DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · İkinci Madde
İkinci Madde
Mübarek evliyânın giyim kuşamlarını, âdetlerini ve kalbî seyahatlerini
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Halkın kimi
dünya ehlidir, kimi ukbâ ehli ve kimi de mânâ ehlidir.
Bu durumda dünya ehline âhiret nimetleri haramdır ki onlara nail
olamazlar. Âhiret ehline dünya nimetleri haramdır ki ona tenezzül etmezler.
Mânâ ehline ise, bunların ikisi de haramdır; hiç birine meyil ve iltifat
etmezler.
Dünya ehlinin hepsi tabiatlarının karanlığında kalmışlardır. Beşerî
sıfatların karanlığı onları istîlâ etmiştir. Bu sebeple yüce âleme dair istekte
bulunma hususunda onlarda bir ümitsizlik ve isteksizlik belirmiştir. Onların
bütün istek ve arzuları [301/a] ancak bu aşağılık dünyaya yöneliktir.
Akılları ve gayretleri dünya zevklerine takılıp kalmıştır. Hâlbuki dünya öyle
bir leştir ki bir mezbeleye atılmıştır. Şu halde, himmeti dünya olanların
gayretleri sonuçsuz kalmış ve amelleri boşa gitmiştir. Bunların iki çetin
azabı çekmeleri âdet olmuştur. Biri [çok sevdikleri] bu hâllerden ayrı
düşmeleri, diğeri de âhirette cehennem azabıyla yanmalarıdır.
Nazm
1. Bu hâkden bedende bu cân müstehân olur
Mısr-ı derûna varsa Azîz-i cihân olur
2. Vü hâk-dândan itse firâr ol esîr-i hâk
Bî-cism o rûh-ı tâ’ir-i arş-âşiyân olur
3. Nefs ü hevâya tâbi‘ olan kalb olur cahîm
Aşkın demiyle dolsa dil ü cân, cinân o[l]ur
4. Havf u hatardan oldu emîn abd-i aşk olan
Âşık hemîşe sâkin-i dârü’l-emân olur
5. Fakr u fenâdadır ebedî devlet ü bekâ
Varlıkda devlet üstine çok[ca] ziyân olur
6. Varlık belâsıdır çekilen derd ü gam hemân
Âşık yok olsa aşk ile hoş kâm-rân olur
7. Ger cism olursa pîr ü za‘îf olsun ol ne gam
Hakkı hemîşe aşk ile tâze civân olur
Günümüz Türkçesiyle
1. Bu toprak bedende, bu can hakîr olur. Gönül şehrinde Mısır’a varsa,
cihana sultan olur.
2. Topraktan firâr etse, bu toprağın esiri olur. Ruh tenden ayrılınca arşta
uçan kuş olur.
3. Nefse ve isteklerine uyan gönül, cehennem olur. Aşkın nefesiyle dolsa,
gönül ve can cennet olur.
4. Aşka kul olan korkudan tehlikeden kurtulur. Âşıklar daima, emniyet
yurdunda bulunur.
5. Ebedî ikbal ile kalıcı olmak, fakr u fenâdadır. Varlıkta devlet isteyene,
çok ziyan olur.
6. Çekilen bütün dertler, hep varlık belâsıdır. Âşık aşkta yok olsa, bahtiyar
olur.
7. Gerçi cisim, güçsüz ve zayıf düşse de ne gam! Hakkı! Daima aşk ile
civân olur.
Ahiret ehli, her zaman manevî derecelere istekli olup arzuları cennette
kalmıştır. Çünkü Hak teala kullarını dünyadan cennete davet edip onu ikram
ve bağış yurdu kılmıştır.
Şu halde bu topluluğun gönülleri hep yüksek ve şerefli işlerle meşgul
olmuş, ancak daha yüksek ve şerefli şeylerden uzak kalmışlardır. Bunlar
gerçi sonuçta cehennemin yakıcı ateşinden kurtulmuşlardır. Lâkin gerçekte
hepsi de ayrılık ateşinde yanmışlardır. Hâlbuki muhabbet ehline ayrılık
ateşi, cehennem ateşinden daha şiddetli ve zor gelmiştir. Nitekim; “Hasretle
bekleyiş, ateşten şiddetlidir” sözü bu mânâda darb-ı mesel olmuştur.
Beyt
Yandın yarınki va‘deye sen intizâr eyle
Nakd al visâl-i yârı ne hâcet bu intizâr
Günümüz Türkçesiyle
Yazık, yarınki vadeyi beklerken yandın. Kavuşmayı peşin al, beklemeye
ne hacet!
Ahiret ehlinin ekserisi insanlık icabı benlik davasına düşmüşler; kibir,
ucub ve riyâya kapılmışlardır. Nefs-i levvâmenin sıkıntısı ve derdi
belâsında kalmışlardır.
Nazm
1. O cân ki dost firâkıyla bî-nevâ düşmüş
O yâr-ı gâr-ı vefâ-dârdan cüdâ düşmüş
2. Bahâ vü kıymeti çok cevher iken evvelden
Gelüp bu âb u gile şimdi bî-bahâ düşmüş
3. Mukarreb-i der ü dergâh-ı Kibriyâ iken ol
Bu dâm-ı kibr ü riyâda kalup gedâ düşmüş
4. Bu çâr-mîh-i tabî‘atla bağlanup muhkem
Bu şeş cihetde o mahbûs u pür-cefâ düşmüş
5. Anı ezel bilen imdi bu halde bulsa ne dir
Vatandan ayrı bu gurbetde hasretâ düşmüş
6. Hilâf-ı cinsi gurâb ile habs olan tûtî
Misâl-i nefs-i behîmiyle mübtelâ düşmüş
7. O şems-i bâtını bâtında seyr iden Hakkı
Misâl-i zerre-i ser-geşte pür-ziyâ düşmüş
Günümüz Türkçesiyle
1. O can ki dosttan ayrılmakla mahrum kalmış. O can dostu vefâkârdan
uzağa düşmüş.
2. Pahalı, kıymetli cevher iken evvelden. Gelip, toprakla kilde şimdi
değersiz düşmüş.
3. Mevlâ’nın yüce dergâhına yakın iken. Kibir ve riyâ tuzağında ırgat
olmuş.
4. Bu tabiat çarmıhıyla muhkem bağlanıp altı yönden hapsolunmuş,
cefâlara düşmüş.
5. Ezelden tanıyan, onu bu halde görse ne der? Vatandan ayrı, bu gurbette
hasrete düşmüş.
6. Cinsine uymayan kargayla hapsedilen papağan gibi, hayvanî nefisle
beraber imtihana düşmüş.
7. Bâtın güneşini içinde seyreden Hakkı! Şaşkın dönen zerre misali ziyâ
dolmuş.
Mana ehlinin durumuna gelince; onlar tabiat âleminin hapsinden çıkıp
beşeriyet âlemi tabir olunan yurttan uçup âzâd olmuşlardır. Onlarda kendi
şekillerinden bir eser kalmamış, bütünüyle varlık âleminden geçmişlerdir.
Bütün halktan vazgeçip Hakk’ın huzuruna gelmişlerdir. İki cihânı da
isteklilerine verip bunların sahibini tercih etmekle Allah’ın dostluğuna lâyık
olmuşlardır. Onlar; cennet ve cehennemi unutup ancak O’nun için O’na
kulluk eder olmuşlardır. Çünkü O’nunla olunca iki cihanı cennet, O’nsuz
olunca her yeri cehennem bilmişlerdir. Şu halde onlar, ancak O’nu
istemişler ve O’nu her nimetin başı bilmişlerdir. O’nun marifeti
sarhoşluğuyla
daima
kendilerinden
geçmişlerdir.
O’nun
tertemiz
muhabbetiyle bütün benlikleri dolmuş ve hep O’nunla kalmışlardır.
Avâma ileride verileceği va’d olunan nimetler, onlara hemen verilmiştir.
Başkalarına göre gaybdan sayılan, onlar tarafından bilinmiştir. Bedenleri bir
yerde iken, gönülleri doğu ile batı arasına gidip gelmiş; arş ile kürsîde
bulunmuşlardır.
Her ne kadar kendi gövdeleriyle [301/b] seyahat etmeseler de, ruhlarıyla
mîrâca çıkarlar. Gerçi, kendi gözleriyle Hakk’ı göremezler, ancak esrarıyla
O’nu her daim müşâhade ederler. Onlar şu âlemde herkesle her ne muamele
ederlerse bunu ancak Cenâb-ı Hakk’ın rızası uğruna yaparlar. Kendilerine
tâbi olan ahbaplarını Hakk’ın huzuruna çekip götürürler. Ne mutlu o
kimseye ki, onlara meyledip muhabbet etmiştir. Sözlerine uyarak izlerince
gitmiş ve onların irşâdıyla Mevlâsına yetmiştir.
Nazm
1. Gönül alsa bûyu andan
Ana dü cihân görünmez
Yüzünü görse cândan
Dahi cism ü cân görünmez
2. Dile sâkî olsa cânân
Dil olur gül ü gülistân
Çün olur riyâz-ı Rahmân
Ana hâk-dân görünmez
3. O ki mülk-i cismi yıkmış
O gelû-yı nefsi sıkmış
Dahi arş-ı câna çıkmış
Ana nerdübân görünmez
4. Yemm-i nutkın ebri cândır
Bu lisân çü nâv-dândır
Gönül ehl-i bahriyândır
Gam u nâv-dân görünmez
5. Yürü sen bu levh-i dilden
O ulûm-ı aşkı öğren
Dile dolsa hikmet andan
Kalem ü lisân görünmez
6. Fem-i âdemi kemândır
Sözü tîrveş revândır
Atan anı cânı cândır
Amel-i kemân görünmez
7. Gözedir rızâ-yı Hakk’ı
Bulan anı dilde Hakkı
Bu cihânı kor bu halkı
Ki bu câvidân görünmez
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönül kokuyu O’ndan alsa. İki cihan ona görünmez. Yüzünü görse
candan. Cismi ve canı görünmez.
2. Gönülde sâkî olsa cânân. Gönül gül bahçesi olur. Rahmân’ın bahçesi
olur dünya. Topraktan birşey görünmez.
3. O ki cisim mülkünü yıkmış. O ki nefsin boğazını sıkmış. Hem ruhun
arşına çıkmış. Ona merdiven görünmez.
4. Söz deryasının bulutu candır. Bu dil onca bir oluktur. Gönül ehli,
bahriyelidir. Gam ve oluk onlara görünmez.
5. Yürü sen, bu gönül levhasından aşkın ilmini öğren. Ondan gönüle
hikmet dolsa. Kalem, lisan görünmez.
6. İnsanın ağzı yaydır. Sözleri ok gibidir. Onu atan canın canıdır. Kemanın
yaptığı, görünmez.
7. Hakkın rızasını gözetir. O’nu gönülde bulan, Hakkı. Bu cihanı, bu halkı
bırakır. Ki bu sonsuzluk görünmez.

