Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Kemâl derecesindeki tevekkülün tariflerini, fazîletlerini, tesirlerini ve hâllerini…

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · İkinci Madde İkinci Madde Kemâl derecesindeki tevekkülün tariflerini, fazîletlerini, tesirlerini ve hâllerini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: …

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · İkinci Madde

İkinci Madde

Kemâl derecesindeki tevekkülün tariflerini, fazîletlerini, tesirlerini ve

hâllerini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir:

Tevekkül halktan uzaklaşıp tam olarak Hakk’a güvenmektir. Tevekkül

halkın elinde olandan ümidi kesip Allah katında olana itibar ve itimat

etmektir. Tevekkül tedbiri bırakıp takdir edileni kavramaktır. Tevekkül

kerim olan Allah’ın va’dine tam bir itimatla güvenmek ve gelecek için

hazırlık yapmayı terk etmektir. Tevekkül Hakk’a itimat edip O’nunla

yetinmektir ve üzerine düşen her sorumluluğu yerine getirmektir. Tevekkül

ihtiraslardan (metâmi‘) uzak durmaktır ki, bu bütün izzet ve saadetleri

kendinde toplar.

Tevekkül bedeni kulluğa (ubudiyet), kalbi de Rabb’in terbiye edicilik

sıfatına (rububiyet) bağlamaktır. Tevekkül Allah’tan gayrı her şeyi (mâsivâ)

terk etmektir. Korku ve ümit bağlamında hiç kimseden bir beklenti içinde

olmamaktır. Tevekkül istememek, geri çevirmemek ve elde olanı

tutmamaktır.

Tevekkül rızık isteme hususunda hazinedar olarak Hak tealayı tercih

etmektir. Tevekkül her halükârda Hakk’a bütünüyle yönelmektir. Tevekkül

az ile çoğun gönülde hep aynı olmasıdır. Tevekkül gerekli şeyleri kontrollü

bir şekilde alma (muâyene-i ıztırâr) ve tercihe bağlı olanları (ihtiyarî) terk

etmektir. Tevekkül sermayenin aslı ve gönlün rahatıdır. Tevekkül amellerin

en fazîletlisi ve hâllerin en şereflisidir. Tevekkül Yaratan’ı tercih etmek ve

ahlâkı güzelleştirmektir. Tevekkül imanın aslı, kalbin gıdası ve canın

rahatıdır. Bu sebeple herkese lâzım olan tevekküldür. Çünkü Hak teala

herkese kifâyet miktarı rızık vermeyi üzerine almıştır.

Şu dört fazîlet evliyânın ahlâkındandır: Tevekkül, tefvîz (işini Allah’a

ısmarlamak), sabır ve rıza. Ne mutlu o kimseye ki imanını tevekkülle

sağlamlaştırmış ve işini Allah’a ısmarlayıp rahata ermiş, sabırla selâmet

bulmuş, Allah’ın kazasına teslim olup O’ndan râzı olmuştur.

Halkın cümlesi Cenâb-ı Hakk’ın ev halkı (iyal) gibidir ve âlemlerin

Rabb’i olan Allah, iyalinin rızkına kefil olmuştur. Şu halde Allah’a tevekkül

eden kimsenin vazifesi ümitsizlik değil, Hak’tan ümitli olmaktır. Tevekkül

ehli Hakk’ın yardımına mazhar olur ve halktan müstağnî olur. Allah’a

tevekkül eden Hak ile zengin olup herkesten müstağnîdir. Tevekkül ehli için

sebepler hazırdır; zorluklar kolay olur. Bütün sıkıntıları halledilir, ihtiyaçları

giderilir. Tevekkül sahibi insan hür, anlayışlı ve zeki olur. Onun dünya

ehline karşı kibirli davranması yerinde bir davranış sayılır.

Tevekkülün kemâlini en güzel şekilde İbrahim (a.s.) ortaya koymuş ve

bunu bizzat kendi nefsinde yaşamıştır. Nitekim ateşe atıldığı zaman

Cebrâil’in kendisine “Herhangi bir isteğin var mı?” diye sorması üzerine

“İsteğim var ama senden değil” cevabını vermiştir. Cebrâil’in “O zaman

O’ndan iste demesi üzerine: “Hâlimi biliyor olması benim için yeterli”

demiştir. İbrahim (a.s.)’ın öyle bir halde iken bile O’ndan başkasını

görmemesi, tevekkülün kemâli ve tevhidin özü olmuştur. Bu sebeple

Nemrud’un ateşi onun için adeta bir gül bahçesi olmuş ve ondan

kurtulmuştur.

Tevekkül, ne iş ve kazanç peşinde koşuşturmadır ne de kazancı ve

çalışmayı terk etmektir. Belki tevekkül Cenâb-ı Hak ile huzura erip kalbi

O’na bağlamaktır.

Tevekkül, kul ile Rabb’i arasında yüce bir sırdır ki bu sırrı diğer insanlara

bildirmek yiğitliğe sığmaz mürüvvetsizlik olur, uygun da değildir. Allah

teala Kur’ân-ı Kerim’de: “Kim Allah’a tevekkül ederse, Allah ona yeter”

(Talak 65/3) buyurmuş ve tevekkülün ne derece azîz ve şerefli olduğunu

duyurmuştur. Bir Hadis-i kudsîde buyrulmuştur ki: “Ey ş ükreden insan,

nimetlerin artması senin içindir. Ey zikreden insan, bana olan yakınlığın

artması senin içindir. Ve ey [242/b] tevekkül eden insan, ben senin içinim ve

sana yeterim.”

Nazm

1-Kâfiyem be-dehem to-râ men cumle hayr

Bî-sebeb bî-vâsıta yârî-yi gayr

2-Kâfiyem bî-nân to-râ sîrî dehem

Bî-sipâh u leşkeret mîrî dehem

3-Kâfiyem bî -dâruvet dermân konem

Gûr-râ vû çâh-râ meydân konem

Nazm (ın tercümesi)

1-Ben kâfiyim, başkasının yardımı olmadan, tüm iyilikleri sebepsiz ve

aracısız sana ben veririm.

2-Ben kâfiyim, ekmek olmaksızın tokluk veririm sana. Ordusuz askersiz

sultanlık veririm.

3-Ben kâfiyim, ilaçsız derman veririm sana. Mezarı ve kuyuyu düz alana,

meydana çeviririm.

Tevekkül eden kişi (mütevekkil) halk içinde yalnız ve kimsesizdir (garip),

Hak tealaya yakındır (karib). Tevekkül edenin Hakk’ın kudret elindeki hâli,

ölünün ölü yıkayıcısının elindeki hâli gibidir. Tevekkül, Hakk’a itimat

ederek güç ve kuvvet bulmaktır. Sultan ve düşman korkusundan emin

olmaktır. Tevekkül eden kişi, tıpkı küçük çocuk gibi hiç kimseden yardım

istemez, ancak annesini bilir. Bunun gibi tevekkül eden kişi de her hâlinde

Mevlâsına yönelir ve sadece O’na sığınır. Tevekkül, nefsi tevâzu ile toprak

gibi kılmak ve kalbi mâsivâdan temizlemektir.

Tevekkül, sebeplerden alâkayı kesmek ve efendilerin efendisi (rabbü’l-

erbab) olan Allah’ın ikramına ermektir. Tevekkül, her şeyi Hak’tan bulmak

ve yalnız O’ndan yardım beklemektir. Tevekkül, nefsin hevâsını terk edip

Allah’tan başka her şeyi (mâsivâ) gönülden kovmaktır. Tevekkül, öyle bir

nurdur ki kalbi mamur edip mâsivâdan uzaklaştırır, huzura erdirip mesrûr

eder. Tevekkül, herkesten yüz çevirmek ve her şeyin sahibine gitmektir.

Tevekkül, hürriyete erişmek, gönülden mâsivâyı silip yok etmektir.

Tevekkül, bir şeyi tercih etmeyi terk etmek; tefvîz ise itirazı terk etmektir.

Tevekkül, kötülüğü emreden alçak nefsi kovup Hakk’a dönmektir.

Tevekkül, dünya malından el çekmek ve kalbi emellerden arındırmak; her

durumda Hakk’ın huzurunda olma bilincine ermektir.

Tevekkül eden kişi (mütevekkil) her fiili, her işi Hak’tan bilmiştir. Ve

onun nazarında övgü ve yergi, sevinç ve üzüntü, yücelik ve zillet, kâr ve

zarar hepsi bir olmuştur. Onun için hiddetleri bırakıp şiddetlere katlanmıştır.

Büyüklerden biri “Tevekkül haldir, kâl değildir.” demiştir.

Şiir

1- “Tevekkelnâ alâ Rabbi’s-semâ’i

Ve sellemnâ li-esbâbi’l-kazâ’

2- Ve efniyetu’l-mulûki muhaccebâtun

Ve bâbu’llâhi meftûhu’l-fenâ’i

Şiir (in tercümesi)

1-Göklerin Rabbine dayandık, O’na güvendik; Kazanın sebeplerine teslim

olduk.

2-Sultanların sarayları sımsıkı kapalıdır ama Allah’ın kapısı hiçlik (fenâ)

ile açıktır.

Tevekkül, önce güvenmek, sonra işleri Allah’a havâle etmek (tefvîz),

sonra O’na teslim olmak ve sonra rızadır. Hazret-i Şeyh İsmail [Tillovî]

(rahmetullahi aleyh) bu Hakkı oğluna buyurmuştur ki:

“Molla İbrahim , Allah’a tevekkül et ve işini Allah’a ısmarla. Allah ne

yaparsa en iyisi odur. O, kulunu imtihan eden (mübtelâ kılan) ve yardım

edendir, merhametlilerin en merhametlisidir.”

Nazm

1- Kimdir o kim re’yine virmez rızâ

Kimdir o kim olmaya mest-i likâ

2- Kimdir o kim kalbi yedinde değil

Kimdir o kim cânını virmez sana

3- Kimdir o kim terbiyetinde değil

Kimdir o kim bulmadı senden nevâ

4- İki cihândır sana çün iki yed

Yed ne virür olmasa senden sehâ

5- Gâfil olan cevr sanur halkdan

Halk ise destinde misâl-i asâ

6- Cümle asâ senden alur cünbişi

Senden irer cümleye derd ü devâ

7- Hâce virür zahmeti kimdir ağaç

Kimdir o kim olmaya bend-i kazâ

8- Pes çubuğun dişleyen it huyludur

Anlamadı kendüye darbın cezâ

9- Hakkı nizâ‘ itme kaderle hemân

Mihnet-i derd ü gama di merhabâ

Günümüz Türkçesiyle

1- Senin görüşüne rıza göstermeyecek kimdir? Senin yüzünü görüp de

mest olmayacak kimdir?

2- Kalbi senin olmayan kimdir? Canını sana feda etmeyecek kimdir?

3- Senin terbiyende olmayan kimdir? Senden nasibini almayan kimdir?

4- İki cihan sanki senin iki elin gibidir; senin cömertliğin olmasa, el ne

verir?

5- Gâfil olanlar eziyeti halktan sanırlar; oysa halk senin elinde asa gibidir.

6- Bütün asalar hareketi senden alır. Herkese dert ve şifâ senden ulaşır.

7- Dayak atarken zahmeti veren efendidir, ağaç değil. Durum bu iken,

kazaya rıza göstermeyen kimdir?

8- Sopaya saldıran it huyludur. Vurmanın kendisine ceza olduğunu

anlamadı.

9- Hakkı! Kaderle didişme, hizaya gel hemen. Derde, kedere “Merhaba!”

de, kurtul gamdan.