Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Mukarrabûn yoluna giren sâlik nefs-i levvâme makamında iken, onu yolundan alıkoymak için…

BEŞİNCİ BAB · YEDİNCİ FASIL · Altıncı Madde Altıncı Madde Mukarrabûn yoluna giren sâlik nefs-i levvâme makamında iken, onu yolundan alıkoymak için mel’un şeytanın kendisine haktan yana görünerek geldiği kapıları …

BEŞİNCİ BAB · YEDİNCİ FASIL · Altıncı Madde

Altıncı Madde

Mukarrabûn yoluna giren sâlik nefs-i levvâme makamında iken, onu

yolundan alıkoymak için mel’un şeytanın kendisine haktan yana görünerek

geldiği kapıları bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Hak yolunun

yolcusu nefs-i levvâme makamında iken mel’un şeytan kendisini hak

yoldan alıkoymak için gelip [349/a] ona sâlih amellerini süslü gösterir,

gönlüne kendini beğenme hissi (ucb) düşürür. Bu durumda sâlik kendini

beğenme hissine kapılarak amelden kesilir. Bundan sonra mel’un iblis ona

sûret-i haktan görünerek der ki:

“İlim öğrenmekten maksat amel işlemektir. Hâlbuki sen sâlih ameller

işlemeye muvaffak olmuşsun. Yeterince ilim de tahsil etmişsin. Şu halde

bundan sonra ne ilim tahsiline ne âlimlere sohbete ne de va’z dinlemeye

ihtiyacın kalmıştır. Sana nasihat eden âlim, keşke kendi nefsine söz geçirip

öğüt alsaydı ve senin işlediklerinin onda biri kadar ameli olsaydı, ebedî

kurtuluşa ererdi.” Böylece bu kendini beğenme hâli (ucub) onda iyice

yerleşir. Kendi nefsini herkesten büyük bilip başkalarını tahkîr eder.

İnsanlar hakkında hep kötü düşünür (sû-i zan). Hatta öyle kötü huylu olur ki

hiçbir âlimden nasihat kabul etmez. Kendi aklınca ibadet edip cehaletin

karanlığında mahvolup gider.

Sonra bu sâlike o mel’un iblis gelip der ki: “Senin hakkında halkın hüsn-i

zannı vardır. Amellerini daha da güzel eyle ki sana uysunlar. Sevabın kat

kat olsun.”

Şâyet sâlik, bu niyetle ibadetine özen gösterip amellerini süslerse, işlediği

kusurlu olur. Sonra bu sâlike o mel’un der ki: “Sen artık amellerini gizlice

yap. Ta ki Hak teala gizlice yaptığın amelleri kabul edip sana muhabbet

kılsın. Hatta insanlar da ihlâsını görüp sana muhabbet etsinler.”

Eğer sâlik mel’un iblisin bu sözüne uyup halkın kendisine muhabbet

etmesi arzusuyla amellerini gizlerse, haberi olmadan gösteriş batağına (riyâ)

düşer.

Şeytanın hîleleri çok çeşitli ve pek çoktur. Eğer gücü yeterse sâlikin

amelini ifsad eder. Ve eğer buna gücü yetmezse, onun kalbine bundan daha

fazîletli bir amel düşürür ki aslında onu yapmaya gücü yetmez. Ancak yine

de ona ikinci ameli güzel gösterir; onu işlemeyi kolay gösterip teşvik eder.

Sâlik onu yapmaya girişince, önceki işlediği amelinden gayreti kesilir,

ikinciyi işlemeye de güç yetiremez. İkisinden de mahrum kalır.

Mel’un iblis sâlike der ki: “Sen Allah’ı ve Rasûlü’nü sevdiğini iddia

ediyorsun, ne Beyt-i şerif’i tavaf edersin ne de Ravza-i mutahharayı

ziyarete gidersin. Bu tembellik ve ihmalkârlık muhabbetin şânından

değildir. Ne dersin? Sana hemen lâyık olan şudur ki Hakk’a tevekkül ederek

Beyt’ini tavaf etmen ve Habîb’ini ziyaret etmendir. Yolculuk esnasında bol

bol namaz kılıp oruç tutasın. Günlük dua ve zikirlere devam edip evrâdınla

meşgul olasın. Böylece bu ibadetlerle de hac ve ziyaret sevabını bulursun.”

Eğer sâlik bu vesveseye kulak verip de bineksiz ve azıksız olarak hac

kâfilesine katılıp Beyt-i şerife yönelip giderse, yolculuk meşakkatiyle

bedenine ârız olacak yorgunluk ve bitkinlikle, evrâdını ve günlük zikirlerini

ihmal eder, kalbine gevşeklik gelir. Tam bu sırada mel’un iblis ona yaklaşıp

der ki: “Nefsine haksızlık edip de, gücünün üstünde ona yük yükleme.

Namazın geçerse de kaza etmek Mekke’de mümkündür, taassup yolun

gitme.”

Böylece sâlik güçsüz ve halsiz düştüğü için o mel’unun sözüne itibar eder

ve farzları vaktinde edâ etmede gevşeklik gösterir.

Sâlike açlık ve susuzluk galip gelir de boğazı daralırsa, mel’un yine ona

yaklaşıp der ki: “Hak teala haccı zenginlere farz kılmıştır. Senin gibi bir

yoksul o Beyt’e nasıl gidebilir? Şüphesiz ki seni hacca çağıran ancak

şeytanın vesvesesiymiş.”

Bu durumda sâlik mel’unun sözlerine üzülür ve üzerine pişmanlık çöker.

Allah’ın takdirine düşman kesilerek kalbi kararır. Halkın gıybetini eder,

(önüne gelene) kötü söz söyler, ırzına musallat olur. Onlara karşı düşmanlık

besler. Çünkü hac yolunda ne kimse ona tasadduk eder ne de iltifat edip

yardımda bulunur. Bu durumda o içinde bulunduğu kafilenin, mahşerin bir

benzeri olduğunu görür ve herkesin kendi derdinde olduğunu fark eder.

Yiyecek bulmakla meşgul [349/b] olup hac ziyaretinin feyz ve bereketinden

mahrum kalır. Bir nasip elde edebilse de, bin belâ ile alır.

Hâlbuki o önceden kendi memleketinde iken sadrı geniş, ferah ve neşeli,

huyu güzel, halim-selim bir insandı. İnsanları kendi nefsine tercih ederdi.

Eli açıktı, ikramı severdi. Fakat şimdi hac yolculuğunda başına gelenlerden

dolayı göğsü daralıp sadece kendi nefsini düşünen cimri, hırslı ve her

fırsatta insanları kötüleyen birisi oldu.

Çünkü bu (durumda olan bir) sâlik, hacca gitmekle kendi yolundan kalır

ve başına bin bir türlü belâ gelir. O mel’un şeytan bunun yolunu kesmekle

muradına ermiş olur. Eğer Hak tealanın yardımı kendisine erişip de

mel’unun bu gibi hîlelerinden kurtulursa şeriat âdâbına ve tarikat erkânına

bütün gayretiyle sahip çıkarak, seyr ü sülûkta ilerlemiş olur. Böylece nefs-i

mülhime olup üçüncü makamı bulur.

Nazm

1-Ne mest-i bâde-i aşkım ne merd-i mestûrem

Ne muhbirem ne de müstahbirem aceb dûrem

2-Derûn-ı dildeki dil-dârı taşrada araram

Visâl içinde iken gafletimle mehcûram

3-Şarâb ü şâhid ü şem‘im gönüldedir ammâ

Ne behre bilmemişem bâkirem çü bâkûrem

4-Dolar cihâne dem-â-dem hezâr nefha-i sûr

Aceb ne mürde-dilem tende sâkin-i gûrem

5-Gönül bu hâne-i gafletden itse taşra hırâm

Yakîn ider ki hakîkatde Beyt-i Ma‘mûrem

6-Cemâl-i aşkı görürsem gönül göziyle iyân

O demde ben bana hoş nâzırem ki manzûrem

7-Şarâb-ı nâb-ı mahabbetden içsem ey Hakkı

O câm-ı cân ile el-hak müdâm mesrûrem

Günümüz Türkçesiyle

1-Ne aşk şarabının sarhoşuyum ne de gizli yiğidim. Ne muhbirim ne de

haber edilen; nasıl da uzağım.

2-Gönlümdeki sevgiliyi, çıkıp taşrada ararım. Vuslat içindeyken, gafletle

hicrandayım.

3-Şarabım, sevgilim ve kandilim gönüldedir amma, ben neyim, kendimi

tanıyamamışım.

4-Cihana dolar her an, sûretlerin nefesleri. Hayret ki ruhsuz gönülle ten

mezarında sâkinim.

5-Gönül bu gaflet evinden dışarı çıkabilse. Şuna inanır ki hakikatte Beyt-i

Ma’mûr’um.

6-Gönül gözüyle aşkın cemâlini görsem, apaçık. O zaman kendime hoşça

bakarım, ne güzelmişim.

7-Muhabbet şarabından içsem ey Hakkı! O can kadehiyle gerçekten;

daima mesrûr olurum.