Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Nakşibendiye yolu dervişinin her kemâle sahip olduğunu, kalbe vukûfiyet sırrını…

DÖRDÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Beşinci Madde Beşinci Madde Nakşibendiye yolu dervişinin her kemâle sahip olduğunu, kalbe vukûfiyet sırrını bulduğunu, vâkıat benzeri şeylerin nûrlarından yüz çevirip sadece talebi olan …

DÖRDÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Beşinci Madde

Beşinci Madde

Nakşibendiye yolu dervişinin her kemâle sahip olduğunu, kalbe vukûfiyet

sırrını bulduğunu, vâkıat benzeri şeylerin nûrlarından yüz çevirip sadece

talebi olan Hakk’a yöneldiğini, bu sayede gönlünün hep neşeli olduğunu,

[311/b] hallerinin insanlardan gizli kaldığını ve Hakk’ın huzuruna gelip

gaflet ehlinden sakındığını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Hazret-i Hâce Bahaeddin (Nakşibend) ve onun

seçkin halifeleri (rahmetullahi aleyhim ecmaîn hazretleri) şöyle demişlerdir:

Yolumuza dair –yukarıda bahsedilen- üç esasın açıklanmasıyla ortaya çıkan

şudur; Çam kozalağı şeklindeki kalbe teveccüh ki buna vukûf-i kalbî

denilmiştir. Bunun, her zaman şart olduğu bilinmiş ve bu bizim yolumuzun

vazgeçilmez esaslarından kılınmıştır. Nitekim o esasın gerekliliği, aşağıdaki

iki beyitle tekrarlanmış ve tembih kılınmıştır.

Beyt

Mânend-i murğî bâş hân ber beyza-i dil pâsbân

K’ez beyza-i dil zâyedet mestî u zevk u kahkaha

Beyt (in tercümesi)

Bir kuş gibi yumurtanın üzerinde otur, bekçilik yap ki gönül

yumurtasından mestlik, zevk ve neşe çıksın sana.

Beyt

Rev ber der-i dil binişîn k’ân dilber-i pinhânî

Vakt-i seherî âyed yâ nîm şebî bâşed

Beyt (in tercümesi)

Git, gönül kapısında otur ki o kendisini gizleyen sevgili ya seher vaktinde

gelir ya da gece yarısı.

Vukûf-i zamânî; içinde buluduğun zamânın farkında olmak, tefrika

(ayrılık) ya da cem‘ (birlik) ile geçen zamanların muhâsebesinden ibârettir.

Nitekim o, bu yolun şartlarından değildir.

Vukûf-i adedî: Sayılara mukayyet olmaktır ki bu, şu kadar zikrin netice

verip vermediğini değerlendirmekten ibârettir. Yolumuzda bu da lâzım

değildir.

Öyle olur ki bu üç yolun her birinde ilerlerken sâlike [bazı fevkalâde]

hâdiseler (vâkıat) görünebilir. Nûrlar tecellî edip yüz gösterebilir. İşte o

zaman sâlike gereken, bütün bu vâkıattan ve [gözüne] görünen nûrlardan

yüz çevirip esas ulaşmak istediği ile meşgul olmasıdır. Çünkü bunun gibi

[olağanüstü] hâdiseler ve nûrlar ancak ibadetlerin kabul olunduğuna

işarettir ki göründükten sonra onların sâlike herhangi bir faydası olmaz.

Beyt

Çu gulâm-ı âfitâbem heme ez-âfitâb gûyem

Ne şebem ne şeb-perestem ki hadîs-i hâb gûyem

Beyt (in tercümesi)

Güneşin gulâmıyım, ne söylersem güneşten söylerim. Ne geceyim, ne

geceye tapanım ki rüyadan bahsedeyim.

Her kime, Hakk’ın yardımı yoldaş olmuş ve bu yolla hakîkate ermişse ona

lâzımdır ki kendini bu yönüyle avâma tanıtmasın. Mümkün oldukça bu

hallerini gizlemeye gayret etsin. Hatta onu ev halkından ve yabancılardan

gizlemeye gayret etsin. Çünkü bu yolun esası dış görünüşte halk ile beraber

olup iç âleminde Hakk’ın huzurunda olmaktır.

Beyt

Derûnî âşinâ ol taşradan bîgâne sansınlar

Aceb zîbâ-revişdir ârif ol dîvâne sansınlar.

Günümüz Türkçesiyle

İçinden âşinâ ol (Allah’ı tanı), dıştan seni ilgisiz ve gâfil sansınlar . Bu ne

güzel iş; ârif ol, varsın seni dîvâne sansınlar.

Bu yolun ince perdesi öğrenmek ve öğretmektir ki, âlimler ancak o sûretle

rahata ermişlerdir. İlim ehline öyle emredilmiştir ki, Hakk’a vâsıl olma ve

O’nun huzurunu bulma yollarını [zahir ilmini öne çıkarmakla] gizlemiş

olsunlar, [seyr ü sülûkla elde edilebilen bazı hakikatleri] halkın nazarından

gizlemiş olsunlar. Sadece kitab ile söylesinler.

Nazm

1-Gizli gel ey yâr buyur

Ey şeh-i muhtâr buyur

Çünkü hep ağyâr uyur

Bu gice tekrâr buyur

2-Hâne-i pür-şûrına gel

Âşık-ı mehcûrına gel

Teşne-i mahmûrına gel

Sâkî-i hammâr buyur

3-Lutf idüp ol nûr-ı ferüm

Nutk ile sem‘ ü basarum

Cümle havâss ü hünerüm

Sen bize her bâr buyur

4-Hem elim ol hem ayağım

Hem yüregimde dayağum

Dilde gülistân u bâğum

Ey gül-i gülzâr buyur

5-Rûşenî-i rûzum olup

Şâd-ı gamm-ı sûzum olup

Mâh-ı şeb-efrûzum olup

Ey meh-i ayyâr buyur

6-Dîdeden oldunsa nihân

Dildesin ey cân-ı cihân

Cândan ırağ olma hemân

Ey dil ü dildâr buyur

7-Sâkit ol ey nâtık-ı kân

Gümlemesin tabl-ı beyân

Hakkı! Yeter kavl ü ziyân

Bî-dem ü güftâr buyur.

Günümüz Türkçesiyle

1-Gizli gel ey yâr buyur. Ey seçkin pâdişâh buyur. Çünkü hep yabancılar

(ağyâr) uyur. Bu gece tekrar buyur.

2-Tertemiz hâneye gel. Şu hicranlı âşığına gel. Sarhoşluğunla susayana

gel. Ey kadeh sunan, buyur.

3-Lutfedip gözümün nûrun ol. Konuşmam, gözüm, kulağım. Bütün

hislerim ve hünerim. Sen bize her zaman buyur.

4-Hem elim ol, hem ayağım. Hem yüreğimde dayanağım. Gönülde gül

bahçem, bağım. Ey gülistânın gülü, buyur.

5-Gözümün nûru olup. Gamlı sözümün neşesi olup. Gecemi tutuşturan

ışığım olup. Ey aldatıcı mehtap, buyur.

6-Gizli olduysan gözlerden. Gönüldesin, ey cihanın cânı. Cândan ırak

olma hemen. Ey gönlümün sevdiği, buyur.

7-Sus! Ey hazineleri söyleyen! Beyân davulu gümlemesin. Hakkı! Yeter

artık, sözün ziyân olmasın. Nefessiz, sözsüz olsun, buyur.

Bu yolun yolcusuna bir de şu lâzımdır ki yoluna zıt gidenlerle arkadaşlık

etmekten sakınsın. Özellikle iman nûrunu tabiatının karanlığıyla karartıp

örten, feyz ve nûr verme davası güderek [312/a] dervişlik elbisesine

bürünen ve yalancılıkla ömrünü tüketen dinde her şeyi helâl ve mubah

gören (ibâhî)lerden yüz çevirip sakınsın. Mümkün olduğunca onlardan uzak

dursun. Ta ki şekavete düşmesin, saadet ehlinden olsun. O gibilerin bozuk

inançlarından ve hîlelerinin şerrinden Allah’a sığınırız.

Rubâî:

Bâ her ki nişestî vu ne-şod cem‘-i dilet

V’ez to ne-remîd zahmet-i âb u gilet

Zinhâr zi-sohbeteş gorîzân mî-bâş

V’er ne ne-kuned rûh-ı azîzân bihilet

Rubâî (nin tercümesi)

Bir kimseyle oturduğunda kalbin huzur hâlinde olmaz ve senden su ve

toprak yani beden fikrini uzaklaştırmazsa; sakın ha gitme yanına,

sohbetinden firâr et. Yoksa azîzlerin ruhu sana haklarını helâl etmez.

Bu yolun yolcusuna bir de şu lâzımdır ki, geçmişte olan işlerle gelecekte

olması muhtemel şeylerden yüz çevirip bunları düşünmesin. Bulunduğu

halden bir an geri veya ileri gitmesin. Her hâlükârda Hak düşüncesiyle

olsun. İki cihânı unutup her nefeste O’nu zikretsin. Ta ki O’na dost olmanın

huzurunu (üns) gönlünde bulsun. Kendine ait bütün sıfatlardan fânî olup

sadece O’nunla kalsın.

Rubâî:

Ey mânde zi-bahr-i ilm ber sâhil-i ayn

Der-bahr ferâğet-est u ber sâhil şeyn

Ber dâr saff-ı nazar zi-mevc-i kevneyn

Âgâh-ı bahr bâş beyne’n-nefeseyn

Rubâî (nin tercümesi)

Ey ilim denizinden geri, ayn sahilinde kalan! Denizde rahatlık vardır,

sahilde elem. Gözünü iki cihan dalgasından çevir de, iki nefes arasında hiç

uyuma. Uyan!

Rubâî:

Hâ gayb-ı hüviyet oldu ey harf şinâs

Enfâs ki hep o harf olmuşdur esâs

Ol harfden âgeh ola gör her demde

Bir harf didüm anla da kıl Hakka sipâs

Rubâî (nin sadeleştirmesi)

“He” harfi gaybın (zât mertebesinin, «hû» zamirinin) aslı oldu. Ey harf

ilmini bilen! Nefesler ki hep o harf olmuştur esas. O harften hep uyanık

oluver, her demde. Bir harf dedim; anla da Hakk’a hamdet.

Bu yolun âdâb ve esaslarından en mühim ve gerekli olanları şu

vasiyetlerdir ki; her durumda faydalı ilim öğrenme ve daima faydalı iş

işleme tarafında olup ehl-i sünnet ve’l-cemaat çizgisinden aslâ

ayrılmayasın. Tefsir, hadis ve fıkıh bilgisi öğrenip cahil sofulardan uzak

olasın. Müezzinliğe ve imamlığa heves etmeyip namazları cemaatle

kılmaya devam edesin. Şehvet peşine düşmeyesin ve onun âfetlerinden

uzak olasın. Hiçbir makama tâlip olmayıp [makam-mevki çekişmelerine

bağlı] sürtüşmelerden uzak kalasın. Mahkemelerde hâkim huzuruna

çıkmayasın; senet, sicil, mahzar (dilekçe) ve benzeri işlemlere adını

yazdırma ki adın kötüye çıkmasın. Kimseye vekil ve kefil olmayıp halkın

vasiyetlerine karışmayıp rahat bulasın.

Yöneticilerle ve onların çocuklarıyla arkadaş olmayıp semâ ve benzeri

merâsimlerin yapıldığı tekkelerde eğlenmeyip ilim meclislerine gelesin.

Avâmdan ve zenginlerden uzak durup toy gençlerle ve kadınlarla

arkadaşlık

etmeyip

yalnız

kalasın.

Gücün

yettikçe

bekâr

kalıp

evlenmeyesin. Böylece, dünya isteklisi olmayasın. Dünya isteğiyle dinini

elden çıkarmış olmayasın. Çoluk çocuk derdi, geçim kaygısıyla uğraşırken

kötü durumlara düşmeyesin.

Helâl ile yetinip harama el sürmeyesin. Boş sözleri ve bilhassa mizahı

terk edip çok gülmeyesin. Öylece, kalbini ölü bulmayasın. Herkese şefkat

nazarıyla bakıp hiç kimseyi hakîr görmeyesin. Hiç kimseden bir şey

istemeyip kimseye bir hizmet yüklemeyesin. İhtiyacını, derdini ve

zevklerini gizli tutup halka duyurmayasın. Dışını süslemeyi bırakıp güzel

ahlâk ile içini süsleyesin.

Kâmil evliyâyı ve ilmiyle amel eden âlimleri bulduğunda onlara hürmetle

selâm verip yanlarına varıp ellerini öpesin. Huzurlarında boyun büküp

edeple durasın. Sana düşen bir hizmetleri olursa malınla ve bedeninle cân u

gönülden yerine getiresin. Onlara hizmet etmeyi devlet bilesin,

sohbetlerinde bulunmayı ganimet, muhabbetlerini saadet bilesin. Onların

yoluna cânını başını verircesine teslim olasın. Böylelikle dualarını alıp

rızâlarına eresin.

Evliyânın sözlerini ve davranışlarını, akıl ölçüleriyle mukayese ederek

inkâr yoluna gitmeyesin. Hızır ile Mûsâ aleyhisselâmın kıssasını

unutmayasın. Çünkü inkârın sonu kötüdür ve evliyâyı inkâr edenler, onların

muhabbetiyle ilminden mahrum kalır.

Hiçbir kimse ile [312/b] mücâdele etmeyip zıt ve aykırı gitmeyesin.

İnsanları Yaratan’a ısmarlayıp kimsenin gıybetini etmeyesin. Dünyanın

gösteriş ve süslerine itibar etmeyesin; sırf dünya için çalışanlara

güvenmeyesin. Çünkü dünya ehli de dünya gibi vefâsızdır. Sohbetlerinin de

içi boştur; zevksiz, safâsızdır. Senin asıl sermayen dinin mukaddes

ölçüleriyle

âdâbına

riâyet

etmek

olsun.

Mescidler

ve

[uzlete

çekilebileceğin] sahrâlar mekânın, dostun da Hazret-i Mevlâ olsun.

Beyt

Yâ enîse’l-kulûb fi’l-halavât

Bike me’vâ’l-vuhûş fi’l-felevât

Beyt (in tercümesi)

Ey, halvet köşelerinde kalplerin arkadaşı! Çöllerde vahşilerin bile, sensin

yoldaşı.

Gerçek şu ki havâssın ve avâmın bütün sırları bu bölümde tamamıyla

yazılmıştır vesselâm. Gerçi bu hakikatleri söylemek ve yazmak bu fakîrin

vazîfesi değildir. Ancak muhabbet ehlinin hizmetinde bulunmak niyetiyle,

evliyânın eserlerinden ikiyüz kitabın özü seçilip özetlenerek ve tercüme

edilerek bu kitabın üçüncü fennine yazılmıştır.

Rubâî:

Yâ în heme bî hâsılî ve hîç kesî

Der-mânde be nâ-resâyî vu bu’l-hevesî

Dâdîm nişân zi-genc-i maksûd to-râ

Ger mâ ne-resîdeîm to şâyed be-resî

Rubâî (nin tercümesi)

Bu yoksulluğumla, yalnızlığımla âciz kalmışken heves peşindeyim.

Bulmayı gaye edindiğim hazineden sana işaret verdim. Biz ona

kavuşamadık, belki sen kavuşursun.

Nazm

1-Ni‘met-i uzmâ-yı cem‘iyyetde idin bir zamân

Düşdün andan bu azâb-ı gaflet ü cehle yaman

Âşinâ-yı Hak iken bîgâne oldun bî-gümân

Ayn-ı Beytullâh iken put-hâne olmuş dil hemân

Hâzır-ı Hak ol huzûr it gâfil olma her zamân

2-Hâzır ol kim ni‘met-i cem‘iyyet-i hâtır O’dur

Gâfil olma kim azâb-ı tefrika hâzır odur

Hakk’a cândan kıl teveccüh kalbine nâzır O’dur

Evvel ü âhir O’dur hem bâtın u zâhir O’dur.

Hâzır-ı Hak ol huzûr it gâfil olma her zamân

3-Cehl ü havf u gam gazab hep gaflet ü nisyândadır

Gâfil olan sû-i hulkıyla yanar nîrândadır

Ârif-i âgâh olan cân rahmet-i Rahmân’dır

Gark-ı bahr-ı vahdet olmuş cennet-i irfândadır.

Hâzır-ı Hak ol huzûr it gâfil olma her zamân

4-Âb u nânı koy bu cisme zikr-i Hak olsun edâm

Zevk-i zikru’llâh ile dil mutma‘in olsun tamâm

Hayrete var kim O’dur dil beytine bâbü’s-selâm

Hakk ile her halde ol tâ ol senin ola müdâm

Hâzır-ı Hak ol huzûr it gâfil olma her zamân

5-Ey gönül her ne dilersen sende iste [105] sende bul

Ger sa‘âdet-mend isen kendinde bul ol dosta yol

Bâb-ı hayretden huzûr-ı Hazret’e eyle duhûl

Mâsivâdan fâriğ ol aşkın deminden pür-dem ol

Hâzır-ı Hak ol huzûr it gâfil olma her zamân

6-Nefsini lâ-şey bilen dil Hak bilür âgâh olur

Rü’yet ü sem‘ ü kelâmı her işi Allâh olur

Cümle eşyâdan ana bir ân temâşâ-gâh olur

Kande olsa Hak ânınla dâ’imâ hem-râh olur

Hâzır-ı Hak ol huzûr it gâfil olma her zamân

7-Hakkı! Hak’dan gâfil olma hâzır ol eyle huzûr

Dil nazargâh-ı Hudâ’dır sâf kıl kim dola nûr

Şahdamarlardan yakındır Hak sana sen olma dûr

Vehm ü fehm ü fikri koy, dal hayrete ol pür-sürûr

Hâzır-ı Hak ol huzûr it gâfil olma her zamân

Günümüz Türkçesiyle

1- Bir zaman bezm-i elestte, büyük nimet içindeydin. Oradan bu gaflet ve

cehalet azabına yaman düştün. Hakk’a âşinâ iken, uzak ve yabancı oldun.

Sanki Beytullah iken, put-hâne olmuş gönül hemen. Hak ile hâzır ol, huzur

bul, gâfil olma her zaman.

2-Hâzır ol ki beraberlik (cemiyet) nimetini hatırlamak odur. Gâfil olma ki

tefrika azabı odur. Hakk’a candan teveccüh et, kalbini gören O’dur. Evvel

ve âhir O’dur, hem bâtın ve zâhir O’dur. Hak ile hâzır ol, huzur bul, gâfil

olma her zaman.

3-Cehalet, korku, gam ve gazap; gaflet ve nisyandadır. Gâfil olan, sırf

kötü ahlâkıyla yanar; ateştedir. Ârif olan can uyanıktır; Rahmân’ın

rahmetindedir. Vahdet deryâsına dalmıştır, irfân cennetindedir. Hak ile hâzır

ol, huzur bul, gâfil olma her zaman.

4-Ekmeği suyu bırak, Hak zikri gıdan olsun daima. Zikrullah zevkiyle

gönlün mutmain olsun, tamam. Hayrete var ki odur, gönül sarayında

Bâbü’s-Selâm. Her halinde Allah’la ol ki, O dâima seninle olsun. Hak ile

hâzır ol, huzur bul, gâfil olma her zaman.

5-Ey gönül, her ne dilersen; sende iste, sende bul. Saadet ehliysen eğer,

kendinde O dosta yol bul. Hayret kapısından, Hazret’in huzuruna yol bul.

Mâsivâdan sıyrıl ki aşkın gözyaşından bir damla ol. Hak ile hâzır ol, huzur

bul, gâfil olma her zaman.

6-Nefsini «hiçbir şey» olarak bilen gönül; Hakk’ı bulur, âgâh olur.

Görmesi, işitmesi ve sözü; her işi Allah’la olur. Bütün eşyadan O’na, bir an

seyrangâh olur. Nerde olsa Hak onunla, daima yoldaş olur. Hak ile hâzır ol,

huzur bul, gâfil olma her zaman.

7-Hakkı! Hak’tan gâfil olma, hâzır ol, huzur eyle. Gönül Hakk’ın

nazargâhıdır, arıt ki nûr dolsun. Şah damarından yakındır Hak sana, sen

uzak olma. Kuruntuyu, anlayışı, fikri koy; hayrete dal, sürûr odur. Hak ile

hâzır ol, huzur bul, gâfil olma her zaman.