DÖRDÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
Nakşibendiye yolunun ikinci esasını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Hazret-i Hâce Bahaeddin (Nakşibend) ve onun
halifeleri olan hâcegân (rahmetullahi aleyhim ecmaîn aleyhim hazretleri)
şöyle demişlerdir:
Yolumuzun üç esasından ikincisi kalbî yoğunlaşma (teveccüh-i kalbî)dir
ki, zâkir kalbiyle Allah ismini (ism-i Celâl) söyleyerek o mübarek ismin
tesirinden doğan eşsiz mânâyı düşünür. O mânâyı muhafaza edip bütün his
ve kuvveleriyle çam kozalağı şeklindeki kalbine (kalb-i sanevberî) teveccüh
eder. Bu teveccühe devam edip o yüksek mânâyı zorlamayla da olsa hıfz
eder. Söz konusu külfet ve zorluk ortadan kalkıncaya kadar bunu sürdürür.
Eğer o mânâ cezbe hâlinin tasarrufundan önce zâkirin vücûduna tamâmen
tesir ederse ona gereken, o mânâyı bütün bu varlık âlemini kuşatan
mücerred ve kâmil bir nûr sûretinde kendi basîretine karşı tutup onunla ve
bütün hissî kuvveleriyle çam kozalağı şeklindeki kendi kalbine teveccüh
etmesidir. O zamana kadar buna devam etmelidir ki, sûret aradan çıkıp
gitsin ve arzu edilen esas mânâ meydana çıkmış olsun.
Zâkir, bu şekilde kalbiyle “Allah” demeye devam ederken, O’nun
niteliksiz olarak âlemdeki bütün zerreleri kuşattığı bilincine varıp bu
düşünceyle o kadar çok zikreder ki tamâmen kendinden geçer. Sonra oradan
öyle bir mertebeye gelir ki artık bu hâl onun kalbinde vasıf olur. Rûhu ve
cânı bu nûr ile dolup muazzam lezzet alır. Gönlü bu zikirle meşgul iken onu
öyle bir hayret alır ki melekût âlemindeki acayip haller ona açılır.
Zâkir bu halde iken; zikri fikri bir kenara bırakıp o hayrete dalsın. Gönül
âlemine ait haller ne ise yine gönülde kalsın. Elbette ki manevî sırları halka
açıklamasın ve dîn-i mübîn-i İslâm’dan ayrı gitmesin. O hayret hâli ondan
gidince tekrar zikre devam etsin. Yine hayret gelince, O’nunla olup -zikir
bile olsa- herhangi bir şeyle meşgul olmaktan vazgeçsin. Çünkü zikretmek,
mânâ kapısını tıklatmaktır. Hayret ise Mevlâ’nın (manevî) kapısını
açmaktır. Şu halde kapı açılınca, onu tıklatmaya gerek kalmaz.
Kalbin suskunluğu (sükût) bunların hepsinden daha evlâdır. Bu hayret
birbirini takip edip gün be gün artar. Ta ki zâkir çoğu vakit bu hayretle olur.
Zamanla bu hayrete öyle dalmış olur ki, kendi sıfatlarından tamâmen geçip
(fenâ) yukarıda bahsi geçen sıfatlarla kalır. İnsanlık esâretinden kurtulup
kendi âleminde sultanlığı bulur. “İyilerin sadrı, sırlar kabristanıdır” sözü
gereğince, gönül hallerini gizler.
Bu halde hayrete dalan zâkir kuvvet sahibi olur, bu fenâyı bulan kâmil
saadet sâhibidir. Kalabalık ona tenhâlık ve yalnızlıktır (itikaf ve halvet).
Çokluk ona birlik ve uzlettir. Onun nefes alması tesbih ve ibadettir.
Konuşması sırf hikmettir. Her işi Allah’a itaat ve hizmettir. Âdeti yumuşak
huyluluk, nezaket ve dostluktur. Bakışı sırf ibrettir. Fikri ilim ve tecrübedir.
Ahlâkı bütün halka karşı hilm ve şefkattir. Çünkü o vahdet şarabıyla
kendinden geçmiştir. Muhabbet deryasına dalmıştır. Her hâlinde o Hazret’in
huzur makamında hâzırdır. O, bütün zıtlarla bir arada yaşayabilir, hepsiyle
ayrı ayrı dostluk kurabilir. Her nerede olsa gönül safâsıyla bulunur; zevk
alır, rahat bulur.
Muhalefet tozlarıyla gönlü bulanmaz, kederlenmez. Cânı cânândan bir an
bile ayrılmaz. Alâkası gönülden dışarı kaymaz; başka hiçbir şeye
dayanmaz. Kimseden korkusu olmaz, hiç kimseden bir şey ümit etmez.
Belki de içinde ve dışında [310/a] mâsivâya dair hiçbir ilgi bulamaz.
Gözünü yumsa fenâ fillâh mertebesindedir. Ve eğer açarsa, bekâ-billah
mertebesindedir.
Nazm
1-Gönül dilberdedir el-hamdü li’llâh
Lebi Kevser’dedir el-hamdü li’llâh
2-Ne ferzend ü zen ister ve ne zînet
Ne sîm ü zerdedir el-hamdü li’llâh
3-Çü dil dilberle seyr eyler cihânı
Dahi bî-perdedir el-hamdü li’llâh
4-Gönül dostun tanır tenhâ cihânda
Adüvv güm-kerdedir el-hamdü li’llâh
5-Değil gam yok olursa ten ki cânım
Aceb hoş yer[de]dir el-hamdü li’llâh
6-Derûn-ı dilde rûşen dîde-i cân
Ruh-ı enverdedir el-hamdü li’llâh
7-Ezelden hamr-ı aşkı içdi Hakkı
Henüz ol sırdadır el-hamdü li’llâh
Günümüz Türkçesiyle
1-Gönül dilberdedir elhamdülillah. Dudağı kevserdedir elhamdülillah.
2-Ne oğul ne kız ister, ne de zînet. Ne de altın gümüştedir elhamdülillah.
3-Gönül dilberle seyreder cihanı. Dahi perdesizdir elhamdülillah.
4-Gönül, yalnız dostu tanır cihanda. Düşman kaybetmiştir elhamdülillah.
5-Gam değil, yok olursa bu beden. Cân ki hoş yerdedir, elhamdülillah.
6-Gönül içinde can gözü aydınlık. Nûrlu yanaktadır elhamdülillah.
7-Hakkı, aşk şarabını ezelde içti. Henüz o baştadır elhamdülillah.
Bu haller ve makamlar, bu mertebe ve kemâller belki bir senede, belki bir
erbaînde, belki on günde, belki bir günde ve belki de bir saatte Allah’ın
inâyetine ve kişinin istidâdına göre meydana gelir. Gönül sıdk ile yöneldiği
ölçüde dostuna vâsıl olur. “Allah’a götüren yollar mahlûkatın nefesleri
sayısıncadır” müjdesi bu farklılığa işarettir.
Eğer zâkir her anda Mevlâ’yı tefekkür etmekten geri durmasa, kendini
uyku bastığı zaman bile Hakk’ı zikretmekten ayrılmasa, onun uykusu da
gündüz uyanık bulunduğu hâl gibi olur; uyku hâlinde de Hazret-i Mevlâ’nın
huzurunda bulunmuş olur. Fakr u fenâ devletini tez zamanda bulur. Çünkü
Allah isminin (ism-i zât) özellikleri ve tesiri pek çoktur. Bunda olan tesirler,
O’nun diğer mübarek isimleriyle, sıfatlarıyla meşgul olmakla elde
edilemez. Bu zât ismiyle zikre devam eden yâni “Allah, Allah, Allah” deyip
giden zâkir, huzurla dolar ve O’ndan kuvvet alır. Maddî ve manevî âlemde
(âlem-i mülk ve melekut) tasarruf sâhibi olup dünya ve âhirete dair bütün
istediklerine nâil olur.
Nazm
1-Her murâdın sende iste hoşluğın bul ey gönül
İçeri gel âleminde pâdişâh ol ey gönül
Derd-i aşk-ı Hakk’a yanup ol ana kul ey gönül
Aşk-ı Hak’dan gayri bir şey itme me’mûl ey gönül
Hayrete var kim yakındır Hakk’a, ol yol ey gönül
Bahr-i aşka dal deminden dem-be-dem dol ey gönül
2-Az ye az iç az uyu var zikr-i kalbi eyle kût
Vehm ü fehm ü fikri nefy it kim gönül kılsun sükût
Ölmeden öl kim seni hayy ide Hayy-ı lâ yemût
Hûş der dem ya‘nî her dem Hakk’ı bul halkı unut
Hayrete var kim yakındır Hakk’a, ol yol ey gönül
Bahr-i aşka dal deminden dem-be-dem dol ey gönül
3-Sû-i hulkı dilde koyma tâ dola hulk-ı hasen
Emr-i Hakk’ı tut cemî‘-i halka şefkat eyle sen
Nefsi koy Hakk’a gönülden gel sefer kıl der-vatan
Hakk ile ol halk içinde halvet olsun encümen
Hayrete var kim yakındır Hakk’a, ol yol ey gönül
Bahr-i aşka dal deminden dem-be-dem dol ey gönül
4-Çekme gam ger halk-ı âlem olsalar düşmen sana
Cümleden erham hem eşfak dost imiş Rahmân sana
Her ne gelse hoş gelür Hak’dan gelür mihmân sana
Gelse aşkın derdi mesrûr ol O’dur dermân sana
Hayrete var kim yakındır Hakk’a, ol yol ey gönül
Bahr-i aşka dal deminden dem-be-dem dol ey gönül [310/b]
5-Bahr-i aşka dal suya düşmüş meder misli hemîn
Ol nefis bahrinde mahv ol kalmasın hiç ol emîn
Âlem ü âdem kamu çün nefs-i vâhiddir yakîn
Cümleyi kendün görürsen söyleme aslâ sakın
Hayrete var kim yakındır Hakk’a, ol yol ey gönül
Bahr-i aşka dal deminden dem-be-dem dol ey gönül
6-Her neye baksan anı bil kendi cüz’ün fi’l-misâl
Kesret-i sûretde kalma vahdet-i ma‘nâya dal
Mest olup vahdet meyinden zevk idüp ol ehl-i hâl
Ârif ol fakr u fenâdan hoş bekâ bul anda kal
Hayrete var kim yakındır Hakk’a, ol yol ey gönül
Bahr-i aşka dal deminden dem-be-dem dol ey gönül
7-Hakkı, Hakk’ı cânda bul çün mevc ile yemdür nihân
Hak sana sırr-ı maiyyetle muîndir her zamân
Ol sana senden yakındır sen ırağ olma hemân
Ayn-ı Beytullah iken dil dolmasın gayri gümân
Hayrete var kim yakındır Hakk’a, ol yol ey gönül
Bahr-i aşka dal deminden dem-be-dem dol ey gönül
Günümüz Türkçesiyle
1-Her muradın sende iste, hoşluğu bul ey gönül. İçeri gel, âleminde
pâdişâh ol ey gönül. Hak aşkının derdine yan, O’na kul ol, ey gönül. Hak
aşkından başka bir şey umma, ey gönül. Hayrete var ki Hakk’a yakındır o
yol, ey gönül! Aşk deryasına dal, an be an nefesiyle dol, ey gönül!
2-Az ye, az iç, az uyu; kalbî zikri azık eyle. Kuruntuyu, fikri nefyet ki
gönül sükût etsin. Ölmeden önce öl ki, Hayy-ı La-yemût olan Mevlâ teala
seni diri kılsın. Her an uyanık ol ki Hakk’ı bul, halkı unut. Hayrete var ki
Hakk’a yakındır o yol, ey gönül! Aşk deryasına dal, an be an kanıyla dol, ey
gönül!
3-Kötü huyu gönülde bırakma ki, güzel huyla dolasın. Hakk’ın emrini tut
ve bütün halka şefkat eyle. Nefsi koy, Hakk’a gönülden gel, vatana sefer
eyle. Hak ile ol ki, halk içindeyken halvete eresin. Hayrete var ki Hakk’a
yakındır o yol, ey gönül! Aşk deryasına dal, an be an nefesiyle dol, ey
gönül!
4-Gam çekme, meğer âlem halkı düşman olsa da sana. Cümleden
merhametli, şefkatli dost imiş Rahmân sana. Her ne gelse hoş gelir, Hak’tan
gelir misafir sana. Aşkın derdi gelse mesrûr ol, odur derman sana. Hayrete
var ki Hakk’a yakındır o yol, ey gönül! Aşk deryasına dal, an be an
nefesiyle dol, ey gönül!
5-Aşk deryasına dal, suya düşmüş balçık gibi hemen. O nefis deryasında
mahvolup kalma sen hiç, emin ol. Âlem de, Âdem de hepsi tek bir nefistir
şüphesiz. Herkesi kendin görürsen, söyleme aslâ sakın. Hayrete var ki
Hakk’a yakındır o yol, ey gönül! Aşk deryasına dal, an be an kanıyla dol, ey
gönül!
6-Her neye baksan onu, kendinden bir parça bil, misâl âleminde. Sûretin
çokluğunda kalma, mânânın birliğine dal. Vahdet şarabıyla kendinden
geçip, zevk alır o ehl-i hal. Ârif ol, fakr u fenâdan hoş bekâ bul ve onda kal.
Hayrete var ki Hakk’a yakındır o yol, ey gönül! Aşk deryasına dal, an be an
nefesiyle dol, ey gönül!
7-Hakkı! Hakk’ı canda bul; deniz dalga ile gizlidir. Hak sana, maiyyet
sırrıyla yardımcıdır her zaman. O sana senden yakındır, sen ırak olma
hemen. Gönlün Beytullah iken, yabancı girmesin aman! Hayrete var ki
Hakk’a yakındır o yol, ey gönül! Aşk deryasına dal, an be an nefesiyle dol,
ey gönül!

