DÖRDÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Birinci Madde
Birinci Madde
Marifetin fazîletlerini âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Hak teala inayetiyle kullarına yardım edip kendi
marifetine teşvik etmiş ve bunu elde etmenin yollarını öğretip Kur’ân-ı
Azîmü’ş-şân’da şöyle buyurmuştur:
“(Yusuf) onları hemen tanıdı. Onlar ise onu tanımıyorlardı.” (Yusuf, 12/
58) “Onları sîmâlarından tanırsın.” (Bakara, 2/ 273) “Onların yüzünde
nimetlerin sevincini görürsün.” (Mutaffifîn, 83/ 24) “Tanıdıkları gerçekten
dolayı.” (Mâide, 5/ 83) “Ölüyken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar
arasında yürüyebileceği bir nûr ihsan ettiğimiz kimse, karanlıklar içinde
kalıp ondan hiç çıkamayacak durumdaki kimse gibi olur mu?” (En’am, 6/
122) “Bir kimseye Allah nûr vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan bir
nasibi yoktur.” (Nur, 24/ 40) “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif
ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular.
Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” (Ahzâb, 33/72)
“Şüphesiz Allah hakkıyla gören ve işitendir.” (Ğâfir, 40/20)
Ve Hak teala kudsî hadiste buyurmuştur ki:
“Ey âdemoğlu! Nefsini bilen beni bilir, beni bilen beni ister, beni isteyen
bulur ve bütün isteklerine nail olur ve umduklarının da üstünde erişir.
[265/b] Benim üzerime başkasını tercih etmez. Ey âdemoğlu! Mütevâzı
olursan beni tanırsın, aç kalırsan beni görürsün, bana kulluk için tenhaya
çekilirsen bana ulaşırsın. Ey âdemoğlu! Rab benim, o halde beni tanı. Ey
âdemoğlu! Beni ancak, nefsini bilen tanır. Ve beni ancak nefsini terk eden
bulur. Şu halde ey insan! beni tanıman için nefsini bil. Ey âdemoğlu! Benim
marifetimi kalbinden giderenin kalbi (manen) kör olur. Ey âdemoğlu! Bizim
marifet sarayımıza girenin kalbinden korku ve hüzün yok olup gider ve
emniyette olur.»
«Ey Davud! Ben gizli bir hazine idim, marifetime muhabbet ettim ve
mahlûkatı yarattım ki beni tanısınlar.
Ey Davud! Nefsine düşmanlık ederek bana yaklaş ve beni karşısında
cahilliğin olmadığı bilgi ve marifetle tanı. Ey Davud! Fayda veren ilmi
öğren. Faydalı ilim, celâlimi, azametimi, büyüklüğümü ve gücümü
öğrenmendir. Kudretimin her şeye galip olduğunu idrak etmendir. Ancak
böyle bir marifet seni bana yaklaştırır. Ey Davud! Kim beni bilirse, onun
için belâları ayak bağı, sabrı av kılarım.»
Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v) hadis-i şeriflerinde buyurmuştur ki:
“Hakk’ın cezbelerinden bir cezbe, bütün insanların ve cinlerin (sekaleyn)
amellerinden ağır gelir.” [1] Ve buyurmuştur ki: “Sizin Allah’ı en iyi
bileniniz benim.” [2] Hiç şüphesiz marifet, kalbin fiillerindendir. Ve
buyurmuştur ki: “Eğer siz Allah’ı hakkıyla bilerek marifetin hakikatine
erişseydiniz, dualarınızla dağlar yerle bir olurdu.” [3] Ve buyurmuştur ki:
“Sizin Rabbini en iyi bileniniz, nefsini bilendir.” Ve o, duasında şöyle
yalvarmıştır: “( Allah’ım!) noksan sıfatlardan seni tenzih ederiz. Biz seni
hakkıyla tanıyamadık! ” [4] Ve buyurmuştur ki: “Allah’ım! Her zaman diri ve
kaim olan! Gökleri ve yeryüzünü (eşsiz sanat harikaları hâlinde) yaratan!
Her şeyin mâliki, celâl ve ikram sahibi! Senden izzetinle kalplerimizi ihyâ
etmeni, marifet nurunla gözlerimizi nurlandırmanı istiyoruz. Ey aşikâre
bilinen!” Ve buyurmuştur ki: “ Allah’ım kalbimi nurlandır, gözümü
nurlandır, kulağımı nurlandır. Sağımdan, solumdan, önümden, ardımdan,
üstümden, altımdan nûr ihsan eyle. Saçımı ve cildimi nurlandır. Etimi,
kanımı nurlandır ve beni (baştan başa) nurlu eyle .” [5]
Bazı müteşâbih hadislerinde buyurmuştur ki: “Allah, Adem’i kendi
suretinde yarattı.” [6] Ve buyurmuştur ki: “Rabb’imi güzel bir genç
suretinde gördüm. Rabb’imi en güzel suretinde gördüm. Elini omuzlarıma
koydu. Soğukluğu göğsümde hissettim. (Ve bunun ardından) yerde ve
göklerde olan ne varsa, hepsini bildim.” [7]
Nazm
1- Senden gelür gönüllere çün dem-be-dem meded
Fazlından isterem meded ey mufzil-i ahad
2- Varlık senânı sebt idince bir sahîfedir
Kim ibtidâsıdır ezel encâmıdır ebed
3- Ruhsâr-ı vahdet üzre dahi başka hüsn ile
Çeşm-i şühûda geldi bu hâl ü hat-ı aded
4- Çün kesret-i zebedle değil bahr muhtefî
Vahdet muhîtisin dü cihândır sana zebed
5- Çün kurbına bu fakr u fenâdır sebeb hemân
Tûbâ li-men teheyyâ li’l-kurbi ve’ste‘ad
6- Mihrin fürûgı sînede ke’n-nûri fi’l-basar
Aşkın hevâsı rûhda ke’r-rûhı fi’l-cesed
7- Olmuş nüfûr nûr-ı huzûrından ehl-i cehl
Hakkâ ki mihrden kaçar ol sahib-i remed
8- Hep işlerin hemîşe güzel hayr-ı mahzdır
Pes kâr-gâhımızda olur nakş-ı nîk ü bed
9- Neşv ü nemâyı şeb-nem-i feyzinle buldu hoş
Gülzâr-ı cân Hakkî-i miskînin ey samed
Günümüz Türkçesiyle
1- Senden gelir gönüllere anbean medet. Fazlından isterim imdat; ey
fazîletli ehad. [8]
2- Varlık senin övgünü ispat eden sahifedir. Başlangıcı ezeldir onun;
nihayeti ebed.
3- Vahdet yanağı üzerinde başka bir güzellikle. Göründü gözlere benler,
desenler ve sayısız adet.
4- Köpüğün çoğalmasıyla dalgalar yok olmaz. Sen vahdet deryasısın; iki
cihan köpüğündür.
5- Fakr ü fenâ yakınlığına (kurb) sebeptir hemen. Yakınlığına hazır ve
istidâdlı olana müjdeler olsun.
6- Bağrımda sevginin yayılması, gözdeki nûr gibidir. Canımda aşkın
yayılması, cesetteki ruh gibi.
7- Cahiller nurun huzurundan kaçıyor sanki. Gözü hasta olanın güneşten
kaçması gibi.
8- Hep işlerin güzeldir, baştan başa hayır. Şu halde bu tezgâhımızda
çoğalır iyi ile berbat.
9- Çiçekteki şebnem feyzinle oldu, hoşça gelişti. Canın gülistânı Hakkı,
miskinindir, ey Samed. [9]

