Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Nefs-i mutmainnenin bu ismi almasını, seyrini, âlemini, mahallini, hâlini, onda doğan…

BEŞİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Birinci Madde Birinci Madde Nefs-i mutmainnenin bu ismi almasını, seyrini, âlemini, mahallini, hâlini, onda doğan mânâları, sıfatlarını ve üstünde bulunan nefs-i râzıye makamına terakkisini …

BEŞİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Birinci Madde

Birinci Madde

Nefs-i mutmainnenin bu ismi almasını, seyrini, âlemini, mahallini, hâlini,

onda doğan mânâları, sıfatlarını ve üstünde bulunan nefs-i râzıye makamına

terakkisini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Dördüncü

makamda bulunan nefs-i nâtıka kendi elem ve ıstırabından Cenâb-ı Hakk’ın

hitâbıyla mutlu olduğu için mutmainne adını almıştır. Nitekim Hak teala bu

nefse “Ey huzura ermiş nefis!” (Fecr, 89/27) kelâmıyla hitap etmiştir.

Nefs-i mutmainnenin manevî yolculuğu Allah’la beraber (seyr-maallah)

olup âlemi hakîkat-i Muhammediyye, mahalli ise sır olmuştur. Hâli

dosdoğru bir doygunluktur (itmi’nâniyye-i sâdıka). Kendisine gelen manevî

bilgi (vârid) ise, dinin bazı sırlarıdır (esrâr-ı şeriat). Sıfatları cömertlik

(cûd), başkalarını kendi nefsine tercih etme (îsâr), tevekkül, işini Allah’a

ısmarlama (tefvîz), sabır, yumuşak huyluluk (hilm), teslîmiyet ve rızâ,

ibadetlerde samimiyet, nezaket ve güler yüzlülük (rıfk u beşâşet), yapılan

iyiliğe teşekkür etme, iyilik sâhibini övme ve tam bir müşâhede ile daima

Hakk’ın huzurunda bulunmadır. Bunlardan başka kendinden büyüklere

hürmet etmek ve kalbin neşeyle dolmasıdır. Tatlı dilli olmak ve kusurları

örtüp hataları bağışlamaktır.

Sâlikin dördüncü makama geçmesinin alâmeti budur ki, dînîn özüne dair

esaslardan (şeriat) bir karış bile ayrılmayıp her işini onlara riâyet ederek

yürütür. Rasûlullah’ın ahlâkıyla ahlâklanmaktan aldığı hazzı hiçbir şeyden

almaz. Kalbi onun mübarek sözlerine uyup fiillerine tâbi olmaktan başka

hiçbir şeyle tatmin olup yatışmaz. Çünkü dördüncü makam her şeyin yerli

yerince yerleştiği temkîn makamıdır ki ayne’l-yakîn e ulaşma derecesidir;

imanda [340/a] kemâli bulma derecesidir.

Bu makamda bulunan kâmile bakanların gözü aydın olur, meclisinde

bulunup sözünü dinleyenler haz duyar, lezzet alır. Hatta uzun müddet

konuşacak olsa, dinleyenlere bundan aslâ yorgunluk ve bıkkınlık gelmeyip

belki zevk alarak dinlerler, sözlerinden safâ bulurlar. Çünkü onun dili Hak

katından sırrına ilka olunan eşyânın hakîkatına, mânânın inceliklerine ve

dinin sırlarına tercüman olur.

Şu halde o kâmilin söylediği her söz, mutlaka Kur’ân-ı Kerim’e ve hadis-i

şeriflere uygun olur. Öyle ki o ne bir kitap okumuştur ne de herhangi bir

kimseden bir şey dinlemiştir. Çünkü bu kâmil, Hak tealanın sırrına inzal

ettiği ilhamları, kulak devrede olmaksızın işitir. Şu halde bu kâmil insan

“Ben senin sırrınım ey Sevgili! Sen de benim sırrımsın” ilhâmıyla kendi

sıkıntılarından kurtulup edep ve hayâ deryâsına dalmıştır. Heybet ve haşyet

onun yoldaşı olup kendisine vakar ve saygı kaftanları verilmiştir. Bu oluş ve

bozuluş (kevn ü fesâd) âleminin hakîkatı ona gösterilip “Yeryüzünde

bulunan her canlı yok olacak” (Rahmân, 55/26) buyruğundaki ilâhî

rumuz kalbine ilham ile bildirilmiştir. Bu kâmil, bazen insanlarla görüşüp

kalbine ilka olunan hikmetli sözlerden onlara söyler. Kitâbî bilgileri (ilm-i

sütûr) öğrendikten sonra gönül ilmini (ilm-i sudûr) de tahsil etmek isteyen

dostlarını, kabiliyetleri nisbetinde irşâd edip nasiplendirir. Vakitlerinin

çoğunu zikir ve tefekkürle değerlendirir ve kendi vazifesini yapmakla

mukayyed olur. Ta ki [üstüne vazife olmayan işlerle uğraşıp da] bundan

sonraki makamlara yükselmekten mahrum olmasın. Kemâl derecelerinin en

yükseklerini bırakıp aşağılarda kalmasın ve fânî olmasın, kendi[enâniyeti]ni

bulmasın.

Nazm

1-Göründi dilde bir deryâ ki aşk andan bedîd olmuş

O deryâdan bu cân dolmuş gönül zevki mezîd olmuş

2-Hevâdan geçse cân mevci, nefis bahrında sâkindir

Hayât ol hût bulmuş kim o yemden müstefîd olmuş

3-Bu cân cânâna küfv olmak ba‘îd olmuşdı aklımdan

Velî mihr-i cihân her zerreden rahşân bedîd olmuş

4-Gönülden çâker-i aşkım ki cânımdır ana kurbân

Dem-â-dem zevk u şevkinden bana îş-i cedîd olmuş

5-Mukallib kalbimi almış, bu kâlıb halk ile kalmış

Tenim kesretde dil dalmış bu vahdetde ferîd olmuş

6-Dil ehli beklemez bir yıl ki, gelsün îd şâd olsun

Ki dâ’im ârifin her sâati bir başka îd olmuş

7-Gel ey Hakkı! Unut cânı, yok ol, ânınla bul anı

O cân kim dostunu bulmuş kamu vakti saîd olmuş

Günümüz Türkçesiyle

1-Gönülde bir deryâ göründü ki, aşk orada doğmuş. O deryâdan bu can

doğmuş, gönül zevki ziyâde olmuş.

2-Heveslerden geçince cân, nefis denizinde sâkindir. Hayat o balık olmuş

ki, bu denizden gıdalanmış.

3-Canın cânâna denk olması, uzak ihtimaldi aklımca; cihan güneşi

dostum, her zerreden parlayıp ortaya çıkmış.

4-Gönülden aşkın kölesiyim, cânım ona kurbandır. Onun zevkiyle

şevkinden bana, yeni bir hayat gelmiş.

5-Kalbimi Mukallib [136] almış, bu kalıp halk ile beraber kalmış. Tenim

çoklukta; gönül dalmış, bu vahdette tek olmuş.

6-Gönül ehli beklemez; bir yıl gelsin bayram olsun demez. Ârifin daima,

her saati başka bir bayram olmuş.

7-Gel ey Hakkı! Unut cânı, yok ol, O’nunla bul O’nu. O cân ki dostunu

bulmuş; her vakitte bahtiyar olmuş.