DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Beşinci Madde
Beşinci Madde
Mevlâ muhabbetinin bazı alâmet ve kerâmetlerini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Muhabbetullah
öyle bir talih kuşudur ki kimin başına konarsa o kişi iki cihanda taht ve taç
sahibi sultan olur. Ve bir saadet kaynağıdır ki kimin kalbine girse o,
kimseye muhtaç olmaz ve iki âlemde müstağnî olur. Herkes ona muhtaç
olur.
Bir kimse ki gönlündeki muhabetullah (filizi) yeşermeyip örtülü kaldıysa,
o candan habersiz ölü gibidir. Gerçi akıl sahibi varlıkların hepsi her ne
kadar muhabbet davası güderek biz bu yolda can veririz derler. Ancak
muhabbetullahın yedi alâmeti vardır ki her kimde onlar bulunursa, o
davasında sâdık bir Müslüman olarak bilinir.
Birinci alâmet şudur ki; Mevlâ’sını seven ölmekten korkup ürkmeyip
daima ona canla başla hazır olur. Her an ölümü bekler. Çünkü ölümle ancak
seven sevdiğine, tâlip matlûbuna, garip yolcu vatanına kavuşur. O halde
madem ki dünyadan ilgi ve alâka kesilmemiştir, o gönülde muhabbetullahın
eseri görülmemiştir. Gerçi ölümden ürküp ona istekli olmamak, Hakk’a
varmaya henüz hazır olmayıp gece gündüz onu elde etmek için çaba
göstermek de muhabbetullahın bir eseridir.
İkinci alâmet şudur ki; Mevlâ’yı seven dünyadan neye muhabbet ederse,
onu Mevlâ’sı muhabbetiyle sever. Ve yine O’nun yolunda O’nun için gayret
sarf eder. Her ne ki kalbini Mevlâ’sından alıkorsa, onu terk ederek Hakk’ın
huzuruna gelip rızasınca amel eder. Eğer her hâlinde Allah’ın huzur ve
rızasınca amel edemezse, Mevlâ muhabbetinin eksikliğine delâlet eder.
Çünkü muhabbetullah, her gönülde en kâmil şekilde meydana gelmez. Bazı
gönüllerde noksan hâsıl olur. [275/b]
Üçüncü alâmet şudur ki; Mevlâ’sını seven, gece gündüz O’nun zikri ve
fikrinden geri durmaz. Çünkü seven, sevdiği şeyi veya kimseyi, sevdiği
kadar zikreder. Yani sevgilisinin sıfatlarını, onu senâ ederek sayıp durur.
Eğer muhabbeti tam ise, onu hiç hatırından çıkarmaz. Ve eğer bir kimse ben
hem Hak tealayı ve hem de dünyalıktan bir nesneyi severim derse, bu
kişinin davranışlarına bakılır. Hangisini daha çok anıyorsa esas itibarıyla
onu sevdiğine hükmedilir. Çünkü o kalpte çok zikrolunanın sevgisi galip
gelmiştir. Hâlbuki galip mağlûbu yavaş yavaş yok eder.
Dördüncü alâmet şudur ki; Mevlâ’sını seven O’nun Kelâm-ı Kadîm’ine
hürmet edip peygamberlerine, evliyâsı olan dostlarına hürmet eder ve
onlara tâbi olur. Belki bütün mahlûkata muhabbet ve şefkat edip hepsine
yumuşak sözler söyleyip tatlı dille konuşur. Şu halde her kim ki muhabbet
mertebesine vâsıl olursa, ondan kibir ve haset, buğz ve düşmanlık, kin ve
keder uçup gider, benlik düşünceleri yok olup gider. O bütün varlıklara ibret
ve hikmet nazarıyla bakıp herkesi dost bilerek herkes ile iyi geçinir.
Beşinci alâmet şudur ki; Mevlâ’sını seven, insanlardan uzak olup uzlete
çekilmeyi tercih eder. İştiyakla geceyi bekler. Ta ki dünyaya ait alâka ve
sevgileri gönlünden uzaklaştırıp kadîm sevgilisi olan Mevlâ ile tenha
kalabilsin; O’nu gönlünce senâ edip yalvarabilsin. Nitekim Hak teala
Hazret-i Davud (a.s.)’a buyurmuştur ki:
“Ey Davud! O kimse yalan söyler ki bana muhabbet davasında bulunur,
hâlbuki o geceler boyu uyur, benden gâfil olur. Çünkü dost dostunu görmek
ve onunla oturup konuşmak istemez mi? Beni isteyen, beni bulur. Beni
bulan, artık başka şeyle bağ kurmaz. Bensiz hiçbir nesnede kararı kalmaz.
Altıncı alâmet şudur ki; Mevlâ’yı seven kişiye ibadetler kolay gelir. Zevk
ve şevk ile hizmete koşar. Belki ibadetleri ruhun gıdası bilir ve ondan nice
lezzetler alır.
Yedinci alâmet şudur ki; muhabbetullah mertebesini bulan, Hak tealanın
dostlarını Allah için severek muhabbet edip onları kendisine dost bilir. Ve
Allah düşmanlarını kendisine düşman bilip onların bu kusurlarını (şefkat ve
merhametle) örter; onlara bile yumuşaklıkla davranır.
Şiir
1- Muhibbu’llâhi lâ te’vîhi dârun
Ve lâ-ye’vâ mekânen fîhi ârun
2- Ve lâ-yehtemmu fi’d-dunyâ bi-rızkın
Ve yekrahu en yekûne lehû ıkârun
Şiir (in tercümesi)
1-Allah dostu, sığınmaz bir eve. Sığınmaz utanılacak bir yere.
2- Dünyada mala mülke aldırmaz. Bir mala sahip olmayı kerih görür.
Muhabbet-i Mevlâ’nın üç kerâmeti vardır ki bunlardan birincisi deryalar
misali cömert olmaktır, ikincisi güneş gibi şefkatli olmaktır ve üçüncüsü de
toprak gibi mütevâzı olmaktır. Çünkü bütün iyiliklerin kaynağı muhabbetin
varlığıdır. Belki de yaratılmanın asıl sebebi muhabbetin ta kendisidir.
Mevlâ muhabbetinin neticeleri de şu üç şeyde tamamlanır: çokça oruç
tutmak, geceleri çokça ibadet ve tâatle ihyâ etmek ve az konuşmak.
Tam muhabbetin hakikatine ermek ise avâmla oturup kalkmayı terk
etmektir. Davasında sâdık olan muhabbet ehlinin bedeni insanlardan
uzaktır, kalbi arşa bağlıdır. Tabiatı rûhânîdir ve himmeti rabbanidir, sîmâsı
nuranidir.
Nazm
1- Gönül aşkında nâ-pervâdır ey dost
Seni sevmek aceb sevdâdır ey dost
2- Adû bilmez bu ma‘nâyı ki dâ’im
Dil-i âşık sana me’vâdır ey dost
3- Cemâlin ârzû eyler kamu şey
Cihân pür-şûr u pür-gavgâdır ey dost
4- İkilik perdesi ref‘ oldu dilden
Dü âlemden gönül yektâdır ey dost [276/a]
5- Çü gelmez hâtıra pervâ-yı ağyâr
Gönül şûrîde vü şeydâdır ey dost
6- Eğerçi rütbe-i akl oldı âlî
Makâm-ı aşk hem a‘lâdır ey dost
7- Cihân lezzetlerin buldum çü helvâ
Velî aşkın mey-i ahlâdır ey dost
8- Şu’ûnun seyr ider âlemde ol cân
Ki çeşm-i aşk ile bînâdır ey dost
9- Çü sensin evvel âhir sırr u zâhir
Bu Hakkı hiç ü nâ-peydâdır ey dost
Günümüz Türkçesiyle
1- Gönül aşkınla pervâsızdır, ey dost! Seni sevmek nasıl bir sevdadır, ey
dost!
2- Düşman bu mânâyı bilmez ki, âşığın gönlü daima senin makamındır,
ey dost!
3- Cemâlini arzu eder hemen her şey; cihan bu yüzden, baştanbaşa kavga
ey dost!
4- İkilik perdesi kalktı gönülden. Gönül, iki cihandan evlâdır ey dost!
5- Ağyârdan sakınmak hatıra gelmez. Gönül, çığlık çığlığa inlemede ey
dost!
6- Gerçi akıl rütbesi, rütbelerin en yücesi. Aşk makamı ondan da yücedir,
ey dost!
7- Gerçi cihan lezzetlerini helva gibi tatlı buldum. Aşkın dostluğu
hepsinden tatlı ey dost!
8- Tecellîleri seyreder âlemde o can. Ki aşk gözüyle bina edildiğini görür
ey dost!
9- Madem ki sensin evvel, âhir, gizli ve açık. Bu Hakkı, hiçbir şey
hükmündedir ey dost!

