DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · On altıncı Madde
On altıncı Madde
Yukarıda bahsi geçen dört çeşit muhabbetin neticelerini ve ürünlerini
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Zata, sıfatlara,
fiillere ve eserlere dair muhabbet çeşitlerinden her birinin pek çok neticeleri
ve ürünleri vardır.
Hak tealanın bir kulun zatına muhabbet kılmasının neticesi ve ürünü; onu
herkes içinden ayırıp seçmesidir. Kulun, varlığın gerçek mânâsını Hak’ta
bulup, O’nunla bâki kalmasıdır. Kalplerin sevgisini kazanıp halk içinde
makbul olmasıdır. Güzel bir şöhret ile adının cihana yayılmasıdır. Onu
sevenlerin, bu muhabbet vesilesiyle her isteklerine tez zamanda
kavuşmasıdır. Nitekim Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.) buyurmuştur ki:
“Hak teala bir kuluna muhabbet ederse, [onun sevgisini] nice sulara
karıştırır. Her kim o sulardan içerse, o kişiye muhabbet eder.” Şu halde,
Allah’ın sevdiği kişinin muhabbeti gönüllerden gönüllere bir tohum gibi
ekildiğinde bu ekinin meyveleri halkın ona ikramlarda bulunması, herkesin
ona şefkat ve hürmet göstermesidir. Bununla birlikte o zata muhabbet
edenlere de Hak teala muhabbet eder. Dualarında onu vesile edinen Allah’a
mânen yakınlık elde eder (kurbiyet).
Hak tealanın kulun sıfatlarına olan muhabbetine gelince; bunun eseri ve
meyveleri kulun, Allah’a mânen yakın bulunan kullar (mukarrebîn)
civarında illiyyûn (cennetin en yüce tabakası) makamına yükselmesidir.
Burada çeşitli ikramlara nail olması, [284/a] saygı görmesi, nimetlere
ermesi ve O’na kavuşmasıdır. Nitekim Hak teala Kelâm-ı Kadîm’inde şöyle
buyurmuştur: “ Yüzlerinde nimetlerin sevincini görürsün. Kendilerine
mühürlü, halis bir şerbet içirilir ki onun içiminin sonunda misk kokusu
vardır. İşte yarışanlar ancak bunun için yarışsınlar. ” (Mutaffifîn 83/24.
26)
Hak tealanın, kulun fiillerine ve eserlerine olan muhabbetine gelince;
bunun eserleri ve meyveleri, onların her biri için ecir ve sevap vermesidir.
Nitekim âyet-i kerimede; “(İman edip iyi işler işleyenlere) ne mutlu!
Varılacak güzel yurt da onlar içindir. ” (Ra’d 13/29) buyurulmuştur.
Kulun Mevlâ tealanın temiz zatına olan muhabbetine gelince; bu Hak
tealanın ona olan muhabbetinin gereğindendir. Çünkü eğer Mevlâ’nın
yardımı olmasa kul Allah’a dost olamazdı (velayet). Şu halde, kul ancak
Mevlâ’sı onu seçerek dostluğuna lâyık gördükten sonra Mevlâ’yı sever.
Nitekim Hak teala; “ O onları sever, onlar da O’nu severler .” (Mâide,
5/54) buyurmuş ve muhabbetin kaynağının kendi muhabbeti olduğunu
duyurmuştur. Bu muhabbetin ilk önce tecellî eden eserleri ve meyveleri
sevgi ve dostlukta devamlılık ve gönül temizliğidir (vefâ ve sefâ). Bundan
sonra hiçlik ve Hak ile kalıcı olmadır (fenâ ve beka). Nihayet oradan da
doğruluk makamı na yükselmedir (mak’ad-ı sıdk).
Kulun, Mevlâ’nın sıfatlarına olan muhabbetinin eserleri ve meyvelerine
gelince; bu, Mevlâ’nın hükmüne teslim ve râzı olmasıdır. Başına gelen her
hükmü, gönül hoşluğuyla kabullenmesidir. Bu rıza makamı, ancak
Mevlâ’nın sıfatlarında fânî olduktan sonra elde edilir. Kul bu nimeti, kendi
yaşadığı maddî âlemden bütünüyle kopmakla elde edebilir. Nitekim Hak
teala; “ Allah onlardan râzı olmuş, onlar da O’ndan râzı olmuşlardır. ”
(Beyyine, 98/8) buyurmuş ve bu rıza muhabbetinin başlangıcının, kendi
muhabbeti olduğunu duyurmuştur. Kulun Mevlâ’nın fiillerine olan
muhabbetinin eserleri ve meyveleri; kulun kendi işlerini Mevlâ’ya
ısmarlayıp O’na güvenerek (tefvîz ve tevekkül ile) ve sebeplere tutunmayı
ve aracı edinmeyi (tesebbüb ve tevessülü) terk etmesidir. Çünkü
muhabbetin bu derecesine vâsıl olan kul, Mevlâ’nın fiillerinde hiçliğe
ulaşmış (fenâ fi’l-ef’âl) ve “Hakîki Fâil”i müşâhede etmiş olur. Nitekim
Hak teala kendi kitabında; “ Allah, tevekkül edenleri sever ” (Âl-i İmrân
3/159) buyurmuş ve bu muhabbetin kaynağının kendi muhabbeti olduğunu
duyurmuştur.
Kulun Mevlâ’nın eserlerine olan muhabbetinin eserleri ve meyveleri;
şüphesiz ve kesin bir imanın (yakîn) nûrunu müşâhede etmektir. Rahmânî
âlemin feyz ve bereketini düşünüp mütalaa etmektir. Bu muhabbetin
kaynağı, Hak tealanın şu kelâmadır ki O; “Allah’ın rahmetinin eserlerine
bak ki, ölümünden sonra yeri nasıl da diriltiyor” (Rûm 30/50)
buyurmuştur. Nitekim O, hadis-i kudsîde “ Mahlûkatı yarattım ve onlara
nimetleri sevdirdim ki beni tanısınlar ” buyurmuş ve bu (nimetlere yönelen
sevginin de) aslında kendi muhabbeti olduğunu duyurmuştur.
Kullar arasında görülen muhabbetin zatî olanının sebebi ise, ruhların
tanışıklığıdır ki, bu da bedenlerin birbirine yakınlaşmasının sebebidir. Bu
muhabbetin meyveleri ise; böyle bir muhabbetle birbirini sevenlerin
Allah’ın muhabbetine de lâyık olmaları (yeryüzünde Allah’ın hâlîfesi olma
kerâmetini bulmalarıdır.) [51] İnsanların gıpta edip rağbet ettikleri (manevî)
makamlarda bulunmalarıdır. Nitekim Hak teala (hadis-i kudsîde): “ Benim
için birbirini sevenlere muhabbetim vâcip oldu ” buyurmuş ve bu türlü
muhabbetin kendi muhabbeti olduğunu, buna tevessül edenlerin ancak
kendisini bulacağını duyurmuştur. Çünkü muhabbet, ilâhî bir nûrdur ki
birbirini Allah için sevenlerin gözleri (a’yân) onunla nûrlanır. Yine
muhabbet bir kâfûr şerbetidir ki birbirini Allah uğruna sevenlerin canları
onunla dolmuş ve onunla kanmıştır. Böylece onlar Hakk’ın manevî
yakınlığı ve huzurunda neşe ve huzurla hayat sürerler. Nitekim şiirde şöyle
denilmiştir.
Şiir
1-İnne’l-mahabbete nûrun zerre şârikaten
Min matla‘i’l-ufki le’le’e ve kad seta‘â
2- Musteşrikan fî semâ’i’l-cem‘i munteşiran
Edvâ’ehû fî fazâ’i’l-kevni multemi‘an
3- Bedâ fe-sura arde’l-farzı muşrıkaten
Ke-enne min külli cuz’in kulluhû tala‘â
4- Eleyse külli kesîrin fi tahakkukıhî
Min vahdetin kerertu bi’l vahdeti icteme‘â
5- İzâ te‘âkese işrâken eşi‘‘atuhû
Min kulli mir’ât-i kalbin fi’s-safâ’i sa‘y
6- Fe zâke yecme‘u ehle’l-hubbi fî karnin
İn tasrım hable’l-vasli ve inkata‘â
7- Ervâhuhum fî-ınâkın ma‘a tebâ‘udihim
Kulluhum li-ehîhi bi’d-dunuvvi da‘â
Şiir (in tercümesi)
1-Sevgi bir ışıktır, aydınlığın yaygısıdır. Ufuktan parladı, saçıldı, yayıldı.
2-Aydınlattı herkesin fezâsını, parıldadı. Yaydı ışıklarını evrenin her
yerinde.
3-Göründü ve tüm dünyayı aydınlattı. Sanki tümü her parçası, her parçası
tümüdür.
4-Her çokluk ortaya birlikten çıkmadı mı? Sonra da çoklukla teklik
birleşmedi mi?
5-Doğarken ışınları kesişse; “Safa”ya yol olur her kalbin aynasından.
6-Budur sevgi dostlarını aydınlıkta toplayan; dağılan giden olur visâl ipini
koparırsan,
7-Uzaklıklarına rağmen, onlar iç içeler. Herkes kardeşine yaklaşmaya dua
eder.
Zatî muhabbetle birbirini seven sıdk ve safâ ehli, ezeller ve ebedler içinde
[zamanın tüm boyutlarında] mal ve evlâd sevgisinden [284/b] öte birbirine
âşık olurlar. İster yanında olsun, ister gıyâbında, dostun her zaman iyiliğini
isterler. Bütün varlığıyla dostuna bağlı ve sâdık olurlar.
Gerçek şu ki burada vasıfları sayılanlar, ancak Allah dostlarıdır. Onların
gönülleri, Allah’a mânen yakınlık huzuruna ermede birer dergâhtır. Hak
teala onların yüzü suyu hürmetine diğer mahlûkatına rahmet nazarıyla
bakar. Bir kul, onların vesilesiyle Allah’a mânen yakın olma derecesine
erişebilir. Kim ki bu Allah dostlarına muhabbet ederse, o sağlam bir kulpa
(urve-i vüskâ) tutunmuştur. En büyük saadete erip onların zümresine
katılmıştır. “Kişi sevdiğiyle beraberdir” hadisi bu mânâyı müjdelemektedir.
Bunlardan
birinin
muhabbetle
nazarına
mazhar
olan,
Mevlâsına
kavuşmuştur.
Muhabbetin bir çeşidi de, güzel ahlâkla süslenme ve fazîletli işlerde yer
almaktır. İşte bu, ancak kalplerin birbirini müşâhadesiyle (teşâhüd-i kulûb)
meydana gelir. Bu muhabbetin meyveleri iç âleminde (sîret) adalete riâyet
ederek, dış âleminde (sûret) selâmete ermektir. Bu muhabbet öyle bir
bağlılık ve vefâdır ki, dünya ve âhiret işlerinin düzelmesi ona bağlıdır.
Ameller ve ahlâkî erdemler onunla zabt edilir.
Fiillere muhabbetin meyvesi, sadakat mertebesini geçerek muhabbetin
meveddet [52] mertebesine tutunmaktır. Bu muhabbetle sıfatlara muhabbet
tarafına yönelmektir. Eserlere muhabbet, bunların kemâl sahibi Allah’ın
eserleri olmasına bağlı bulunursa, -mesela kişi her hangi bir şeyin
güzelliğine, sırf cemâl sahibi Allah’ın sanat eseri olduğu için muhabbet
duyarsa- bu muhabbetin meyveleri yakînin artması ve ihsan arzusudur.
İrşad edilerek mânen gelişmeye yatkın olmaktır. Bu konuda eğitilmeye
kabiliyetli olanları manevî terbiye ile eğitmektir. Çok hayır işlemeye rağbet
etmektir. Her zaman Allah’ın güzel adını anmaya gayret etmektir. [Veya
daima iyi bir adla anılmak için gayret etmektir.] Burada sayılan güzel
sıfatlarla anılıp bilinmek için lâzım olanı yapıp böyle üstün meziyetlerle
Hakka gitmektir.
Eserlere muhabbet, söz konusu eserlerin Şânı Yüce Allah’ın eserleri
olduğu için değil de nefs-i emmârenin arzularını tatmin etmeye yönelik olsa
ve kişi gafletle bu eserlere bakmış olsa, -gerçi bu muhabbet kişinin kendi
nefsine hoş gelir, nefsine faydalı olur- ancak kemâle erme bakımından,
bunun kişiye herhangi bir faydası yoktur. Belki bunun meyveleri, nefsin
arzularını tatmin etmektir. Ve ondan ancak hırs ve şehvetler meydana gelir.
Cenâb-ı Hakk’ın manevî huzurundan uzaklık hâsıl olur ve hisler âleminin
karanlıklarına sevk eder. Çirkin âdetlerin bulanıklığına düşürür. Çünkü bu
muhabbette üstün olan duygular, şer duygulardır. Bundan meydana gelen de
ancak zarardır. Bu muhabbet ancak dünyevî arzulara düşkün, alçak tabiatlı
insanlarda bulunur. Nefsin çirkin isteklerine meyilli insanlar ancak bu
muhabbeti bulur ve sevimsiz işlere yatkın kişiler muhabbetin bu
derecesinde kalır.
Yüksek himmet sahipleri ve nefsini mübarek işlerle şerefli kılanlar ise,
muhabbetin bu alçak derecesinden utanırlar ve bu derecede karar edip
kalmazlar. Bilakis onlar, Hakk’ın zat ve sıfatlarına muhabbetten başka
makamlara iltifat etmezler. Hak katından övülen evsaf-ı seniyye ve meratib-
i aliyyeden başka kerâmetlere meyletmezler.
Şiir
1. İnne’ş-şerîfe aha’l-fezâ’ili hubbuhû
Yahtassu min beyni’l-verâ bi-efâdili
2. Enisû bi vechi habîbihim ve’stevhaşû
Bi-kulûbihim min hubbi zıllın zâ’ili
Şiir (in tercümesi)
1-Erdemli ve şerefli olanın muhabbeti, kendisi gibi erdemli olanlara
mahsustur.
2-Mevlâ›nın muhabbetine alışınca, gelip geçici olan dünyanın sevgisinden
uzaklaştılar.
Âkil ve ârif olanın gayesi; ilk önce bizzat Allah’ın yüce zatına muhabbet
etmektir. Ancak bundan sonra sırasıyla onun peygamberlerine, evliyâsına
ve dostlarına Allah için muhabbet etmektir. Bundan sonra sıfat ve
isimlerden tecellî eden mükemmelliğe yine O’nunla muhabbet etmektir.
Daha sonra fiillerden ve eserlerden meydana gelen güzelliklere O’nun için
muhabbet etmektir.
Sakın ha! Fiillere ve eserlere asıl kendileri sebebiyle muhabbet etmeyesin.
Bu ikaza dikkat etmeyip de, Allah’tan gayrısına (mâsivâ) meyl ve muhabbet
ederek aldanmış gâfillerden olmayasın. Allah’ın sıfatlarına ve yüce zatına
muhabbetten mahrum kalmayasın. Ancak aşk ile olasın ve her zaman O’nu
bulasın.
Nazm
1. Ey aşk sen Hak-kîşsin
Kılma bizi senden cüdâ
Hem nûşsın hem nîşsin
Ey nûş-dârû merhabâ
2. Ey aşk senden ser-hoşum
Sensiz melûl ü nâ-hoşum
Senden nice ben ser-keşim
Kim baş u can virdim sana [285/a]
3. Sensin kamu halde hemân
Yâr u murâdım her zamân
Senden ırağ itme bir ân
Her emrine virdim rızâ
4. Ey aşk-ı şîrîn çün şeker
Sensin revâc-ı her hüner
Senden olur cân mu‘teber
Senden bulur izz ü ‘alâ
5. Ey aşk-ı pür emn ü emân
Sensin kamu dilde nihân
Hem cümle yüzdensin iyân
Âyînelerdir vechinâ
6. Dil senden âbâdân olur
Hoş gülşen-i handân olur
Cân bülbüli nâlân olur
Eyler sana medh ü senâ
7. Çün akl-ı fikr-i gayr ider
Ey Hakkı ol aklı gider
Tâ virmesün kalbe keder
Dil-berle dil bulsun safâ
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey aşk! Sen Hak yolusun; ne olur bizi senden ayrı bırakma. Hem tatlı
içeceksin, hem de zehir; ey tatlı ilaç merhaba!
2. Ey aşk! Seninle sarhoşum; sensiz üzgünüm, bir hoşum. Binlerce
serkeşliğini görsem; canım başım fedadır sana.
3. Bütün hâllerde her derdim; yârim, muradımsın her zaman. Senden ırak
etme bir an, her emrine râzıyım.
4. Ey tatlı aşk! Bana şeker gibisin; her hünerin âlâsı sensin. Senden olur
can itibarlı; yücelik ve izzet senden gelir bana.
5. Ey emniyet limanı, ey aşk! Her gönülde gizlenen sensin. Bütün
yüzlerde görünürsün; bizim yüzümüz aynalardır.
6. Seninle âbâd olur gönül; hoş kokulu güller açar, handân olur. Can
bülbülü sana inler, sana övgüler düzer.
7. Ey Hakkı! Aşktan başkasını düşünen fikri yok et, kalbe keder
vermesin; gönül dilberle sefâ bulsun.

