Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Marifetin fazîletlerini âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle bildirir

DÖRDÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Birinci Madde Birinci Madde Marifetin fazîletlerini âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Hak teala inayetiyle kullarına yardım edip kendi marifetine teşvik …

DÖRDÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Birinci Madde

Birinci Madde

Marifetin fazîletlerini âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Hak teala inayetiyle kullarına yardım edip kendi

marifetine teşvik etmiş ve bunu elde etmenin yollarını öğretip Kur’ân-ı

Azîmü’ş-şân’da şöyle buyurmuştur:

“(Yusuf) onları hemen tanıdı. Onlar ise onu tanımıyorlardı.” (Yusuf, 12/

58) “Onları sîmâlarından tanırsın.” (Bakara, 2/ 273) “Onların yüzünde

nimetlerin sevincini görürsün.” (Mutaffifîn, 83/ 24) “Tanıdıkları gerçekten

dolayı.” (Mâide, 5/ 83) “Ölüyken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar

arasında yürüyebileceği bir nûr ihsan ettiğimiz kimse, karanlıklar içinde

kalıp ondan hiç çıkamayacak durumdaki kimse gibi olur mu?” (En’am, 6/

122) “Bir kimseye Allah nûr vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan bir

nasibi yoktur.” (Nur, 24/ 40) “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif

ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular.

Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” (Ahzâb, 33/72)

“Şüphesiz Allah hakkıyla gören ve işitendir.” (Ğâfir, 40/20)

Ve Hak teala kudsî hadiste buyurmuştur ki:

“Ey âdemoğlu! Nefsini bilen beni bilir, beni bilen beni ister, beni isteyen

bulur ve bütün isteklerine nail olur ve umduklarının da üstünde erişir.

[265/b] Benim üzerime başkasını tercih etmez. Ey âdemoğlu! Mütevâzı

olursan beni tanırsın, aç kalırsan beni görürsün, bana kulluk için tenhaya

çekilirsen bana ulaşırsın. Ey âdemoğlu! Rab benim, o halde beni tanı. Ey

âdemoğlu! Beni ancak, nefsini bilen tanır. Ve beni ancak nefsini terk eden

bulur. Şu halde ey insan! beni tanıman için nefsini bil. Ey âdemoğlu! Benim

marifetimi kalbinden giderenin kalbi (manen) kör olur. Ey âdemoğlu! Bizim

marifet sarayımıza girenin kalbinden korku ve hüzün yok olup gider ve

emniyette olur.»

«Ey Davud! Ben gizli bir hazine idim, marifetime muhabbet ettim ve

mahlûkatı yarattım ki beni tanısınlar.

Ey Davud! Nefsine düşmanlık ederek bana yaklaş ve beni karşısında

cahilliğin olmadığı bilgi ve marifetle tanı. Ey Davud! Fayda veren ilmi

öğren. Faydalı ilim, celâlimi, azametimi, büyüklüğümü ve gücümü

öğrenmendir. Kudretimin her şeye galip olduğunu idrak etmendir. Ancak

böyle bir marifet seni bana yaklaştırır. Ey Davud! Kim beni bilirse, onun

için belâları ayak bağı, sabrı av kılarım.»

Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v) hadis-i şeriflerinde buyurmuştur ki:

“Hakk’ın cezbelerinden bir cezbe, bütün insanların ve cinlerin (sekaleyn)

amellerinden ağır gelir.” [1] Ve buyurmuştur ki: “Sizin Allah’ı en iyi

bileniniz benim.” [2] Hiç şüphesiz marifet, kalbin fiillerindendir. Ve

buyurmuştur ki: “Eğer siz Allah’ı hakkıyla bilerek marifetin hakikatine

erişseydiniz, dualarınızla dağlar yerle bir olurdu.” [3] Ve buyurmuştur ki:

“Sizin Rabbini en iyi bileniniz, nefsini bilendir.” Ve o, duasında şöyle

yalvarmıştır: “( Allah’ım!) noksan sıfatlardan seni tenzih ederiz. Biz seni

hakkıyla tanıyamadık! ” [4] Ve buyurmuştur ki: “Allah’ım! Her zaman diri ve

kaim olan! Gökleri ve yeryüzünü (eşsiz sanat harikaları hâlinde) yaratan!

Her şeyin mâliki, celâl ve ikram sahibi! Senden izzetinle kalplerimizi ihyâ

etmeni, marifet nurunla gözlerimizi nurlandırmanı istiyoruz. Ey aşikâre

bilinen!” Ve buyurmuştur ki: “ Allah’ım kalbimi nurlandır, gözümü

nurlandır, kulağımı nurlandır. Sağımdan, solumdan, önümden, ardımdan,

üstümden, altımdan nûr ihsan eyle. Saçımı ve cildimi nurlandır. Etimi,

kanımı nurlandır ve beni (baştan başa) nurlu eyle .” [5]

Bazı müteşâbih hadislerinde buyurmuştur ki: “Allah, Adem’i kendi

suretinde yarattı.” [6] Ve buyurmuştur ki: “Rabb’imi güzel bir genç

suretinde gördüm. Rabb’imi en güzel suretinde gördüm. Elini omuzlarıma

koydu. Soğukluğu göğsümde hissettim. (Ve bunun ardından) yerde ve

göklerde olan ne varsa, hepsini bildim.” [7]

Nazm

1- Senden gelür gönüllere çün dem-be-dem meded

Fazlından isterem meded ey mufzil-i ahad

2- Varlık senânı sebt idince bir sahîfedir

Kim ibtidâsıdır ezel encâmıdır ebed

3- Ruhsâr-ı vahdet üzre dahi başka hüsn ile

Çeşm-i şühûda geldi bu hâl ü hat-ı aded

4- Çün kesret-i zebedle değil bahr muhtefî

Vahdet muhîtisin dü cihândır sana zebed

5- Çün kurbına bu fakr u fenâdır sebeb hemân

Tûbâ li-men teheyyâ li’l-kurbi ve’ste‘ad

6- Mihrin fürûgı sînede ke’n-nûri fi’l-basar

Aşkın hevâsı rûhda ke’r-rûhı fi’l-cesed

7- Olmuş nüfûr nûr-ı huzûrından ehl-i cehl

Hakkâ ki mihrden kaçar ol sahib-i remed

8- Hep işlerin hemîşe güzel hayr-ı mahzdır

Pes kâr-gâhımızda olur nakş-ı nîk ü bed

9- Neşv ü nemâyı şeb-nem-i feyzinle buldu hoş

Gülzâr-ı cân Hakkî-i miskînin ey samed

Günümüz Türkçesiyle

1- Senden gelir gönüllere anbean medet. Fazlından isterim imdat; ey

fazîletli ehad. [8]

2- Varlık senin övgünü ispat eden sahifedir. Başlangıcı ezeldir onun;

nihayeti ebed.

3- Vahdet yanağı üzerinde başka bir güzellikle. Göründü gözlere benler,

desenler ve sayısız adet.

4- Köpüğün çoğalmasıyla dalgalar yok olmaz. Sen vahdet deryasısın; iki

cihan köpüğündür.

5- Fakr ü fenâ yakınlığına (kurb) sebeptir hemen. Yakınlığına hazır ve

istidâdlı olana müjdeler olsun.

6- Bağrımda sevginin yayılması, gözdeki nûr gibidir. Canımda aşkın

yayılması, cesetteki ruh gibi.

7- Cahiller nurun huzurundan kaçıyor sanki. Gözü hasta olanın güneşten

kaçması gibi.

8- Hep işlerin güzeldir, baştan başa hayır. Şu halde bu tezgâhımızda

çoğalır iyi ile berbat.

9- Çiçekteki şebnem feyzinle oldu, hoşça gelişti. Canın gülistânı Hakkı,

miskinindir, ey Samed. [9]