Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Muhabbet-i Mevlâ›nın gönülde meydana gelmesini ve orada dolaşmasını bildirir

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Altıncı Madde Altıncı Madde Muhabbet-i Mevlâ›nın gönülde meydana gelmesini ve orada dolaşmasını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları (ehlullâh) şöyle demişlerdir: İnsanın …

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Altıncı Madde

Altıncı Madde

Muhabbet-i Mevlâ›nın gönülde meydana gelmesini ve orada dolaşmasını

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları (ehlullâh) şöyle demişlerdir:

İnsanın kalbinde Allah sevgisinin doğmasının sebebi Allah’ın lütuf ve

ihsanıdır ki, insan her şeyden yoksun ve ihtiyaçlar içinde yaratılmıştır.

Din işlerinde insanın âlimlere ihtiyaç duyması şunun içindir ki, âlimler

onu cahilliğin karanlık girdaplarından ve gafletle gelen sıkıntılardan

kurtarırlar; ona din ve imanı, bunların edep ve esaslarını, İslâm dininin

kurallarını öğretip açıklarlar.

İnsanın Allah’ın velî kullarına (evliyâ) olan ihtiyacının sebepleri şunlardır

ki, Allah dostları insana tarikat ve tasavvufun edep ve esaslarını öğretirler.

Tasavvufî hâllerin ve makamların hakîkatini bildirip açıklarlar. Nefs-i

emmârenin çirkin sıfatlarını nefs-i marzıyyenin övgüyle karşılanan güzel

huylarına dönüştürmenin yollarını bildirirler. Dünyanın gelip geçici (fânî)

olduğunu ve onu sevmenin doğru olmadığını anlatırlar. Ve böylece onu

Allah’ı gereğince tanıma ve sevme (marifetullah ve muhabbetullah) yoluna

alıp giderler.

Ebediyet yurdunun zevk ve safâsını, Mevlâ’ya dost olarak O’na

kavuşmanın huzurunu insana idrak ettirip dünyanın geçici zevklerinden

koparıp âhirete yöneltirler.

Bu sebepledir ki her talebe ilim öğrendiği hocasını, her mürîd üstâdını

sever ve ona muhabbet duyar. Onların râzı olacakları işler yapmaya gayret

ederler.

Dünya işlerine gelince; bunda insanın çeşitli sebeplerle pek çok insana

ihtiyacı vardır. Hatta bu ihtiyaçlar “haddi hesabı yok” denilecek kadar

çoktur. Mesela yemek ve ekmek, hazırlanıp sofraya gelinceye kadar kaç

kişinin iş işlemesine bağlıdır, kaç insanın hizmetler görmesiyle meydana

gelir? Bunlar kaç insanın emeğiyle gıda hâline gelip sana gıda olur. Velhasıl

insanın yeme-içme ve giyimde, mesken ihtiyacının karşılanmasında,

evlenmede, meslek guruplarının hemen hepsinde başkalarına muhtaç

olduğu hikmetle bilinmiştir. Nitekim “İnsanoğlu, yaratılıştan toplu halde

yaşayan bir varlıktır” denilmiştir. Hatta o, (insan eliyle görülen

hizmetlerden başka) rüzgâra, yağmura, güneşe, aya, yere ve göklere

muhtaçtır.

O halde, ey Allah’ın sevgisine ulaşmayı isteyen insan! Basîret gözüyle

etrafına da bir bak ki eğer sana bir kimse iki dirhem verse veya bir elbise

giydirse yahut da ihtiyacın olduğu sırada bir işini görüverse, ömrün oldukça

ona karşı muhabbet edip adı anıldıkça hayır dualar ederek onu översin.

Hâlbuki onun sana iyilikte bulunması yine de Hak tealanın dilemesiyle ve

O’nun kudretiyle meydana gelmiştir.

Gel şimdi bir kere insaf eyle ki, her nefes alıp vermede sana çeşitli

nimetler verip daha sen istemeden her ihtiyacını görüp her ihtiyacını

haberin olmadan yerine getiren Rabbine, sen O’na isyan edip kulluğundan

yüz çevirdiğin halde, rızkını kesmeyip ayıplarını örten dostuna dön. Yani,

cihânı yoktan yaratıp her işini kusursuz düzenleyip idare eden Âlemlerin

Rabbi’ne niçin daima bütün kalbinle ve ruhunla muhabbet duyup O’nu

sevmezsin, verdiği bunca nimetlere rağmen boyun büküp huzurunda

durmazsın, her an dilinle ve kalbinle O’na şükredip hamd etmezsin, O’nu

güzel sıfatlarla övmezsin, başını, canını ve bütün varını O’nun muhabbetine

feda etmezsin?

Hiç sana yakışır mı ki O’nun ihsanları ve sayısız nimetleri içinde

yüzerken, [276/b] Allah’tan gelen bu nimetleri başkasından bilesin. O’nu

bırakıp başkalarına meyledesin. Sevgi ve övgülerini cömert olan ve ayıpları

gizleyen Allah’tan başkasına yöneltesin.

Gerçi her gönülde Allah sevgisinin (bir nüvesi) bulunduğu bir hakikattir.

Ancak, ateşin (kıvılcımı) çakmak taşında saklı olduğu gibi, Allah sevgisi de

gönüllerde gizlidir. Şu halde eğer sen arzu ve istek zincirini -Allah’ı zikir

isteğiyle- taşlaşmış kalbine vurursan, ondan ateşler ortaya çıkar. Onlarla iç

dünyan nûr ve ışık bulur. O ateşin tesiriyle kalbinde bulunan öfke ve

düşmanlıklar, çeşitli diken ve çalılar, kin, haset tozları, kibir ve enâniyyet

duygusu yanıp kül olur. Nefisten beslenen bütün karanlık sıfatlar yok olup

gider kalbin saf ve berrak olur. Allah’ın huzurunda durma ve O’na yakın

olma (huzur ve üns) tecellîlerine lâyık hâle gelir.

Eğer bir müddet gaflete dalıp Hakk’ın zikrine devamdan yüz çevirirsen,

gönülde saklı bulunan muhabbet ateşi küllenir; külle örtülmüş kor misali

uzun zaman işlevsiz kalmaktan dolayı söner. Bundan sonra kalbin, şehevî

arzuların karanlıkları ve nefsanî bulanıklıklar ile dolup Hakk’ın tecellî

nurlarından mahrup olup hayrette kalır.

Çünkü zikrullaha devam etmek, gönülde Allah sevgisini tahrik eder, bu

konuda nihayetsiz şevk ve istek verir.

Muhabbet ehlinin şevkini, ehl-i aşkın da zevkini artırmak için Allah

dostlarının hikmetli sözleri yardımcı ve kuvvettir. Onların bu husustaki

teşvik ve himmetleri, isteklisine gıda kadar gerekli olup annenin çocuğuna

süt vermesi gibi manevî hikmet gıdasını gönüllere akıtırlar. Muhabbet

ehlinden bir basîret sahibinin gözü kör olmuştu. Sebebini soranlara bu

cevabı verdi: “Bu körlüğüm Cenâb-ı Hakk’ın gayreti(sevdiği kulunun

başkasına muhabbetle bakmasını kıskanması)nin gereğidir. O, beni halka

bakmaktan men etmiştir.”

Çünkü sevgili kendisini sevenin başkasıyla yâr olup her an bir tereddütle

sabırsız ve kararsız olmasını istemez. O ister ki sevdiğinin kalbi

yabancıların tozlarından temizlenip daima sevgilinin aynası, gözünün nuru

olsun.

Nazm

1. Ey gönül sen olma kendinden cüdâ

Fâriğ ol gelsün sana aşk-ı Hudâ

2. Aşkdan yâr itme gayri ihtiyâr

Andan özge kimseden gelmez vefâ

3. Yâ ölür yâ ayrılur yâ terk ider

Her kim andan gayri yâr oldı sana

4. Zinde-i pâyende dost ol aşkdır

Kim gelür her kalbe andan bir safâ

5. Her gamın gam-hârıdır ol yâr-ı gâr

Hem seninle biledir hoş dâ’imâ

6. Hatm-ı ömründe çü nâ-çâr olasın

Hep sana bîgânedir ol âşinâ

7. Şefkat eyler aşk o dem dir çekme gam

Gel bana ehlen ve sehlen merhabâ

8. Ben sana dostum ezelden ber-karâr

Nefs ile bîgâne oldun sen bana

9. Cismi terk eyle bu hâki hâke vir

Pâksın Hakkı revân gel aslına

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gönül, sen kendinden ayrılma. Mâsivâdan vazgeç, gelsin aşk-ı

Mevlâ

2. Esas yârin aşktır, başkasını arama. Ondan başka kimsede dostluk, vefâ

arama.

3. Ya ölür ya ayrılır ya da terk eder. Ondan başka sana, kim yâr oldu.

4. Ebedî zinde olan dost o aşktır ki, ondan her kalbe bir safâ gelir.

5. O can dostu her üzüntüyü giderir. Hem seninle daima beraberdir.

6. Ömrün sonunda, çaresiz kaldığında, hep dostların seni tanımadığı gün

aşk seni tanır.

7. Aşk o gamlı günde sana sevgi, şefkat gösterip “Tasalanma! Bana gel,

merhaba!” deyiverir.

8. Dostum, ezelden beri ben sende kaldım. Sen ise hep benden uzakta

durdun.

9. Cismi terk et; bu toprağı toprağa ver. Hakkı! Temizsin, aslına hoşça

geliver.