Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Mevlâ muhabbetinin bazı alâmet ve kerâmetlerini bildirir

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Beşinci Madde Beşinci Madde Mevlâ muhabbetinin bazı alâmet ve kerâmetlerini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Muhabbetullah öyle bir talih kuşudur ki kimin …

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Beşinci Madde

Beşinci Madde

Mevlâ muhabbetinin bazı alâmet ve kerâmetlerini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Muhabbetullah

öyle bir talih kuşudur ki kimin başına konarsa o kişi iki cihanda taht ve taç

sahibi sultan olur. Ve bir saadet kaynağıdır ki kimin kalbine girse o,

kimseye muhtaç olmaz ve iki âlemde müstağnî olur. Herkes ona muhtaç

olur.

Bir kimse ki gönlündeki muhabetullah (filizi) yeşermeyip örtülü kaldıysa,

o candan habersiz ölü gibidir. Gerçi akıl sahibi varlıkların hepsi her ne

kadar muhabbet davası güderek biz bu yolda can veririz derler. Ancak

muhabbetullahın yedi alâmeti vardır ki her kimde onlar bulunursa, o

davasında sâdık bir Müslüman olarak bilinir.

Birinci alâmet şudur ki; Mevlâ’sını seven ölmekten korkup ürkmeyip

daima ona canla başla hazır olur. Her an ölümü bekler. Çünkü ölümle ancak

seven sevdiğine, tâlip matlûbuna, garip yolcu vatanına kavuşur. O halde

madem ki dünyadan ilgi ve alâka kesilmemiştir, o gönülde muhabbetullahın

eseri görülmemiştir. Gerçi ölümden ürküp ona istekli olmamak, Hakk’a

varmaya henüz hazır olmayıp gece gündüz onu elde etmek için çaba

göstermek de muhabbetullahın bir eseridir.

İkinci alâmet şudur ki; Mevlâ’yı seven dünyadan neye muhabbet ederse,

onu Mevlâ’sı muhabbetiyle sever. Ve yine O’nun yolunda O’nun için gayret

sarf eder. Her ne ki kalbini Mevlâ’sından alıkorsa, onu terk ederek Hakk’ın

huzuruna gelip rızasınca amel eder. Eğer her hâlinde Allah’ın huzur ve

rızasınca amel edemezse, Mevlâ muhabbetinin eksikliğine delâlet eder.

Çünkü muhabbetullah, her gönülde en kâmil şekilde meydana gelmez. Bazı

gönüllerde noksan hâsıl olur. [275/b]

Üçüncü alâmet şudur ki; Mevlâ’sını seven, gece gündüz O’nun zikri ve

fikrinden geri durmaz. Çünkü seven, sevdiği şeyi veya kimseyi, sevdiği

kadar zikreder. Yani sevgilisinin sıfatlarını, onu senâ ederek sayıp durur.

Eğer muhabbeti tam ise, onu hiç hatırından çıkarmaz. Ve eğer bir kimse ben

hem Hak tealayı ve hem de dünyalıktan bir nesneyi severim derse, bu

kişinin davranışlarına bakılır. Hangisini daha çok anıyorsa esas itibarıyla

onu sevdiğine hükmedilir. Çünkü o kalpte çok zikrolunanın sevgisi galip

gelmiştir. Hâlbuki galip mağlûbu yavaş yavaş yok eder.

Dördüncü alâmet şudur ki; Mevlâ’sını seven O’nun Kelâm-ı Kadîm’ine

hürmet edip peygamberlerine, evliyâsı olan dostlarına hürmet eder ve

onlara tâbi olur. Belki bütün mahlûkata muhabbet ve şefkat edip hepsine

yumuşak sözler söyleyip tatlı dille konuşur. Şu halde her kim ki muhabbet

mertebesine vâsıl olursa, ondan kibir ve haset, buğz ve düşmanlık, kin ve

keder uçup gider, benlik düşünceleri yok olup gider. O bütün varlıklara ibret

ve hikmet nazarıyla bakıp herkesi dost bilerek herkes ile iyi geçinir.

Beşinci alâmet şudur ki; Mevlâ’sını seven, insanlardan uzak olup uzlete

çekilmeyi tercih eder. İştiyakla geceyi bekler. Ta ki dünyaya ait alâka ve

sevgileri gönlünden uzaklaştırıp kadîm sevgilisi olan Mevlâ ile tenha

kalabilsin; O’nu gönlünce senâ edip yalvarabilsin. Nitekim Hak teala

Hazret-i Davud (a.s.)’a buyurmuştur ki:

“Ey Davud! O kimse yalan söyler ki bana muhabbet davasında bulunur,

hâlbuki o geceler boyu uyur, benden gâfil olur. Çünkü dost dostunu görmek

ve onunla oturup konuşmak istemez mi? Beni isteyen, beni bulur. Beni

bulan, artık başka şeyle bağ kurmaz. Bensiz hiçbir nesnede kararı kalmaz.

Altıncı alâmet şudur ki; Mevlâ’yı seven kişiye ibadetler kolay gelir. Zevk

ve şevk ile hizmete koşar. Belki ibadetleri ruhun gıdası bilir ve ondan nice

lezzetler alır.

Yedinci alâmet şudur ki; muhabbetullah mertebesini bulan, Hak tealanın

dostlarını Allah için severek muhabbet edip onları kendisine dost bilir. Ve

Allah düşmanlarını kendisine düşman bilip onların bu kusurlarını (şefkat ve

merhametle) örter; onlara bile yumuşaklıkla davranır.

Şiir

1- Muhibbu’llâhi lâ te’vîhi dârun

Ve lâ-ye’vâ mekânen fîhi ârun

2- Ve lâ-yehtemmu fi’d-dunyâ bi-rızkın

Ve yekrahu en yekûne lehû ıkârun

Şiir (in tercümesi)

1-Allah dostu, sığınmaz bir eve. Sığınmaz utanılacak bir yere.

2- Dünyada mala mülke aldırmaz. Bir mala sahip olmayı kerih görür.

Muhabbet-i Mevlâ’nın üç kerâmeti vardır ki bunlardan birincisi deryalar

misali cömert olmaktır, ikincisi güneş gibi şefkatli olmaktır ve üçüncüsü de

toprak gibi mütevâzı olmaktır. Çünkü bütün iyiliklerin kaynağı muhabbetin

varlığıdır. Belki de yaratılmanın asıl sebebi muhabbetin ta kendisidir.

Mevlâ muhabbetinin neticeleri de şu üç şeyde tamamlanır: çokça oruç

tutmak, geceleri çokça ibadet ve tâatle ihyâ etmek ve az konuşmak.

Tam muhabbetin hakikatine ermek ise avâmla oturup kalkmayı terk

etmektir. Davasında sâdık olan muhabbet ehlinin bedeni insanlardan

uzaktır, kalbi arşa bağlıdır. Tabiatı rûhânîdir ve himmeti rabbanidir, sîmâsı

nuranidir.

Nazm

1- Gönül aşkında nâ-pervâdır ey dost

Seni sevmek aceb sevdâdır ey dost

2- Adû bilmez bu ma‘nâyı ki dâ’im

Dil-i âşık sana me’vâdır ey dost

3- Cemâlin ârzû eyler kamu şey

Cihân pür-şûr u pür-gavgâdır ey dost

4- İkilik perdesi ref‘ oldu dilden

Dü âlemden gönül yektâdır ey dost [276/a]

5- Çü gelmez hâtıra pervâ-yı ağyâr

Gönül şûrîde vü şeydâdır ey dost

6- Eğerçi rütbe-i akl oldı âlî

Makâm-ı aşk hem a‘lâdır ey dost

7- Cihân lezzetlerin buldum çü helvâ

Velî aşkın mey-i ahlâdır ey dost

8- Şu’ûnun seyr ider âlemde ol cân

Ki çeşm-i aşk ile bînâdır ey dost

9- Çü sensin evvel âhir sırr u zâhir

Bu Hakkı hiç ü nâ-peydâdır ey dost

Günümüz Türkçesiyle

1- Gönül aşkınla pervâsızdır, ey dost! Seni sevmek nasıl bir sevdadır, ey

dost!

2- Düşman bu mânâyı bilmez ki, âşığın gönlü daima senin makamındır,

ey dost!

3- Cemâlini arzu eder hemen her şey; cihan bu yüzden, baştanbaşa kavga

ey dost!

4- İkilik perdesi kalktı gönülden. Gönül, iki cihandan evlâdır ey dost!

5- Ağyârdan sakınmak hatıra gelmez. Gönül, çığlık çığlığa inlemede ey

dost!

6- Gerçi akıl rütbesi, rütbelerin en yücesi. Aşk makamı ondan da yücedir,

ey dost!

7- Gerçi cihan lezzetlerini helva gibi tatlı buldum. Aşkın dostluğu

hepsinden tatlı ey dost!

8- Tecellîleri seyreder âlemde o can. Ki aşk gözüyle bina edildiğini görür

ey dost!

9- Madem ki sensin evvel, âhir, gizli ve açık. Bu Hakkı, hiçbir şey

hükmündedir ey dost!