Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Mübarek evliyânın tavırlarını ve duruşlarını, ibadetlerindeki bereketi, yüce gayelere…

DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Altıncı Madde Altıncı Madde Mübarek evliyânın tavırlarını ve duruşlarını, ibadetlerindeki bereketi, yüce gayelere erişmelerini ve [bazı hususlarda] tasarrufta bulunmalarını bildirir. Ey …

DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Altıncı Madde

Altıncı Madde

Mübarek evliyânın tavırlarını ve duruşlarını, ibadetlerindeki bereketi,

yüce gayelere erişmelerini ve [bazı hususlarda] tasarrufta bulunmalarını

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Evliyânın tavır

ve hareketleri, duruşları, davranışları, özellikleri ve farklı durumlardaki

hâlleri peygamberlerin hâlleri gibidir. Onların [üzerine titizlendikleri] âdâbı,

vazgeçilmezler arasındaki saydıkları şartları, ibadet ve muamelâtta

uygulamaya dikkat ettikleri usûl ve şartları, ibadetlerinde öne çıkan şekilleri

ve şânları, nebîlerin şânındandır.

Allah’ın velî kulları O’nun nazarında peygamberlere yakın bir derecede,

şehidler mertebesindedir. Onlar da peygamberler gibi, Hakk’ı talep etmek

uğruna, [gerekirse] anne-baba, evlâd ve akrabadan firâr edip kaçarlar. Onlar,

servet tutkusu ve makam sevgisini terk edip tevâzu ve kanaatle nefislerinin

isteklerini kırarlar. Nefsin hazlarından ve fânî isteklerden geçip giderler.

Allah sevgisiyle [304/b] gam çekip O’nunla dertlenip hüzünlenmekte ayrı

bir lezzet bulurlar. Yana yakıla hep Mevlâ’ya dua edip peygamberler

yolundan giderler. Onların gönülleri de daima, kalpleri evirip çeviren

Mevlâ’ya bağlıdır. Ruhları O’nun ahlâkına bürünmüştür. Onların ilmi,

ilham ve hikmettir. Evliyânın bir saat uyanık bulunması, başkalarının bir

yıllık ibadetine bedeldir.

Bakışları ibrettir. Konuşmaları hep hayır ve nasihattir. Lâtîfeleri hoşluktur.

Tebessüm etmeleri, sırf lütuf ve şefkatten ibarettir. Susmaları, Hazret-i

Mevlâ’nın huzurunda bulunma bilinciyledir. Nefes alıp vermeleri tesbih ve

ibadettir. Uykuları vahdet âlemini seyretmekten ibarettir. Ölümleri bayram

ve düğündür; sevgiliye kavuşma günüdür. Onlar Mevlâ’nın kudret elinde

korunmaya alınıp gizlenmişlerdir. İki cihanda emniyette olup sürur

içindedirler. Kendilerine düşmanlık edenlere ve muhaliflerine karşı galip

gelirler.

Nazm

1. Cânımuz devlet-i derdünle devâ bulmuşdur

Gönlümüz saykal-ı aşkınla safâ bulmuşdur

2. Aşkı sultân-ı kerîm anla velî hikmeti var

Hasta dil andan eger cevr ü cefâ bulmuşdur

3. Hâl-i uşşâkı perîşân u müşevveş kılmaz

Aşkı âşıkda meger gayri hevâ bulmuşdur

4. Cennet olmuş o gönül kim bulur ol dostu müdâm

Dûzah oldur ki hemân halka riyâ bulmuşdur

5. Dûzah efsürdelik ü gaflet ü cehl olmuşdur

Cennet oldur ki gönül aşk u velâ bulmuşdur

6. Gönlümüz zulmet-i tenden hoş irişdi câna

Senden ey aşk her âyîne cilâ bulmuşdur

7. Âteş-i aşka yanan mevt ü sakardan geçmiş

Hakkı ol fânî olup mülk-i bakâ bulmuşdur

Günümüz Türkçesiyle

1. Canımız «derdin devleti» ile dermân bulmuştur. Gönlümüz, aşkın cilâsı

ile zevk ve safâ bulmuştur.

2. Aşkı cömert sultan anla, velî hikmeti var. Hasta gönüller ondan, gerçi

cevr u cefâ görmüştür.

3. Âşıkların hâlini perişan ve düşkün kılmaz. Çünkü o, âşığın aşkında

başka bir arzu sezmiştir.

4. Cennet olmuş o gönül ki, dostu bulur daima. Halka riyâkarlık eden,

cehennem olmuştur.

5. Cehennem yürek katılığı, gaflet ve cehalettir. Cennet o ki, gönlün aşk

ve dostluk bulmasıdır.

6. Gönlümüz ten zulmetinden cana hoş erişti. Ey aşk! Her ayna senden

cilâ bulmuştur.

7. Aşk ateşine yanan; ölümden ve hastalıktan geçmiş. Hakkı! O fânî olup,

sonsuzluk yurdunu bulmuştur.

Evliyânın Mevlâ yoluna nasıl ulaştıklarına gelince, bu uzunluğu veya

kısalığı ölçülebilen, adımlarla kat edilebilen mesafeler gibi değildir ki, yol

almak kuvvetli ve zayıf olmaya bağlı bulunsun. Bu ancak rûhânî bir yoldur

ki gönüller onda seyr ü sülûk edip himmetleri ve kavrayışları nispetince yol

kat ederek basîretlerince görebilirler; tezekkür, yakîn ve şuhûd ile manevî

derecelerde ilerleyebilirler. Bunun aslı ilâhî bir nazardan oluşan semavî bir

nûrdur ki kulun kalbine vâki olunca, o onunla baktığında iki âlemi

hakikatiyle görür. Onunla küllî akla erdikçe ruhunun varlıklara sirâyet etmiş

olduğunu görüp eşyayı kendi uzuvları gibi bulur. O halde iken Allah’ın

yardımıyla âlemin işlerini idare eder. Onun için manevî derece sahibi kâmil

zatlar, tasarruf sahibi olmuşlardır.

Rubâî:

Men yek cânem ki sad hezâr-est tenem

Çi cân u çi ten ki her du hem hîştenem

Hodrâ-be tekelluf-i digerî sâhte-em

Tâ hoş bâşed dil-i ân dîgerî-râ ki menem

Rubâî (nin tercümesi)

Ben, yüzbinlerce teni olan bir canım. Can nedir? Beden nedir? Zatenher

ikisi de benim. Birçok zorluklara katlanarak kendimi bir başkası gibi

gösteriyorum ki, ona hoş gelsin; ama aslında o başkası da benim.

Bazen öyle olur ki yukarıda bahsi geçen nûru bir kimse yüz sene aradığı

halde kalbinde ondan bir eser bulamaz. Çünkü o kimse, o nûru

bilgisizliğinden dolayı yanlış bir şekilde istemiş ve bu sebeple muradına

erememiştir. Bazısı onu elli yılda ancak bulur. Bazısı on yılda bulur. Bazısı

bir ayda bulur. Bazısı bir günde, bazısı bir saatte ve bazısı da bir anda –

Cenâb-ı Hakk’ın yardımı sâyesinde- o nûru gönlünde bulur. Onunla marifet

devletine varıp muhabbet saadetine nail olur. Ârif ve kâmil olup her

muradına nail olur.

Nazm

1. Kim bî-haberse aşk ile dolmuş haberdir ol

Âşık ki aşk-bîn ola sâhib-nazardır ol

2. Hâb u hor itdi âşıkı mahcûb kendiden

Vuslatdadır o demde ki bî-hâb u hordır ol

3. Düşdüyse nûr-ı aşk dil ü cân-ı âşıka

Bi’llâh ki âfitâb nedir hûb-terdir ol

4. Başdan ayağa aşk ile pür-nûrdır o kim

Derd ü belâ-yı aşk ile bî-pâ vü serdir ol [305/a]

5. Mihr-i cemâl-i aşkı gören cümle zerreden

İlm-i nazarda mâhir ü nûr-ı basardır ol

6. Fakr u fenâya irdi iren cû‘ u samt ile

Devletde bâkîdir ebedî mu‘teberdir ol

7. Ey Hakkı nâr-ı aşk ile sâf eyle kalbini

Bu kîmyâyı âmil olan ayn-ı zerdir ol

Günümüz Türkçesiyle

1. Bî-haber olan aşkla dolmuştur, her şeyi bilir o. Âşık ki aşkı görür;

görüş sahibidir o.

2. Yeme içme tutkusu âşığı kendinden perdeledi. Uykusuz kalsa, aç dursa

vuslattadır o.

3. Aşk nûru âşığın gönlüne, canına düştüyse; billâh ki güneş nedir, daha

güzeldir o.

4. Baştan ayağa aşk nûruyla doludur o. Aşk derdiyle baş açık, yalın

ayaktır o.

5. Bütün zerrelerden aşkın güzelliğini gören; nazar ilminde mâhirdir, nûr

bakışlıdır o.

6. Açlıkla, susmakla fakr u fenâya eren; sonsuzluk devletinde ebedî

muteberdir o.

7. Hakkı! Aşk ateşiyle kalbini arındır. Bu kimyâyı kullanan; altının ta

kendisidir o.

Her kim bu yola girip o hakikate ulaşırsa, izafî olan her şeyi iptal etmiş ve

Cenâb-ı Hakk’ın zatının birliğini tevhid ile ikrar etmiş olur. Hak teala ona

mülk ve tasarruf ihsan eder. Çünkü mülk, aslında (Allah’ın) dileme ve

isteme sıfatının [hâdiselere] nüfûz etmesidir. Bu mülk ise dünyada Allah’ın

kazasına râzı olan evliyâya mahsustur ve yeryüzünün karaları, denizleri ile

bütün memleketleri evliyânın engin gönlüne göre bir adım mesâbesindedir.

Taş ve kiremit parçaları onlar için altın ve gümüştür. Cinler ve insanlarla,

vahşi kara hayvanları ve kuşlar hepsi onların emrindedir.

Onlar bir şey istediklerinde o şey onların dilediği gibi meydana gelir.

Çünkü onlar hiçbir şeyi istemezler, ancak Hak tealanın murad ettiğini arzu

ederler. Hâlbuki onların isteği Hakk’ın muradına denk gelmektedir. Bütün

işlerde şu geçerlidir ki onların istemediği bir şey meydana gelmez. Onlar

her hangi bir kimsenin heybetinden çekinmezler. Bilakis insanlar onları

heybetli bulurlar.

Allah’ın velî kulları Mevlâ’dan başka hiç kimseye hizmetkâr olmazlar.

Hâlbuki bütün yaratılmışlar onların hizmetkârıdır. Çünkü onlar ancak Hak

aşkına hizmet ederler.

Nazm

1. Hemîşe hidmet-i aşk-ı Hak oldı âdetimüz

Cemâli tal‘atıdır devlet ü sa‘âdetimüz

2. Hudâ çün Âdem’i halk itdi sûreti üzre

Bulundu ahsen-i takvîm içün siyâdetimüz

3. Üfürdü âdeme lutfuyla aşkı rûhundan

Ne gam ki aşk iledir hilkat ü ciyâdetimüz

4. Yarar ki nâz idelüm nâzımızca [97] lutf ide ol

Ki aks-i hubbıdır ancak ana irâdâtımuz

5. Azîz-i âm olur abd-i aşkı olan lâ-büd

Ki izz ü rıf‘atimüzdür ana ibâdetimüz

6. Ânınla hüzn ü elemdir sürûr u lezzetimüz

Anınla olduğumuzdır kamu ziyâdetimüz

7. Cefâsı zevk ü safâdır gönülde ey Hakkı

Tezellül iste tezellüldür eski âdetimüz

Günümüz Türkçesiyle

1. Hak aşkına hizmet oldu âdetimiz. Gönüller çalan güzelliği saadetimiz.

2. Mevlâ Âdem’i kendi suretinde yarattı. Ahsen-i takvîm [98] üzere

yaratılmaktır şerefimiz.

3. Âdem’e aşkı üfledi lütfuyla, ruhundan. Ne gam ki aşk iledir

yaratılışdaki güzelliğimiz.

4. Ola ki naz edelim, nazımızca lütfetsin O. Muhabbetin aksetmesidir

O’ndan istediğimiz.

5. Aşkın kölesi olan, âlemin azîzidir şüphesiz. İzzet ve şerefimizdir O’na

kulluğumuz.

6. O’nunla hüzün ve elemdir, sevinç ve lezzetimiz. O’nunla olmaktır,

bütün üstünlüğümüz.

7. Cefâsı, zevk ve safâdır gönülde ey Hakkı. Tevâzu iste, tevâzudur eski

âdetimiz.