Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Mukarrabûn yoluna giren sâlik nefs-i mülhimede iken, mel’un şeytanın onu hak yolundan…

BEŞİNCİ BAB · YEDİNCİ FASIL · Yedinci Madde Yedinci Madde Mukarrabûn yoluna giren sâlik nefs-i mülhimede iken, mel’un şeytanın onu hak yolundan alıkoymak için kendisine haktan yana görünerek geldiği yolları bildirir. Ey …

BEŞİNCİ BAB · YEDİNCİ FASIL · Yedinci Madde

Yedinci Madde

Mukarrabûn yoluna giren sâlik nefs-i mülhimede iken, mel’un şeytanın

onu hak yolundan alıkoymak için kendisine haktan yana görünerek geldiği

yolları bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Hak yolun

yolcusu nefs-i mülhime makamında iken mel’un iblis, onun yolunu kesmek

için uygun yollardan ona nüfûz etmeye çalışır. Çünkü bu makamda bulunan

sâlik, yukarıdaki maddelerde bahsedilen engelleri geçip üçüncü makamda

irfân derecesine gelmiştir. Söz konusu tuzaklara aldanmaktan emin

olmuştur. Bunun için o ârife lânetli şeytan haktan yana görünerek gelip der

ki:

“Sen ki âlemin hallerine hoşca vâkıf olup vahdet-i vücûdu tanımışsın. Bu

sebeple “Lâ mevcûde illallah = Hakikatte Allah’tan başka varlık yoktur”

dersin ki “O evveldir, âhirdir, zâhirdir, bâtındır.” (Hadîd, 57/3) âyetinin

parlayan nûrunu bulmuşsun. Çünkü sen; “Allah göklerin ve yerin

nûrudur” (Nûr 24/35) işaretini “Nereye dönerseniz Allah’ın zâtı

oradadır” (Bakara 2/115) müjdesiyle bilmişsin. Hepimiz Hak’tan geldik,

yine O’na gideriz ki “Biz Allah içiniz ve O’na döneceğiz” (Bakara 2/156)

buyurmuştur. Yine ilk geldiğimiz yer O’nun katı olup döneceğimiz yer de

O’nun huzurudur ki; “Bütün işler O’ndan başladı ve yine O’na dönecektir”

hükmüyle bunu tahsis etmiştir. Nihayetinde cennet ehli cennet için,

cehennem ehli de cehennem içindir ki; “Olan oldu ve (kaderi yazan) kalem

kurudu” [156] sözü bu gerçeği ifade etmektedir. Hareket eden hiçbir şey

yerinden ayrılmaz ki onu hareket ettiren Allah teala olmasın. Nitekim âyet-i

kerimede; “Sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı” (Saffât 37/96)

buyurmuştur ki bu işareti hiç kimse bilmez; ancak O, senin gibi âriflere

ilham ile duyurmuştur. Bundan sonra sen niçin zor amellerle kendi nefsine

sıkıntı veresin ki! Bundan sonra senin şânına lâyık olan, bu zâhirî

amellerden sayılan ibadet ve riyâzâtın hepsini Allah’tan başka şeylerle

perdeli bulunan sıradan insanlara (zâhir ehli) bırakmaktır. Taklit ehlinin

işleriyle meşgul olmayıp ancak kendi kalbine gelip zevk ve şevk ile dolasın.

Daha mühim ve gerekli olan murâkabe ve müşâhade gibi bâtınî işlerle

meşgul olup zevk alasın.” [350/a]

Eğer bu ârifin kalp ayağı kayıp sürçerek, vesvese ve hîle dolu sözlere

kulak verip ibadet ve mücâhedeyi terk ederek nefsinin arzularına uyup

giderse, onun kalbi hiç ummadığı şekilde kararır. Sonra o mel’un şeytan

oraya yerleşir ve ona der ki; “Rabbin senin hakîkatindir ve sen de O’nun

hakîkatisin ki “O işitendir, görendir” (Şûrâ 42/11) buyurmuştur. Şu halde

her neyi yapmak istersen onu işle ki “O yaptığından sorulmaz” (Enbiyâ

21/23) kelâmıyla, senin de yaptığından sorumlu olmadığını duyurmuştur.”

İşte o zaman tabiatının karanlık perdeleri onun basîretini öylesine bağlar

ki gözü hiçbir şeyi görmez olur. Hırsızlık yapar, hıyânetlikte bulunur, zinâ

ve livâta yapar. İçki içip bin bir türlü haram işler. İnancı bozulur ve artık

Allah’tan korkmaz olup sapıklık yoluna gider. Mel’un iblisin öyle bir

oyuncağı olur ki Rahmân olan Allah’ın dostluğundan vazgeçip onu dost

edinir. İşte tabiatının karanlığına yönelip mel’un iblisin sözüne uyarak

arzularının peşi sıra giden gâfilin hâli budur.

Eğer bu ârife Cenâb-ı Hakk’ın yardımı erişip de ibadet ve mücâhede

üzere ayağı kaymadan durursa, şüphesiz onun nefsi itminâna ermiş olup

yüce bir himmetle dördüncü makama terakki eder. İki cihan saadetini ve

göz aydınlığını bularak mel’un şeytanın hîle ve tuzaklarından emin olup

selâmet bulur.

Nazm

1-Gafletden uyan ey dil kim bâd-ı sabâ geldi

Aşkın yeli esdi bil kim câna safâ geldi

2-Ey âşık-ı rûhânî v’ey ârif-i Rahmânî

Tenhâ gice bul anı kim câna hüdâ geldi

3-Vir hvâbını emvâta gel kâdi-i hâcâta

Hoş başla münâcâta âvân-ı senâ geldi

4-Koy hvâb u hayâlâtı terk eyle muhâlâtı

Bul aşk ile hâlâtı kim şevk-ı likâ geldi

5-Kesret kederinden geç vahdet meyini sâf iç

Sen sayma vücûdun hîç ol nûr u ziyâ geldi

6-Hvâb içre olur gamlar aşk içre olur demler

Âgâh olun âdemler çün avn-i Hudâ geldi

7-Hakkı ko bu ağyârı bul dilde o dil-dârı

Fevt eyleme eshârı kim vakt-i nidâ geldi

Nazm (ın sadeleştirilmesi)

1-Gafletten uyan ey gönül! Sabâ yeli geldi. Aşkın yeli esti, bil ki câna

safâ geldi.

2-Ey rûhânî âşık ve ey rahmânî ârif! Tenhâ gecede bul O’nu ki câna

hidayet geldi.

3-Uykuyu, ölülere ver, hâcet görene gel. Hoşça başla yalvarmaya, senâ

sesi geldi.

4-Uykuyu hayali koy, olmayacak işleri bırak. Aşk ile bul halleri, kavuşma

coşkusu geldi.

5-Çokluk kederini geç, vahdet şarabını iç. Sen, sayma varlığını hiç; O nûr,

O ışık geldi.

6-Uykudadır o gamlar, aşk içinde kavuşmalar. Uyanın ey Âdemler,

Hudâ’nın yardımı geldi.

7-Hakkı! Bırak bu ağyârı, gönülde bul yâri. Kaçırma seherleri ki nidânın

vakti geldi!