Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Nakşibendiye yolunun üçüncü esasını bildirir

DÖRDÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Dördüncü Madde Dördüncü Madde Nakşibendiye yolunun üçüncü esasını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Hazret-i Hâce Bahaeddin (Nakşibend) ve onun seçkin halifeleri (rahmetullahi aleyhim …

DÖRDÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

Nakşibendiye yolunun üçüncü esasını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Hazret-i Hâce Bahaeddin (Nakşibend) ve onun

seçkin halifeleri (rahmetullahi aleyhim ecmaîn hazretleri) şöyle demişlerdir:

Bizim bu yolumuzun esaslarından üçüncüsü, kalbî râbıtadır.

Bunda mürîd kalbini yüce himmet sâhibi bir kâmil mürşide bağlar ki o,

müşâhede makamını bulmuştur. Allah’ın yüce isim ve sıfatlarının

tecellîlerine ulaşmış ve tahkîk (hakikat) ehlinden olmuştur. İşte “Kibrit-i

Ahmer”den daha değerli olan o azîzin mübarek yüzü; “Onlar ki

görüldükleri zaman Allah hatırlanır” [102] sözü gereğince, zikrin faydasını

verir. Onun lâtif sohbeti “Onlar Allah’la birliktedir” hükmü gereğince,

zikrolunan (Mevlâ Teala) ile sohbet etme neticesini verir.

Çünkü ancak onun gibi bir azîzin yüzünü görme devleti, hikmetli

sözlerini dinleme buna imkân verir bununla mümkün olur. Mürîd o sırları

ve o azîzin eserlerini gönlüne gizlice nakşedip gücü yettiğince bu elde

ettiklerini muhafaza eder. Eğer o mânâya bir gevşeklik ve usanç gelirse,

hemen onun sohbetine müracaat etsin ki o pîrin sohbeti bereketiyle o mânâ

gönlünde yeniden parlasın.

Böyle bir azîzin huzuruna giderek, tekrar tekrar ona müracaat edip

sığınırsa, o yüksek mânâ o kişinin melekesi olur. Öyle bir mertebeye

yükselir ki o azîzden uzakta olsa bile, onun sûretini hatırında tutabilir.

Zâhirî ve bâtınî bütün kuvvetleriyle kendi kalb-i sanevberîsine teveccüh

eder. Kalbine gelen her türlü havâtırı uzaklaştırıp şeyhinin hayâlini alabilir.

Nihayet onda öyle bir gaybet (kendinden geçme) keyfiyeti ve hayret hâli

meydana gelir ki, bu muameleyi tekrar ederek, söz konusu keyfiyet ve hâl

onda meleke hâlini alır. Böylece fakr u fenâ devletini bulur. [Mürîdi

Mevlâsına vâsıl eden] bundan yakın yol bulunmaz.

Şöyle olduğu da çok görülmüştür; Mevlâsını arzulayan mürîd

kabiliyetlidir. Pîr onda tasarruf ederek, ilk sohbetinde onu müşâhade

mertebesine ulaştırabilir. Şu halde kabiliyetli bir mürîd, kâmil bir mürşidi

Hakk’ın mârifetine ulaşmada vasıta etse, gece gündüz demeyip onun

sözünce ve izince gitse, o pîr hazretlerinin zâhirî sûreti onun iki kaşı

arasında olup hatırından bir an bile çıkmasa; durmakta, oturmakta, yemekte,

söylemekte [311/a] pîrinden bir an bile gaflet etmese, gün be gün bu minval

üzere -külfetle bile olsa- devam etse kişi öyle bir mertebeye ulaşır ki artık

pîrin sûreti onun kalbine iyice yerleşir. Her anda onu zahmetsizce tahayyül

edebilir. Hakk’ın zât mertebesinden (ehadiyet) şeyhin kalbine gelen her

feyz ve mârifet, onun kalbinden mürîdin kalbine yol bulur. Fakat tarikat

âdâbı terk edilirse, feyzin aktığı yol da bozulur. Onun içindir ki bu râbıta

yolu güçlükle kurulur.

Kıta

Sûret-i şeyhi dilde yazsa mürîd

Buna olan ana da hâsıldır

Lîk terk-i edeble zâ’il olur

Ol sebebden ziyâde müşkildir.

Günümüz Türkçesiyle

Mürîd şeyhin sûretini gönlüne yazsa, buna (şeyhe) gelen onda da hâsıl

olur. Ancak edebi terk edince zâil olur; O sebeple bu gâyet müşkildir.

Kıta

Ser-rişte-i devleti ey birâder ele al

Bu ömr-i girân-mâye ki az itme hayâl

Dâyim kamu yirde kamu işde kamu hâl

An yârini [103] gönlün gözün andan yana sal

Günümüz Türkçesiyle

Ey birader! Talih ipinin ucunu eline al. Bu ömür sermayesini az bir şey

sanma. Her yerde, her işte, her halde ve daima, yârini an; gözü gönlü

O’ndan ayırma.

Kıta

Sırr-ı gam-ı aşkı derd-mendân anlar

Sanma dil sırrın hod-pesend anlar

Nakkâşa irer ârif olan nakşından

Bu nakş-ı garîbi nakş-bendân anlar.

Günümüz Türkçesiyle

Aşk derdinin sırrını, gam çeken bilir. Sanma ki gönül sırrını mağrurlar

anlar. Nakkâşı bulur, ârif olanlar nakıştan. Bu acayip nakşı, Nakşibendîler

anlar.

Kıta

Nakşibendiyye aceb kâfile serverleridir

Gizli yoldan götürürler Harem’e kâfileyi

İrse çün sâlike sohbetlerinün câzibesi

Mahv ider vesvese-i halvet ü fikr-i çileyi

Günümüz Türkçesiyle

Nakşibendîler ne acayip kafile başkanlarıdır. Gizli yoldan kafileyi

Harem’e götürürler. Bir sâlike sohbetlerinin câzibesi erse; Halvet

vesvesesini ve çile düşüncesini yok eder.

Çünkü bu zamanda öyle azîzlerin sohbetini bulmak kibrit-i ahmerden

daha kıymetli ve daha şerefli olduğu için irfân yolunun isteklisine lâzımdır

ki, ilk iki yoldan birine mutlaka girmiş olsun. Ta ki evliyâlar mertebesini

elde etmiş olsun. Ya uzlette velâyeti tercih edip yalnızlığa bürünsün ya da

halk içinde velâyeti tercih edip onlarla kalsın. Çünkü Allah dostları iki sınıf

olur ve bunlardan bir sınıfı dinde takvâ ile (azîmet) ameli tercih eder bir

kısmı da ruhsatla amel ederek bununla yetinirler. Gerçi uzleti tercih eden

velî, hâliyle daha üstündür. Lâkin halk içinde kalmayı tercih eden velî,

kemâl bakımından bundan daha âriftir.

Şu kadar var ki uzleti tercih eden velînin de, halk içinde kalan Allah

dostunun da gayesi insanlara faydalı olmak ve onlara hizmet etmektir.

Çünkü onlar kendi varlıklarından geçmişler ve muhabbet kadehiyle vahdet

şarabını içmişlerdir. Dostu tenhada bulmuşlar ve O’nun dostluğundan zevk

almışlardır. Onların yaptığı işler gönüllerine aslâ mâni olmaz ve

kalplerindeki huzur hâli sebebiyle bir an bile O’ndan gâfil olmazlar. İşte bu

makamda artık iman âşikâr olur. Bu öyle bir âşikâr olmaktır ki göz içinde

gizlenir.

Bu durumda vuslat ve firkat (kavuşma ve ayrılma) onlar için aynı şey

olur. Yaşamak ve ölmek onlara kolay gelir. Onlardan birinin sohbetini

bulana, bulduğunun kıymetini bilene ve bulduğuna doğrulukla hizmet

edene, emrine teslim olana müjdeler olsun.

Nazm

1-Eylesün Allâh’a [104] çok tahiyyâtı, ana kim virmiş ilm-i gâyâtı

Gizli sultândır sırr-ı Subhân’dır, mürşid-i cândır hep makâlâtı

2-Kutb-ı hakâyık bahr-ı halâyık ferd-i câmi‘dir hep işârâtı

Nokta-i kibri göremez a‘mâ, gizlidir zîrâ cümleden zâtı

3-Kalbini keşşâf eylemiş şeffâf görinür anda hep beriyyâtı

Arayup bulan kulluğın kılan telkînün alan buldu hâlâtı

4-Ey nice cânlar yanını bekler görmedük dirler bunda lezzâtı

Neylesün ta‘lîm olamaz teslîm yâ nice bulsun ol kemâlâtı

5-Hubbu cânımda sırrı zâtımda savar üstümde hep beliyyâtı

Pîrini hak bil ey Niyâzî kim pîr yüzündendir Hak hidâyâtı.

Günümüz Türkçesiyle

1-O kimse Allah’ı senâ çok etsin ki, kendisine gayeler ilmini vermiş.

Gizli sultândır, Sübhan’ın sırrıdır o; canları irşâd eder sözleri.

2-Hakikat kutbu, halâyık deryâsı, benzersiz toplayıcıdır (ferd-i câmi‘) hep

işaretleri. Âmâ olan en büyük noktayı göremez, zira zâtı cümleden gizlidir.

3-Kalbini keşşâf eylemiş, şeffaf görünür orda bütün yaratılmışlar. Arayıp

bulan, kulluğunu kılan, telkînini alan bulur halleri.

4-Nice canlar yanında bekler, görmedik derler bunda lezzeti. Talim

neylesin, teslim olmamış, ya nice bulsun kemâlâtı?

5-Muhabbeti cânımda, sırrı zâtımda; üstümden savar hep belâları. Pîrin

Hak bil ey Niyâzi! Ki pîr yüzündendir Hak hidayeti.