DÖRDÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
Mevlâ’yı bilmenin (marifet-i Mevlâ) en büyük gaye olduğunu bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Allah’ı bilmek
(marifetullah) gönülde bir nurdur ve muhabbeti insan ruhuna feyz ve saadet
verir. Allah’ın tevhidi kalpteki huzur ve ünsiyetin anahtarıdır.
Allah’ı bilmek (marifetullah) muazzam bir hazinedir ve sevgisi kalıcı bir
feyz kaynağıdır. Allah’ı bilen uyanık (agâh) olur ve insanlardan özür
dilemesini bilir. İlmin meyvesi [266/b] marifetullahtır. Marifetullahın
meyvesi ise Allah’ın emir ve yasaklarıyla belirlediği çizgiyi (hududullah)
korumaktır. Boş gayeler uğruna uğraşmayı hayatından çıkartmak ve
âlemlerin Rabb’i olan Allah’ın varlığına dair deliller ileri sürmeyi
bırakmaktır. Şu üç şey Marifetullah’ın açık delili ve (buna inanmanın)
teşviki mahiyetindedir: Ukalâlık taslayanların sonunda zelil olması,
ediplerin fakir olması, doktorların hasta olması.
Hakkı bilenin marifeti kâmil olur ve ârif-i billah olanın diline güzellikler
gelir, ebedî saadeti elde eder. Âbidlerin bütün himmeti dua etmek, âriflerin
himmeti ise Allah’ı hakkıyla övmektir (senâ). Çünkü âbidin himmeti kendi
nefsidir, ârifin himmeti ise Hazret-i Mevlâ’dır. Gözler Hakk’ı müşâhade
edip idrak ederek göremez. Fakat kalpler O’nu iman hakikatleri ile idrak
edebilir. Şu halde en faydalı ilim marifetullahtır. Marifetullahın yeri ise
uyanık olan kalplerdir. Hakk’ın birliğini (vahdaniyet) tanımak marifettir, tek
olduğunu (ferdâniyyet) bilmek ise hakiki tevhiddir. Eğer Cenâb-ı Hak
kendini tanıtmamış olsaydı kimse O’nu bilip ârif olamazdı.
Marifetullah; aç bir mide, uykusuz gözler ve daima Allah’ı zikreden kalp
ile ruhta meydana gelir ve gönülde meydana çıkar. Hak tealanın kendi
marifetiyle azîz eylediği ârife gereken odur ki, Allah’a isyan ederek nefsini
zelil etmesin, kulluğuna ve O’na itaate devam etsin. İrfanın hakikatine ve
eşyanın hakikatine ulaşmaktır. Eşyayı zatında olduğu gibi görmektir.
Marifetullah, Allah’ın her şeyden önce ve sonra olduğunu, içte ve dışta
zahir olduğunu, her şeyi bildiğini, fiillerinde hikmet sahibi olduğunu ve
bütün
canlılara
rızık
verdiğini
bilmektir.
Marifetullah,
Allah’ın
vahdaniyetinden haberdar olmaktır ve marifetullahın gayesi O’nu kalbe
muttali bulmaktır. Marifetullah, kalbin mâsivâdan arındırılması ve gönlün
O’nunla hayatiyet bulmasıdır. Marifetullahın alâmeti O’na muhabbet ve her
emrine itaattir. İki şey Allah’ın kuluna lütfettiği şeylerin en hayırlısıdır ki
bunların biri marifetullah, diğeri muhabbetullahtır.
Marifetullah gönülde ışık ve nurdur. Muhabbetullah ise gönülden
mâsivâyı yakıp yok eden bir ateştir. Arif-i billah olmak zikrullah ile hayat
bulmaktır. Cehaletin karanlığında kalmak ise, zikrullahtan gâfil olmaktır.
Marifetullah, her şeyde O’nun kudretini bulup kendisinin her halde güç ve
kuvvetten berî olduğunu bilmektir. Marifetullah, kişinin nefsiyle mâsivâyı
terk etmesi, kalbiyle daima Allah’ın huzurunda hazır olmasıdır.
Marifetullahın hakikati O’nu lisan ile zikretmek, kalp ile sevgisine yetmek
ve himmetle huzuruna gitmektir. Marifetullah, ruhta meydana gelen bir
yakîn hâlidir ki uzuvlar ancak onunla sâkinleşir. Ve gönülde bir hayattır ki
ruh onunla mutmain olur. Marifetullah, Allah’ın bildirmesiyle meydana
gelir. Çünkü akıl sadece Allah ile marifetine ulaşabilir. İlim insanların
öğretmesi ile marifet ise Allah’ın bildirmesiyle elde edilebilir. Şu halde ilim
tâlim ile marifet tarif iledir.
Marifetullah, eşyanın Allah tarafından yaratıldığını, Allah’ın emri
sâyesinde var olduğunu, her şeyi O’nun sevk ve idare ettiğini ve sonunda
yine O’na döndürüleceğini bilmektir. Marifetullah, varlığının öncesi
olmayan Kadîm’e mevcudun saygısıdır ki, ârifi marifetini ızhar etmekten
alıkoyan şey bu saygıdır. Marifetullah, kalpte büyük bir nokta olup cana
büyük bir nimettir. Marifet nurunun kalpten doğuşu güneşin ufuklardan
doğuşuna benzer. Ancak ufuktan doğan güneşin ziyası dünyaya ulaşır.
Marifet güneşi ise, gönlün derinliklerinden doğup nuru arşa kadar yükselir.
Marifetullah, gönül dünyasında güneş misalidir; akıl onun kameri, ilim
parlayan yıldızıdır. Marifetullah, öyle bir cevherdir ki [267/a] arştan aşağısı
onunla aydınlanır. Marifetullah ile enâniyet gösterip kibirlenmek tam
mânâsıyla kendini bilmezliktir. Marifet denizine dalmak ve hakikat nurunda
fânî olmak tam bir saadettir.
Nazm
1- Her nefes kalb-i mukallibden alur bir meşreb
Başka bir resm ile bir râhı ider dil mezheb
2- Gönül olmaz iki ân içre bir emri tâlib
Dem-be-dem başka olur cân u gönülde matlab
3- Bu ruh u zülf ü leb ü gabgab u tenden gayri
Dilde var başka ruh u çeşm ü dehân u gabgab
4- Leb-i cânândan alır her dem o başka bir cân
Dahi her cân içün ol demde gelür bir kâlıb
5- Başkadır âlem-i dil mihr ü sipihri başka
Arş u ferş ü feleki başka çok anda kevkeb
6- Berk-i hâtıf gibi dil âlemini seyr it kim
Anda yokdur yokuş u yaz u kış u rûz ile şeb
7- Hakkı dil levhine çün cümlesi olmuş mestûr
Ârif ol cümleyi sen dilde bul ol ehl-i tarab
Günümüz Türkçesiyle
1- Kalp, her nefeste kendini evirip çeviren Yaratıcı’dan yeni bir meşrep
alır. Gönül her anda başka yoldan, yeni bir mezhep bulur.
2- Gönül iki ayrı zamanda, tek bir işte olmaz. Anbean değişir; gönlün
isteği başkalaşır.
3- Bu yanak, bu zülüf, bu dudaklar, bu bedenden başka. Yanak, zülüf,
dudaklar ve beden vardır gönülde.
4- O her an sevgilinin dudağından başka bir can alır. Her can için o anda,
başka bir kalıp gelir.
5- Gönül âlemi başkadır, güneşi ve göğü başka. Arşı, ferşi, feleği
başkadır; çoktur onda yıldızlar.
6- Şimşek çakması gibi gönül âlemini seyret ki; orada yokuş, yaz, kış,
gece ve gündüz yoktur.
7- Hakkı! Gönül sayfasına madem hepsi yazılmış. Ârif ol öyleyse; her
şeyi gönülde bul, neşeleniver.

