Marifetnâme · Haziran 28, 2026

On Birinci Madde Efendinin köle ve câriyeleriyle sohbet ve ülfetinin âdâb ve erkânını…

BEŞİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · On Birinci Madde On Birinci Madde Efendinin köle ve câriyeleriyle sohbet ve ülfetinin âdâb ve erkânını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki edep ehli şöyle demişlerdir: Efendinin sahibi olduğu …

BEŞİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · On Birinci Madde

On Birinci Madde

Efendinin köle ve câriyeleriyle sohbet ve ülfetinin âdâb ve erkânını

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki edep ehli şöyle demişlerdir: Efendinin sahibi

olduğu köle ve câriyeleriyle sohbet ve ülfetinin âdâb ve erkânı on

[sekiz]dir:

Efendi esirleri satın alınca başlarını tutup bereketli olmaları için onlara

dua etmeli. İlk önce onlara güzel bir şey yedirmeli. Kendi yediğinden

yedirip kendi giydiğinden giydirmeli. Onlara kendi evlâdı gibi Kur’ân-ı

Kerim okumayı, ilmihalini ve sahih akaidi öğretmeli. Onlara üstesinden

gelemeyecekleri zor işler buyurmamalı. Zor iş buyurduğu vakit, kendisi de

yardımcı olmalı. Bir gün bir gecede yetmiş kere kusur işleseler de, af ile

muamele etmeli. Yetmiş birinci kusuru işlediklerinde sözle uyarmalı, yetmiş

ikincide terbiye etmek niyetiyle eliyle vurmalı. Öfkesi yatışmadıkça onları

dövmemeli. Dövünce on tokattan fazla vurmamalı. Onları [379/b] terbiye

için dövdüğünde yüzlerine ve başkaca tehlikeli olacak yerlerine vurmamalı.

Erkek ve kadın hizmetçinin kendisine karşı olan kusurlarını, kendisinin

Mevlâsına karşı olan kusurları cümlesinden bilmeli. Nitekim evliyâdan

birinin hizmetçisi kendisine âsî olduğunda şöyle dermiş; “Ey köle, sen bana

çok benziyorsun!” Onların terbiye kabul etmeyenlerini ya satmalı veya

evlendirip baş göz etmeli. Onları kendi oturduğu sofraya oturtup beraber

yemek yedirmeli.

Eğer onlar ayakta durup hizmet ediyorlarsa, yenen yemekten bir miktar da

onlara vermeli. Bir müddet hizmetinde istihdam ettikten sonra (köleleri)

âzâd etmeli. Ta ki Hak teala da kendisini cehennemden âzâd eylesin. Âzâd

ettikten sonra onları artık kendi hizmetinde istihdam etmemeli. Çünkü bu

onlara eziyettir. Kendi bindiği hayvanın terkisine kölesini de bindirmeli.

Onunla nöbetleşe hayvana binmeli. Kendi atına binip kölesini ardınca

yürütmek, insanlara karşı büyüklük taslamak olur. Nitekim Hazret-i Ömer

(r.a.) Şam-ı Şerif’e giderken yanında bir devesi ve bir de kölesi vardı.

Deveye kölesiyle nöbetleşe binerdi. Bazen kendisi deveye binip yularını

kölesi çekerdi ve böylece bir fersah kadar giderlerdi. Bazen de deveye

kölesini bindirip yularını kendisi çekerdi ve yine böylece bir fersah kadar

yaya yürürdü.

Ne zaman ki Şam’a yaklaştılar, deveye binme sırası kölede iken, bir nehre

rastladılar. O zaman Hazret-i Ömer (r.a.) pabuçlarını sol koltuğu altına alıp

deveyi çekerek nehri geçtiğinde bir de görmüştür ki, Şam emîri olan

Ubeyde bin Cerrah (r.a.) kendisini karşılamak için nehrin kenarına

gelmiştir.

Ubeyde onu bu halde görünce demiştir ki; “Ey mü’minlerin emîri! Şimdi

Şam’ın ileri gelenleri seni karşılamak için buraya gelecektir. Seni bu

durumda görürlerse bu yaptığını iyi karşılamayıp buna başka mânâ

verirler.”

O Hazret, Ubeyde’ye şu cevabı vermiştir: “Hak teala bizi İslâm diniyle

azîz eylemiştir. Biz O’nun rızâsına tâlibiz, insanların (şöyle veya böyle)

demelerine bağlı değiliz ki! Onların dediklerini neyleriz?”

Beyt

Dost medhinden ne hâsıl zemm-i düşmenden ne gam

Fâriğ u âzâdeyim birdir yanımda medh ü zem

Günümüz Türkçesiyle

Dostun övmesiyle ne olur, düşmanın yermesinden ne çıkar? Ben her

şeyden âzâdeyim; övgü de yergi de yanımda birdir.

Hazret-i Osman (r.a.) bir kölesinin kulağını büküp incitmişti. Sonra

yaptığından pişman olup kendi kulağını ona çektirmiş ve onu âzâd etmiştir.

Şu halde herkese lâzım olan odur ki, yukarıda sayılan âdâb ve erkân

gereğince amel edip köle ve câriyelerine kendi evlâdı gibi şefkatli ve

merhametli davransınlar.

Köle ve câriyelerin efendileriyle nasıl sohbet ve ülfet edeceklerine

gelince, bu yukarıda (dördüncü maddede) açıklandığı üzere, kişinin

ebeveyni ile olan sohbet ve ülfetinin âdâb ve erkânı gibi olmalıdır. Haberde

şöyle gelmiştir: “Efendisinden kaçan kölenin namazı, geri gelip tövbekâr

olmadıkça kabul olunmaz.” [281]

Beyt

İlâhî abduke’l-âsî etâka

Mukırrân bi’z-zunûbi ve kad da‘âka

Beyt (in tercümesi)

İlâhî! Âsî kulun Sana geldi. Günahlarını itiraf ederek, yalvararak.