BEŞİNCİ BAB · YEDİNCİ FASIL · Yedinci Madde
Yedinci Madde
Mukarrabûn yoluna giren sâlik nefs-i mülhimede iken, mel’un şeytanın
onu hak yolundan alıkoymak için kendisine haktan yana görünerek geldiği
yolları bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Hak yolun
yolcusu nefs-i mülhime makamında iken mel’un iblis, onun yolunu kesmek
için uygun yollardan ona nüfûz etmeye çalışır. Çünkü bu makamda bulunan
sâlik, yukarıdaki maddelerde bahsedilen engelleri geçip üçüncü makamda
irfân derecesine gelmiştir. Söz konusu tuzaklara aldanmaktan emin
olmuştur. Bunun için o ârife lânetli şeytan haktan yana görünerek gelip der
ki:
“Sen ki âlemin hallerine hoşca vâkıf olup vahdet-i vücûdu tanımışsın. Bu
sebeple “Lâ mevcûde illallah = Hakikatte Allah’tan başka varlık yoktur”
dersin ki “O evveldir, âhirdir, zâhirdir, bâtındır.” (Hadîd, 57/3) âyetinin
parlayan nûrunu bulmuşsun. Çünkü sen; “Allah göklerin ve yerin
nûrudur” (Nûr 24/35) işaretini “Nereye dönerseniz Allah’ın zâtı
oradadır” (Bakara 2/115) müjdesiyle bilmişsin. Hepimiz Hak’tan geldik,
yine O’na gideriz ki “Biz Allah içiniz ve O’na döneceğiz” (Bakara 2/156)
buyurmuştur. Yine ilk geldiğimiz yer O’nun katı olup döneceğimiz yer de
O’nun huzurudur ki; “Bütün işler O’ndan başladı ve yine O’na dönecektir”
hükmüyle bunu tahsis etmiştir. Nihayetinde cennet ehli cennet için,
cehennem ehli de cehennem içindir ki; “Olan oldu ve (kaderi yazan) kalem
kurudu” [156] sözü bu gerçeği ifade etmektedir. Hareket eden hiçbir şey
yerinden ayrılmaz ki onu hareket ettiren Allah teala olmasın. Nitekim âyet-i
kerimede; “Sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı” (Saffât 37/96)
buyurmuştur ki bu işareti hiç kimse bilmez; ancak O, senin gibi âriflere
ilham ile duyurmuştur. Bundan sonra sen niçin zor amellerle kendi nefsine
sıkıntı veresin ki! Bundan sonra senin şânına lâyık olan, bu zâhirî
amellerden sayılan ibadet ve riyâzâtın hepsini Allah’tan başka şeylerle
perdeli bulunan sıradan insanlara (zâhir ehli) bırakmaktır. Taklit ehlinin
işleriyle meşgul olmayıp ancak kendi kalbine gelip zevk ve şevk ile dolasın.
Daha mühim ve gerekli olan murâkabe ve müşâhade gibi bâtınî işlerle
meşgul olup zevk alasın.” [350/a]
Eğer bu ârifin kalp ayağı kayıp sürçerek, vesvese ve hîle dolu sözlere
kulak verip ibadet ve mücâhedeyi terk ederek nefsinin arzularına uyup
giderse, onun kalbi hiç ummadığı şekilde kararır. Sonra o mel’un şeytan
oraya yerleşir ve ona der ki; “Rabbin senin hakîkatindir ve sen de O’nun
hakîkatisin ki “O işitendir, görendir” (Şûrâ 42/11) buyurmuştur. Şu halde
her neyi yapmak istersen onu işle ki “O yaptığından sorulmaz” (Enbiyâ
21/23) kelâmıyla, senin de yaptığından sorumlu olmadığını duyurmuştur.”
İşte o zaman tabiatının karanlık perdeleri onun basîretini öylesine bağlar
ki gözü hiçbir şeyi görmez olur. Hırsızlık yapar, hıyânetlikte bulunur, zinâ
ve livâta yapar. İçki içip bin bir türlü haram işler. İnancı bozulur ve artık
Allah’tan korkmaz olup sapıklık yoluna gider. Mel’un iblisin öyle bir
oyuncağı olur ki Rahmân olan Allah’ın dostluğundan vazgeçip onu dost
edinir. İşte tabiatının karanlığına yönelip mel’un iblisin sözüne uyarak
arzularının peşi sıra giden gâfilin hâli budur.
Eğer bu ârife Cenâb-ı Hakk’ın yardımı erişip de ibadet ve mücâhede
üzere ayağı kaymadan durursa, şüphesiz onun nefsi itminâna ermiş olup
yüce bir himmetle dördüncü makama terakki eder. İki cihan saadetini ve
göz aydınlığını bularak mel’un şeytanın hîle ve tuzaklarından emin olup
selâmet bulur.
Nazm
1-Gafletden uyan ey dil kim bâd-ı sabâ geldi
Aşkın yeli esdi bil kim câna safâ geldi
2-Ey âşık-ı rûhânî v’ey ârif-i Rahmânî
Tenhâ gice bul anı kim câna hüdâ geldi
3-Vir hvâbını emvâta gel kâdi-i hâcâta
Hoş başla münâcâta âvân-ı senâ geldi
4-Koy hvâb u hayâlâtı terk eyle muhâlâtı
Bul aşk ile hâlâtı kim şevk-ı likâ geldi
5-Kesret kederinden geç vahdet meyini sâf iç
Sen sayma vücûdun hîç ol nûr u ziyâ geldi
6-Hvâb içre olur gamlar aşk içre olur demler
Âgâh olun âdemler çün avn-i Hudâ geldi
7-Hakkı ko bu ağyârı bul dilde o dil-dârı
Fevt eyleme eshârı kim vakt-i nidâ geldi
Nazm (ın sadeleştirilmesi)
1-Gafletten uyan ey gönül! Sabâ yeli geldi. Aşkın yeli esti, bil ki câna
safâ geldi.
2-Ey rûhânî âşık ve ey rahmânî ârif! Tenhâ gecede bul O’nu ki câna
hidayet geldi.
3-Uykuyu, ölülere ver, hâcet görene gel. Hoşça başla yalvarmaya, senâ
sesi geldi.
4-Uykuyu hayali koy, olmayacak işleri bırak. Aşk ile bul halleri, kavuşma
coşkusu geldi.
5-Çokluk kederini geç, vahdet şarabını iç. Sen, sayma varlığını hiç; O nûr,
O ışık geldi.
6-Uykudadır o gamlar, aşk içinde kavuşmalar. Uyanın ey Âdemler,
Hudâ’nın yardımı geldi.
7-Hakkı! Bırak bu ağyârı, gönülde bul yâri. Kaçırma seherleri ki nidânın
vakti geldi!

