BEŞİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · On Birinci Madde
On Birinci Madde
Efendinin köle ve câriyeleriyle sohbet ve ülfetinin âdâb ve erkânını
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki edep ehli şöyle demişlerdir: Efendinin sahibi
olduğu köle ve câriyeleriyle sohbet ve ülfetinin âdâb ve erkânı on
[sekiz]dir:
Efendi esirleri satın alınca başlarını tutup bereketli olmaları için onlara
dua etmeli. İlk önce onlara güzel bir şey yedirmeli. Kendi yediğinden
yedirip kendi giydiğinden giydirmeli. Onlara kendi evlâdı gibi Kur’ân-ı
Kerim okumayı, ilmihalini ve sahih akaidi öğretmeli. Onlara üstesinden
gelemeyecekleri zor işler buyurmamalı. Zor iş buyurduğu vakit, kendisi de
yardımcı olmalı. Bir gün bir gecede yetmiş kere kusur işleseler de, af ile
muamele etmeli. Yetmiş birinci kusuru işlediklerinde sözle uyarmalı, yetmiş
ikincide terbiye etmek niyetiyle eliyle vurmalı. Öfkesi yatışmadıkça onları
dövmemeli. Dövünce on tokattan fazla vurmamalı. Onları [379/b] terbiye
için dövdüğünde yüzlerine ve başkaca tehlikeli olacak yerlerine vurmamalı.
Erkek ve kadın hizmetçinin kendisine karşı olan kusurlarını, kendisinin
Mevlâsına karşı olan kusurları cümlesinden bilmeli. Nitekim evliyâdan
birinin hizmetçisi kendisine âsî olduğunda şöyle dermiş; “Ey köle, sen bana
çok benziyorsun!” Onların terbiye kabul etmeyenlerini ya satmalı veya
evlendirip baş göz etmeli. Onları kendi oturduğu sofraya oturtup beraber
yemek yedirmeli.
Eğer onlar ayakta durup hizmet ediyorlarsa, yenen yemekten bir miktar da
onlara vermeli. Bir müddet hizmetinde istihdam ettikten sonra (köleleri)
âzâd etmeli. Ta ki Hak teala da kendisini cehennemden âzâd eylesin. Âzâd
ettikten sonra onları artık kendi hizmetinde istihdam etmemeli. Çünkü bu
onlara eziyettir. Kendi bindiği hayvanın terkisine kölesini de bindirmeli.
Onunla nöbetleşe hayvana binmeli. Kendi atına binip kölesini ardınca
yürütmek, insanlara karşı büyüklük taslamak olur. Nitekim Hazret-i Ömer
(r.a.) Şam-ı Şerif’e giderken yanında bir devesi ve bir de kölesi vardı.
Deveye kölesiyle nöbetleşe binerdi. Bazen kendisi deveye binip yularını
kölesi çekerdi ve böylece bir fersah kadar giderlerdi. Bazen de deveye
kölesini bindirip yularını kendisi çekerdi ve yine böylece bir fersah kadar
yaya yürürdü.
Ne zaman ki Şam’a yaklaştılar, deveye binme sırası kölede iken, bir nehre
rastladılar. O zaman Hazret-i Ömer (r.a.) pabuçlarını sol koltuğu altına alıp
deveyi çekerek nehri geçtiğinde bir de görmüştür ki, Şam emîri olan
Ubeyde bin Cerrah (r.a.) kendisini karşılamak için nehrin kenarına
gelmiştir.
Ubeyde onu bu halde görünce demiştir ki; “Ey mü’minlerin emîri! Şimdi
Şam’ın ileri gelenleri seni karşılamak için buraya gelecektir. Seni bu
durumda görürlerse bu yaptığını iyi karşılamayıp buna başka mânâ
verirler.”
O Hazret, Ubeyde’ye şu cevabı vermiştir: “Hak teala bizi İslâm diniyle
azîz eylemiştir. Biz O’nun rızâsına tâlibiz, insanların (şöyle veya böyle)
demelerine bağlı değiliz ki! Onların dediklerini neyleriz?”
Beyt
Dost medhinden ne hâsıl zemm-i düşmenden ne gam
Fâriğ u âzâdeyim birdir yanımda medh ü zem
Günümüz Türkçesiyle
Dostun övmesiyle ne olur, düşmanın yermesinden ne çıkar? Ben her
şeyden âzâdeyim; övgü de yergi de yanımda birdir.
Hazret-i Osman (r.a.) bir kölesinin kulağını büküp incitmişti. Sonra
yaptığından pişman olup kendi kulağını ona çektirmiş ve onu âzâd etmiştir.
Şu halde herkese lâzım olan odur ki, yukarıda sayılan âdâb ve erkân
gereğince amel edip köle ve câriyelerine kendi evlâdı gibi şefkatli ve
merhametli davransınlar.
Köle ve câriyelerin efendileriyle nasıl sohbet ve ülfet edeceklerine
gelince, bu yukarıda (dördüncü maddede) açıklandığı üzere, kişinin
ebeveyni ile olan sohbet ve ülfetinin âdâb ve erkânı gibi olmalıdır. Haberde
şöyle gelmiştir: “Efendisinden kaçan kölenin namazı, geri gelip tövbekâr
olmadıkça kabul olunmaz.” [281]
Beyt
İlâhî abduke’l-âsî etâka
Mukırrân bi’z-zunûbi ve kad da‘âka
Beyt (in tercümesi)
İlâhî! Âsî kulun Sana geldi. Günahlarını itiraf ederek, yalvararak.

