Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Nakşibendiye yolunun ikinci esasını bildirir

DÖRDÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Üçüncü Madde Üçüncü Madde Nakşibendiye yolunun ikinci esasını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Hazret-i Hâce Bahaeddin (Nakşibend) ve onun halifeleri olan hâcegân (rahmetullahi aleyhim …

DÖRDÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Üçüncü Madde

Üçüncü Madde

Nakşibendiye yolunun ikinci esasını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Hazret-i Hâce Bahaeddin (Nakşibend) ve onun

halifeleri olan hâcegân (rahmetullahi aleyhim ecmaîn aleyhim hazretleri)

şöyle demişlerdir:

Yolumuzun üç esasından ikincisi kalbî yoğunlaşma (teveccüh-i kalbî)dir

ki, zâkir kalbiyle Allah ismini (ism-i Celâl) söyleyerek o mübarek ismin

tesirinden doğan eşsiz mânâyı düşünür. O mânâyı muhafaza edip bütün his

ve kuvveleriyle çam kozalağı şeklindeki kalbine (kalb-i sanevberî) teveccüh

eder. Bu teveccühe devam edip o yüksek mânâyı zorlamayla da olsa hıfz

eder. Söz konusu külfet ve zorluk ortadan kalkıncaya kadar bunu sürdürür.

Eğer o mânâ cezbe hâlinin tasarrufundan önce zâkirin vücûduna tamâmen

tesir ederse ona gereken, o mânâyı bütün bu varlık âlemini kuşatan

mücerred ve kâmil bir nûr sûretinde kendi basîretine karşı tutup onunla ve

bütün hissî kuvveleriyle çam kozalağı şeklindeki kendi kalbine teveccüh

etmesidir. O zamana kadar buna devam etmelidir ki, sûret aradan çıkıp

gitsin ve arzu edilen esas mânâ meydana çıkmış olsun.

Zâkir, bu şekilde kalbiyle “Allah” demeye devam ederken, O’nun

niteliksiz olarak âlemdeki bütün zerreleri kuşattığı bilincine varıp bu

düşünceyle o kadar çok zikreder ki tamâmen kendinden geçer. Sonra oradan

öyle bir mertebeye gelir ki artık bu hâl onun kalbinde vasıf olur. Rûhu ve

cânı bu nûr ile dolup muazzam lezzet alır. Gönlü bu zikirle meşgul iken onu

öyle bir hayret alır ki melekût âlemindeki acayip haller ona açılır.

Zâkir bu halde iken; zikri fikri bir kenara bırakıp o hayrete dalsın. Gönül

âlemine ait haller ne ise yine gönülde kalsın. Elbette ki manevî sırları halka

açıklamasın ve dîn-i mübîn-i İslâm’dan ayrı gitmesin. O hayret hâli ondan

gidince tekrar zikre devam etsin. Yine hayret gelince, O’nunla olup -zikir

bile olsa- herhangi bir şeyle meşgul olmaktan vazgeçsin. Çünkü zikretmek,

mânâ kapısını tıklatmaktır. Hayret ise Mevlâ’nın (manevî) kapısını

açmaktır. Şu halde kapı açılınca, onu tıklatmaya gerek kalmaz.

Kalbin suskunluğu (sükût) bunların hepsinden daha evlâdır. Bu hayret

birbirini takip edip gün be gün artar. Ta ki zâkir çoğu vakit bu hayretle olur.

Zamanla bu hayrete öyle dalmış olur ki, kendi sıfatlarından tamâmen geçip

(fenâ) yukarıda bahsi geçen sıfatlarla kalır. İnsanlık esâretinden kurtulup

kendi âleminde sultanlığı bulur. “İyilerin sadrı, sırlar kabristanıdır” sözü

gereğince, gönül hallerini gizler.

Bu halde hayrete dalan zâkir kuvvet sahibi olur, bu fenâyı bulan kâmil

saadet sâhibidir. Kalabalık ona tenhâlık ve yalnızlıktır (itikaf ve halvet).

Çokluk ona birlik ve uzlettir. Onun nefes alması tesbih ve ibadettir.

Konuşması sırf hikmettir. Her işi Allah’a itaat ve hizmettir. Âdeti yumuşak

huyluluk, nezaket ve dostluktur. Bakışı sırf ibrettir. Fikri ilim ve tecrübedir.

Ahlâkı bütün halka karşı hilm ve şefkattir. Çünkü o vahdet şarabıyla

kendinden geçmiştir. Muhabbet deryasına dalmıştır. Her hâlinde o Hazret’in

huzur makamında hâzırdır. O, bütün zıtlarla bir arada yaşayabilir, hepsiyle

ayrı ayrı dostluk kurabilir. Her nerede olsa gönül safâsıyla bulunur; zevk

alır, rahat bulur.

Muhalefet tozlarıyla gönlü bulanmaz, kederlenmez. Cânı cânândan bir an

bile ayrılmaz. Alâkası gönülden dışarı kaymaz; başka hiçbir şeye

dayanmaz. Kimseden korkusu olmaz, hiç kimseden bir şey ümit etmez.

Belki de içinde ve dışında [310/a] mâsivâya dair hiçbir ilgi bulamaz.

Gözünü yumsa fenâ fillâh mertebesindedir. Ve eğer açarsa, bekâ-billah

mertebesindedir.

Nazm

1-Gönül dilberdedir el-hamdü li’llâh

Lebi Kevser’dedir el-hamdü li’llâh

2-Ne ferzend ü zen ister ve ne zînet

Ne sîm ü zerdedir el-hamdü li’llâh

3-Çü dil dilberle seyr eyler cihânı

Dahi bî-perdedir el-hamdü li’llâh

4-Gönül dostun tanır tenhâ cihânda

Adüvv güm-kerdedir el-hamdü li’llâh

5-Değil gam yok olursa ten ki cânım

Aceb hoş yer[de]dir el-hamdü li’llâh

6-Derûn-ı dilde rûşen dîde-i cân

Ruh-ı enverdedir el-hamdü li’llâh

7-Ezelden hamr-ı aşkı içdi Hakkı

Henüz ol sırdadır el-hamdü li’llâh

Günümüz Türkçesiyle

1-Gönül dilberdedir elhamdülillah. Dudağı kevserdedir elhamdülillah.

2-Ne oğul ne kız ister, ne de zînet. Ne de altın gümüştedir elhamdülillah.

3-Gönül dilberle seyreder cihanı. Dahi perdesizdir elhamdülillah.

4-Gönül, yalnız dostu tanır cihanda. Düşman kaybetmiştir elhamdülillah.

5-Gam değil, yok olursa bu beden. Cân ki hoş yerdedir, elhamdülillah.

6-Gönül içinde can gözü aydınlık. Nûrlu yanaktadır elhamdülillah.

7-Hakkı, aşk şarabını ezelde içti. Henüz o baştadır elhamdülillah.

Bu haller ve makamlar, bu mertebe ve kemâller belki bir senede, belki bir

erbaînde, belki on günde, belki bir günde ve belki de bir saatte Allah’ın

inâyetine ve kişinin istidâdına göre meydana gelir. Gönül sıdk ile yöneldiği

ölçüde dostuna vâsıl olur. “Allah’a götüren yollar mahlûkatın nefesleri

sayısıncadır” müjdesi bu farklılığa işarettir.

Eğer zâkir her anda Mevlâ’yı tefekkür etmekten geri durmasa, kendini

uyku bastığı zaman bile Hakk’ı zikretmekten ayrılmasa, onun uykusu da

gündüz uyanık bulunduğu hâl gibi olur; uyku hâlinde de Hazret-i Mevlâ’nın

huzurunda bulunmuş olur. Fakr u fenâ devletini tez zamanda bulur. Çünkü

Allah isminin (ism-i zât) özellikleri ve tesiri pek çoktur. Bunda olan tesirler,

O’nun diğer mübarek isimleriyle, sıfatlarıyla meşgul olmakla elde

edilemez. Bu zât ismiyle zikre devam eden yâni “Allah, Allah, Allah” deyip

giden zâkir, huzurla dolar ve O’ndan kuvvet alır. Maddî ve manevî âlemde

(âlem-i mülk ve melekut) tasarruf sâhibi olup dünya ve âhirete dair bütün

istediklerine nâil olur.

Nazm

1-Her murâdın sende iste hoşluğın bul ey gönül

İçeri gel âleminde pâdişâh ol ey gönül

Derd-i aşk-ı Hakk’a yanup ol ana kul ey gönül

Aşk-ı Hak’dan gayri bir şey itme me’mûl ey gönül

Hayrete var kim yakındır Hakk’a, ol yol ey gönül

Bahr-i aşka dal deminden dem-be-dem dol ey gönül

2-Az ye az iç az uyu var zikr-i kalbi eyle kût

Vehm ü fehm ü fikri nefy it kim gönül kılsun sükût

Ölmeden öl kim seni hayy ide Hayy-ı lâ yemût

Hûş der dem ya‘nî her dem Hakk’ı bul halkı unut

Hayrete var kim yakındır Hakk’a, ol yol ey gönül

Bahr-i aşka dal deminden dem-be-dem dol ey gönül

3-Sû-i hulkı dilde koyma tâ dola hulk-ı hasen

Emr-i Hakk’ı tut cemî‘-i halka şefkat eyle sen

Nefsi koy Hakk’a gönülden gel sefer kıl der-vatan

Hakk ile ol halk içinde halvet olsun encümen

Hayrete var kim yakındır Hakk’a, ol yol ey gönül

Bahr-i aşka dal deminden dem-be-dem dol ey gönül

4-Çekme gam ger halk-ı âlem olsalar düşmen sana

Cümleden erham hem eşfak dost imiş Rahmân sana

Her ne gelse hoş gelür Hak’dan gelür mihmân sana

Gelse aşkın derdi mesrûr ol O’dur dermân sana

Hayrete var kim yakındır Hakk’a, ol yol ey gönül

Bahr-i aşka dal deminden dem-be-dem dol ey gönül [310/b]

5-Bahr-i aşka dal suya düşmüş meder misli hemîn

Ol nefis bahrinde mahv ol kalmasın hiç ol emîn

Âlem ü âdem kamu çün nefs-i vâhiddir yakîn

Cümleyi kendün görürsen söyleme aslâ sakın

Hayrete var kim yakındır Hakk’a, ol yol ey gönül

Bahr-i aşka dal deminden dem-be-dem dol ey gönül

6-Her neye baksan anı bil kendi cüz’ün fi’l-misâl

Kesret-i sûretde kalma vahdet-i ma‘nâya dal

Mest olup vahdet meyinden zevk idüp ol ehl-i hâl

Ârif ol fakr u fenâdan hoş bekâ bul anda kal

Hayrete var kim yakındır Hakk’a, ol yol ey gönül

Bahr-i aşka dal deminden dem-be-dem dol ey gönül

7-Hakkı, Hakk’ı cânda bul çün mevc ile yemdür nihân

Hak sana sırr-ı maiyyetle muîndir her zamân

Ol sana senden yakındır sen ırağ olma hemân

Ayn-ı Beytullah iken dil dolmasın gayri gümân

Hayrete var kim yakındır Hakk’a, ol yol ey gönül

Bahr-i aşka dal deminden dem-be-dem dol ey gönül

Günümüz Türkçesiyle

1-Her muradın sende iste, hoşluğu bul ey gönül. İçeri gel, âleminde

pâdişâh ol ey gönül. Hak aşkının derdine yan, O’na kul ol, ey gönül. Hak

aşkından başka bir şey umma, ey gönül. Hayrete var ki Hakk’a yakındır o

yol, ey gönül! Aşk deryasına dal, an be an nefesiyle dol, ey gönül!

2-Az ye, az iç, az uyu; kalbî zikri azık eyle. Kuruntuyu, fikri nefyet ki

gönül sükût etsin. Ölmeden önce öl ki, Hayy-ı La-yemût olan Mevlâ teala

seni diri kılsın. Her an uyanık ol ki Hakk’ı bul, halkı unut. Hayrete var ki

Hakk’a yakındır o yol, ey gönül! Aşk deryasına dal, an be an kanıyla dol, ey

gönül!

3-Kötü huyu gönülde bırakma ki, güzel huyla dolasın. Hakk’ın emrini tut

ve bütün halka şefkat eyle. Nefsi koy, Hakk’a gönülden gel, vatana sefer

eyle. Hak ile ol ki, halk içindeyken halvete eresin. Hayrete var ki Hakk’a

yakındır o yol, ey gönül! Aşk deryasına dal, an be an nefesiyle dol, ey

gönül!

4-Gam çekme, meğer âlem halkı düşman olsa da sana. Cümleden

merhametli, şefkatli dost imiş Rahmân sana. Her ne gelse hoş gelir, Hak’tan

gelir misafir sana. Aşkın derdi gelse mesrûr ol, odur derman sana. Hayrete

var ki Hakk’a yakındır o yol, ey gönül! Aşk deryasına dal, an be an

nefesiyle dol, ey gönül!

5-Aşk deryasına dal, suya düşmüş balçık gibi hemen. O nefis deryasında

mahvolup kalma sen hiç, emin ol. Âlem de, Âdem de hepsi tek bir nefistir

şüphesiz. Herkesi kendin görürsen, söyleme aslâ sakın. Hayrete var ki

Hakk’a yakındır o yol, ey gönül! Aşk deryasına dal, an be an kanıyla dol, ey

gönül!

6-Her neye baksan onu, kendinden bir parça bil, misâl âleminde. Sûretin

çokluğunda kalma, mânânın birliğine dal. Vahdet şarabıyla kendinden

geçip, zevk alır o ehl-i hal. Ârif ol, fakr u fenâdan hoş bekâ bul ve onda kal.

Hayrete var ki Hakk’a yakındır o yol, ey gönül! Aşk deryasına dal, an be an

nefesiyle dol, ey gönül!

7-Hakkı! Hakk’ı canda bul; deniz dalga ile gizlidir. Hak sana, maiyyet

sırrıyla yardımcıdır her zaman. O sana senden yakındır, sen ırak olma

hemen. Gönlün Beytullah iken, yabancı girmesin aman! Hayrete var ki

Hakk’a yakındır o yol, ey gönül! Aşk deryasına dal, an be an nefesiyle dol,

ey gönül!