Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Mevlâ’yı bilmenin (marifet-i Mevlâ) en büyük gaye olduğunu bildirir

DÖRDÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Üçüncü Madde Üçüncü Madde Mevlâ’yı bilmenin (marifet-i Mevlâ) en büyük gaye olduğunu bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Allah’ı bilmek (marifetullah) …

DÖRDÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Üçüncü Madde

Üçüncü Madde

Mevlâ’yı bilmenin (marifet-i Mevlâ) en büyük gaye olduğunu bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Allah’ı bilmek

(marifetullah) gönülde bir nurdur ve muhabbeti insan ruhuna feyz ve saadet

verir. Allah’ın tevhidi kalpteki huzur ve ünsiyetin anahtarıdır.

Allah’ı bilmek (marifetullah) muazzam bir hazinedir ve sevgisi kalıcı bir

feyz kaynağıdır. Allah’ı bilen uyanık (agâh) olur ve insanlardan özür

dilemesini bilir. İlmin meyvesi [266/b] marifetullahtır. Marifetullahın

meyvesi ise Allah’ın emir ve yasaklarıyla belirlediği çizgiyi (hududullah)

korumaktır. Boş gayeler uğruna uğraşmayı hayatından çıkartmak ve

âlemlerin Rabb’i olan Allah’ın varlığına dair deliller ileri sürmeyi

bırakmaktır. Şu üç şey Marifetullah’ın açık delili ve (buna inanmanın)

teşviki mahiyetindedir: Ukalâlık taslayanların sonunda zelil olması,

ediplerin fakir olması, doktorların hasta olması.

Hakkı bilenin marifeti kâmil olur ve ârif-i billah olanın diline güzellikler

gelir, ebedî saadeti elde eder. Âbidlerin bütün himmeti dua etmek, âriflerin

himmeti ise Allah’ı hakkıyla övmektir (senâ). Çünkü âbidin himmeti kendi

nefsidir, ârifin himmeti ise Hazret-i Mevlâ’dır. Gözler Hakk’ı müşâhade

edip idrak ederek göremez. Fakat kalpler O’nu iman hakikatleri ile idrak

edebilir. Şu halde en faydalı ilim marifetullahtır. Marifetullahın yeri ise

uyanık olan kalplerdir. Hakk’ın birliğini (vahdaniyet) tanımak marifettir, tek

olduğunu (ferdâniyyet) bilmek ise hakiki tevhiddir. Eğer Cenâb-ı Hak

kendini tanıtmamış olsaydı kimse O’nu bilip ârif olamazdı.

Marifetullah; aç bir mide, uykusuz gözler ve daima Allah’ı zikreden kalp

ile ruhta meydana gelir ve gönülde meydana çıkar. Hak tealanın kendi

marifetiyle azîz eylediği ârife gereken odur ki, Allah’a isyan ederek nefsini

zelil etmesin, kulluğuna ve O’na itaate devam etsin. İrfanın hakikatine ve

eşyanın hakikatine ulaşmaktır. Eşyayı zatında olduğu gibi görmektir.

Marifetullah, Allah’ın her şeyden önce ve sonra olduğunu, içte ve dışta

zahir olduğunu, her şeyi bildiğini, fiillerinde hikmet sahibi olduğunu ve

bütün

canlılara

rızık

verdiğini

bilmektir.

Marifetullah,

Allah’ın

vahdaniyetinden haberdar olmaktır ve marifetullahın gayesi O’nu kalbe

muttali bulmaktır. Marifetullah, kalbin mâsivâdan arındırılması ve gönlün

O’nunla hayatiyet bulmasıdır. Marifetullahın alâmeti O’na muhabbet ve her

emrine itaattir. İki şey Allah’ın kuluna lütfettiği şeylerin en hayırlısıdır ki

bunların biri marifetullah, diğeri muhabbetullahtır.

Marifetullah gönülde ışık ve nurdur. Muhabbetullah ise gönülden

mâsivâyı yakıp yok eden bir ateştir. Arif-i billah olmak zikrullah ile hayat

bulmaktır. Cehaletin karanlığında kalmak ise, zikrullahtan gâfil olmaktır.

Marifetullah, her şeyde O’nun kudretini bulup kendisinin her halde güç ve

kuvvetten berî olduğunu bilmektir. Marifetullah, kişinin nefsiyle mâsivâyı

terk etmesi, kalbiyle daima Allah’ın huzurunda hazır olmasıdır.

Marifetullahın hakikati O’nu lisan ile zikretmek, kalp ile sevgisine yetmek

ve himmetle huzuruna gitmektir. Marifetullah, ruhta meydana gelen bir

yakîn hâlidir ki uzuvlar ancak onunla sâkinleşir. Ve gönülde bir hayattır ki

ruh onunla mutmain olur. Marifetullah, Allah’ın bildirmesiyle meydana

gelir. Çünkü akıl sadece Allah ile marifetine ulaşabilir. İlim insanların

öğretmesi ile marifet ise Allah’ın bildirmesiyle elde edilebilir. Şu halde ilim

tâlim ile marifet tarif iledir.

Marifetullah, eşyanın Allah tarafından yaratıldığını, Allah’ın emri

sâyesinde var olduğunu, her şeyi O’nun sevk ve idare ettiğini ve sonunda

yine O’na döndürüleceğini bilmektir. Marifetullah, varlığının öncesi

olmayan Kadîm’e mevcudun saygısıdır ki, ârifi marifetini ızhar etmekten

alıkoyan şey bu saygıdır. Marifetullah, kalpte büyük bir nokta olup cana

büyük bir nimettir. Marifet nurunun kalpten doğuşu güneşin ufuklardan

doğuşuna benzer. Ancak ufuktan doğan güneşin ziyası dünyaya ulaşır.

Marifet güneşi ise, gönlün derinliklerinden doğup nuru arşa kadar yükselir.

Marifetullah, gönül dünyasında güneş misalidir; akıl onun kameri, ilim

parlayan yıldızıdır. Marifetullah, öyle bir cevherdir ki [267/a] arştan aşağısı

onunla aydınlanır. Marifetullah ile enâniyet gösterip kibirlenmek tam

mânâsıyla kendini bilmezliktir. Marifet denizine dalmak ve hakikat nurunda

fânî olmak tam bir saadettir.

Nazm

1- Her nefes kalb-i mukallibden alur bir meşreb

Başka bir resm ile bir râhı ider dil mezheb

2- Gönül olmaz iki ân içre bir emri tâlib

Dem-be-dem başka olur cân u gönülde matlab

3- Bu ruh u zülf ü leb ü gabgab u tenden gayri

Dilde var başka ruh u çeşm ü dehân u gabgab

4- Leb-i cânândan alır her dem o başka bir cân

Dahi her cân içün ol demde gelür bir kâlıb

5- Başkadır âlem-i dil mihr ü sipihri başka

Arş u ferş ü feleki başka çok anda kevkeb

6- Berk-i hâtıf gibi dil âlemini seyr it kim

Anda yokdur yokuş u yaz u kış u rûz ile şeb

7- Hakkı dil levhine çün cümlesi olmuş mestûr

Ârif ol cümleyi sen dilde bul ol ehl-i tarab

Günümüz Türkçesiyle

1- Kalp, her nefeste kendini evirip çeviren Yaratıcı’dan yeni bir meşrep

alır. Gönül her anda başka yoldan, yeni bir mezhep bulur.

2- Gönül iki ayrı zamanda, tek bir işte olmaz. Anbean değişir; gönlün

isteği başkalaşır.

3- Bu yanak, bu zülüf, bu dudaklar, bu bedenden başka. Yanak, zülüf,

dudaklar ve beden vardır gönülde.

4- O her an sevgilinin dudağından başka bir can alır. Her can için o anda,

başka bir kalıp gelir.

5- Gönül âlemi başkadır, güneşi ve göğü başka. Arşı, ferşi, feleği

başkadır; çoktur onda yıldızlar.

6- Şimşek çakması gibi gönül âlemini seyret ki; orada yokuş, yaz, kış,

gece ve gündüz yoktur.

7- Hakkı! Gönül sayfasına madem hepsi yazılmış. Ârif ol öyleyse; her

şeyi gönülde bul, neşeleniver.