Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Mübarek evliyânın giyim kuşamlarını, âdetlerini ve kalbî seyahatlerini bildirir

DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · İkinci Madde İkinci Madde Mübarek evliyânın giyim kuşamlarını, âdetlerini ve kalbî seyahatlerini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Halkın kimi dünya …

DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · İkinci Madde

İkinci Madde

Mübarek evliyânın giyim kuşamlarını, âdetlerini ve kalbî seyahatlerini

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Halkın kimi

dünya ehlidir, kimi ukbâ ehli ve kimi de mânâ ehlidir.

Bu durumda dünya ehline âhiret nimetleri haramdır ki onlara nail

olamazlar. Âhiret ehline dünya nimetleri haramdır ki ona tenezzül etmezler.

Mânâ ehline ise, bunların ikisi de haramdır; hiç birine meyil ve iltifat

etmezler.

Dünya ehlinin hepsi tabiatlarının karanlığında kalmışlardır. Beşerî

sıfatların karanlığı onları istîlâ etmiştir. Bu sebeple yüce âleme dair istekte

bulunma hususunda onlarda bir ümitsizlik ve isteksizlik belirmiştir. Onların

bütün istek ve arzuları [301/a] ancak bu aşağılık dünyaya yöneliktir.

Akılları ve gayretleri dünya zevklerine takılıp kalmıştır. Hâlbuki dünya öyle

bir leştir ki bir mezbeleye atılmıştır. Şu halde, himmeti dünya olanların

gayretleri sonuçsuz kalmış ve amelleri boşa gitmiştir. Bunların iki çetin

azabı çekmeleri âdet olmuştur. Biri [çok sevdikleri] bu hâllerden ayrı

düşmeleri, diğeri de âhirette cehennem azabıyla yanmalarıdır.

Nazm

1. Bu hâkden bedende bu cân müstehân olur

Mısr-ı derûna varsa Azîz-i cihân olur

2. Vü hâk-dândan itse firâr ol esîr-i hâk

Bî-cism o rûh-ı tâ’ir-i arş-âşiyân olur

3. Nefs ü hevâya tâbi‘ olan kalb olur cahîm

Aşkın demiyle dolsa dil ü cân, cinân o[l]ur

4. Havf u hatardan oldu emîn abd-i aşk olan

Âşık hemîşe sâkin-i dârü’l-emân olur

5. Fakr u fenâdadır ebedî devlet ü bekâ

Varlıkda devlet üstine çok[ca] ziyân olur

6. Varlık belâsıdır çekilen derd ü gam hemân

Âşık yok olsa aşk ile hoş kâm-rân olur

7. Ger cism olursa pîr ü za‘îf olsun ol ne gam

Hakkı hemîşe aşk ile tâze civân olur

Günümüz Türkçesiyle

1. Bu toprak bedende, bu can hakîr olur. Gönül şehrinde Mısır’a varsa,

cihana sultan olur.

2. Topraktan firâr etse, bu toprağın esiri olur. Ruh tenden ayrılınca arşta

uçan kuş olur.

3. Nefse ve isteklerine uyan gönül, cehennem olur. Aşkın nefesiyle dolsa,

gönül ve can cennet olur.

4. Aşka kul olan korkudan tehlikeden kurtulur. Âşıklar daima, emniyet

yurdunda bulunur.

5. Ebedî ikbal ile kalıcı olmak, fakr u fenâdadır. Varlıkta devlet isteyene,

çok ziyan olur.

6. Çekilen bütün dertler, hep varlık belâsıdır. Âşık aşkta yok olsa, bahtiyar

olur.

7. Gerçi cisim, güçsüz ve zayıf düşse de ne gam! Hakkı! Daima aşk ile

civân olur.

Ahiret ehli, her zaman manevî derecelere istekli olup arzuları cennette

kalmıştır. Çünkü Hak teala kullarını dünyadan cennete davet edip onu ikram

ve bağış yurdu kılmıştır.

Şu halde bu topluluğun gönülleri hep yüksek ve şerefli işlerle meşgul

olmuş, ancak daha yüksek ve şerefli şeylerden uzak kalmışlardır. Bunlar

gerçi sonuçta cehennemin yakıcı ateşinden kurtulmuşlardır. Lâkin gerçekte

hepsi de ayrılık ateşinde yanmışlardır. Hâlbuki muhabbet ehline ayrılık

ateşi, cehennem ateşinden daha şiddetli ve zor gelmiştir. Nitekim; “Hasretle

bekleyiş, ateşten şiddetlidir” sözü bu mânâda darb-ı mesel olmuştur.

Beyt

Yandın yarınki va‘deye sen intizâr eyle

Nakd al visâl-i yârı ne hâcet bu intizâr

Günümüz Türkçesiyle

Yazık, yarınki vadeyi beklerken yandın. Kavuşmayı peşin al, beklemeye

ne hacet!

Ahiret ehlinin ekserisi insanlık icabı benlik davasına düşmüşler; kibir,

ucub ve riyâya kapılmışlardır. Nefs-i levvâmenin sıkıntısı ve derdi

belâsında kalmışlardır.

Nazm

1. O cân ki dost firâkıyla bî-nevâ düşmüş

O yâr-ı gâr-ı vefâ-dârdan cüdâ düşmüş

2. Bahâ vü kıymeti çok cevher iken evvelden

Gelüp bu âb u gile şimdi bî-bahâ düşmüş

3. Mukarreb-i der ü dergâh-ı Kibriyâ iken ol

Bu dâm-ı kibr ü riyâda kalup gedâ düşmüş

4. Bu çâr-mîh-i tabî‘atla bağlanup muhkem

Bu şeş cihetde o mahbûs u pür-cefâ düşmüş

5. Anı ezel bilen imdi bu halde bulsa ne dir

Vatandan ayrı bu gurbetde hasretâ düşmüş

6. Hilâf-ı cinsi gurâb ile habs olan tûtî

Misâl-i nefs-i behîmiyle mübtelâ düşmüş

7. O şems-i bâtını bâtında seyr iden Hakkı

Misâl-i zerre-i ser-geşte pür-ziyâ düşmüş

Günümüz Türkçesiyle

1. O can ki dosttan ayrılmakla mahrum kalmış. O can dostu vefâkârdan

uzağa düşmüş.

2. Pahalı, kıymetli cevher iken evvelden. Gelip, toprakla kilde şimdi

değersiz düşmüş.

3. Mevlâ’nın yüce dergâhına yakın iken. Kibir ve riyâ tuzağında ırgat

olmuş.

4. Bu tabiat çarmıhıyla muhkem bağlanıp altı yönden hapsolunmuş,

cefâlara düşmüş.

5. Ezelden tanıyan, onu bu halde görse ne der? Vatandan ayrı, bu gurbette

hasrete düşmüş.

6. Cinsine uymayan kargayla hapsedilen papağan gibi, hayvanî nefisle

beraber imtihana düşmüş.

7. Bâtın güneşini içinde seyreden Hakkı! Şaşkın dönen zerre misali ziyâ

dolmuş.

Mana ehlinin durumuna gelince; onlar tabiat âleminin hapsinden çıkıp

beşeriyet âlemi tabir olunan yurttan uçup âzâd olmuşlardır. Onlarda kendi

şekillerinden bir eser kalmamış, bütünüyle varlık âleminden geçmişlerdir.

Bütün halktan vazgeçip Hakk’ın huzuruna gelmişlerdir. İki cihânı da

isteklilerine verip bunların sahibini tercih etmekle Allah’ın dostluğuna lâyık

olmuşlardır. Onlar; cennet ve cehennemi unutup ancak O’nun için O’na

kulluk eder olmuşlardır. Çünkü O’nunla olunca iki cihanı cennet, O’nsuz

olunca her yeri cehennem bilmişlerdir. Şu halde onlar, ancak O’nu

istemişler ve O’nu her nimetin başı bilmişlerdir. O’nun marifeti

sarhoşluğuyla

daima

kendilerinden

geçmişlerdir.

O’nun

tertemiz

muhabbetiyle bütün benlikleri dolmuş ve hep O’nunla kalmışlardır.

Avâma ileride verileceği va’d olunan nimetler, onlara hemen verilmiştir.

Başkalarına göre gaybdan sayılan, onlar tarafından bilinmiştir. Bedenleri bir

yerde iken, gönülleri doğu ile batı arasına gidip gelmiş; arş ile kürsîde

bulunmuşlardır.

Her ne kadar kendi gövdeleriyle [301/b] seyahat etmeseler de, ruhlarıyla

mîrâca çıkarlar. Gerçi, kendi gözleriyle Hakk’ı göremezler, ancak esrarıyla

O’nu her daim müşâhade ederler. Onlar şu âlemde herkesle her ne muamele

ederlerse bunu ancak Cenâb-ı Hakk’ın rızası uğruna yaparlar. Kendilerine

tâbi olan ahbaplarını Hakk’ın huzuruna çekip götürürler. Ne mutlu o

kimseye ki, onlara meyledip muhabbet etmiştir. Sözlerine uyarak izlerince

gitmiş ve onların irşâdıyla Mevlâsına yetmiştir.

Nazm

1. Gönül alsa bûyu andan

Ana dü cihân görünmez

Yüzünü görse cândan

Dahi cism ü cân görünmez

2. Dile sâkî olsa cânân

Dil olur gül ü gülistân

Çün olur riyâz-ı Rahmân

Ana hâk-dân görünmez

3. O ki mülk-i cismi yıkmış

O gelû-yı nefsi sıkmış

Dahi arş-ı câna çıkmış

Ana nerdübân görünmez

4. Yemm-i nutkın ebri cândır

Bu lisân çü nâv-dândır

Gönül ehl-i bahriyândır

Gam u nâv-dân görünmez

5. Yürü sen bu levh-i dilden

O ulûm-ı aşkı öğren

Dile dolsa hikmet andan

Kalem ü lisân görünmez

6. Fem-i âdemi kemândır

Sözü tîrveş revândır

Atan anı cânı cândır

Amel-i kemân görünmez

7. Gözedir rızâ-yı Hakk’ı

Bulan anı dilde Hakkı

Bu cihânı kor bu halkı

Ki bu câvidân görünmez

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül kokuyu O’ndan alsa. İki cihan ona görünmez. Yüzünü görse

candan. Cismi ve canı görünmez.

2. Gönülde sâkî olsa cânân. Gönül gül bahçesi olur. Rahmân’ın bahçesi

olur dünya. Topraktan birşey görünmez.

3. O ki cisim mülkünü yıkmış. O ki nefsin boğazını sıkmış. Hem ruhun

arşına çıkmış. Ona merdiven görünmez.

4. Söz deryasının bulutu candır. Bu dil onca bir oluktur. Gönül ehli,

bahriyelidir. Gam ve oluk onlara görünmez.

5. Yürü sen, bu gönül levhasından aşkın ilmini öğren. Ondan gönüle

hikmet dolsa. Kalem, lisan görünmez.

6. İnsanın ağzı yaydır. Sözleri ok gibidir. Onu atan canın canıdır. Kemanın

yaptığı, görünmez.

7. Hakkın rızasını gözetir. O’nu gönülde bulan, Hakkı. Bu cihanı, bu halkı

bırakır. Ki bu sonsuzluk görünmez.