ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · İkinci Madde
İkinci Madde
Kemâl derecesindeki tevekkülün tariflerini, fazîletlerini, tesirlerini ve
hâllerini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir:
Tevekkül halktan uzaklaşıp tam olarak Hakk’a güvenmektir. Tevekkül
halkın elinde olandan ümidi kesip Allah katında olana itibar ve itimat
etmektir. Tevekkül tedbiri bırakıp takdir edileni kavramaktır. Tevekkül
kerim olan Allah’ın va’dine tam bir itimatla güvenmek ve gelecek için
hazırlık yapmayı terk etmektir. Tevekkül Hakk’a itimat edip O’nunla
yetinmektir ve üzerine düşen her sorumluluğu yerine getirmektir. Tevekkül
ihtiraslardan (metâmi‘) uzak durmaktır ki, bu bütün izzet ve saadetleri
kendinde toplar.
Tevekkül bedeni kulluğa (ubudiyet), kalbi de Rabb’in terbiye edicilik
sıfatına (rububiyet) bağlamaktır. Tevekkül Allah’tan gayrı her şeyi (mâsivâ)
terk etmektir. Korku ve ümit bağlamında hiç kimseden bir beklenti içinde
olmamaktır. Tevekkül istememek, geri çevirmemek ve elde olanı
tutmamaktır.
Tevekkül rızık isteme hususunda hazinedar olarak Hak tealayı tercih
etmektir. Tevekkül her halükârda Hakk’a bütünüyle yönelmektir. Tevekkül
az ile çoğun gönülde hep aynı olmasıdır. Tevekkül gerekli şeyleri kontrollü
bir şekilde alma (muâyene-i ıztırâr) ve tercihe bağlı olanları (ihtiyarî) terk
etmektir. Tevekkül sermayenin aslı ve gönlün rahatıdır. Tevekkül amellerin
en fazîletlisi ve hâllerin en şereflisidir. Tevekkül Yaratan’ı tercih etmek ve
ahlâkı güzelleştirmektir. Tevekkül imanın aslı, kalbin gıdası ve canın
rahatıdır. Bu sebeple herkese lâzım olan tevekküldür. Çünkü Hak teala
herkese kifâyet miktarı rızık vermeyi üzerine almıştır.
Şu dört fazîlet evliyânın ahlâkındandır: Tevekkül, tefvîz (işini Allah’a
ısmarlamak), sabır ve rıza. Ne mutlu o kimseye ki imanını tevekkülle
sağlamlaştırmış ve işini Allah’a ısmarlayıp rahata ermiş, sabırla selâmet
bulmuş, Allah’ın kazasına teslim olup O’ndan râzı olmuştur.
Halkın cümlesi Cenâb-ı Hakk’ın ev halkı (iyal) gibidir ve âlemlerin
Rabb’i olan Allah, iyalinin rızkına kefil olmuştur. Şu halde Allah’a tevekkül
eden kimsenin vazifesi ümitsizlik değil, Hak’tan ümitli olmaktır. Tevekkül
ehli Hakk’ın yardımına mazhar olur ve halktan müstağnî olur. Allah’a
tevekkül eden Hak ile zengin olup herkesten müstağnîdir. Tevekkül ehli için
sebepler hazırdır; zorluklar kolay olur. Bütün sıkıntıları halledilir, ihtiyaçları
giderilir. Tevekkül sahibi insan hür, anlayışlı ve zeki olur. Onun dünya
ehline karşı kibirli davranması yerinde bir davranış sayılır.
Tevekkülün kemâlini en güzel şekilde İbrahim (a.s.) ortaya koymuş ve
bunu bizzat kendi nefsinde yaşamıştır. Nitekim ateşe atıldığı zaman
Cebrâil’in kendisine “Herhangi bir isteğin var mı?” diye sorması üzerine
“İsteğim var ama senden değil” cevabını vermiştir. Cebrâil’in “O zaman
O’ndan iste demesi üzerine: “Hâlimi biliyor olması benim için yeterli”
demiştir. İbrahim (a.s.)’ın öyle bir halde iken bile O’ndan başkasını
görmemesi, tevekkülün kemâli ve tevhidin özü olmuştur. Bu sebeple
Nemrud’un ateşi onun için adeta bir gül bahçesi olmuş ve ondan
kurtulmuştur.
Tevekkül, ne iş ve kazanç peşinde koşuşturmadır ne de kazancı ve
çalışmayı terk etmektir. Belki tevekkül Cenâb-ı Hak ile huzura erip kalbi
O’na bağlamaktır.
Tevekkül, kul ile Rabb’i arasında yüce bir sırdır ki bu sırrı diğer insanlara
bildirmek yiğitliğe sığmaz mürüvvetsizlik olur, uygun da değildir. Allah
teala Kur’ân-ı Kerim’de: “Kim Allah’a tevekkül ederse, Allah ona yeter”
(Talak 65/3) buyurmuş ve tevekkülün ne derece azîz ve şerefli olduğunu
duyurmuştur. Bir Hadis-i kudsîde buyrulmuştur ki: “Ey ş ükreden insan,
nimetlerin artması senin içindir. Ey zikreden insan, bana olan yakınlığın
artması senin içindir. Ve ey [242/b] tevekkül eden insan, ben senin içinim ve
sana yeterim.”
Nazm
1-Kâfiyem be-dehem to-râ men cumle hayr
Bî-sebeb bî-vâsıta yârî-yi gayr
2-Kâfiyem bî-nân to-râ sîrî dehem
Bî-sipâh u leşkeret mîrî dehem
3-Kâfiyem bî -dâruvet dermân konem
Gûr-râ vû çâh-râ meydân konem
Nazm (ın tercümesi)
1-Ben kâfiyim, başkasının yardımı olmadan, tüm iyilikleri sebepsiz ve
aracısız sana ben veririm.
2-Ben kâfiyim, ekmek olmaksızın tokluk veririm sana. Ordusuz askersiz
sultanlık veririm.
3-Ben kâfiyim, ilaçsız derman veririm sana. Mezarı ve kuyuyu düz alana,
meydana çeviririm.
Tevekkül eden kişi (mütevekkil) halk içinde yalnız ve kimsesizdir (garip),
Hak tealaya yakındır (karib). Tevekkül edenin Hakk’ın kudret elindeki hâli,
ölünün ölü yıkayıcısının elindeki hâli gibidir. Tevekkül, Hakk’a itimat
ederek güç ve kuvvet bulmaktır. Sultan ve düşman korkusundan emin
olmaktır. Tevekkül eden kişi, tıpkı küçük çocuk gibi hiç kimseden yardım
istemez, ancak annesini bilir. Bunun gibi tevekkül eden kişi de her hâlinde
Mevlâsına yönelir ve sadece O’na sığınır. Tevekkül, nefsi tevâzu ile toprak
gibi kılmak ve kalbi mâsivâdan temizlemektir.
Tevekkül, sebeplerden alâkayı kesmek ve efendilerin efendisi (rabbü’l-
erbab) olan Allah’ın ikramına ermektir. Tevekkül, her şeyi Hak’tan bulmak
ve yalnız O’ndan yardım beklemektir. Tevekkül, nefsin hevâsını terk edip
Allah’tan başka her şeyi (mâsivâ) gönülden kovmaktır. Tevekkül, öyle bir
nurdur ki kalbi mamur edip mâsivâdan uzaklaştırır, huzura erdirip mesrûr
eder. Tevekkül, herkesten yüz çevirmek ve her şeyin sahibine gitmektir.
Tevekkül, hürriyete erişmek, gönülden mâsivâyı silip yok etmektir.
Tevekkül, bir şeyi tercih etmeyi terk etmek; tefvîz ise itirazı terk etmektir.
Tevekkül, kötülüğü emreden alçak nefsi kovup Hakk’a dönmektir.
Tevekkül, dünya malından el çekmek ve kalbi emellerden arındırmak; her
durumda Hakk’ın huzurunda olma bilincine ermektir.
Tevekkül eden kişi (mütevekkil) her fiili, her işi Hak’tan bilmiştir. Ve
onun nazarında övgü ve yergi, sevinç ve üzüntü, yücelik ve zillet, kâr ve
zarar hepsi bir olmuştur. Onun için hiddetleri bırakıp şiddetlere katlanmıştır.
Büyüklerden biri “Tevekkül haldir, kâl değildir.” demiştir.
Şiir
1- “Tevekkelnâ alâ Rabbi’s-semâ’i
Ve sellemnâ li-esbâbi’l-kazâ’
2- Ve efniyetu’l-mulûki muhaccebâtun
Ve bâbu’llâhi meftûhu’l-fenâ’i
Şiir (in tercümesi)
1-Göklerin Rabbine dayandık, O’na güvendik; Kazanın sebeplerine teslim
olduk.
2-Sultanların sarayları sımsıkı kapalıdır ama Allah’ın kapısı hiçlik (fenâ)
ile açıktır.
Tevekkül, önce güvenmek, sonra işleri Allah’a havâle etmek (tefvîz),
sonra O’na teslim olmak ve sonra rızadır. Hazret-i Şeyh İsmail [Tillovî]
(rahmetullahi aleyh) bu Hakkı oğluna buyurmuştur ki:
“Molla İbrahim , Allah’a tevekkül et ve işini Allah’a ısmarla. Allah ne
yaparsa en iyisi odur. O, kulunu imtihan eden (mübtelâ kılan) ve yardım
edendir, merhametlilerin en merhametlisidir.”
Nazm
1- Kimdir o kim re’yine virmez rızâ
Kimdir o kim olmaya mest-i likâ
2- Kimdir o kim kalbi yedinde değil
Kimdir o kim cânını virmez sana
3- Kimdir o kim terbiyetinde değil
Kimdir o kim bulmadı senden nevâ
4- İki cihândır sana çün iki yed
Yed ne virür olmasa senden sehâ
5- Gâfil olan cevr sanur halkdan
Halk ise destinde misâl-i asâ
6- Cümle asâ senden alur cünbişi
Senden irer cümleye derd ü devâ
7- Hâce virür zahmeti kimdir ağaç
Kimdir o kim olmaya bend-i kazâ
8- Pes çubuğun dişleyen it huyludur
Anlamadı kendüye darbın cezâ
9- Hakkı nizâ‘ itme kaderle hemân
Mihnet-i derd ü gama di merhabâ
Günümüz Türkçesiyle
1- Senin görüşüne rıza göstermeyecek kimdir? Senin yüzünü görüp de
mest olmayacak kimdir?
2- Kalbi senin olmayan kimdir? Canını sana feda etmeyecek kimdir?
3- Senin terbiyende olmayan kimdir? Senden nasibini almayan kimdir?
4- İki cihan sanki senin iki elin gibidir; senin cömertliğin olmasa, el ne
verir?
5- Gâfil olanlar eziyeti halktan sanırlar; oysa halk senin elinde asa gibidir.
6- Bütün asalar hareketi senden alır. Herkese dert ve şifâ senden ulaşır.
7- Dayak atarken zahmeti veren efendidir, ağaç değil. Durum bu iken,
kazaya rıza göstermeyen kimdir?
8- Sopaya saldıran it huyludur. Vurmanın kendisine ceza olduğunu
anlamadı.
9- Hakkı! Kaderle didişme, hizaya gel hemen. Derde, kedere “Merhaba!”
de, kurtul gamdan.

