DÖRDÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Beşinci Madde
Beşinci Madde
Nakşibendiye yolu dervişinin her kemâle sahip olduğunu, kalbe vukûfiyet
sırrını bulduğunu, vâkıat benzeri şeylerin nûrlarından yüz çevirip sadece
talebi olan Hakk’a yöneldiğini, bu sayede gönlünün hep neşeli olduğunu,
[311/b] hallerinin insanlardan gizli kaldığını ve Hakk’ın huzuruna gelip
gaflet ehlinden sakındığını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Hazret-i Hâce Bahaeddin (Nakşibend) ve onun
seçkin halifeleri (rahmetullahi aleyhim ecmaîn hazretleri) şöyle demişlerdir:
Yolumuza dair –yukarıda bahsedilen- üç esasın açıklanmasıyla ortaya çıkan
şudur; Çam kozalağı şeklindeki kalbe teveccüh ki buna vukûf-i kalbî
denilmiştir. Bunun, her zaman şart olduğu bilinmiş ve bu bizim yolumuzun
vazgeçilmez esaslarından kılınmıştır. Nitekim o esasın gerekliliği, aşağıdaki
iki beyitle tekrarlanmış ve tembih kılınmıştır.
Beyt
Mânend-i murğî bâş hân ber beyza-i dil pâsbân
K’ez beyza-i dil zâyedet mestî u zevk u kahkaha
Beyt (in tercümesi)
Bir kuş gibi yumurtanın üzerinde otur, bekçilik yap ki gönül
yumurtasından mestlik, zevk ve neşe çıksın sana.
Beyt
Rev ber der-i dil binişîn k’ân dilber-i pinhânî
Vakt-i seherî âyed yâ nîm şebî bâşed
Beyt (in tercümesi)
Git, gönül kapısında otur ki o kendisini gizleyen sevgili ya seher vaktinde
gelir ya da gece yarısı.
Vukûf-i zamânî; içinde buluduğun zamânın farkında olmak, tefrika
(ayrılık) ya da cem‘ (birlik) ile geçen zamanların muhâsebesinden ibârettir.
Nitekim o, bu yolun şartlarından değildir.
Vukûf-i adedî: Sayılara mukayyet olmaktır ki bu, şu kadar zikrin netice
verip vermediğini değerlendirmekten ibârettir. Yolumuzda bu da lâzım
değildir.
Öyle olur ki bu üç yolun her birinde ilerlerken sâlike [bazı fevkalâde]
hâdiseler (vâkıat) görünebilir. Nûrlar tecellî edip yüz gösterebilir. İşte o
zaman sâlike gereken, bütün bu vâkıattan ve [gözüne] görünen nûrlardan
yüz çevirip esas ulaşmak istediği ile meşgul olmasıdır. Çünkü bunun gibi
[olağanüstü] hâdiseler ve nûrlar ancak ibadetlerin kabul olunduğuna
işarettir ki göründükten sonra onların sâlike herhangi bir faydası olmaz.
Beyt
Çu gulâm-ı âfitâbem heme ez-âfitâb gûyem
Ne şebem ne şeb-perestem ki hadîs-i hâb gûyem
Beyt (in tercümesi)
Güneşin gulâmıyım, ne söylersem güneşten söylerim. Ne geceyim, ne
geceye tapanım ki rüyadan bahsedeyim.
Her kime, Hakk’ın yardımı yoldaş olmuş ve bu yolla hakîkate ermişse ona
lâzımdır ki kendini bu yönüyle avâma tanıtmasın. Mümkün oldukça bu
hallerini gizlemeye gayret etsin. Hatta onu ev halkından ve yabancılardan
gizlemeye gayret etsin. Çünkü bu yolun esası dış görünüşte halk ile beraber
olup iç âleminde Hakk’ın huzurunda olmaktır.
Beyt
Derûnî âşinâ ol taşradan bîgâne sansınlar
Aceb zîbâ-revişdir ârif ol dîvâne sansınlar.
Günümüz Türkçesiyle
İçinden âşinâ ol (Allah’ı tanı), dıştan seni ilgisiz ve gâfil sansınlar . Bu ne
güzel iş; ârif ol, varsın seni dîvâne sansınlar.
Bu yolun ince perdesi öğrenmek ve öğretmektir ki, âlimler ancak o sûretle
rahata ermişlerdir. İlim ehline öyle emredilmiştir ki, Hakk’a vâsıl olma ve
O’nun huzurunu bulma yollarını [zahir ilmini öne çıkarmakla] gizlemiş
olsunlar, [seyr ü sülûkla elde edilebilen bazı hakikatleri] halkın nazarından
gizlemiş olsunlar. Sadece kitab ile söylesinler.
Nazm
1-Gizli gel ey yâr buyur
Ey şeh-i muhtâr buyur
Çünkü hep ağyâr uyur
Bu gice tekrâr buyur
2-Hâne-i pür-şûrına gel
Âşık-ı mehcûrına gel
Teşne-i mahmûrına gel
Sâkî-i hammâr buyur
3-Lutf idüp ol nûr-ı ferüm
Nutk ile sem‘ ü basarum
Cümle havâss ü hünerüm
Sen bize her bâr buyur
4-Hem elim ol hem ayağım
Hem yüregimde dayağum
Dilde gülistân u bâğum
Ey gül-i gülzâr buyur
5-Rûşenî-i rûzum olup
Şâd-ı gamm-ı sûzum olup
Mâh-ı şeb-efrûzum olup
Ey meh-i ayyâr buyur
6-Dîdeden oldunsa nihân
Dildesin ey cân-ı cihân
Cândan ırağ olma hemân
Ey dil ü dildâr buyur
7-Sâkit ol ey nâtık-ı kân
Gümlemesin tabl-ı beyân
Hakkı! Yeter kavl ü ziyân
Bî-dem ü güftâr buyur.
Günümüz Türkçesiyle
1-Gizli gel ey yâr buyur. Ey seçkin pâdişâh buyur. Çünkü hep yabancılar
(ağyâr) uyur. Bu gece tekrar buyur.
2-Tertemiz hâneye gel. Şu hicranlı âşığına gel. Sarhoşluğunla susayana
gel. Ey kadeh sunan, buyur.
3-Lutfedip gözümün nûrun ol. Konuşmam, gözüm, kulağım. Bütün
hislerim ve hünerim. Sen bize her zaman buyur.
4-Hem elim ol, hem ayağım. Hem yüreğimde dayanağım. Gönülde gül
bahçem, bağım. Ey gülistânın gülü, buyur.
5-Gözümün nûru olup. Gamlı sözümün neşesi olup. Gecemi tutuşturan
ışığım olup. Ey aldatıcı mehtap, buyur.
6-Gizli olduysan gözlerden. Gönüldesin, ey cihanın cânı. Cândan ırak
olma hemen. Ey gönlümün sevdiği, buyur.
7-Sus! Ey hazineleri söyleyen! Beyân davulu gümlemesin. Hakkı! Yeter
artık, sözün ziyân olmasın. Nefessiz, sözsüz olsun, buyur.
Bu yolun yolcusuna bir de şu lâzımdır ki yoluna zıt gidenlerle arkadaşlık
etmekten sakınsın. Özellikle iman nûrunu tabiatının karanlığıyla karartıp
örten, feyz ve nûr verme davası güderek [312/a] dervişlik elbisesine
bürünen ve yalancılıkla ömrünü tüketen dinde her şeyi helâl ve mubah
gören (ibâhî)lerden yüz çevirip sakınsın. Mümkün olduğunca onlardan uzak
dursun. Ta ki şekavete düşmesin, saadet ehlinden olsun. O gibilerin bozuk
inançlarından ve hîlelerinin şerrinden Allah’a sığınırız.
Rubâî:
Bâ her ki nişestî vu ne-şod cem‘-i dilet
V’ez to ne-remîd zahmet-i âb u gilet
Zinhâr zi-sohbeteş gorîzân mî-bâş
V’er ne ne-kuned rûh-ı azîzân bihilet
Rubâî (nin tercümesi)
Bir kimseyle oturduğunda kalbin huzur hâlinde olmaz ve senden su ve
toprak yani beden fikrini uzaklaştırmazsa; sakın ha gitme yanına,
sohbetinden firâr et. Yoksa azîzlerin ruhu sana haklarını helâl etmez.
Bu yolun yolcusuna bir de şu lâzımdır ki, geçmişte olan işlerle gelecekte
olması muhtemel şeylerden yüz çevirip bunları düşünmesin. Bulunduğu
halden bir an geri veya ileri gitmesin. Her hâlükârda Hak düşüncesiyle
olsun. İki cihânı unutup her nefeste O’nu zikretsin. Ta ki O’na dost olmanın
huzurunu (üns) gönlünde bulsun. Kendine ait bütün sıfatlardan fânî olup
sadece O’nunla kalsın.
Rubâî:
Ey mânde zi-bahr-i ilm ber sâhil-i ayn
Der-bahr ferâğet-est u ber sâhil şeyn
Ber dâr saff-ı nazar zi-mevc-i kevneyn
Âgâh-ı bahr bâş beyne’n-nefeseyn
Rubâî (nin tercümesi)
Ey ilim denizinden geri, ayn sahilinde kalan! Denizde rahatlık vardır,
sahilde elem. Gözünü iki cihan dalgasından çevir de, iki nefes arasında hiç
uyuma. Uyan!
Rubâî:
Hâ gayb-ı hüviyet oldu ey harf şinâs
Enfâs ki hep o harf olmuşdur esâs
Ol harfden âgeh ola gör her demde
Bir harf didüm anla da kıl Hakka sipâs
Rubâî (nin sadeleştirmesi)
“He” harfi gaybın (zât mertebesinin, «hû» zamirinin) aslı oldu. Ey harf
ilmini bilen! Nefesler ki hep o harf olmuştur esas. O harften hep uyanık
oluver, her demde. Bir harf dedim; anla da Hakk’a hamdet.
Bu yolun âdâb ve esaslarından en mühim ve gerekli olanları şu
vasiyetlerdir ki; her durumda faydalı ilim öğrenme ve daima faydalı iş
işleme tarafında olup ehl-i sünnet ve’l-cemaat çizgisinden aslâ
ayrılmayasın. Tefsir, hadis ve fıkıh bilgisi öğrenip cahil sofulardan uzak
olasın. Müezzinliğe ve imamlığa heves etmeyip namazları cemaatle
kılmaya devam edesin. Şehvet peşine düşmeyesin ve onun âfetlerinden
uzak olasın. Hiçbir makama tâlip olmayıp [makam-mevki çekişmelerine
bağlı] sürtüşmelerden uzak kalasın. Mahkemelerde hâkim huzuruna
çıkmayasın; senet, sicil, mahzar (dilekçe) ve benzeri işlemlere adını
yazdırma ki adın kötüye çıkmasın. Kimseye vekil ve kefil olmayıp halkın
vasiyetlerine karışmayıp rahat bulasın.
Yöneticilerle ve onların çocuklarıyla arkadaş olmayıp semâ ve benzeri
merâsimlerin yapıldığı tekkelerde eğlenmeyip ilim meclislerine gelesin.
Avâmdan ve zenginlerden uzak durup toy gençlerle ve kadınlarla
arkadaşlık
etmeyip
yalnız
kalasın.
Gücün
yettikçe
bekâr
kalıp
evlenmeyesin. Böylece, dünya isteklisi olmayasın. Dünya isteğiyle dinini
elden çıkarmış olmayasın. Çoluk çocuk derdi, geçim kaygısıyla uğraşırken
kötü durumlara düşmeyesin.
Helâl ile yetinip harama el sürmeyesin. Boş sözleri ve bilhassa mizahı
terk edip çok gülmeyesin. Öylece, kalbini ölü bulmayasın. Herkese şefkat
nazarıyla bakıp hiç kimseyi hakîr görmeyesin. Hiç kimseden bir şey
istemeyip kimseye bir hizmet yüklemeyesin. İhtiyacını, derdini ve
zevklerini gizli tutup halka duyurmayasın. Dışını süslemeyi bırakıp güzel
ahlâk ile içini süsleyesin.
Kâmil evliyâyı ve ilmiyle amel eden âlimleri bulduğunda onlara hürmetle
selâm verip yanlarına varıp ellerini öpesin. Huzurlarında boyun büküp
edeple durasın. Sana düşen bir hizmetleri olursa malınla ve bedeninle cân u
gönülden yerine getiresin. Onlara hizmet etmeyi devlet bilesin,
sohbetlerinde bulunmayı ganimet, muhabbetlerini saadet bilesin. Onların
yoluna cânını başını verircesine teslim olasın. Böylelikle dualarını alıp
rızâlarına eresin.
Evliyânın sözlerini ve davranışlarını, akıl ölçüleriyle mukayese ederek
inkâr yoluna gitmeyesin. Hızır ile Mûsâ aleyhisselâmın kıssasını
unutmayasın. Çünkü inkârın sonu kötüdür ve evliyâyı inkâr edenler, onların
muhabbetiyle ilminden mahrum kalır.
Hiçbir kimse ile [312/b] mücâdele etmeyip zıt ve aykırı gitmeyesin.
İnsanları Yaratan’a ısmarlayıp kimsenin gıybetini etmeyesin. Dünyanın
gösteriş ve süslerine itibar etmeyesin; sırf dünya için çalışanlara
güvenmeyesin. Çünkü dünya ehli de dünya gibi vefâsızdır. Sohbetlerinin de
içi boştur; zevksiz, safâsızdır. Senin asıl sermayen dinin mukaddes
ölçüleriyle
âdâbına
riâyet
etmek
olsun.
Mescidler
ve
[uzlete
çekilebileceğin] sahrâlar mekânın, dostun da Hazret-i Mevlâ olsun.
Beyt
Yâ enîse’l-kulûb fi’l-halavât
Bike me’vâ’l-vuhûş fi’l-felevât
Beyt (in tercümesi)
Ey, halvet köşelerinde kalplerin arkadaşı! Çöllerde vahşilerin bile, sensin
yoldaşı.
Gerçek şu ki havâssın ve avâmın bütün sırları bu bölümde tamamıyla
yazılmıştır vesselâm. Gerçi bu hakikatleri söylemek ve yazmak bu fakîrin
vazîfesi değildir. Ancak muhabbet ehlinin hizmetinde bulunmak niyetiyle,
evliyânın eserlerinden ikiyüz kitabın özü seçilip özetlenerek ve tercüme
edilerek bu kitabın üçüncü fennine yazılmıştır.
Rubâî:
Yâ în heme bî hâsılî ve hîç kesî
Der-mânde be nâ-resâyî vu bu’l-hevesî
Dâdîm nişân zi-genc-i maksûd to-râ
Ger mâ ne-resîdeîm to şâyed be-resî
Rubâî (nin tercümesi)
Bu yoksulluğumla, yalnızlığımla âciz kalmışken heves peşindeyim.
Bulmayı gaye edindiğim hazineden sana işaret verdim. Biz ona
kavuşamadık, belki sen kavuşursun.
Nazm
1-Ni‘met-i uzmâ-yı cem‘iyyetde idin bir zamân
Düşdün andan bu azâb-ı gaflet ü cehle yaman
Âşinâ-yı Hak iken bîgâne oldun bî-gümân
Ayn-ı Beytullâh iken put-hâne olmuş dil hemân
Hâzır-ı Hak ol huzûr it gâfil olma her zamân
2-Hâzır ol kim ni‘met-i cem‘iyyet-i hâtır O’dur
Gâfil olma kim azâb-ı tefrika hâzır odur
Hakk’a cândan kıl teveccüh kalbine nâzır O’dur
Evvel ü âhir O’dur hem bâtın u zâhir O’dur.
Hâzır-ı Hak ol huzûr it gâfil olma her zamân
3-Cehl ü havf u gam gazab hep gaflet ü nisyândadır
Gâfil olan sû-i hulkıyla yanar nîrândadır
Ârif-i âgâh olan cân rahmet-i Rahmân’dır
Gark-ı bahr-ı vahdet olmuş cennet-i irfândadır.
Hâzır-ı Hak ol huzûr it gâfil olma her zamân
4-Âb u nânı koy bu cisme zikr-i Hak olsun edâm
Zevk-i zikru’llâh ile dil mutma‘in olsun tamâm
Hayrete var kim O’dur dil beytine bâbü’s-selâm
Hakk ile her halde ol tâ ol senin ola müdâm
Hâzır-ı Hak ol huzûr it gâfil olma her zamân
5-Ey gönül her ne dilersen sende iste [105] sende bul
Ger sa‘âdet-mend isen kendinde bul ol dosta yol
Bâb-ı hayretden huzûr-ı Hazret’e eyle duhûl
Mâsivâdan fâriğ ol aşkın deminden pür-dem ol
Hâzır-ı Hak ol huzûr it gâfil olma her zamân
6-Nefsini lâ-şey bilen dil Hak bilür âgâh olur
Rü’yet ü sem‘ ü kelâmı her işi Allâh olur
Cümle eşyâdan ana bir ân temâşâ-gâh olur
Kande olsa Hak ânınla dâ’imâ hem-râh olur
Hâzır-ı Hak ol huzûr it gâfil olma her zamân
7-Hakkı! Hak’dan gâfil olma hâzır ol eyle huzûr
Dil nazargâh-ı Hudâ’dır sâf kıl kim dola nûr
Şahdamarlardan yakındır Hak sana sen olma dûr
Vehm ü fehm ü fikri koy, dal hayrete ol pür-sürûr
Hâzır-ı Hak ol huzûr it gâfil olma her zamân
Günümüz Türkçesiyle
1- Bir zaman bezm-i elestte, büyük nimet içindeydin. Oradan bu gaflet ve
cehalet azabına yaman düştün. Hakk’a âşinâ iken, uzak ve yabancı oldun.
Sanki Beytullah iken, put-hâne olmuş gönül hemen. Hak ile hâzır ol, huzur
bul, gâfil olma her zaman.
2-Hâzır ol ki beraberlik (cemiyet) nimetini hatırlamak odur. Gâfil olma ki
tefrika azabı odur. Hakk’a candan teveccüh et, kalbini gören O’dur. Evvel
ve âhir O’dur, hem bâtın ve zâhir O’dur. Hak ile hâzır ol, huzur bul, gâfil
olma her zaman.
3-Cehalet, korku, gam ve gazap; gaflet ve nisyandadır. Gâfil olan, sırf
kötü ahlâkıyla yanar; ateştedir. Ârif olan can uyanıktır; Rahmân’ın
rahmetindedir. Vahdet deryâsına dalmıştır, irfân cennetindedir. Hak ile hâzır
ol, huzur bul, gâfil olma her zaman.
4-Ekmeği suyu bırak, Hak zikri gıdan olsun daima. Zikrullah zevkiyle
gönlün mutmain olsun, tamam. Hayrete var ki odur, gönül sarayında
Bâbü’s-Selâm. Her halinde Allah’la ol ki, O dâima seninle olsun. Hak ile
hâzır ol, huzur bul, gâfil olma her zaman.
5-Ey gönül, her ne dilersen; sende iste, sende bul. Saadet ehliysen eğer,
kendinde O dosta yol bul. Hayret kapısından, Hazret’in huzuruna yol bul.
Mâsivâdan sıyrıl ki aşkın gözyaşından bir damla ol. Hak ile hâzır ol, huzur
bul, gâfil olma her zaman.
6-Nefsini «hiçbir şey» olarak bilen gönül; Hakk’ı bulur, âgâh olur.
Görmesi, işitmesi ve sözü; her işi Allah’la olur. Bütün eşyadan O’na, bir an
seyrangâh olur. Nerde olsa Hak onunla, daima yoldaş olur. Hak ile hâzır ol,
huzur bul, gâfil olma her zaman.
7-Hakkı! Hak’tan gâfil olma, hâzır ol, huzur eyle. Gönül Hakk’ın
nazargâhıdır, arıt ki nûr dolsun. Şah damarından yakındır Hak sana, sen
uzak olma. Kuruntuyu, anlayışı, fikri koy; hayrete dal, sürûr odur. Hak ile
hâzır ol, huzur bul, gâfil olma her zaman.

