BEŞİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Birinci Madde
Birinci Madde
Nefs-i mutmainnenin bu ismi almasını, seyrini, âlemini, mahallini, hâlini,
onda doğan mânâları, sıfatlarını ve üstünde bulunan nefs-i râzıye makamına
terakkisini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Dördüncü
makamda bulunan nefs-i nâtıka kendi elem ve ıstırabından Cenâb-ı Hakk’ın
hitâbıyla mutlu olduğu için mutmainne adını almıştır. Nitekim Hak teala bu
nefse “Ey huzura ermiş nefis!” (Fecr, 89/27) kelâmıyla hitap etmiştir.
Nefs-i mutmainnenin manevî yolculuğu Allah’la beraber (seyr-maallah)
olup âlemi hakîkat-i Muhammediyye, mahalli ise sır olmuştur. Hâli
dosdoğru bir doygunluktur (itmi’nâniyye-i sâdıka). Kendisine gelen manevî
bilgi (vârid) ise, dinin bazı sırlarıdır (esrâr-ı şeriat). Sıfatları cömertlik
(cûd), başkalarını kendi nefsine tercih etme (îsâr), tevekkül, işini Allah’a
ısmarlama (tefvîz), sabır, yumuşak huyluluk (hilm), teslîmiyet ve rızâ,
ibadetlerde samimiyet, nezaket ve güler yüzlülük (rıfk u beşâşet), yapılan
iyiliğe teşekkür etme, iyilik sâhibini övme ve tam bir müşâhede ile daima
Hakk’ın huzurunda bulunmadır. Bunlardan başka kendinden büyüklere
hürmet etmek ve kalbin neşeyle dolmasıdır. Tatlı dilli olmak ve kusurları
örtüp hataları bağışlamaktır.
Sâlikin dördüncü makama geçmesinin alâmeti budur ki, dînîn özüne dair
esaslardan (şeriat) bir karış bile ayrılmayıp her işini onlara riâyet ederek
yürütür. Rasûlullah’ın ahlâkıyla ahlâklanmaktan aldığı hazzı hiçbir şeyden
almaz. Kalbi onun mübarek sözlerine uyup fiillerine tâbi olmaktan başka
hiçbir şeyle tatmin olup yatışmaz. Çünkü dördüncü makam her şeyin yerli
yerince yerleştiği temkîn makamıdır ki ayne’l-yakîn e ulaşma derecesidir;
imanda [340/a] kemâli bulma derecesidir.
Bu makamda bulunan kâmile bakanların gözü aydın olur, meclisinde
bulunup sözünü dinleyenler haz duyar, lezzet alır. Hatta uzun müddet
konuşacak olsa, dinleyenlere bundan aslâ yorgunluk ve bıkkınlık gelmeyip
belki zevk alarak dinlerler, sözlerinden safâ bulurlar. Çünkü onun dili Hak
katından sırrına ilka olunan eşyânın hakîkatına, mânânın inceliklerine ve
dinin sırlarına tercüman olur.
Şu halde o kâmilin söylediği her söz, mutlaka Kur’ân-ı Kerim’e ve hadis-i
şeriflere uygun olur. Öyle ki o ne bir kitap okumuştur ne de herhangi bir
kimseden bir şey dinlemiştir. Çünkü bu kâmil, Hak tealanın sırrına inzal
ettiği ilhamları, kulak devrede olmaksızın işitir. Şu halde bu kâmil insan
“Ben senin sırrınım ey Sevgili! Sen de benim sırrımsın” ilhâmıyla kendi
sıkıntılarından kurtulup edep ve hayâ deryâsına dalmıştır. Heybet ve haşyet
onun yoldaşı olup kendisine vakar ve saygı kaftanları verilmiştir. Bu oluş ve
bozuluş (kevn ü fesâd) âleminin hakîkatı ona gösterilip “Yeryüzünde
bulunan her canlı yok olacak” (Rahmân, 55/26) buyruğundaki ilâhî
rumuz kalbine ilham ile bildirilmiştir. Bu kâmil, bazen insanlarla görüşüp
kalbine ilka olunan hikmetli sözlerden onlara söyler. Kitâbî bilgileri (ilm-i
sütûr) öğrendikten sonra gönül ilmini (ilm-i sudûr) de tahsil etmek isteyen
dostlarını, kabiliyetleri nisbetinde irşâd edip nasiplendirir. Vakitlerinin
çoğunu zikir ve tefekkürle değerlendirir ve kendi vazifesini yapmakla
mukayyed olur. Ta ki [üstüne vazife olmayan işlerle uğraşıp da] bundan
sonraki makamlara yükselmekten mahrum olmasın. Kemâl derecelerinin en
yükseklerini bırakıp aşağılarda kalmasın ve fânî olmasın, kendi[enâniyeti]ni
bulmasın.
Nazm
1-Göründi dilde bir deryâ ki aşk andan bedîd olmuş
O deryâdan bu cân dolmuş gönül zevki mezîd olmuş
2-Hevâdan geçse cân mevci, nefis bahrında sâkindir
Hayât ol hût bulmuş kim o yemden müstefîd olmuş
3-Bu cân cânâna küfv olmak ba‘îd olmuşdı aklımdan
Velî mihr-i cihân her zerreden rahşân bedîd olmuş
4-Gönülden çâker-i aşkım ki cânımdır ana kurbân
Dem-â-dem zevk u şevkinden bana îş-i cedîd olmuş
5-Mukallib kalbimi almış, bu kâlıb halk ile kalmış
Tenim kesretde dil dalmış bu vahdetde ferîd olmuş
6-Dil ehli beklemez bir yıl ki, gelsün îd şâd olsun
Ki dâ’im ârifin her sâati bir başka îd olmuş
7-Gel ey Hakkı! Unut cânı, yok ol, ânınla bul anı
O cân kim dostunu bulmuş kamu vakti saîd olmuş
Günümüz Türkçesiyle
1-Gönülde bir deryâ göründü ki, aşk orada doğmuş. O deryâdan bu can
doğmuş, gönül zevki ziyâde olmuş.
2-Heveslerden geçince cân, nefis denizinde sâkindir. Hayat o balık olmuş
ki, bu denizden gıdalanmış.
3-Canın cânâna denk olması, uzak ihtimaldi aklımca; cihan güneşi
dostum, her zerreden parlayıp ortaya çıkmış.
4-Gönülden aşkın kölesiyim, cânım ona kurbandır. Onun zevkiyle
şevkinden bana, yeni bir hayat gelmiş.
5-Kalbimi Mukallib [136] almış, bu kalıp halk ile beraber kalmış. Tenim
çoklukta; gönül dalmış, bu vahdette tek olmuş.
6-Gönül ehli beklemez; bir yıl gelsin bayram olsun demez. Ârifin daima,
her saati başka bir bayram olmuş.
7-Gel ey Hakkı! Unut cânı, yok ol, O’nunla bul O’nu. O cân ki dostunu
bulmuş; her vakitte bahtiyar olmuş.

