BEŞİNCİ BAB · ALTINCI FASIL · Birinci Madde
Birinci Madde
Nefs-i marzıyyenin niçin bu isimle adlandırıldığını; seyrini, âlemini,
mahallini, hâlini, gönle gelen mânâlarını, sıfatlarını ve buradan yedinci
makama yükselmesini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Altıncı
makamda nefs-i nâtıkadan Hak teala râzı olduğu için ismi marzıyye
(memnun olunan) olmuştur. Nitekim Hak teala bu nefse; “ Sen O’ndan
hoşnut, O da senden râzı olarak Rabbine dön!” (el-Fecr, 89/28)
kelâmıyla hitap [344/a] etmiştir. Nefs-i marzıyyenin yolculuğu Allah’tandır
(seyr-i anillah). Âlemi, şehâdet âlemi, mahalli hafî, [141] hâli hayrettir. Kalbe
doğan vâridâtı dinin emirleri gereğince yaşamaktır (şeriat). Sıfatları
Hakk’ın ahlâkıyla ahlâklanmak ve beşerî sıfatları terk edip güzel ahlâk ile
ahlâklanmaktır. Hataları affedip kusurları örtmektir. Hüsn-i zan sahibi olup
herkese yumuşaklıkla ve şefkatle muamele etmektir.
Halkı tabiatlarının karanlığından çıkarıp ruhlarının nûrlu iklimine
yükseltmek için onlara yönelip sevgiyle yaklaşmaktır. Ancak bu meyil ve
muhabbet Allah içindir ve Allah için olması sebebiyle de Hakk’ın
dergâhında makbuldür. Nefs-i emmâre makamında olan meyil ve muhabbet
gibi değildir. Bu, (halka) acıyarak merhamet etmektir. Nefs-i emmâre
makamında gösterilen muhabbet, nefis için olduğundan zemmedilerek kötü
görülmüştür. Zulmet ve gaflettir.
Nefs-i marzıyyenin sıfatlarındandır ki, yaratılanlar ile Yaratıcı’nın
muhabbetini bir arada toplayabilir. Bu öyle acayip bir şeydir ki, altıncı
makamda bulunanlar dışında kimseye nasip olmaz. Onun için bu makamda
bulunan kâmil, dış görünüşü itibarıyla avâmdan ayırt edilemez. Fakat iç
dünyası hasebiyle pırlanta (kibrît-i ahmer) gibi olup benzeri bulunmaz.
Ehassü’l-havâsdır ki nûrların kaynağı, sırların madeni, seçilmişlerin
önderidir. İlâhî ilim dairesinde bulunmak onun hâlidir. Müşâhede hâlinde
iken Hak’tan başkasından gönlünde eser kalmayıp içi mâsivâdan tamamen
arınmış olur. Bu makamın sâhibi Allah katında ve insanlar nazarında
kendisinden râzı olunandır. Kendisi de herkesten râzıdır, itibârı büyüktür.
Bu makamda bulunan kâmilin yolculuğu Allah’tandır (seyr-i anillah).
Yâni her zaman diri ve kaim (hayy u kayyûm) olan Allah’tan muhtaç
olduğu ilimleri alıp gayb âleminden şehâdet âlemine Allah’ın izniyle
dönmüştür. Kendisine bağışlanan mârifetten halkı faydalandırır. Onlar için
lâzım olan hikmeti, anlayış ve seviyelerine göre söyler.
Bu kâmilin hayreti makbul bir haslettir ki huzur makamıdır. Bu öyle bir
hayrettir ki “Rabbim! Senin hakkındaki hayretimi artır” duası Sıddîk-i
Ekber Ebû Bekir (r.a.)’dan rivayet olunmuştur. Bu hayret seyr ü sülûkun
başlarında olan hayret gibi değildir. Çünkü o sırf gaflettir.
Bu (altıncı makamda bulunan) kâmilin sıfatlarındandır ki, her sözünde
vefâlıdır. Aslâ sözünden dönmez ve her şeyi yerli yerince koyar, adaletten
ayrılmaz. Yeri geldiğinde öyle çok infak eder ki, tanımayan biri görse onu
müsrif zanneder. İnfak etmek gerekmiyorsa o kadar az verir ki onu
tanımayanlar cimri zanneder. Bu kâmil, -bir kimse kendini methediyor olsa
da- infâka lâyık değilse ona bir nesne vermez. Eğer bir kimse de -o kâmili
kötülemiş olsa bile- vermeye müstehak ise onun hakkını vermemezlik
etmez. Çünkü o, cömertlik kaynağıdır. Bu güzel hâller ise ancak gönül
erbâbı olan kâmillerin şânındandır. Bu makamın sahibi olan kâmil her
işinde orta halde bulunur ki, bu ifrat ile tefrit arasındadır. Orta halde
bulunmak ise sözde kolay, başa geldiğinde zor bir şeydir. Bu güzel hasletle
donanmış olmayı herkes arzu eder ve böyle olanları sever. Onların
hallerinin güzel olduğunu söyler. Ancak her zaman orta hâl üzere bulunmak
zor olduğundan, bu sıfatları üzerinde taşıyanlar az bulunur. Çünkü o,
Allah’ın sadece bu makam sahiplerine ikram ettiği güzel bir sıfattır.
Nazm
1-Ger iyândan vâkıf isen gözle ayn
Eyne temşî eyne temşî eyne eyn
2-“Nahnu akreb”dir o “min habli’l-verîd”
Âlemin maksûdısın fi’n-neş’eteyn
3-Zeyn-i cânsın kalma şeyn-i nefs ile
Bir yere cem‘ olmaz iki zeyn ü şeyn
4-Şârib-i şürb-i Hudâ’dır cân u dil
Hâce zann eyler bî-kadr şâribeyn
5-Cennet-i irfâna dâhil olanın
Çeşmine âlem görinür zeyn zeyn
6-Ârif eşyâyı kemâ-hî seyr ider
Gâlib olmaz çün anın aynına “gayn” [344/b]
7-Hakkı ifrât itme hem tefrîti koy
İşlerin her halde olsun beyne beyn
Nazm (ın sadeleştirilmesi)
1-Eğer görmeye muktdir isen gözle ey göz! Nereye gidiyorsun, nereye
gidiyorsun, nereye?
2-O bize en yakın olandır; şaha damarımızdan da yakın. [142] İki cihanda
âlemin maksudu sensin!
3-Canın zinetisin sen, nefsin kötülüğü ile kalma! İyilikle kötülük ikisi bir
arada bulunmaz.
4-Can ve gönül Hudâ’nın şarabını içmektedir. Hoca zanneder ki, içenler
değersizdir.
5-İrfan cennetlerine dahil olanın; gözüne âlem güzel görünür.
6-Ârif olan eşyayı olduğu gibi seyreder. [143] Onun gözüne “gayn”ın
noktası galebe çalmaz.
7-Hakkı, ifrata gitme! Hem tefriti de bırak! Bütün işlerin orta yolda olsun.

