DÖRDÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · İkinci Madde
İkinci Madde
Nefsi bilmenin Allah teala’yı bilmeye vesile olduğunu bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları [266/a] şöyle demişlerdir. Kim ki
kendi nefsini bilirse, muhakkak o Rabb’ini de bilir. Kendini bilen, her türlü
ilim ve marifete vakıf olur. Nefsini bilen Allah’a yakın olur, saadet bulur.
Ve ârif olmayan, Hazret-i Hak’tan uzak olur. Kendi nefsini bilen, Hakk’ın
marifetine sahip olur. Fakat kendini bilmeyen sapkınlık (dalâlet) içinde yok
olur. Kişinin nefsini bilmesi, marifetin en kıymetli ve en faydalısıdır.
(Çünkü) kendini bilen, âlemin sırlarına vakıf olur.
Kim kendi nefsini bilirse, onun himmeti şu fânî âlemde geçerlidir. Nefsini
bilen için büyük kurtuluş vardır. (Çünkü) kendi nefsini bilen fazîlet
sahibidir. Kendini bilmeyen ise Hak’tan gâfil olur. Kim kendi nefsini
bilirse, gafletten ve Allah’ın rahmetinden uzak düşmekten kurtulmuş olur.
Allah’a mânen yakınlık dercesine, Hakk’ın huzuruna gelir.
Aklın en fazîletlisi, insan nefsini bildiren marifettir. Hikmetin en
fazîletlisi, insan nefsini öğretendir. Ve yine hikmetin en fazîletlisi, Yezdân’a
yakınlığı öğreten marifettir.
Nefsini bilmeyen, Rabb’ini tanımaktan gâfildir. Nefsini bile bilmeyen,
acaba Rabb’ini nasıl bulur? Nefsini bilen ise, bu fânî dünya ile nasıl ünsiyet
kurabilir? Akıllı kişi, kederli ve üzüntülüdür ve her ârif mutlu ve
huzurludur. Her seven mutlaka sevilir. Şu halde kendi nefsini bilmeyen
başkasını nasıl bilebilir? Böyle olunca Allah’ı bilmeye nasıl muktedir olur?
İnsana nefsini [10] bilmesi yeterlidir. Çünkü bu, kişiyi marifetullaha götürür.
Dünyayı bilen ondan zahid olur, insanları tanıyan onlardan uzak durup
yalnızlığı tercih eder. Nefsini tanıyan uzlete çekilir. Ve Rabb’ini bilen O’nu
tevhid eder. Nefsini bilen, insanlara karşı mütevâzı olur. Çünkü o, daima
Hak ile hazır olduğu bilinciyle huşu içinde bulunur.
Nefsini bilen kişiye gereken odur ki; kanaatkâr olup iffet ve istikamet
üzere yaşamaya çalışsın. Mâsivâya alâkayı azaltıp Hakk’a yönelsin. Hak
teala Hazret-i Davud (a.s.)’a buyurmuştur ki: “Ey Davud! Nefsini bil ki
beni bilesin.” Ve o sormuştur ki: “Yâ Rabbi, nefsimi ve seni nasıl
bilebilirim?” Allah teala ona cevap verip buyurmuştur ki: “Nefsinin zayıf,
âciz ve gelip geçici olduğunu bil ki benim de güçlü, kudretli ve baki
olduğumu bilesin, beni benimle bulmuş olasın.”
Nazm
1- Şems arar dir ki âfitâb kanı
Her yana su akar ki âb kanı
2- Dün gice hâb-ı dîdeden sordum
Ey cihân seyr iden di hâb kanı
3- Mest kendin [11] arar sorar halka
Dir ki ol bî-hod u harâb kanı
4- Devr ider bâde ehl-i işretini
Meclis içinde dir şarâb kanı
5- Cümle ser-geşte muztarib kalmış
Râhat olmuş bî-ıztırâb kanı
6- Cümlesi perdelerde kendin arar
Ârif-i nefs ider hicâb kanı
7- Dost hoş bî-nikâb seyr eyler
Dir benim çün aceb nikâb kanı
8- Genc-i dil fethidir çü fakr u fenâ
Ne sorarsın ki feth-i bâb kanı
9- Şems-i rûhın gönülde seyr eyle
Sorma Hakkı ki âfitâb kanı
Günümüz Türkçesiyle
1- Güneş aranarak der ki; gün ışığı hani? Su dönerek akar der ki; su hani?
2- Dün gece gözümdeki uykuya sordum: Ey cihanı seyreden! Söyle, uyku
hani?
3- Mest olan kendini ararken halka sorar: O kendinden geçmiş, o harap
olmuş hani?
4- Kadeh, işret ehlini elden ele dolaşır. Meclis içinde der ki; şarap hani?
5- Mest olanlar ıstırap içinde kalmış; ıstırap çekmeden rahat var mı, hani?
6- Hepsi de, perdelerde (hicab) kendini arar. Nefsini bilen ârif der ki,
perde hani?
7- Dost güzelliği perdesiz seyreder. Örtü nerede benim için der; nikab
hani?
8- Gönül hazinesinin açılışı fakr u fenadır. Ne sorarsın öyleyse; kapının
anahtarı hani?
9- Ruhun güneşini gönülde seyreyle. Sorma ey Hakkı! Ay nerede, hani?

