Marifetnâme · Haziran 28, 2026

On altıncı Madde Yukarıda bahsi geçen dört çeşit muhabbetin neticelerini ve ürünlerini…

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · On altıncı Madde On altıncı Madde Yukarıda bahsi geçen dört çeşit muhabbetin neticelerini ve ürünlerini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Zata, sıfatlara, …

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · On altıncı Madde

On altıncı Madde

Yukarıda bahsi geçen dört çeşit muhabbetin neticelerini ve ürünlerini

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Zata, sıfatlara,

fiillere ve eserlere dair muhabbet çeşitlerinden her birinin pek çok neticeleri

ve ürünleri vardır.

Hak tealanın bir kulun zatına muhabbet kılmasının neticesi ve ürünü; onu

herkes içinden ayırıp seçmesidir. Kulun, varlığın gerçek mânâsını Hak’ta

bulup, O’nunla bâki kalmasıdır. Kalplerin sevgisini kazanıp halk içinde

makbul olmasıdır. Güzel bir şöhret ile adının cihana yayılmasıdır. Onu

sevenlerin, bu muhabbet vesilesiyle her isteklerine tez zamanda

kavuşmasıdır. Nitekim Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.) buyurmuştur ki:

“Hak teala bir kuluna muhabbet ederse, [onun sevgisini] nice sulara

karıştırır. Her kim o sulardan içerse, o kişiye muhabbet eder.” Şu halde,

Allah’ın sevdiği kişinin muhabbeti gönüllerden gönüllere bir tohum gibi

ekildiğinde bu ekinin meyveleri halkın ona ikramlarda bulunması, herkesin

ona şefkat ve hürmet göstermesidir. Bununla birlikte o zata muhabbet

edenlere de Hak teala muhabbet eder. Dualarında onu vesile edinen Allah’a

mânen yakınlık elde eder (kurbiyet).

Hak tealanın kulun sıfatlarına olan muhabbetine gelince; bunun eseri ve

meyveleri kulun, Allah’a mânen yakın bulunan kullar (mukarrebîn)

civarında illiyyûn (cennetin en yüce tabakası) makamına yükselmesidir.

Burada çeşitli ikramlara nail olması, [284/a] saygı görmesi, nimetlere

ermesi ve O’na kavuşmasıdır. Nitekim Hak teala Kelâm-ı Kadîm’inde şöyle

buyurmuştur: “ Yüzlerinde nimetlerin sevincini görürsün. Kendilerine

mühürlü, halis bir şerbet içirilir ki onun içiminin sonunda misk kokusu

vardır. İşte yarışanlar ancak bunun için yarışsınlar. ” (Mutaffifîn 83/24.

26)

Hak tealanın, kulun fiillerine ve eserlerine olan muhabbetine gelince;

bunun eserleri ve meyveleri, onların her biri için ecir ve sevap vermesidir.

Nitekim âyet-i kerimede; “(İman edip iyi işler işleyenlere) ne mutlu!

Varılacak güzel yurt da onlar içindir. ” (Ra’d 13/29) buyurulmuştur.

Kulun Mevlâ tealanın temiz zatına olan muhabbetine gelince; bu Hak

tealanın ona olan muhabbetinin gereğindendir. Çünkü eğer Mevlâ’nın

yardımı olmasa kul Allah’a dost olamazdı (velayet). Şu halde, kul ancak

Mevlâ’sı onu seçerek dostluğuna lâyık gördükten sonra Mevlâ’yı sever.

Nitekim Hak teala; “ O onları sever, onlar da O’nu severler .” (Mâide,

5/54) buyurmuş ve muhabbetin kaynağının kendi muhabbeti olduğunu

duyurmuştur. Bu muhabbetin ilk önce tecellî eden eserleri ve meyveleri

sevgi ve dostlukta devamlılık ve gönül temizliğidir (vefâ ve sefâ). Bundan

sonra hiçlik ve Hak ile kalıcı olmadır (fenâ ve beka). Nihayet oradan da

doğruluk makamı na yükselmedir (mak’ad-ı sıdk).

Kulun, Mevlâ’nın sıfatlarına olan muhabbetinin eserleri ve meyvelerine

gelince; bu, Mevlâ’nın hükmüne teslim ve râzı olmasıdır. Başına gelen her

hükmü, gönül hoşluğuyla kabullenmesidir. Bu rıza makamı, ancak

Mevlâ’nın sıfatlarında fânî olduktan sonra elde edilir. Kul bu nimeti, kendi

yaşadığı maddî âlemden bütünüyle kopmakla elde edebilir. Nitekim Hak

teala; “ Allah onlardan râzı olmuş, onlar da O’ndan râzı olmuşlardır. ”

(Beyyine, 98/8) buyurmuş ve bu rıza muhabbetinin başlangıcının, kendi

muhabbeti olduğunu duyurmuştur. Kulun Mevlâ’nın fiillerine olan

muhabbetinin eserleri ve meyveleri; kulun kendi işlerini Mevlâ’ya

ısmarlayıp O’na güvenerek (tefvîz ve tevekkül ile) ve sebeplere tutunmayı

ve aracı edinmeyi (tesebbüb ve tevessülü) terk etmesidir. Çünkü

muhabbetin bu derecesine vâsıl olan kul, Mevlâ’nın fiillerinde hiçliğe

ulaşmış (fenâ fi’l-ef’âl) ve “Hakîki Fâil”i müşâhede etmiş olur. Nitekim

Hak teala kendi kitabında; “ Allah, tevekkül edenleri sever ” (Âl-i İmrân

3/159) buyurmuş ve bu muhabbetin kaynağının kendi muhabbeti olduğunu

duyurmuştur.

Kulun Mevlâ’nın eserlerine olan muhabbetinin eserleri ve meyveleri;

şüphesiz ve kesin bir imanın (yakîn) nûrunu müşâhede etmektir. Rahmânî

âlemin feyz ve bereketini düşünüp mütalaa etmektir. Bu muhabbetin

kaynağı, Hak tealanın şu kelâmadır ki O; “Allah’ın rahmetinin eserlerine

bak ki, ölümünden sonra yeri nasıl da diriltiyor” (Rûm 30/50)

buyurmuştur. Nitekim O, hadis-i kudsîde “ Mahlûkatı yarattım ve onlara

nimetleri sevdirdim ki beni tanısınlar ” buyurmuş ve bu (nimetlere yönelen

sevginin de) aslında kendi muhabbeti olduğunu duyurmuştur.

Kullar arasında görülen muhabbetin zatî olanının sebebi ise, ruhların

tanışıklığıdır ki, bu da bedenlerin birbirine yakınlaşmasının sebebidir. Bu

muhabbetin meyveleri ise; böyle bir muhabbetle birbirini sevenlerin

Allah’ın muhabbetine de lâyık olmaları (yeryüzünde Allah’ın hâlîfesi olma

kerâmetini bulmalarıdır.) [51] İnsanların gıpta edip rağbet ettikleri (manevî)

makamlarda bulunmalarıdır. Nitekim Hak teala (hadis-i kudsîde): “ Benim

için birbirini sevenlere muhabbetim vâcip oldu ” buyurmuş ve bu türlü

muhabbetin kendi muhabbeti olduğunu, buna tevessül edenlerin ancak

kendisini bulacağını duyurmuştur. Çünkü muhabbet, ilâhî bir nûrdur ki

birbirini Allah için sevenlerin gözleri (a’yân) onunla nûrlanır. Yine

muhabbet bir kâfûr şerbetidir ki birbirini Allah uğruna sevenlerin canları

onunla dolmuş ve onunla kanmıştır. Böylece onlar Hakk’ın manevî

yakınlığı ve huzurunda neşe ve huzurla hayat sürerler. Nitekim şiirde şöyle

denilmiştir.

Şiir

1-İnne’l-mahabbete nûrun zerre şârikaten

Min matla‘i’l-ufki le’le’e ve kad seta‘â

2- Musteşrikan fî semâ’i’l-cem‘i munteşiran

Edvâ’ehû fî fazâ’i’l-kevni multemi‘an

3- Bedâ fe-sura arde’l-farzı muşrıkaten

Ke-enne min külli cuz’in kulluhû tala‘â

4- Eleyse külli kesîrin fi tahakkukıhî

Min vahdetin kerertu bi’l vahdeti icteme‘â

5- İzâ te‘âkese işrâken eşi‘‘atuhû

Min kulli mir’ât-i kalbin fi’s-safâ’i sa‘y

6- Fe zâke yecme‘u ehle’l-hubbi fî karnin

İn tasrım hable’l-vasli ve inkata‘â

7- Ervâhuhum fî-ınâkın ma‘a tebâ‘udihim

Kulluhum li-ehîhi bi’d-dunuvvi da‘â

Şiir (in tercümesi)

1-Sevgi bir ışıktır, aydınlığın yaygısıdır. Ufuktan parladı, saçıldı, yayıldı.

2-Aydınlattı herkesin fezâsını, parıldadı. Yaydı ışıklarını evrenin her

yerinde.

3-Göründü ve tüm dünyayı aydınlattı. Sanki tümü her parçası, her parçası

tümüdür.

4-Her çokluk ortaya birlikten çıkmadı mı? Sonra da çoklukla teklik

birleşmedi mi?

5-Doğarken ışınları kesişse; “Safa”ya yol olur her kalbin aynasından.

6-Budur sevgi dostlarını aydınlıkta toplayan; dağılan giden olur visâl ipini

koparırsan,

7-Uzaklıklarına rağmen, onlar iç içeler. Herkes kardeşine yaklaşmaya dua

eder.

Zatî muhabbetle birbirini seven sıdk ve safâ ehli, ezeller ve ebedler içinde

[zamanın tüm boyutlarında] mal ve evlâd sevgisinden [284/b] öte birbirine

âşık olurlar. İster yanında olsun, ister gıyâbında, dostun her zaman iyiliğini

isterler. Bütün varlığıyla dostuna bağlı ve sâdık olurlar.

Gerçek şu ki burada vasıfları sayılanlar, ancak Allah dostlarıdır. Onların

gönülleri, Allah’a mânen yakınlık huzuruna ermede birer dergâhtır. Hak

teala onların yüzü suyu hürmetine diğer mahlûkatına rahmet nazarıyla

bakar. Bir kul, onların vesilesiyle Allah’a mânen yakın olma derecesine

erişebilir. Kim ki bu Allah dostlarına muhabbet ederse, o sağlam bir kulpa

(urve-i vüskâ) tutunmuştur. En büyük saadete erip onların zümresine

katılmıştır. “Kişi sevdiğiyle beraberdir” hadisi bu mânâyı müjdelemektedir.

Bunlardan

birinin

muhabbetle

nazarına

mazhar

olan,

Mevlâsına

kavuşmuştur.

Muhabbetin bir çeşidi de, güzel ahlâkla süslenme ve fazîletli işlerde yer

almaktır. İşte bu, ancak kalplerin birbirini müşâhadesiyle (teşâhüd-i kulûb)

meydana gelir. Bu muhabbetin meyveleri iç âleminde (sîret) adalete riâyet

ederek, dış âleminde (sûret) selâmete ermektir. Bu muhabbet öyle bir

bağlılık ve vefâdır ki, dünya ve âhiret işlerinin düzelmesi ona bağlıdır.

Ameller ve ahlâkî erdemler onunla zabt edilir.

Fiillere muhabbetin meyvesi, sadakat mertebesini geçerek muhabbetin

meveddet [52] mertebesine tutunmaktır. Bu muhabbetle sıfatlara muhabbet

tarafına yönelmektir. Eserlere muhabbet, bunların kemâl sahibi Allah’ın

eserleri olmasına bağlı bulunursa, -mesela kişi her hangi bir şeyin

güzelliğine, sırf cemâl sahibi Allah’ın sanat eseri olduğu için muhabbet

duyarsa- bu muhabbetin meyveleri yakînin artması ve ihsan arzusudur.

İrşad edilerek mânen gelişmeye yatkın olmaktır. Bu konuda eğitilmeye

kabiliyetli olanları manevî terbiye ile eğitmektir. Çok hayır işlemeye rağbet

etmektir. Her zaman Allah’ın güzel adını anmaya gayret etmektir. [Veya

daima iyi bir adla anılmak için gayret etmektir.] Burada sayılan güzel

sıfatlarla anılıp bilinmek için lâzım olanı yapıp böyle üstün meziyetlerle

Hakka gitmektir.

Eserlere muhabbet, söz konusu eserlerin Şânı Yüce Allah’ın eserleri

olduğu için değil de nefs-i emmârenin arzularını tatmin etmeye yönelik olsa

ve kişi gafletle bu eserlere bakmış olsa, -gerçi bu muhabbet kişinin kendi

nefsine hoş gelir, nefsine faydalı olur- ancak kemâle erme bakımından,

bunun kişiye herhangi bir faydası yoktur. Belki bunun meyveleri, nefsin

arzularını tatmin etmektir. Ve ondan ancak hırs ve şehvetler meydana gelir.

Cenâb-ı Hakk’ın manevî huzurundan uzaklık hâsıl olur ve hisler âleminin

karanlıklarına sevk eder. Çirkin âdetlerin bulanıklığına düşürür. Çünkü bu

muhabbette üstün olan duygular, şer duygulardır. Bundan meydana gelen de

ancak zarardır. Bu muhabbet ancak dünyevî arzulara düşkün, alçak tabiatlı

insanlarda bulunur. Nefsin çirkin isteklerine meyilli insanlar ancak bu

muhabbeti bulur ve sevimsiz işlere yatkın kişiler muhabbetin bu

derecesinde kalır.

Yüksek himmet sahipleri ve nefsini mübarek işlerle şerefli kılanlar ise,

muhabbetin bu alçak derecesinden utanırlar ve bu derecede karar edip

kalmazlar. Bilakis onlar, Hakk’ın zat ve sıfatlarına muhabbetten başka

makamlara iltifat etmezler. Hak katından övülen evsaf-ı seniyye ve meratib-

i aliyyeden başka kerâmetlere meyletmezler.

Şiir

1. İnne’ş-şerîfe aha’l-fezâ’ili hubbuhû

Yahtassu min beyni’l-verâ bi-efâdili

2. Enisû bi vechi habîbihim ve’stevhaşû

Bi-kulûbihim min hubbi zıllın zâ’ili

Şiir (in tercümesi)

1-Erdemli ve şerefli olanın muhabbeti, kendisi gibi erdemli olanlara

mahsustur.

2-Mevlâ›nın muhabbetine alışınca, gelip geçici olan dünyanın sevgisinden

uzaklaştılar.

Âkil ve ârif olanın gayesi; ilk önce bizzat Allah’ın yüce zatına muhabbet

etmektir. Ancak bundan sonra sırasıyla onun peygamberlerine, evliyâsına

ve dostlarına Allah için muhabbet etmektir. Bundan sonra sıfat ve

isimlerden tecellî eden mükemmelliğe yine O’nunla muhabbet etmektir.

Daha sonra fiillerden ve eserlerden meydana gelen güzelliklere O’nun için

muhabbet etmektir.

Sakın ha! Fiillere ve eserlere asıl kendileri sebebiyle muhabbet etmeyesin.

Bu ikaza dikkat etmeyip de, Allah’tan gayrısına (mâsivâ) meyl ve muhabbet

ederek aldanmış gâfillerden olmayasın. Allah’ın sıfatlarına ve yüce zatına

muhabbetten mahrum kalmayasın. Ancak aşk ile olasın ve her zaman O’nu

bulasın.

Nazm

1. Ey aşk sen Hak-kîşsin

Kılma bizi senden cüdâ

Hem nûşsın hem nîşsin

Ey nûş-dârû merhabâ

2. Ey aşk senden ser-hoşum

Sensiz melûl ü nâ-hoşum

Senden nice ben ser-keşim

Kim baş u can virdim sana [285/a]

3. Sensin kamu halde hemân

Yâr u murâdım her zamân

Senden ırağ itme bir ân

Her emrine virdim rızâ

4. Ey aşk-ı şîrîn çün şeker

Sensin revâc-ı her hüner

Senden olur cân mu‘teber

Senden bulur izz ü ‘alâ

5. Ey aşk-ı pür emn ü emân

Sensin kamu dilde nihân

Hem cümle yüzdensin iyân

Âyînelerdir vechinâ

6. Dil senden âbâdân olur

Hoş gülşen-i handân olur

Cân bülbüli nâlân olur

Eyler sana medh ü senâ

7. Çün akl-ı fikr-i gayr ider

Ey Hakkı ol aklı gider

Tâ virmesün kalbe keder

Dil-berle dil bulsun safâ

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey aşk! Sen Hak yolusun; ne olur bizi senden ayrı bırakma. Hem tatlı

içeceksin, hem de zehir; ey tatlı ilaç merhaba!

2. Ey aşk! Seninle sarhoşum; sensiz üzgünüm, bir hoşum. Binlerce

serkeşliğini görsem; canım başım fedadır sana.

3. Bütün hâllerde her derdim; yârim, muradımsın her zaman. Senden ırak

etme bir an, her emrine râzıyım.

4. Ey tatlı aşk! Bana şeker gibisin; her hünerin âlâsı sensin. Senden olur

can itibarlı; yücelik ve izzet senden gelir bana.

5. Ey emniyet limanı, ey aşk! Her gönülde gizlenen sensin. Bütün

yüzlerde görünürsün; bizim yüzümüz aynalardır.

6. Seninle âbâd olur gönül; hoş kokulu güller açar, handân olur. Can

bülbülü sana inler, sana övgüler düzer.

7. Ey Hakkı! Aşktan başkasını düşünen fikri yok et, kalbe keder

vermesin; gönül dilberle sefâ bulsun.