve kaderle ilgili değil
midir? Bu durumda kulun kötülüğe râzı olması nasıl olur?”
Bunun cevabı odur ki, “Rıza yalnız kaza için gereklidir. Kaza ise kötülük
değildir. Şer olan ancak kazanın sonucu olarak ortaya çıkandır.” Buradan
anlaşılıyor ki kazaya rıza, kötülüğe rıza göstermek sayılmaz.
Şiir
1- Razîtu bi-mâ kassema’llâhu lî
Ve fevveztu emrî ilâ Hâlikî
2- Le-kad ahsena’llâhu fî-mâ medâ
Kezâlike yuhsinu fî-mâ bekâ
Şiir (in tercümesi)
1- Allah ne verdiyse kısmetime râzıyım. Her işimi çünkü Yaratan’a
ısmarlamışım.
2- Rabb’im, geçmişte kuluna hep iyilik etti. Gelecekte de ihsan eder; ben
öyle inanmışım.
Üç şey rızanın alâmetlerindendir:
1- Kazadan önce tercihi (ihtiyar) terk etmek.
2- Kazanın vukuundan sonra acı ve elem duymamak.
3- Belâ içinde bile heyecan ve muhabbet bulabilmek.
Çünkü Sevgili’nin her hâli, sevenin yanında kıymetli ve değerli olur.
Beyt
Le-in radıyet leylî bi-katlî fi’l-hevâ
Fe-ehlen bi-mâ tehvâ ve sehlen bi-mâ terdâ
Beyt (in tercümesi)
Zevk için katlimi emretse Leylâ. Râzıyım zevkine, isteğine merhaba!
Nazm
1-Ey der-în merhale-i teng-i bisât
Mânde der-rabka-i endûh u neşât
2-Gâhî ez-devr-i felek hoşnûdî
Gâhî âzorde u hışm âlûdî
3-Telh-râ ber dil-i hod şîrîn kon
Horden-i ân be-hûşî âyîn kon
4-Nûk-i peykân-ı kazâ ber cân hor
Der-cebîn çîn mefken hemçun seyr
5-Râfî-i renc-i makâmât rızâst
Fâtih-i genc-i kerâmât rızâst
6-Bend ber bend buved kâr-ı cihân
Z’în heveshâ ki boved der to nihân
7-Me-nih ez-bu’l-hevesî ber hod bend
Ez-heveshâ çu be-borî peyvend
8-Bend-i eyyâm guşâd-ı to şeved
Seyr-i gerdûn be-murâd to şeved
9-Her ki dâred zi-murâdât ferâğ
Nâ-murâdî ne-nihed be-rû-yi dâğ [262/a]
10-Ne-bûdeş hâst der-în teng kafes
Gayr-i çîzî ki Hudâ hâhed u bes
11-Her çi âyed be-vey ez-bend güşâd
Bâşed ender-heme der-ayn-ı murâd
12-Dil-i v’ey ez-heme hurrem gerded
Renc u gam-ı gird-i dileş gom gerded
13-Bâ-heme bendegî âzâd ziyed
Bâ-sad endûh ve elem şâd ziyed
14-Hîç şuğleş ne-şeved perde-i huş
Hîç telhaş ne-koned rûy-i torş
15-Buhl-râ ayn-ı semâhat bîned
Der-cirâhat heme râhat bîned
16-Her ç’eş ez-renc u belâ pîş âyed
Yek-be-yek-râ be rızâ pîş âyed
17-Ey rızâ-bahş-i riyâzat-kîşân
Râyız-ı tab’-ı rızâ-endîşân
18-Kıble-i himmet-i kâr-âgâhân
Kâzî-yi hâcet-i hâcet-hâhân
19-Dil-i râzî be-kazâyet talebem
Ravza-i husn-i riyâzet talebem
20-Bî-rızâ-yı to gul-i bâğ-ı na‘îm
Hest ber sîne-i mâ dâğ-ı cahîm
21-Bende câmî ki talebkâr-ı rızâst
Mânde der-keşmekeş-i havf u recâst
22-Dâmen ez-havf u recâyeş ne-fişân
Ber ser-i hân-i rızâyeş be-nişân
23-Be-niheş câm-ı mahabbet ber dest
Sâzeş ez-neşve-i ân bî-huş u mest
Nazm (ın tercümesi)
1-Ey şu yaygının dar merhalesinde, keder ve neşe düğümü içinde kalmış
kişi.
2-Bazen feleğin dönüşünden hoşnutsun, bazen incinmiş ve öfkeye
bulanmışsın.
3-Acıyı gönlüne bal eyle; onu tatlılıkla yemeyi kendine âdet eyle.
4-Kazâ okunun ucunu canına koy. Sarımsak gibi alnını kırıştırma!
5-Makamındaki sıkıntıyı gideren, rıza ve teslimiyettir. Kerâmet hazinesini
açan da rıza ve teslimiyettir.
6-İçinde gizli olan hevesler yüzünden, dünyanın işi çok karmaşık olur.
7-Nefsinin isteklerine uyarak kendini bağlama. Heves ve isteklerden ilgini
kes, Allah’a bağlan.
8-Devranın bağladığı bağlar çözülüverir. Felek senin muradınca
seyretmeye başlar.
9-Kim istek ve arzularından geçerse, muratsızlık onun gönlüne bir kor
bırakamaz.
10-Bu dar kafeste Allah’ın isteği dışında, hiç bir şey isteyip dileyemez.
11-Gizli açık ona her ne gelirse, hepsinde bizzat Hakk’ın muradı vardır.
12-Gönlü her şeyle mutlu olur. Gönlündeki gam ve keder kaybolur.
13-Bütün köleliğine rağmen özgürce yaşar. Bütün keder ve elemleriyle
mutlu bir hayat sürer.
14-Hiç bir işi ve meşgalesi aklına perde olmaz. Hiç bir acı da onun
yüzünü buruşturmaz.
15-Cimriliği cömertlik olarak görür. Yaralı iken bile rahat ve huzur görür.
16-Karşısına hangi belâ ve sıkıntı çıkarsa çıksın. Her birine tek tek rıza
gösterir.
17-Ey riyâzet çekenlerden râzı olan! Ey rıza gösterenlerden hoşnut olan!
18-Hakikatten haberdar olanların himmet kıblesi! Hacet dileyenlerin
ihtiyaçlarını karşılayan!
19-Senin takdirine râzı bir gönül isterim. Senin o güzel cennet bahçeni
isterim.
20-Senin rızan olmaksızın cennet bahçesinin gülü. Bizim sînemizde
cehennem korudur.
21-Senin rızana tâlip olan Cami kulun. Korku ile ümit arasında
kalakalmıştır.
22-Onu korku ve ümit halkasından çıkarma! Onu rıza sofrasının başına
oturt.
23-Muhabbet kadehini onun eline ver. O şarabın neşvesiyle onu mest
eyle.

