Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Mukarrabûn yoluna giren sâlik nefs-i emmâre makamında iken, mel‘un şeytanın onu Hak…

BEŞİNCİ BAB · YEDİNCİ FASIL · Beşinci Madde Beşinci Madde Mukarrabûn yoluna giren sâlik nefs-i emmâre makamında iken, mel‘un şeytanın onu Hak yolundan alıkoymak için kendisine karşı sûretâ haktan yana görünerek geldiği …

BEŞİNCİ BAB · YEDİNCİ FASIL · Beşinci Madde

Beşinci Madde

Mukarrabûn yoluna giren sâlik nefs-i emmâre makamında iken, mel‘un

şeytanın onu Hak yolundan alıkoymak için kendisine karşı sûretâ haktan

yana görünerek geldiği kapıları bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Allah’a mânen

yaklaştırılmış seçkin kulların (mukarrabûn) yoluna girmek isteyen kimse

öncelikle kendi nefsinin hâline baksın ki onda kabiliyetli sâlikin özellikleri

var mıdır? Bundan sonra mürşidine baksın ki kendisine bildirilen vasıfları

taşımakta mıdır? Eğer nefsinin kabiliyetli ve mürşidinin de kâmil olduğunu

gördüyse ona gereken şudur ki, mukarrabûn yoluna girip kendi tabiatının

karanlıklarından kurtularak olgunluk ve yücelik sıfatlarına sâhip olmaya

baksın.

Eğer kemâle erme süresi uzun olursa da üzülmesin. “Ben bu yoldan

kesildim, yarım kaldım” demesin. Çünkü elbette bir gün, kemâl

derecelerine ulaşıp istediğini elde edecektir. Hatta eğer kendi nefsinde

kabiliyetli sâlik olma özelliği bulunduğunu görüp de, mürşidin kâmil

olmadığına kanaat getirirse ona gereken şudur ki, bir mürşide bağlanmadan

tek başına yola devam etsin. Şeriatın âdâbına uysun, tarikatın esaslarına

uygun davransın. Kâmillerin en mükemmeli, mürşidlerin rûhu Habîb-i

Ekrem’in (s.a.v.) izince gitsin. Ona çokça salât ü selâm getirsin, hadis-i

şeriflerini yazarak okuyup mütalaa etsin. Çünkü mel’un şeytan tasavvuf

yolunda gidenlerle uğraşmaktan bir an bile geri durmaz. Pek çok kapıdan

ona sokulmaya çalışır. Her makamda onun kanına farklı yollardan girmeye

çalışır.

Nitekim sâlik, nefs-i emmâre makamında iken, mel’un şeytan onu Hak

yolundan alıkoymak için gelip der ki: “Senin bu yolla ne alâkan var? Bu

öyle bir yoldur ki artık mensubu kalmamış, bu yola girenlerin hepsi göçüp

gitmiştir. Bu yola ait sadece yazılı ibâreler ve ıstılahlar kalmıştır. Hâlbuki

sen öyle bir zamandasın ki dinini koruyabilen [348/b] avucunda kor tutan

gibidir. Senin maksadın Hak yoluna girmektir. Şimdi bu yola kimin

vasıtasıyla gireceksin? Hani mücâhede ve müşâhade sâhipleri? Manevî hâl

ve kerâmet sâhipleri nerede? Onların hepsi bu dünyadan göçüp gitmişlerdir.

Bunlardan çoğunun güzel âdetleri silinip gitmiştir.

Öyleyse şimdi sen onların rûhâniyetlerinden yardım talep ederek

(istimdad) şeriatın bilinen kurallarına (zahîrî) uymakla yetinmelisin. Sadece

bununla yetinmelisin ki selâmetle rahata eresin.” Eğer sâlik bu sözü

dinleyip kalbî gayreti soğuyup azîmetle amel kararlılığı bozulursa ve seyr ü

sülûka girmiş iken ondan yüz çevirip geri kalırsa, sonra o mel’un iblis

tekrar gelip ona der ki:

“Hak teala kendi farzlarını edâ edenlere nasıl muhabbet ederse, bunun

gibi ruhsatlarını kabul edip bunlarla amel edenlere de öylece muhabbet

eder. Kul Mevlâsının bağışlamasını nasıl severse, bunun gibi Mevlâsı da

ruhsatlarıyla amel edenleri sever. Şu halde sen, nefsine şiddet uygulamayı

terk edip ona yumuşaklıkla muamele et ki o senin bineğindir. Nitekim Hak

teala âyet-i kerimelerde “Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez”

(Bakara 2/185) ve “O sizi din hususunda seçti ve üzerinize hiçbir zorluk

yüklemedi” (Bkz: Hac 22/78 [155] ) buyurmuş ve kullarına merhametinin

kemâlinden dolayı acıdığını, yumuşaklıkla muamele ettiğini ve onların

rahatını arzu ettiğini duyurmuştur. Eğer sâlik, mel’un iblisin bu sözüne

kulak verirse, mezheb imamlarının verdiği ruhsatlara meylederek onlarla

amel edip giderse, şüphe yok ki helallerle haramlar arasında bulunan

şüphelilerden yemeye başlar ve gitgide haramlara yaklaşır. Hâlbuki şüpheli

şeylerin özelliği odur ki kalbi simsiyah karartır.

Kalbin kararması sebebiyle o, helalleri ayırt edemeyip haramlara düşer;

sâlik olamaz, mahvolup gidenlerden (hêlik) olur. Çünkü karnını sürekli

haram yiyeceklerle dolduran gâfilin aklına, -başka değil- ancak haram

işlemek gelir. Onun sözleri hep yalan, gıybet, söz taşıma ve sövme olur. İşi

gücü kendisini günaha sürükleyen ve hatır yıkan şeylere yönelmek olur. Her

neye elini uzatsa mutlaka harama uzanır. Bir adım atsa, haram işlere doğru

yürür. Açıktan günah işler, açıkça zulmeder. Böylece ondan mel’un iblisin

elde etmek istediği şey hâsıl olur. (Ve ona uymasının karşılığı olarak) iki

âlemde cezâsını bulur.

Eğer sâlike Cenâb-ı Hakk’ın lütfu erip de yukarıda nakledilen sözlerin

şeytanın bir tuzağı olduğunu görürse şunu bilir ki ruhsatlara meyletmek

tembellerin işidir. Onlarla amele rağbet etmek himmeti zayıf olan âcizlerin

işidir. Meğer şeriatın âdâbıyla ve tarikatın esaslarına uygun davranıp yüksek

bir gayretle (himmet) seyr ü sülûka devam etmiş olsun. Ta ki nefs-i levvâme

olup ikinci makama ulaşır.

Nazm

1-Ey gönül geç her hevesden pâk olup gel râha sen

Tâ ki makbûl olasın şâyeste ol dergâha sen

2-Bu cihân vîrânesin baykuş misâli bekleme

Çün şehin şâhînisin uç var o şâhinşâha sen

3-“Lâ ilâhe” tîğın al eşyâyı dilden kat‘ kıl

Hoş hırâm eyle cihân-ı pâk-i “illâllâh”a sen

4-Dü cihânın kût-ı cânı hamr-ı vahdetdir eger

Nûş idersen mülhak oldın merdüm-i âgâha sen

5-Çün sana bu kût olur hâsıl ko meyl ü rağbeti

Bir alay hayvân içün olan giyâh u kâha sen

6-Aşk ile aklın işi yokdur açık söz söyleme

Şîr-i Yezdân şîvesin bildirme her rûbâha sen

7-Aşk hakdır ehl-i aşkın yâr-ı gârı dem-be-dem

Hakkı! İfşâ itme sırrın her dil-i güm-râha sen

Günümüz Türkçesiyle

1-Ey gönül! Geç her hevesten; pâk ol, yola gel sen. Ta ki o dergâhta

makbul olup, itibar göresin sen.

2-Bu virâne cihanı, baykuş misali bekleme. Madem Şah’ın şahinisin, var

git şahlar şahına sen.

3-Lâ ilâhe kılıcını al, eşyâyı gönülden kopar. Hoşça yürü “illallah”ın

tertemiz cihânına sen.

4-İki cihanda rûhun gıdası, vahdet şarabıdır; eğer onu içersen katıldın

demektir, seçkinlere sen.

5-Bu azık sana yeterli olur; bir gurup hayvan için olan otlarla samana

meyil ve rağbet etmeyi bırak.

6-Aklın, aşk ile işi yoktur; açık söz söyleme. Yezdân aslanının şîvesini,

bildirme her tilkiye sen.

7-Aşk ehlinin can dostu Hak aşkıdır her zaman. Hakkı! İfşâ etme sırrını,

şaşırmış her gönüle sen.