DÖRDÜNCÜ BÂB · BEŞİNCİ FASIL · Dördüncü Madde
Dördüncü Madde
Nakşibendiye yolunun üçüncü esasını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Hazret-i Hâce Bahaeddin (Nakşibend) ve onun
seçkin halifeleri (rahmetullahi aleyhim ecmaîn hazretleri) şöyle demişlerdir:
Bizim bu yolumuzun esaslarından üçüncüsü, kalbî râbıtadır.
Bunda mürîd kalbini yüce himmet sâhibi bir kâmil mürşide bağlar ki o,
müşâhede makamını bulmuştur. Allah’ın yüce isim ve sıfatlarının
tecellîlerine ulaşmış ve tahkîk (hakikat) ehlinden olmuştur. İşte “Kibrit-i
Ahmer”den daha değerli olan o azîzin mübarek yüzü; “Onlar ki
görüldükleri zaman Allah hatırlanır” [102] sözü gereğince, zikrin faydasını
verir. Onun lâtif sohbeti “Onlar Allah’la birliktedir” hükmü gereğince,
zikrolunan (Mevlâ Teala) ile sohbet etme neticesini verir.
Çünkü ancak onun gibi bir azîzin yüzünü görme devleti, hikmetli
sözlerini dinleme buna imkân verir bununla mümkün olur. Mürîd o sırları
ve o azîzin eserlerini gönlüne gizlice nakşedip gücü yettiğince bu elde
ettiklerini muhafaza eder. Eğer o mânâya bir gevşeklik ve usanç gelirse,
hemen onun sohbetine müracaat etsin ki o pîrin sohbeti bereketiyle o mânâ
gönlünde yeniden parlasın.
Böyle bir azîzin huzuruna giderek, tekrar tekrar ona müracaat edip
sığınırsa, o yüksek mânâ o kişinin melekesi olur. Öyle bir mertebeye
yükselir ki o azîzden uzakta olsa bile, onun sûretini hatırında tutabilir.
Zâhirî ve bâtınî bütün kuvvetleriyle kendi kalb-i sanevberîsine teveccüh
eder. Kalbine gelen her türlü havâtırı uzaklaştırıp şeyhinin hayâlini alabilir.
Nihayet onda öyle bir gaybet (kendinden geçme) keyfiyeti ve hayret hâli
meydana gelir ki, bu muameleyi tekrar ederek, söz konusu keyfiyet ve hâl
onda meleke hâlini alır. Böylece fakr u fenâ devletini bulur. [Mürîdi
Mevlâsına vâsıl eden] bundan yakın yol bulunmaz.
Şöyle olduğu da çok görülmüştür; Mevlâsını arzulayan mürîd
kabiliyetlidir. Pîr onda tasarruf ederek, ilk sohbetinde onu müşâhade
mertebesine ulaştırabilir. Şu halde kabiliyetli bir mürîd, kâmil bir mürşidi
Hakk’ın mârifetine ulaşmada vasıta etse, gece gündüz demeyip onun
sözünce ve izince gitse, o pîr hazretlerinin zâhirî sûreti onun iki kaşı
arasında olup hatırından bir an bile çıkmasa; durmakta, oturmakta, yemekte,
söylemekte [311/a] pîrinden bir an bile gaflet etmese, gün be gün bu minval
üzere -külfetle bile olsa- devam etse kişi öyle bir mertebeye ulaşır ki artık
pîrin sûreti onun kalbine iyice yerleşir. Her anda onu zahmetsizce tahayyül
edebilir. Hakk’ın zât mertebesinden (ehadiyet) şeyhin kalbine gelen her
feyz ve mârifet, onun kalbinden mürîdin kalbine yol bulur. Fakat tarikat
âdâbı terk edilirse, feyzin aktığı yol da bozulur. Onun içindir ki bu râbıta
yolu güçlükle kurulur.
Kıta
Sûret-i şeyhi dilde yazsa mürîd
Buna olan ana da hâsıldır
Lîk terk-i edeble zâ’il olur
Ol sebebden ziyâde müşkildir.
Günümüz Türkçesiyle
Mürîd şeyhin sûretini gönlüne yazsa, buna (şeyhe) gelen onda da hâsıl
olur. Ancak edebi terk edince zâil olur; O sebeple bu gâyet müşkildir.
Kıta
Ser-rişte-i devleti ey birâder ele al
Bu ömr-i girân-mâye ki az itme hayâl
Dâyim kamu yirde kamu işde kamu hâl
An yârini [103] gönlün gözün andan yana sal
Günümüz Türkçesiyle
Ey birader! Talih ipinin ucunu eline al. Bu ömür sermayesini az bir şey
sanma. Her yerde, her işte, her halde ve daima, yârini an; gözü gönlü
O’ndan ayırma.
Kıta
Sırr-ı gam-ı aşkı derd-mendân anlar
Sanma dil sırrın hod-pesend anlar
Nakkâşa irer ârif olan nakşından
Bu nakş-ı garîbi nakş-bendân anlar.
Günümüz Türkçesiyle
Aşk derdinin sırrını, gam çeken bilir. Sanma ki gönül sırrını mağrurlar
anlar. Nakkâşı bulur, ârif olanlar nakıştan. Bu acayip nakşı, Nakşibendîler
anlar.
Kıta
Nakşibendiyye aceb kâfile serverleridir
Gizli yoldan götürürler Harem’e kâfileyi
İrse çün sâlike sohbetlerinün câzibesi
Mahv ider vesvese-i halvet ü fikr-i çileyi
Günümüz Türkçesiyle
Nakşibendîler ne acayip kafile başkanlarıdır. Gizli yoldan kafileyi
Harem’e götürürler. Bir sâlike sohbetlerinin câzibesi erse; Halvet
vesvesesini ve çile düşüncesini yok eder.
Çünkü bu zamanda öyle azîzlerin sohbetini bulmak kibrit-i ahmerden
daha kıymetli ve daha şerefli olduğu için irfân yolunun isteklisine lâzımdır
ki, ilk iki yoldan birine mutlaka girmiş olsun. Ta ki evliyâlar mertebesini
elde etmiş olsun. Ya uzlette velâyeti tercih edip yalnızlığa bürünsün ya da
halk içinde velâyeti tercih edip onlarla kalsın. Çünkü Allah dostları iki sınıf
olur ve bunlardan bir sınıfı dinde takvâ ile (azîmet) ameli tercih eder bir
kısmı da ruhsatla amel ederek bununla yetinirler. Gerçi uzleti tercih eden
velî, hâliyle daha üstündür. Lâkin halk içinde kalmayı tercih eden velî,
kemâl bakımından bundan daha âriftir.
Şu kadar var ki uzleti tercih eden velînin de, halk içinde kalan Allah
dostunun da gayesi insanlara faydalı olmak ve onlara hizmet etmektir.
Çünkü onlar kendi varlıklarından geçmişler ve muhabbet kadehiyle vahdet
şarabını içmişlerdir. Dostu tenhada bulmuşlar ve O’nun dostluğundan zevk
almışlardır. Onların yaptığı işler gönüllerine aslâ mâni olmaz ve
kalplerindeki huzur hâli sebebiyle bir an bile O’ndan gâfil olmazlar. İşte bu
makamda artık iman âşikâr olur. Bu öyle bir âşikâr olmaktır ki göz içinde
gizlenir.
Bu durumda vuslat ve firkat (kavuşma ve ayrılma) onlar için aynı şey
olur. Yaşamak ve ölmek onlara kolay gelir. Onlardan birinin sohbetini
bulana, bulduğunun kıymetini bilene ve bulduğuna doğrulukla hizmet
edene, emrine teslim olana müjdeler olsun.
Nazm
1-Eylesün Allâh’a [104] çok tahiyyâtı, ana kim virmiş ilm-i gâyâtı
Gizli sultândır sırr-ı Subhân’dır, mürşid-i cândır hep makâlâtı
2-Kutb-ı hakâyık bahr-ı halâyık ferd-i câmi‘dir hep işârâtı
Nokta-i kibri göremez a‘mâ, gizlidir zîrâ cümleden zâtı
3-Kalbini keşşâf eylemiş şeffâf görinür anda hep beriyyâtı
Arayup bulan kulluğın kılan telkînün alan buldu hâlâtı
4-Ey nice cânlar yanını bekler görmedük dirler bunda lezzâtı
Neylesün ta‘lîm olamaz teslîm yâ nice bulsun ol kemâlâtı
5-Hubbu cânımda sırrı zâtımda savar üstümde hep beliyyâtı
Pîrini hak bil ey Niyâzî kim pîr yüzündendir Hak hidâyâtı.
Günümüz Türkçesiyle
1-O kimse Allah’ı senâ çok etsin ki, kendisine gayeler ilmini vermiş.
Gizli sultândır, Sübhan’ın sırrıdır o; canları irşâd eder sözleri.
2-Hakikat kutbu, halâyık deryâsı, benzersiz toplayıcıdır (ferd-i câmi‘) hep
işaretleri. Âmâ olan en büyük noktayı göremez, zira zâtı cümleden gizlidir.
3-Kalbini keşşâf eylemiş, şeffaf görünür orda bütün yaratılmışlar. Arayıp
bulan, kulluğunu kılan, telkînini alan bulur halleri.
4-Nice canlar yanında bekler, görmedik derler bunda lezzeti. Talim
neylesin, teslim olmamış, ya nice bulsun kemâlâtı?
5-Muhabbeti cânımda, sırrı zâtımda; üstümden savar hep belâları. Pîrin
Hak bil ey Niyâzi! Ki pîr yüzündendir Hak hidayeti.

