-2. CİLT- · 170 – NAMAZDA SELAM ALMAK



923 – Abdullah bin Mes’ûd radıyallahu anh’dan:
– Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem namazda iken biz ona selam
verirdik de o da bize selamı iâde ederdi.
Biz Necaşi’nin yanından döndükten sonra ona (namazda) selam verdik,
selamımızı iâde etmedi, Ve:
“- Gerçekten namazda meşguliyet vardır” buyurdu. [52]
İZAH
Necâşi: Habeş hükümdarlarına verilen lakabdır.
İbn-i Mes’ûd Habeşistan’a hicret etti. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem
Medine’ye hicret etti.
Namaz kılana selam vermemeli, eğer verilirse namaz kılan namaz içinde
selamı iâde etmez, namazdan sonra iâde eder.
Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz İbn-i Mes’ûd’un
selamını namaz içinde iâde etmedi. Namazdan çıktıktan sonra iâde ettiği bir
sonraki hadiste açıklanmıştır.






924 – Abdullah (bin Mes’ûd) radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre
şöyle demiştir.
Biz namazda selam verir, ihtiyacımızı söylerdik. Rasûlullah sallallahu
aleyhi vesellem namaz kılarken ona geldim, selam verdim, selamımı iâde
etmedi, önceki (kederlerim) ile sonrakiler, beni düşündürdü. Rasûlullah
sallallahu aleyhi vesellem namazı kılınca:
“- Şüphesiz Allah emrinden dilediğini yeniden meydana çıkarır.
Gerçekten, Aziz ve Celil olan Allah emirlerinden namazda konuşmamanızı
bildirdi” buyurdu. Bana selamı iâde etti (selamımı aldı). [53]
İZAH
İbn-i Mes’ûd Hazretlerinin bu rivâyeti önceleri namazda konuşulduğunu,
namaz kılana selam verildiğini, namaz kılanın da selamı iâde ettiğini, ancak
bu ruhsatın sonradan kaldırıldığını bildiriyor.
Kadüme vema Hadüse: Selamına cevap alamayınca eski hüzünleri yenileri
ile birleşerek kendisini derin düşünceye sevk etti. Veya selamına cevap
alamayınca vaktiyle namazda iken Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e
selam verirdim alırdı. O zamanki durumum nasıldı ki selamım alınıyordu.
Şimdiki durumum nasıl ki selamım alınmıyor diye teessüre kapıldı.
Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz namazdan selam
verdikten sonra onun selamını iâde etti. Namazda konuşmanın hükmünün
kaldırıldığını bildirerek İbn-i Mes’ûd’u teselli etti.



925 – Suheyb radıyallahu anh’dan:
Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem’e namaz kılarken rastladım. Ona
selam verdim. Selamımı işaretle aldı. (Nâbil) dedi ki: İbn-i Ömer’in:
– Ancak parmağı ile işaretle iâde etti dediğini biliyorum. Kuteybe’nin
hadisinin lafzı budur. [54]
İZAH
Namaz kılana selam verilirse işaretle iâde edilmesini savunanlar bu hadise
dayanmaktadırlar. Atâ, Nehâî ve Süfyân-ı Sevrî bir rivâyette İmam Mâlik
bu görüştedirler. İmam Azam Hazretleri ise namazda olan kimseye selam
verilmiş ise ne diliyle ve ne de işaretle iâde etmez. Namazdan çıktıktan
sonra iâde eder, diyor. Ebû Hanife, Şâfiî, Ahmed bin Hanbel işaretle cevab
vermeyi mekruh saymışladır. (B. Mechud c. 55. 209)





926 – Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle
demiştir:
– Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem beni, Mustalik oğullarına
göndermişti. (vazifemi yapıp) ona dönmüştüm. Rasûlullah sallallahu aleyhi
vesellem devesi üzerinde namaz kılıyordu. Ona bir şeyler söyledim. Eliyle
bana şöyle yaptı: Sonra kendisiyle tekrar konuştum. Fakat o eliyle yine
şöyle yaptı. Ben kendisini işitiyordum o okuyor başı ile îmâ ediyordu.
Namazdan çıkınca:
“Gönderdiğim yerde ne yaptın?” Gerçek şu ki, seninle konuşmama bir şey
mani olmadı, ancak ben namazda idim” buyurdu. [55]
İZAH
Hz. Câbir görevini yapıp döndüğünde Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi
vesellem’i devesi üzerinde namaz kılarken bulur. Aldığı emri yerine
getirdiğini arz edince Rasûl-i Ekrem elini yere doğru işaret eder. Namazdan
selam verdikten sonra “namazda olduğum için seninle konuşmadım,”
diyerek konuşmamasının sebebini açıklar.
Bu hadis-i şeriften, vasıta üzerinde, îmâ ile nafile namaz kılınabileceği
anlaşılır.






927 – Nafi radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre:
Abdullah bin Ömer’in şöyle dediğini işittim demiştir. Rasûlullah sallallahu
aleyhi vesellem Kuba’ya çıktı, orada namaz kılıyordu. Ensar gelerek
namazda iken O’na selam verdiler. (İbn-i Ömer) dedi ki: Bilâl’e şöyle
dedim:
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem namaz kılarken onlar selam
verdiklerinde onlara selamlarını nasıl iâde ettiğini gördün? (Bilâl de)
avucunu açtı, “şöyle gördüm,” dedi. (Râvîlerden) Cafer bin Avn da avucunu
açtı. Avucunun içini aşağı, dışını yukarı tuttu. [56]
İZAH
Bir önce geçen Câbir hadisinde Rasûl-i Ekrem’in namaz içinde verilen
selamı eliyle işaret ederek cevaplandırdığı bildirilmiştir. Bu hadiste ise elin
keyfiyeti de açıklanarak avuç içini yere, sırtını yukarı getirip işaret ettiği
haber verilmiştir.




928 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet olunduğuna göre; Rasûlullah
sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Namazda noksan da olmaz.
Selam da verilmez.”
Ahmed bin Hanbel şöyle diyor: Bana göre bu hadisin manası (namazda) sen
kimseye selam vermeyeceksin, kimse de sana selam vermeyecek. Bir şahıs
namazında gırar (noksanlık) yapar, ne kadar kıldığında şüphe eder olduğu
halde namazdan çıkar.
İZAH
Gırar: Noksan yapmak demektir. Rükû ve secdeleri noksan yapmak; bir mi
kıldım, iki mi kıldım diye şüphelenmek, bu şüphe içerisinde namazdan
çıkmak da gırardır.
Kaç rekat kıldığında şüphe eden kimse, zann-ı galibi yoksa az olan rekatı
alır. Namazı tamamlar, sonunda sehiv secdesi yapar. Şüphesini gidermeyen,
sehiv secdesi yapmayan kimse namazını noksan kılmış olur.



929 – Ebû Hâzim şöyle dedi: öyle zannediyorum ki, Ebû Hüreyre bu hadisi
Rasûlullah’a ref etti, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:
“- Selamda ve namazda noksan yapmak (caiz) olmaz.”
Ebû Dâvud şöyle dedi: Bu hadisi İbn-i Fuzayl Mehdi’nin lafzı üzerine
rivâyet etti. Fakat Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e kadar ref etmedi.

