DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
Mevlâ muhabbetinin sınırını ve hakikatini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Muhabbetullah,
kişinin bütün varlığıyla tamamen O’na yönelmesidir. Muhabbetullah,
mâsivâyı unutmaktır. Muhabbetullah, vücudun parçalarının O’nun
olduğunu bilmektir. Muhabbet, aşk dolu gönülle daima O’na meyletmektir.
Muhabbet ne ihsan ile çoğalır ne de cefâ ile azalır. Muhabbet Hakk’ı
bulmaktır ve gönülden (Allah sevgisi dışında) bütün sevgileri çıkarmaktır.
Muhabbet, hürmet etmekle beraber, hürmeti terk etmekten korkmaktır.
Muhabbete kavuşmak, [273/b] sevileni her şeye tercih etmektir. Muhabbet-i
zat, O’nun sıfatlarında sıfatların fânî olması ve rızasında hayatın ifnâ
olmasıdır. Muhabbet, yanında ve gıyâbında sevgilinin rızasına uygun
davranmaktır. Muhabbetullaha ermek, O’na ve O’nun olana meyletmektir.
Muhabbet,
doğru
söyleyeni
yalancıdan,
ihsan
sahibini
cimriden
ayırabilmektir. Muhabbet odur ki, kendini her şeyinle sevdiğine hibe edesin.
Sende kendin için bir şey kalmasın. Ta ki O’nun olup gidesin. Muhabbet,
Hak tealadan istemek ve kuldan râzı olmaktır. Muhabbetullah, daima O’nu
zikrederek ünsiyetini elde etmektir. Muhabbet öyle bir hastalıktır ki her
derdin çaresi ondadır. Muhabbet, kişinin alışkanlıklarından vazgeçmesidir.
Muhabbet, yürekte bulunan öyle bir ateştir ki gönülde mâsivâ bırakmayıp
yakar.
Muhabbet uykudan, uzlet insanlardan uzaklaşmaktır. Muhabbet, öyle
kıymetli bir kuştur ki onun gıdası kalplerin tanesidir. Muhabbet, pahalı
şeylerin semeni, yüksek makamların merdivenidir. Kim ki Mevlâ
muhabbetinin zevkiyle meşguldür, o kimse dünyayı ve âhireti talep
etmekten uzaktır. Muhabbetullah, O’nu bilmek ve O’nun ünsiyetiyle huzur
bulmaktır. Muhabbet ne rağbetle elde edilebilir, ne de kaçmakla olur.
Muhabbet öyle bir iyiliktir ki, onunla bir günah zarar vermez. Çünkü
muhabbetullah mertebesine kavuşan, günah dairesine uğramaz.
Şiir
1- Ta‘sî illâ lehû ve ente tazharu hubbehû
Hâzâ ve rabbî fi’l-fa‘‘âli bedî‘u
2- Lev kâne hubbuke sâdıkan le-etâ‘tehû
İnne’l-muhibbe li-men yuhibbu mutî‘u
Şiir (in tercümesi)
1- İsyan edersin hem de seviyorum dersin. Rabb’e and olsun ki, bu
Bedî‘in [32] işlerindendir.
2- Sözün doğru olsaydı, O’na itaat ederdin. Çünkü seven sevgilinin
sözüne bağlanır.
Muhabbet; seveni sevgiliden başkasını sevmekten kör ve sağır eder. Kim
ki Mevlâ’sını nimetleri için severse, belâlar birbiri ardınca geldiği zaman
onun sevgisi kaybolur.
Naklolunmuştur ki Bağdat’ta bir grup insan Şeyh Şiblî ’yi ziyaret için
kapısına vardıklarında onlara şöyle demiştir: “Sizler kimlersiniz?” Onlar
şöyle cevap vermişlerdir: “Bizler sizi seven dostlarınız.” Bunun üzerine
Şeyh Şiblî, onlara taş atmağa başlamıştır. Hepsi kaçıp gitmiş, sadece iki
seveni kapının önünden ayrılmamıştır. Şeyh Şiblî o kaçanlara sitem ederek
demiştir ki: “Size ne oldu ki benden kaçarsınız, eğer beni seviyorsanız
attığım taştan niçin kaçıyorsunuz?” İki sevenine ise muhabbetle hitap edip
demiştir ki: “Benim gerçek dostum sizlermişsiniz, attığım taşlara
katlandınız. Böylece hususî sohbetimize lâyık oldunuz.”
Muhabbetullahın sonu olmaz. Sevmenin sonu olmadığı gibi, sevilmenin
de nihayeti olmaz. Muhabbet makamı, sevgiliye kavuşma arzusudur ki o da
sevgilinin kazasına râzı olmaktır.
Şiir
1-Bahru’l-mahabbeti leyse yudraku ka‘ruhû
Men hâza fîhi fe-kad tenâhî emrahû
2-Lâ yestatîbu belâ’uhâ ve azâbuhâ
İlla’l-lezî kad tâbe fîhâ sırruhû
Şiir (in tercümesi)
1- Aşk deryasına dalarsan, dibine varılmaz. Dalarsan işin biter, çünkü o
durulmaz.
2- Belâlarına, acılarına kolay katlanılmaz. Sırrını daldıran ancak, onda
yorulmaz.
Büyüklerden bir kâmil zat rüyasında (vakıa) Habib-i Ekrem (s.a.v.)’in
rûhânîyetini görüp O’ndan özür dileyerek: “Rabb’imin sevgisi, bende senin
sevginle meşgul olmaya fırsat bırakmadı” diye arz etti. Onun bu sözüne ol
Hazret tebessüm ederek buyurmuştur ki: “Ey mübarek kişi, muhabbetullah
mertebesine kavuşan, bizi de sevmiştir. Onun için o saadete ermiştir.”
Hakiki muhabbet ehli odur ki sevdiğinden kendisine gelen her şeye râzı
olur ve ondan haz alır.
Beyt [274/a]
Her ne gelürse yahşıdır
Zîrâ o dostun bahşıdır
Çün cümle anın işidir
Ben bed-gümânı neylerim
Günümüz Türkçesiyle
Ne gelirse iyidir, hoştur; çünkü O dostun bağışıdır. Hem her şey O’nun
işidir; kötü vesveseyi neylerim?
Ebâ Yezid-i Bistâmî (rh.a.) demiştir ki: “İlk zamanlarımda dört şeyi yanlış
bilmiştim. Zira ben öyle vehmetmiştim ki; O’nu talep ediyorum, O’nu
zikrediyorum, O’nu biliyorum (arif) ve O’nu seviyorum. İşin sonunda şunu
anladım ve gördüm ki, O benden önce beni arıyor, beni anıyor, beni biliyor
ve beni seviyor.
Nazm
1- Ey ezelî refîkımız
Gülşenimiz bahârımız
V’ey ebedî şefîkımız
Mahrem-i yâr-ı gârımız
2- Dildesin ey sürûrumuz
Hâzırımız huzûrumuz
Mâye-i sekr ü şûrumuz
Sabr ile hoş-karârımız
3- Olmaz âhirimiz
Zâhirimiz zamîrimiz
Yâr-ı mürîd ü pirîmiz
Mûnis-i gam-güsârımız
4- Nâzır-ı bî-nazîrimiz
Nâsır-ı bî-nasîrimiz
Dil-ber-i dest-gîrimiz
Cümleden ihtiyârımız
5- Âşık u hem habîbimiz
Nâsıb u hem nasîbimiz
Merhem ü hem tabîbimiz
Câbir-i inkisârımız
6- Râfi‘imiz refi‘imiz
Sâni‘imiz bedi‘imiz
Câmi‘imiz cemî‘imiz
Hâsıl-ı kâr u bârımız
7- Cümleye eyledin atâ
Sıhhat ü mihnet-i şifâ
Hakkıyâ bahş kıl fenâ
Tâ ola fakr kârımız
Günümüz Türkçesiyle
1- Ey ezelî dostumuz; gül bahçemiz, baharımız. Ey ebedî şefkatimiz;
mahremimiz, can dostumuz.
2- Gönülde sürûrumuz; hâzırımız, huzurumuz. Neşe kaynağımız
sevincimiz; sabırla hoşlukla kararımız.
3- Olmaz bizim sonumuz; gizlimiz, açığımız. Dosttur mürîdimiz, pirimiz;
dosttur gamlı gönlümüz.
4- Benzersiz koruyucumuz; yardımcısız yardımcımız. İmdat eden
Sevgilimiz; her şeyden tercihimiz.
5- Aşkımız, sevgilimiz; nasip veren nasibimiz. İlâcımız, tabibimiz;
dertleri savuşturanımız.
6- Davamız, davacımız; yapanımız, yaratanımız. Toplayanımız, her
şeyimiz; kazancımız, kârımız.
7- Herkese eyledin atâ; sıhhat, zorluk ve şifâ. Yolunda Hakkı’ya fena
bağışla; fakrolsun kârımız.

