Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Nefs-i kâmilenin bu ismi almasının sebebini, seyrini, âlemini, mahallini, hâlini, içine…

BEŞİNCİ BAB · YEDİNCİ FASIL · Birinci Madde Birinci Madde Nefs-i kâmilenin bu ismi almasının sebebini, seyrini, âlemini, mahallini, hâlini, içine doğan mânâları (vârid), sıfatlarını ve sâlikleri terbiye etmesini …

BEŞİNCİ BAB · YEDİNCİ FASIL · Birinci Madde

Birinci Madde

Nefs-i kâmilenin bu ismi almasının sebebini, seyrini, âlemini, mahallini,

hâlini, içine doğan mânâları (vârid), sıfatlarını ve sâlikleri terbiye etmesini

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Yedinci

makamda nefs-i nâtıka bütün kemâl derecelerine ulaştığı için, ismi kâmile

olmuştur. Bunun seyri Allah ile (seyr-billâh) olup âlemi çoklukta birlik

(kesrette vahdet), birlikte çokluk (kesrette vahdet) âlemidir. Mahalli

“ahfâ”dır ki onun “hafî”ye nisbeti, canın bedene nisbeti gibidir. Hâli beka

olup vâridi buraya kadar açıklanan nefsin bütün mertebelerinde görülen

mânâlardır. Sıfatı ise bahsi geçen nefislerin övgüye lâyık sıfatlarıdır.

Bu makamda bulunan kâmilin diline vird edindiği mübarek isim

“kahhâr”dır ki bu da yedinci isimdir. Yedinci makam, bütün makamların en

yücesidir.

Çünkü bunda iç âleme ait saltanat en yüksek mertebesini bulmuş (ve

nefisle sürdürülen) mücâhede tamamlanmıştır. Bu makamda bulunan

kâmilin riyâzet [148] yapmasına lüzum kalmaz. Çünkü o, orta yolu bulmuş ve

onunla yetinmiştir. Şu halde bu makam sâhibi için hiçbir istek ve arzu

kalmamıştır ve o her istediğini elde etmiştir. Ancak Mevlâ’nın rızasını

istemekte devamlı kalmıştır. Bu kâmilin fiilleri iyilik ve ibadettir. [346/a]

Onun nefesleri (Hak tealadan) güç-kudret ve yardımdır. Tatlı sözleri sırf

ilim ve hikmettir; başlı başına lezzet ve tatlılıktır. Mübarek yüzü, huzur ve

aydınlıktır. Bu azîz insanı görenlerin hatırına Mevlâ’nın zikri ve fikri gelir.

Saygıyla ve korkuyla ona yönelirler. Nasıl yönelmesinler ki o anda bir

evliyânın yüzünü görmektedirler.

Belki de o kâmil, daha dördüncü makamda iken evliyâ idi. Çünkü

dördüncü makam, evliyâ avâmının makamıdır. Beşinci makam evliyâdan

havâssın makamıdır. Altıncı ve yedinci makam ise, Hudâ’nın evliyâdan

hâssü’l-havâss olan kullarının makamıdır.

“Verdiğini engelleyecek, engellediğini verecek hiçbir güç bulunmayan

Allah tealanın şânı yücedir.”

Kahhâr ismi, evliyânın kutbuna [149] mahsus isimlerdendir ki kutup onunla

sâliklere yardım edip onlara nûr, hidâyet ve sevindirici haberler gönderir.

Hattâ sâliklerin iç dünyalarında aniden sebepsiz yere ortaya çıkan cezbe,

sürûr ve huzur gibi gönül halleri, zamanın kutbunun yardımıdır ki onların

zikirleri ve yönelişlerine karşılıktır.

Bu makam sâhibi, Allah’a kulluktan bir an bile geri durmaz. Vücudundaki

bütün âzâlarla; ya eliyle ya ayağıyla ya diliyle veya sadece kalbiyle ibadet

hâlindedir. İbadetten gâfil olmaz. Bu makamda bulunan kâmilin istiğfarı

çoktur, tevâzuu yerindedir, rızâsı ve sevinci halkın Hakk’a yönelip teveccüh

etmesindedir. Gazabı ve üzüntüsü, onların Hak’tan yüz çevirip gaflete

düşmelerindedir. Onun mürîdine olan alâkası ve muhabbeti, kendi neslinden

gelen evlâdına olan muhabbetinden fazladır. Bu kâmilin açlıkla geçirdiği

zamanları çok, hareketleri az ve bedenî kuvvetleri zayıftır. İyiliği emredip

kötülüklerden sakındırır. Nezaket ve tevâzu ile konuşur, muhabbet ehline

muhabbet eder, sevilmeyecek kişilere sevmediğini gösterir. Bunu yaparken

bile hiç kimseye karşı gönlünde kin ve nefret beslemez. Allah için olan

işleri yapar ve bunları yaparken kınayanın kınamasından aslâ çekinmez.

Bu makamda bulunan kâmilin kahrı lütfuyla, gazabı hilmiyle, celâli

cemâliyle iç içedir. Bu sebeple gazaplandığı halde râzı olup râzı olduğu

halde gazap edebilir. Ancak o her şeyi yerli yerince yapar ve her hâlinde

adalet üzere gider. Himmetiyle bir işin olmasına yönelse, onun isteğine

uygun bir şekilde meydana gelmiş olduğunu görür. Çünkü o kâmilin isteği

Hakk’ın muradına uygundur. Bir şeyden râzı olması da, gazaplanması da

hep O’nunladır. Rûhu hep Allah’la beraberdir, her zaman huzurdadır.

Nazm

1-Küllü men râme tuf bi-vech-i semâ

Raca‘a’t-tuffu bi-vechihi ebedâ

2-Ger to merdî be-gû ki çendîn çist

Nefy-i mestân-ı Hak ala’-l-umyâ

3-Bâde-nuşân-ı câm-ı lem-yezelî

Mâh-rûyân-ı ahsenu’l-husnâ

4-Pâdişâhân-ı arsa-i melekût

Şâhbâzân-ı kurb-ı ev ednâ

5-Der-bahr-i muhît-i “kun fe-yekûn”

Cân-ı maksûd u maksad-ı aksâ

6-Hayf bâşed ki bâz ne şînâsî

Cevher-i cân zi-sahra-i samâ

7-Kâsîmî herçi hest irâdet-i ûst

Ve alâ Rabbinâ tevekkelnâ

Nazm (ın tercümesi)

1- Semaya doğru tükürenin, o tükrük daima yüzüne gelir.

2-Sen eğer yol eriysen, söyle bütün bunlar nedir? Bil ki Hak yolunda mert

olanları bâtıl bilenler, körlerdir.

3-Ebediyet kadehinden içenlerdensin. Güzeller güzeli, ay yüzlüsün.

4-Melekût âleminin pâdişâhları! “Ev ednâ” [150] yakınlığının şahbazları!

5-“Kün fe-yekûn” [151] okyanusunda istenilen cansın, erişilmek istenilen

en son nokta.

6-Yazık olur, eğer ayırt edemezsen katı taşı, can cevherinden.

7-Ey Kâsımî! Âlemde ne varsa O’nun irâdesidir. Bu durumda biz,

Rabbimize tevekkül ettik.