DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Altıncı Madde
Altıncı Madde
Muhabbet-i Mevlâ›nın gönülde meydana gelmesini ve orada dolaşmasını
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları (ehlullâh) şöyle demişlerdir:
İnsanın kalbinde Allah sevgisinin doğmasının sebebi Allah’ın lütuf ve
ihsanıdır ki, insan her şeyden yoksun ve ihtiyaçlar içinde yaratılmıştır.
Din işlerinde insanın âlimlere ihtiyaç duyması şunun içindir ki, âlimler
onu cahilliğin karanlık girdaplarından ve gafletle gelen sıkıntılardan
kurtarırlar; ona din ve imanı, bunların edep ve esaslarını, İslâm dininin
kurallarını öğretip açıklarlar.
İnsanın Allah’ın velî kullarına (evliyâ) olan ihtiyacının sebepleri şunlardır
ki, Allah dostları insana tarikat ve tasavvufun edep ve esaslarını öğretirler.
Tasavvufî hâllerin ve makamların hakîkatini bildirip açıklarlar. Nefs-i
emmârenin çirkin sıfatlarını nefs-i marzıyyenin övgüyle karşılanan güzel
huylarına dönüştürmenin yollarını bildirirler. Dünyanın gelip geçici (fânî)
olduğunu ve onu sevmenin doğru olmadığını anlatırlar. Ve böylece onu
Allah’ı gereğince tanıma ve sevme (marifetullah ve muhabbetullah) yoluna
alıp giderler.
Ebediyet yurdunun zevk ve safâsını, Mevlâ’ya dost olarak O’na
kavuşmanın huzurunu insana idrak ettirip dünyanın geçici zevklerinden
koparıp âhirete yöneltirler.
Bu sebepledir ki her talebe ilim öğrendiği hocasını, her mürîd üstâdını
sever ve ona muhabbet duyar. Onların râzı olacakları işler yapmaya gayret
ederler.
Dünya işlerine gelince; bunda insanın çeşitli sebeplerle pek çok insana
ihtiyacı vardır. Hatta bu ihtiyaçlar “haddi hesabı yok” denilecek kadar
çoktur. Mesela yemek ve ekmek, hazırlanıp sofraya gelinceye kadar kaç
kişinin iş işlemesine bağlıdır, kaç insanın hizmetler görmesiyle meydana
gelir? Bunlar kaç insanın emeğiyle gıda hâline gelip sana gıda olur. Velhasıl
insanın yeme-içme ve giyimde, mesken ihtiyacının karşılanmasında,
evlenmede, meslek guruplarının hemen hepsinde başkalarına muhtaç
olduğu hikmetle bilinmiştir. Nitekim “İnsanoğlu, yaratılıştan toplu halde
yaşayan bir varlıktır” denilmiştir. Hatta o, (insan eliyle görülen
hizmetlerden başka) rüzgâra, yağmura, güneşe, aya, yere ve göklere
muhtaçtır.
O halde, ey Allah’ın sevgisine ulaşmayı isteyen insan! Basîret gözüyle
etrafına da bir bak ki eğer sana bir kimse iki dirhem verse veya bir elbise
giydirse yahut da ihtiyacın olduğu sırada bir işini görüverse, ömrün oldukça
ona karşı muhabbet edip adı anıldıkça hayır dualar ederek onu översin.
Hâlbuki onun sana iyilikte bulunması yine de Hak tealanın dilemesiyle ve
O’nun kudretiyle meydana gelmiştir.
Gel şimdi bir kere insaf eyle ki, her nefes alıp vermede sana çeşitli
nimetler verip daha sen istemeden her ihtiyacını görüp her ihtiyacını
haberin olmadan yerine getiren Rabbine, sen O’na isyan edip kulluğundan
yüz çevirdiğin halde, rızkını kesmeyip ayıplarını örten dostuna dön. Yani,
cihânı yoktan yaratıp her işini kusursuz düzenleyip idare eden Âlemlerin
Rabbi’ne niçin daima bütün kalbinle ve ruhunla muhabbet duyup O’nu
sevmezsin, verdiği bunca nimetlere rağmen boyun büküp huzurunda
durmazsın, her an dilinle ve kalbinle O’na şükredip hamd etmezsin, O’nu
güzel sıfatlarla övmezsin, başını, canını ve bütün varını O’nun muhabbetine
feda etmezsin?
Hiç sana yakışır mı ki O’nun ihsanları ve sayısız nimetleri içinde
yüzerken, [276/b] Allah’tan gelen bu nimetleri başkasından bilesin. O’nu
bırakıp başkalarına meyledesin. Sevgi ve övgülerini cömert olan ve ayıpları
gizleyen Allah’tan başkasına yöneltesin.
Gerçi her gönülde Allah sevgisinin (bir nüvesi) bulunduğu bir hakikattir.
Ancak, ateşin (kıvılcımı) çakmak taşında saklı olduğu gibi, Allah sevgisi de
gönüllerde gizlidir. Şu halde eğer sen arzu ve istek zincirini -Allah’ı zikir
isteğiyle- taşlaşmış kalbine vurursan, ondan ateşler ortaya çıkar. Onlarla iç
dünyan nûr ve ışık bulur. O ateşin tesiriyle kalbinde bulunan öfke ve
düşmanlıklar, çeşitli diken ve çalılar, kin, haset tozları, kibir ve enâniyyet
duygusu yanıp kül olur. Nefisten beslenen bütün karanlık sıfatlar yok olup
gider kalbin saf ve berrak olur. Allah’ın huzurunda durma ve O’na yakın
olma (huzur ve üns) tecellîlerine lâyık hâle gelir.
Eğer bir müddet gaflete dalıp Hakk’ın zikrine devamdan yüz çevirirsen,
gönülde saklı bulunan muhabbet ateşi küllenir; külle örtülmüş kor misali
uzun zaman işlevsiz kalmaktan dolayı söner. Bundan sonra kalbin, şehevî
arzuların karanlıkları ve nefsanî bulanıklıklar ile dolup Hakk’ın tecellî
nurlarından mahrup olup hayrette kalır.
Çünkü zikrullaha devam etmek, gönülde Allah sevgisini tahrik eder, bu
konuda nihayetsiz şevk ve istek verir.
Muhabbet ehlinin şevkini, ehl-i aşkın da zevkini artırmak için Allah
dostlarının hikmetli sözleri yardımcı ve kuvvettir. Onların bu husustaki
teşvik ve himmetleri, isteklisine gıda kadar gerekli olup annenin çocuğuna
süt vermesi gibi manevî hikmet gıdasını gönüllere akıtırlar. Muhabbet
ehlinden bir basîret sahibinin gözü kör olmuştu. Sebebini soranlara bu
cevabı verdi: “Bu körlüğüm Cenâb-ı Hakk’ın gayreti(sevdiği kulunun
başkasına muhabbetle bakmasını kıskanması)nin gereğidir. O, beni halka
bakmaktan men etmiştir.”
Çünkü sevgili kendisini sevenin başkasıyla yâr olup her an bir tereddütle
sabırsız ve kararsız olmasını istemez. O ister ki sevdiğinin kalbi
yabancıların tozlarından temizlenip daima sevgilinin aynası, gözünün nuru
olsun.
Nazm
1. Ey gönül sen olma kendinden cüdâ
Fâriğ ol gelsün sana aşk-ı Hudâ
2. Aşkdan yâr itme gayri ihtiyâr
Andan özge kimseden gelmez vefâ
3. Yâ ölür yâ ayrılur yâ terk ider
Her kim andan gayri yâr oldı sana
4. Zinde-i pâyende dost ol aşkdır
Kim gelür her kalbe andan bir safâ
5. Her gamın gam-hârıdır ol yâr-ı gâr
Hem seninle biledir hoş dâ’imâ
6. Hatm-ı ömründe çü nâ-çâr olasın
Hep sana bîgânedir ol âşinâ
7. Şefkat eyler aşk o dem dir çekme gam
Gel bana ehlen ve sehlen merhabâ
8. Ben sana dostum ezelden ber-karâr
Nefs ile bîgâne oldun sen bana
9. Cismi terk eyle bu hâki hâke vir
Pâksın Hakkı revân gel aslına
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey gönül, sen kendinden ayrılma. Mâsivâdan vazgeç, gelsin aşk-ı
Mevlâ
2. Esas yârin aşktır, başkasını arama. Ondan başka kimsede dostluk, vefâ
arama.
3. Ya ölür ya ayrılır ya da terk eder. Ondan başka sana, kim yâr oldu.
4. Ebedî zinde olan dost o aşktır ki, ondan her kalbe bir safâ gelir.
5. O can dostu her üzüntüyü giderir. Hem seninle daima beraberdir.
6. Ömrün sonunda, çaresiz kaldığında, hep dostların seni tanımadığı gün
aşk seni tanır.
7. Aşk o gamlı günde sana sevgi, şefkat gösterip “Tasalanma! Bana gel,
merhaba!” deyiverir.
8. Dostum, ezelden beri ben sende kaldım. Sen ise hep benden uzakta
durdun.
9. Cismi terk et; bu toprağı toprağa ver. Hakkı! Temizsin, aslına hoşça
geliver.

