Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Mevlâ muhabbetinin aslını, mahiyetini, çeşitlerini, hususiyetlerini, faydalarını ve…

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Dördüncü Madde Dördüncü Madde Mevlâ muhabbetinin aslını, mahiyetini, çeşitlerini, hususiyetlerini, faydalarını ve makamlarını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle …

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

Mevlâ muhabbetinin aslını, mahiyetini, çeşitlerini, hususiyetlerini,

faydalarını ve makamlarını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Muhabbetullah

gizli bir sırdır ki, açıklamaya gelmez. Manevî bir şeydir ki, izah edilemez.

Fakat her kâmil, kendi seyrinde muhabbetle ilgili muttali olduğu şeyleri

söylemiştir. Onun hususiyetlerinden ve faydalarından nice hikmetler

söylemiştir. Ta ki insanların kalplerine istek ve kavuşmaya, şevk ve

yanmaya dair nurlar dolup can u gönülden muhabbetullaha tâlip olsunlar.

Nitekim bir kâmil zat şöyle demiştir: “Muhabbet odur ki sahibine dünya

ve âhiret sevdalarını unutturur.”

Yine bir kâmil demiştir ki: “Muhabbet odur ki kendi yaptığın pek çok

hizmetleri az göresin ve sevdiğinin az ihsanını çok göresin.”

Yine bir kâmil demiştir ki: “Muhabbet odur ki sevdiğine tam mânâsıyla

meyledesin; onu malından, canından kıymetli azîz ve leziz bilesin. Dış

görünüşünle ve iç âleminde ona uygunluk gösteresin. Ve bununla bile

kendini ona karşı kusurlu bilesin. Ondan özür dileyesin.”

Yine bir kâmil demiştir ki: “Muhabbet odur ki sevgiline kavuşamadığın

halde ona haddinden fazla meyledesin.” Yine bir kâmil demiştir ki:

“Muhabbet odur ki seni iki cihan zevklerinden ve kendi sıfatlarından

uzaklaştırıp kalbini her zaman sevdiğinle meşgul edesin.”

Yine bir kâmil demiştir ki: “Muhabbet odur ki sevdiğine tam mânâsıyla

teslim olasın. Hatta sende benlikten bir eser kalmayıp fânî olasın.” Yine bir

kâmil demiştir ki: “Muhabbet odur ki, kendi nefsinden geçip sevdiğinin

zikir ve düşüncesine dalasın, kalbinde daima onunla olasın.”

Yine bir kâmil demiştir ki: “Muhabbet odur ki Hak tealanın kelâmını

halkın sözüne tercih edesin. O’na kavuşmayı insanlarla mülâki olmaya

tercih edesin. O’na ibadeti insanlara hizmetten önce tutasın. Kaybettiğin

veya kaçırdığın geçici lezzetler için üzülmeyip Allah’ın zikrinden gâfil

olarak geçen zamanlarına mahzun olasın.”

Yine bir kâmil demiştir ki: “Kim Hak tealaya muhabbet eylerse, o insanlar

tarafından bilinmekten nefret eder.”

Yine bir kâmil demiştir ki: “Rabb’inle ol ki, sana riâyet eylesin. [274/b]

O’nun ol ki, sana muhabbetle kifâyet eylesin.”

Yine bir kâmil demiştir ki: “İlâhî, eğer beni parçalara ayırsan ve üzerime

belâları yağdırsan da bu, ancak benim sana olan muhabbetimi ve iştiyakımı

artırır.”

Zünnûn-i Mısrî hazretlerinin dostları kendisini görmüşler ki, eli ayağı

bağlı olup etrafında insanlar ağlaşıyor. O ise ağlayan insanlara sürûrla bakıp

şefkatle hitap ederek diyor ki:

“Benim bu halde olmam, hakikatte Allah’ın dostlarına hîbesi ve bahşişi

mesâbesindedir. O’nun her işi benim için tatlı helvadır; güzeldir, iyidir.”

Muhabbetullah mili ile sürme sürenin gözü kör olur; halkı göremez,

Hakk’ı bulur.

Ve bir kâmil zat şiirde şöyle demiştir:

Şiir

1- Muhibbu’llâhi fi’d-dunyâ garîbun

Lehû nûrun ve esrârun acîbun

2- Ve inde’n-nâsi mestûrun bi-delkin

Ve fi’l-ma‘nâ ila’l-Mevlâ karîbun

Şiir (in tercümesi)

1- Allah’ı seven, bu dünyada gariptir. Çünkü O’nun nuru ve sırları

acayiptir.

2- İnsanlar nazarında seven, kında kılıç gibidir. Maneviyâtta ise Mevlâ’ya

yakındır.

Yine bir kâmil demiştir ki: “Tevekkülün tamamı etkilenmeyi (infial) terk

etmektir. Tefvîzin tamamı ise seçmeyi (ihtiyar) bırakmak ve rızanın tamamı

da itirazı terk etmektir: Muhabbetin tamamı ise sevgiliyi her şeye tercih

etmektir.”

Yine bir kâmil demiştir ki: “Kendisiyle oturulan herkes, ünsiyete lâyık

olmaz ve her dost, sır emini olamaz. Kişi sırlarını ancak çok sevdiği

dostlarına söyler.”

Yine bir kâmil demiştir ki: “Hak teala bir kavmi kendi hizmetinde

istihdam etmiş, diğer bir kavmi de kendi muhabbetine tahsis etmiştir. Şu

halde hizmet ehli, zühd ve takvâ sahipleridir ki bunlar, cennete lâyıktır ve

onlara ebrâr denilmiştir. Muhabbet ehli ise, irfân ehlidir ki onlar, Allah’a

manevî yakınlıkları (kurbiyet) sebebiyle üstün kılınmışlardır. Onlara

mukarrebîn denilmiştir.

Yine bir kâmil demiştir ki: “Kur’an-ı Kerim’de sözü edilen “şarab-ı tahûr

= tertemiz içecek” marifet kâsesiyle verilen muhabbet şarabıdır.”

Yine bir kâmil demiştir ki: “Arif, muhabbetin tadına o zaman varır ki

halkın eziyeti kendisine şeker gibi tatlı gelir. Fakirlik ve yoksulluk ona bal

tadında olur.” Yine bir kâmil demiştir ki: “Sevgi korkudan üstündür. Zira

seven köle, her durumda efendisini muhafaza eder; huzurunda ve gıyâbında

korur. Ama korkak köle, gıyâbında efendisine muhalefet eder. Dolayısıyla

herkesin kıymeti kendi gönlünün himmeti kadardır. O halde himmeti dünya

olanın değer verdiği şey şehvettir. Himmeti âhiret olanın değer verdiği şey

cennettir. Himmeti muhabbetullah olanın değer verdiği ise sonsuz ve

nihayetsizdir.”

Yine bir kâmil demiştir ki: “Muhabbet kalbin meylidir ki insanların

öğretmesi ile elde edilmez. O ancak Hakk’ın ihsanı ile elde edilir.”

Yine bir kâmil demiştir ki: “Muhabbet kalp ile birlikte olan Bârî tealanın

bir sıfatıdır ki herkesi şâmildir; ihtiyarî değil, ızdırarîdir.”

Yine bir kâmil demiştir ki: “Muhabbetullah kalp içinde parlayan bir

nurdur ki kalbe doğduğunda, o kalbin sahibi mesrûr ve şadan olup

mâsivâdan kurtulur.”

Yine bir kâmil demiştir ki: “Gönüldeki muhabbet ve şefkat, Allah’ın

kuluna ilhamıdır. Buğz ve düşmanlık ise şeytanın vesvesesidir. Çünkü

muhabbet ve şefkat, rahmânî sıfatlardan olup buğz ve düşmanlık ise şeytanî

sıfatlardandır.”

Bir ârif bir kâmile mektubunda şöyle demiştir: “… Bundan sonra ben

O’nun marifet kâsesiyle muhabbet şarabını içip sarhoş olmuşum.” Kâmil

zat ona cevap yazıp demiştir ki: “Sen daha içmeden sarhoş olmuşsun.

Senden başka ben göklerle yer dolusu şarap içmişimdir. Henüz kanmayıp

aşkımdan “Daha var mı?” [33] diyerek ömrüm geçmektedir.”

Yine bir kâmil demiştir ki: “Kim Hakk’ın muhabbetine susamışsa, O’nun

ünsiyet deryasına dalmış demektir.” Yine bir kâmil demiştir ki: “Kim ki

Mevlâ’sı [275/a] muhabbetiyle meşgul olmuştur; o sıcağı, soğuğu, zevki,

derdi, iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırmaktan uzak olmuştur.”

Yine bir kâmil demiştir ki: “Muhabbetullah yakıcı bir ateştir ki Allah onu

evliyâsının gönüllerine ilka etmiştir. Ta ki bu ateş, onların kalplerinde

bulunan havatırı, vâridatı, gelip geçici düşünceleri ve ihtiyaçları yakıp

mahvetsin.”

Yine bir kâmil demiştir ki: “Hak teala muhabbetini bir kuluna ilka eylese,

onu görenler külfetsiz ve ülfetsiz kendisine yönelip muhabbet ederler. Fırsat

bulanlar ziyaretine giderler. Fakat o, onlardan firâr eder ve Hakk’ın ünsiyeti

ile karar kılar.

Nitekim Hazret-i Yusuf (a.s.)’a bir kimse muhabbetini arz etmişti.

Allah’ın o hikmetli kulu ona şöyle cevap vermiştir: “Rabb’imden başka

kimsenin

bana

muhabbet

etmesini

istemem.”

Böylece

Mevlâ’sı

muhabbetinde ne derece sâdık olduğunu duyurmuştur.

Nazm

1- Bir Hudâ’dan gayri yâri istemem

Ol gülün indinde hârı istemem

2- Gayri yârin var ise var anda kim

Dilde bârî gayri bârı istemem

3- Andan özge baht u rahtı aramam

Zikr-i Hak’dan gayri kârı istemem

4- Dü cihânı ehline virdim hemân

İsterem dildârı dârı istemem

5- Kâf-ı dilde bulmuşum sîmurgu ben

Kerkes-i murdâr-hârı istemem

6- Bâz-ı [34] Sultânım anın destindeyim

Hâk-dân içre gubârı istemem

7- Yâr-ı gârım gam-güsârım Hakkı pes

İstemem ben gayri yâri istemem

Günümüz Türkçesiyle

1- Bir Hudâ’dan gayrı yâri istemem. O gülün yanında dikeni istemem.

2- Başka yârin varsa ne yapayım? Ben artık gönülde başka yük istemem.

3- O’ndan başka bahtı, dostu aramam. Zikr-i Hak’tan gayrı kâr istemem.

4- İki dünyayı ehline verdim, hemen. Hânede yâr isterim, evi istemem.

5- Gönlün Kaf Dağı’nda Anka’yı buldum. Leş yiyen akbabayı, aslâ

istemem.

6- Sultan’ın elinde, gölgesindeyim. Hak’tan gayrı tozu toprağı istemem.

7- Yeter Hakkı! Can dostum, [35] dert ortağım bana yeter. İstemem başka

yâri, ben istemem.