DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Dördüncü Madde
Dördüncü Madde
Mevlâ muhabbetinin aslını, mahiyetini, çeşitlerini, hususiyetlerini,
faydalarını ve makamlarını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Muhabbetullah
gizli bir sırdır ki, açıklamaya gelmez. Manevî bir şeydir ki, izah edilemez.
Fakat her kâmil, kendi seyrinde muhabbetle ilgili muttali olduğu şeyleri
söylemiştir. Onun hususiyetlerinden ve faydalarından nice hikmetler
söylemiştir. Ta ki insanların kalplerine istek ve kavuşmaya, şevk ve
yanmaya dair nurlar dolup can u gönülden muhabbetullaha tâlip olsunlar.
Nitekim bir kâmil zat şöyle demiştir: “Muhabbet odur ki sahibine dünya
ve âhiret sevdalarını unutturur.”
Yine bir kâmil demiştir ki: “Muhabbet odur ki kendi yaptığın pek çok
hizmetleri az göresin ve sevdiğinin az ihsanını çok göresin.”
Yine bir kâmil demiştir ki: “Muhabbet odur ki sevdiğine tam mânâsıyla
meyledesin; onu malından, canından kıymetli azîz ve leziz bilesin. Dış
görünüşünle ve iç âleminde ona uygunluk gösteresin. Ve bununla bile
kendini ona karşı kusurlu bilesin. Ondan özür dileyesin.”
Yine bir kâmil demiştir ki: “Muhabbet odur ki sevgiline kavuşamadığın
halde ona haddinden fazla meyledesin.” Yine bir kâmil demiştir ki:
“Muhabbet odur ki seni iki cihan zevklerinden ve kendi sıfatlarından
uzaklaştırıp kalbini her zaman sevdiğinle meşgul edesin.”
Yine bir kâmil demiştir ki: “Muhabbet odur ki sevdiğine tam mânâsıyla
teslim olasın. Hatta sende benlikten bir eser kalmayıp fânî olasın.” Yine bir
kâmil demiştir ki: “Muhabbet odur ki, kendi nefsinden geçip sevdiğinin
zikir ve düşüncesine dalasın, kalbinde daima onunla olasın.”
Yine bir kâmil demiştir ki: “Muhabbet odur ki Hak tealanın kelâmını
halkın sözüne tercih edesin. O’na kavuşmayı insanlarla mülâki olmaya
tercih edesin. O’na ibadeti insanlara hizmetten önce tutasın. Kaybettiğin
veya kaçırdığın geçici lezzetler için üzülmeyip Allah’ın zikrinden gâfil
olarak geçen zamanlarına mahzun olasın.”
Yine bir kâmil demiştir ki: “Kim Hak tealaya muhabbet eylerse, o insanlar
tarafından bilinmekten nefret eder.”
Yine bir kâmil demiştir ki: “Rabb’inle ol ki, sana riâyet eylesin. [274/b]
O’nun ol ki, sana muhabbetle kifâyet eylesin.”
Yine bir kâmil demiştir ki: “İlâhî, eğer beni parçalara ayırsan ve üzerime
belâları yağdırsan da bu, ancak benim sana olan muhabbetimi ve iştiyakımı
artırır.”
Zünnûn-i Mısrî hazretlerinin dostları kendisini görmüşler ki, eli ayağı
bağlı olup etrafında insanlar ağlaşıyor. O ise ağlayan insanlara sürûrla bakıp
şefkatle hitap ederek diyor ki:
“Benim bu halde olmam, hakikatte Allah’ın dostlarına hîbesi ve bahşişi
mesâbesindedir. O’nun her işi benim için tatlı helvadır; güzeldir, iyidir.”
Muhabbetullah mili ile sürme sürenin gözü kör olur; halkı göremez,
Hakk’ı bulur.
Ve bir kâmil zat şiirde şöyle demiştir:
Şiir
1- Muhibbu’llâhi fi’d-dunyâ garîbun
Lehû nûrun ve esrârun acîbun
2- Ve inde’n-nâsi mestûrun bi-delkin
Ve fi’l-ma‘nâ ila’l-Mevlâ karîbun
Şiir (in tercümesi)
1- Allah’ı seven, bu dünyada gariptir. Çünkü O’nun nuru ve sırları
acayiptir.
2- İnsanlar nazarında seven, kında kılıç gibidir. Maneviyâtta ise Mevlâ’ya
yakındır.
Yine bir kâmil demiştir ki: “Tevekkülün tamamı etkilenmeyi (infial) terk
etmektir. Tefvîzin tamamı ise seçmeyi (ihtiyar) bırakmak ve rızanın tamamı
da itirazı terk etmektir: Muhabbetin tamamı ise sevgiliyi her şeye tercih
etmektir.”
Yine bir kâmil demiştir ki: “Kendisiyle oturulan herkes, ünsiyete lâyık
olmaz ve her dost, sır emini olamaz. Kişi sırlarını ancak çok sevdiği
dostlarına söyler.”
Yine bir kâmil demiştir ki: “Hak teala bir kavmi kendi hizmetinde
istihdam etmiş, diğer bir kavmi de kendi muhabbetine tahsis etmiştir. Şu
halde hizmet ehli, zühd ve takvâ sahipleridir ki bunlar, cennete lâyıktır ve
onlara ebrâr denilmiştir. Muhabbet ehli ise, irfân ehlidir ki onlar, Allah’a
manevî yakınlıkları (kurbiyet) sebebiyle üstün kılınmışlardır. Onlara
mukarrebîn denilmiştir.
Yine bir kâmil demiştir ki: “Kur’an-ı Kerim’de sözü edilen “şarab-ı tahûr
= tertemiz içecek” marifet kâsesiyle verilen muhabbet şarabıdır.”
Yine bir kâmil demiştir ki: “Arif, muhabbetin tadına o zaman varır ki
halkın eziyeti kendisine şeker gibi tatlı gelir. Fakirlik ve yoksulluk ona bal
tadında olur.” Yine bir kâmil demiştir ki: “Sevgi korkudan üstündür. Zira
seven köle, her durumda efendisini muhafaza eder; huzurunda ve gıyâbında
korur. Ama korkak köle, gıyâbında efendisine muhalefet eder. Dolayısıyla
herkesin kıymeti kendi gönlünün himmeti kadardır. O halde himmeti dünya
olanın değer verdiği şey şehvettir. Himmeti âhiret olanın değer verdiği şey
cennettir. Himmeti muhabbetullah olanın değer verdiği ise sonsuz ve
nihayetsizdir.”
Yine bir kâmil demiştir ki: “Muhabbet kalbin meylidir ki insanların
öğretmesi ile elde edilmez. O ancak Hakk’ın ihsanı ile elde edilir.”
Yine bir kâmil demiştir ki: “Muhabbet kalp ile birlikte olan Bârî tealanın
bir sıfatıdır ki herkesi şâmildir; ihtiyarî değil, ızdırarîdir.”
Yine bir kâmil demiştir ki: “Muhabbetullah kalp içinde parlayan bir
nurdur ki kalbe doğduğunda, o kalbin sahibi mesrûr ve şadan olup
mâsivâdan kurtulur.”
Yine bir kâmil demiştir ki: “Gönüldeki muhabbet ve şefkat, Allah’ın
kuluna ilhamıdır. Buğz ve düşmanlık ise şeytanın vesvesesidir. Çünkü
muhabbet ve şefkat, rahmânî sıfatlardan olup buğz ve düşmanlık ise şeytanî
sıfatlardandır.”
Bir ârif bir kâmile mektubunda şöyle demiştir: “… Bundan sonra ben
O’nun marifet kâsesiyle muhabbet şarabını içip sarhoş olmuşum.” Kâmil
zat ona cevap yazıp demiştir ki: “Sen daha içmeden sarhoş olmuşsun.
Senden başka ben göklerle yer dolusu şarap içmişimdir. Henüz kanmayıp
aşkımdan “Daha var mı?” [33] diyerek ömrüm geçmektedir.”
Yine bir kâmil demiştir ki: “Kim Hakk’ın muhabbetine susamışsa, O’nun
ünsiyet deryasına dalmış demektir.” Yine bir kâmil demiştir ki: “Kim ki
Mevlâ’sı [275/a] muhabbetiyle meşgul olmuştur; o sıcağı, soğuğu, zevki,
derdi, iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırmaktan uzak olmuştur.”
Yine bir kâmil demiştir ki: “Muhabbetullah yakıcı bir ateştir ki Allah onu
evliyâsının gönüllerine ilka etmiştir. Ta ki bu ateş, onların kalplerinde
bulunan havatırı, vâridatı, gelip geçici düşünceleri ve ihtiyaçları yakıp
mahvetsin.”
Yine bir kâmil demiştir ki: “Hak teala muhabbetini bir kuluna ilka eylese,
onu görenler külfetsiz ve ülfetsiz kendisine yönelip muhabbet ederler. Fırsat
bulanlar ziyaretine giderler. Fakat o, onlardan firâr eder ve Hakk’ın ünsiyeti
ile karar kılar.
Nitekim Hazret-i Yusuf (a.s.)’a bir kimse muhabbetini arz etmişti.
Allah’ın o hikmetli kulu ona şöyle cevap vermiştir: “Rabb’imden başka
kimsenin
bana
muhabbet
etmesini
istemem.”
Böylece
Mevlâ’sı
muhabbetinde ne derece sâdık olduğunu duyurmuştur.
Nazm
1- Bir Hudâ’dan gayri yâri istemem
Ol gülün indinde hârı istemem
2- Gayri yârin var ise var anda kim
Dilde bârî gayri bârı istemem
3- Andan özge baht u rahtı aramam
Zikr-i Hak’dan gayri kârı istemem
4- Dü cihânı ehline virdim hemân
İsterem dildârı dârı istemem
5- Kâf-ı dilde bulmuşum sîmurgu ben
Kerkes-i murdâr-hârı istemem
6- Bâz-ı [34] Sultânım anın destindeyim
Hâk-dân içre gubârı istemem
7- Yâr-ı gârım gam-güsârım Hakkı pes
İstemem ben gayri yâri istemem
Günümüz Türkçesiyle
1- Bir Hudâ’dan gayrı yâri istemem. O gülün yanında dikeni istemem.
2- Başka yârin varsa ne yapayım? Ben artık gönülde başka yük istemem.
3- O’ndan başka bahtı, dostu aramam. Zikr-i Hak’tan gayrı kâr istemem.
4- İki dünyayı ehline verdim, hemen. Hânede yâr isterim, evi istemem.
5- Gönlün Kaf Dağı’nda Anka’yı buldum. Leş yiyen akbabayı, aslâ
istemem.
6- Sultan’ın elinde, gölgesindeyim. Hak’tan gayrı tozu toprağı istemem.
7- Yeter Hakkı! Can dostum, [35] dert ortağım bana yeter. İstemem başka
yâri, ben istemem.

