DÖRDÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Altıncı Madde
Altıncı Madde
Mübarek evliyânın tavırlarını ve duruşlarını, ibadetlerindeki bereketi,
yüce gayelere erişmelerini ve [bazı hususlarda] tasarrufta bulunmalarını
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Evliyânın tavır
ve hareketleri, duruşları, davranışları, özellikleri ve farklı durumlardaki
hâlleri peygamberlerin hâlleri gibidir. Onların [üzerine titizlendikleri] âdâbı,
vazgeçilmezler arasındaki saydıkları şartları, ibadet ve muamelâtta
uygulamaya dikkat ettikleri usûl ve şartları, ibadetlerinde öne çıkan şekilleri
ve şânları, nebîlerin şânındandır.
Allah’ın velî kulları O’nun nazarında peygamberlere yakın bir derecede,
şehidler mertebesindedir. Onlar da peygamberler gibi, Hakk’ı talep etmek
uğruna, [gerekirse] anne-baba, evlâd ve akrabadan firâr edip kaçarlar. Onlar,
servet tutkusu ve makam sevgisini terk edip tevâzu ve kanaatle nefislerinin
isteklerini kırarlar. Nefsin hazlarından ve fânî isteklerden geçip giderler.
Allah sevgisiyle [304/b] gam çekip O’nunla dertlenip hüzünlenmekte ayrı
bir lezzet bulurlar. Yana yakıla hep Mevlâ’ya dua edip peygamberler
yolundan giderler. Onların gönülleri de daima, kalpleri evirip çeviren
Mevlâ’ya bağlıdır. Ruhları O’nun ahlâkına bürünmüştür. Onların ilmi,
ilham ve hikmettir. Evliyânın bir saat uyanık bulunması, başkalarının bir
yıllık ibadetine bedeldir.
Bakışları ibrettir. Konuşmaları hep hayır ve nasihattir. Lâtîfeleri hoşluktur.
Tebessüm etmeleri, sırf lütuf ve şefkatten ibarettir. Susmaları, Hazret-i
Mevlâ’nın huzurunda bulunma bilinciyledir. Nefes alıp vermeleri tesbih ve
ibadettir. Uykuları vahdet âlemini seyretmekten ibarettir. Ölümleri bayram
ve düğündür; sevgiliye kavuşma günüdür. Onlar Mevlâ’nın kudret elinde
korunmaya alınıp gizlenmişlerdir. İki cihanda emniyette olup sürur
içindedirler. Kendilerine düşmanlık edenlere ve muhaliflerine karşı galip
gelirler.
Nazm
1. Cânımuz devlet-i derdünle devâ bulmuşdur
Gönlümüz saykal-ı aşkınla safâ bulmuşdur
2. Aşkı sultân-ı kerîm anla velî hikmeti var
Hasta dil andan eger cevr ü cefâ bulmuşdur
3. Hâl-i uşşâkı perîşân u müşevveş kılmaz
Aşkı âşıkda meger gayri hevâ bulmuşdur
4. Cennet olmuş o gönül kim bulur ol dostu müdâm
Dûzah oldur ki hemân halka riyâ bulmuşdur
5. Dûzah efsürdelik ü gaflet ü cehl olmuşdur
Cennet oldur ki gönül aşk u velâ bulmuşdur
6. Gönlümüz zulmet-i tenden hoş irişdi câna
Senden ey aşk her âyîne cilâ bulmuşdur
7. Âteş-i aşka yanan mevt ü sakardan geçmiş
Hakkı ol fânî olup mülk-i bakâ bulmuşdur
Günümüz Türkçesiyle
1. Canımız «derdin devleti» ile dermân bulmuştur. Gönlümüz, aşkın cilâsı
ile zevk ve safâ bulmuştur.
2. Aşkı cömert sultan anla, velî hikmeti var. Hasta gönüller ondan, gerçi
cevr u cefâ görmüştür.
3. Âşıkların hâlini perişan ve düşkün kılmaz. Çünkü o, âşığın aşkında
başka bir arzu sezmiştir.
4. Cennet olmuş o gönül ki, dostu bulur daima. Halka riyâkarlık eden,
cehennem olmuştur.
5. Cehennem yürek katılığı, gaflet ve cehalettir. Cennet o ki, gönlün aşk
ve dostluk bulmasıdır.
6. Gönlümüz ten zulmetinden cana hoş erişti. Ey aşk! Her ayna senden
cilâ bulmuştur.
7. Aşk ateşine yanan; ölümden ve hastalıktan geçmiş. Hakkı! O fânî olup,
sonsuzluk yurdunu bulmuştur.
Evliyânın Mevlâ yoluna nasıl ulaştıklarına gelince, bu uzunluğu veya
kısalığı ölçülebilen, adımlarla kat edilebilen mesafeler gibi değildir ki, yol
almak kuvvetli ve zayıf olmaya bağlı bulunsun. Bu ancak rûhânî bir yoldur
ki gönüller onda seyr ü sülûk edip himmetleri ve kavrayışları nispetince yol
kat ederek basîretlerince görebilirler; tezekkür, yakîn ve şuhûd ile manevî
derecelerde ilerleyebilirler. Bunun aslı ilâhî bir nazardan oluşan semavî bir
nûrdur ki kulun kalbine vâki olunca, o onunla baktığında iki âlemi
hakikatiyle görür. Onunla küllî akla erdikçe ruhunun varlıklara sirâyet etmiş
olduğunu görüp eşyayı kendi uzuvları gibi bulur. O halde iken Allah’ın
yardımıyla âlemin işlerini idare eder. Onun için manevî derece sahibi kâmil
zatlar, tasarruf sahibi olmuşlardır.
Rubâî:
Men yek cânem ki sad hezâr-est tenem
Çi cân u çi ten ki her du hem hîştenem
Hodrâ-be tekelluf-i digerî sâhte-em
Tâ hoş bâşed dil-i ân dîgerî-râ ki menem
Rubâî (nin tercümesi)
Ben, yüzbinlerce teni olan bir canım. Can nedir? Beden nedir? Zatenher
ikisi de benim. Birçok zorluklara katlanarak kendimi bir başkası gibi
gösteriyorum ki, ona hoş gelsin; ama aslında o başkası da benim.
Bazen öyle olur ki yukarıda bahsi geçen nûru bir kimse yüz sene aradığı
halde kalbinde ondan bir eser bulamaz. Çünkü o kimse, o nûru
bilgisizliğinden dolayı yanlış bir şekilde istemiş ve bu sebeple muradına
erememiştir. Bazısı onu elli yılda ancak bulur. Bazısı on yılda bulur. Bazısı
bir ayda bulur. Bazısı bir günde, bazısı bir saatte ve bazısı da bir anda –
Cenâb-ı Hakk’ın yardımı sâyesinde- o nûru gönlünde bulur. Onunla marifet
devletine varıp muhabbet saadetine nail olur. Ârif ve kâmil olup her
muradına nail olur.
Nazm
1. Kim bî-haberse aşk ile dolmuş haberdir ol
Âşık ki aşk-bîn ola sâhib-nazardır ol
2. Hâb u hor itdi âşıkı mahcûb kendiden
Vuslatdadır o demde ki bî-hâb u hordır ol
3. Düşdüyse nûr-ı aşk dil ü cân-ı âşıka
Bi’llâh ki âfitâb nedir hûb-terdir ol
4. Başdan ayağa aşk ile pür-nûrdır o kim
Derd ü belâ-yı aşk ile bî-pâ vü serdir ol [305/a]
5. Mihr-i cemâl-i aşkı gören cümle zerreden
İlm-i nazarda mâhir ü nûr-ı basardır ol
6. Fakr u fenâya irdi iren cû‘ u samt ile
Devletde bâkîdir ebedî mu‘teberdir ol
7. Ey Hakkı nâr-ı aşk ile sâf eyle kalbini
Bu kîmyâyı âmil olan ayn-ı zerdir ol
Günümüz Türkçesiyle
1. Bî-haber olan aşkla dolmuştur, her şeyi bilir o. Âşık ki aşkı görür;
görüş sahibidir o.
2. Yeme içme tutkusu âşığı kendinden perdeledi. Uykusuz kalsa, aç dursa
vuslattadır o.
3. Aşk nûru âşığın gönlüne, canına düştüyse; billâh ki güneş nedir, daha
güzeldir o.
4. Baştan ayağa aşk nûruyla doludur o. Aşk derdiyle baş açık, yalın
ayaktır o.
5. Bütün zerrelerden aşkın güzelliğini gören; nazar ilminde mâhirdir, nûr
bakışlıdır o.
6. Açlıkla, susmakla fakr u fenâya eren; sonsuzluk devletinde ebedî
muteberdir o.
7. Hakkı! Aşk ateşiyle kalbini arındır. Bu kimyâyı kullanan; altının ta
kendisidir o.
Her kim bu yola girip o hakikate ulaşırsa, izafî olan her şeyi iptal etmiş ve
Cenâb-ı Hakk’ın zatının birliğini tevhid ile ikrar etmiş olur. Hak teala ona
mülk ve tasarruf ihsan eder. Çünkü mülk, aslında (Allah’ın) dileme ve
isteme sıfatının [hâdiselere] nüfûz etmesidir. Bu mülk ise dünyada Allah’ın
kazasına râzı olan evliyâya mahsustur ve yeryüzünün karaları, denizleri ile
bütün memleketleri evliyânın engin gönlüne göre bir adım mesâbesindedir.
Taş ve kiremit parçaları onlar için altın ve gümüştür. Cinler ve insanlarla,
vahşi kara hayvanları ve kuşlar hepsi onların emrindedir.
Onlar bir şey istediklerinde o şey onların dilediği gibi meydana gelir.
Çünkü onlar hiçbir şeyi istemezler, ancak Hak tealanın murad ettiğini arzu
ederler. Hâlbuki onların isteği Hakk’ın muradına denk gelmektedir. Bütün
işlerde şu geçerlidir ki onların istemediği bir şey meydana gelmez. Onlar
her hangi bir kimsenin heybetinden çekinmezler. Bilakis insanlar onları
heybetli bulurlar.
Allah’ın velî kulları Mevlâ’dan başka hiç kimseye hizmetkâr olmazlar.
Hâlbuki bütün yaratılmışlar onların hizmetkârıdır. Çünkü onlar ancak Hak
aşkına hizmet ederler.
Nazm
1. Hemîşe hidmet-i aşk-ı Hak oldı âdetimüz
Cemâli tal‘atıdır devlet ü sa‘âdetimüz
2. Hudâ çün Âdem’i halk itdi sûreti üzre
Bulundu ahsen-i takvîm içün siyâdetimüz
3. Üfürdü âdeme lutfuyla aşkı rûhundan
Ne gam ki aşk iledir hilkat ü ciyâdetimüz
4. Yarar ki nâz idelüm nâzımızca [97] lutf ide ol
Ki aks-i hubbıdır ancak ana irâdâtımuz
5. Azîz-i âm olur abd-i aşkı olan lâ-büd
Ki izz ü rıf‘atimüzdür ana ibâdetimüz
6. Ânınla hüzn ü elemdir sürûr u lezzetimüz
Anınla olduğumuzdır kamu ziyâdetimüz
7. Cefâsı zevk ü safâdır gönülde ey Hakkı
Tezellül iste tezellüldür eski âdetimüz
Günümüz Türkçesiyle
1. Hak aşkına hizmet oldu âdetimiz. Gönüller çalan güzelliği saadetimiz.
2. Mevlâ Âdem’i kendi suretinde yarattı. Ahsen-i takvîm [98] üzere
yaratılmaktır şerefimiz.
3. Âdem’e aşkı üfledi lütfuyla, ruhundan. Ne gam ki aşk iledir
yaratılışdaki güzelliğimiz.
4. Ola ki naz edelim, nazımızca lütfetsin O. Muhabbetin aksetmesidir
O’ndan istediğimiz.
5. Aşkın kölesi olan, âlemin azîzidir şüphesiz. İzzet ve şerefimizdir O’na
kulluğumuz.
6. O’nunla hüzün ve elemdir, sevinç ve lezzetimiz. O’nunla olmaktır,
bütün üstünlüğümüz.
7. Cefâsı, zevk ve safâdır gönülde ey Hakkı. Tevâzu iste, tevâzudur eski
âdetimiz.

