Marifetnâme · Haziran 28, 2026

On Birinci Madde İnsan kalbinin kendi âlemine yönelmesinin her şeyden daha önemli ve…

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · On Birinci Madde On Birinci Madde İnsan kalbinin kendi âlemine yönelmesinin her şeyden daha önemli ve elzem olduğunu bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle …

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · On Birinci Madde

On Birinci Madde

İnsan kalbinin kendi âlemine yönelmesinin her şeyden daha önemli ve

elzem olduğunu bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Hak teala insan

cinsine ruhlar âleminde cemâlinin yüceliği ile tecellî ederek, kendi zât ve

sıfatlarını -kabiliyetlerine göre- onlara bildirmiştir. Ruhlar, O’nun muhabbet

ve vuslat kadehinden içerek yıllarca kendilerinden geçip dehşete

kapılmışlardı. Neşe ve sevinç (şevk) makãmı içinde dâimî bir zevk

hâlindeydiler. Sonra sıraya dizilmiş askerler gibi olan ruhlar (ervâh-ı

mücennede) ilahî hikmet gereğince, o yüce âlemden bu aşağı âleme düşerek

O’na kavuşma dünyasından bu ayrılık mekânına gelip orada bağımsız iken

burada nefsanî kayıt ile bağlanıp cismânî bağların meşguliyetiyle dolarak

aslî vatanlarından uzak ve garip kaldıklarından, o Hakk’a yakınlık (ülfet)

meclisini ve o kavuşma zevkini unutmuşlardır.

O âlemden yasaklandıkları için, bazı insanlara Hazret-i Allah (sanki)

örtülü kalıp o zamana ve mekâna sığmayan birliktelik ve silinmeyen

muhabbet tamamen ortadan kalkmıştır. Bu insanlar her nerede bir güzel yüz

ve latif bir yücelik görseler, onların ruhu istemeden o şeye meyleder. Ancak

o eski tanışıklıktan perdelenerek bayağı istekler karşısında mağlup olduğu

için o meyil ve muhabbeti, bu dünya lezzetlerinden zanneder. Baktığı

şeylere nefsinin istediği şekilde bakar. İşin gerçeğini bilmez ve anlamaz.

Neylesin ki (o yüce âlem) hatırına gelmez.

Ancak, bazı insanların ruhu bu aşağı âleme bir ilgi kurmakla birlikte

Hakk’ın hidayeti ona rehber olduğu için, asıl âleminden perdelenmeyip

ezeldeki o Hakk’a yakınlık meclisini unutmayarak ruhlar ile olan [204/b]

halleri hatırında kalmıştır. Dünyada da Hakk’ın sıfatlarının tecellîsi ondan

gizli kalmayıp Hakk’ın cemâline kavuşma isteği günden güne artmıştır.

O’na kavuşmanın lezzetine hasret kalmıştır.

Şu halde, eğer Hak tealanın hidayeti sana da yol gösterici olursa, sen de

Hakk’a yakınlık meclisini unutmayıp orasını arzu edersin. Bu temiz ruhu,

dünya alâkalarından ve Allah’ı unutturan engellerden kurtarıp gönülden

O’na yönelirsin. Böylece o yüce sevgi ve dostluk ile aslını bulursun. Yani

gönül, kendi âleminde fenâsız bekaya, [271] sıkıntısız safâya, şüphesiz irfâna,

engelsiz cemâle ve sonsuz nimete kavuşursun.

Eğer insan, gönül âlemine yönelip aslına dönmeyi istemezse, beden

âleminde gaflet içinde (sırf) duyu organlarının meşguliyetleriyle kalırsa ve

nefsinin istekleriyle kötü şeylere meylederse, dünyada ondan âciz, ondan

noksan, ondan fakir, ondan zayıf ve ondan hakir bir varlık olamaz. Çünkü

bu âlemde o insan, kâh esirdir ve kederdedir, kâh dert ve elem müptelasıdır,

kâh açlık ve tokluk hastasıdır, kâh şehvet ve yemek düşkünüdür; bir gün

rahat duramaz. Bir zevk ve safâsı sonuna kadar devam edemez. Eğer bir

lezzeti kendi isteğiyle elde ettiyse, uzun müddet onun sıkıntılarından

kurtulamaz. Mesela, yemek tadı isteyen kişi ilk önce o yiyeceğin

kazanılmasında

ve

elde

edilmesinde

gayret

ve

çaba

gösterir.

Hazırlanmasında ve pişirilmesinde zorluk ve meşakkat yaşar. Yemeği

yediğinde ise hazmedilmesinde bir ağırlık duyar ve fazlalıklarından

kendisine zahmet gelir. Daha sonra bu yüzden ortaya çıkan hastalıklar ile

sıkıntıda kalır. Bunun gibi, dünyanın her bir nimetinden önce ve sonra nice

bedel ve pişmanlık ortaya çıkar.

Eğer insan o temiz özü, bu kötü huylu lezzetlere müptelâ etmediyse, bir

isteğini alabilmek için yüz yerde rezaletler ile namerd olmadıysa ve her

muradını terk edip kendini dünyada misafir bildiyse, gönülden içeri girip

kendi asıl vatanına yöneldiyse, kötü ahlâktan temizlenerek sıhhat bulduysa,

tabiat hapishanesinden çıkıp özgür kaldıysa, elbette o kimse gönül

ülkesinde ruh tahtının üzerine oturur, kendi âleminde sultan olur. Allah’tan

başka her şeyi unutup şühûd [272] denizine dalar, Mevlâ’sını bulur.

“Allah’ım! Bizi bizden kurtar ve dünyayı en büyük isteğimiz eyleme!”

Şu halde, sakın sen kendinden ayrı olma! Suret âleminde boşuna yorulma.

Bu beden âleminden geçip kalp âlemine gel. Nefsin hazlarını bırak, (fakat)

nefse hakkını da vererek gönülde yerleş. Allah’tan başka her şeyi unutarak

sadece O’na yönel. Böylece sen kendini bilesin, O’nu gönülde bulasın.

Nazm

1-Kim ki, cânından ırağ oldı, işi âh olmuş

Nefsini ârif olan, ârif-i bi’llâh olmuş

2-Sakar-ı firkate düşmüş, sefer-i zâhir iden

Sefer-i bâtın iden, vâsıl-ı dergâh olmuş

3-Keder-i akl ile dildârdan olmuş dil dûr

Sâf olan aşk ile ol mihr ile çün mâh olmuş

4-Dil ü dilbersin ırağ olma hemân sen senden

Olmasın kimsede şuğlün ki, gönül şâh olmuş

5-Kalbine eyle nazar, kendini tanı kimsin

Kendüyi dilde gören ehl-i dil âgâh olmuş

6-Nakd iken aşk ile cân dilde o dîdâr el-ân

İntizâr oduna yanmış, o ki güm-râh olmuş

7-Hayret-i aşk ile kendin bilen ehl-i zevkin

Lezzet-i cânı, münâcât-ı seher-gâh olmuş

8-Ger Süleymân isen, incitme eger mûr olsa

Ki kamu zerreden ol şemse, nihân râh olmuş

9-Çekmedi keşmekeş-i redd ü kabûl-i halkı

Hakkı kim, kıble-i cânı, hemân Allâh olmuş

Günümüz Türkçesiyle

1-Kim ki canından uzak oldu, işi ah vah olmuş; Nefsini bilenler, Allah’ı

tanır olmuş.

2-Ayrılık ateşine düşmüş, zâhire sefer kılan; içinde sefere çıkan, dergâha

vâsıl olmuş.

3-Akıl kederiyle sevgiliden uzak olmuş gönül. Saf olan akıl sâyesinde o,

güneşle ay olmuş.

4-Gönül ve sevgilisin, ırak olma sen senden. Olmasın kimseyle ilişiğin ki

gönül pâdişâh olmuş.

5-Kalbine nazar eyle; kendini tanı, kimsin? Kendini gönülde gören gönül

ehli uyanık olmuş.

6-Aşk ile can, şimdi gönülde nakit gibi hazırken; hasretle bekleyiş ateşine

yanmış o ki yolunu kaybetmiş.

7-Aşk hayretiyle kendini bilen zevk ehlinin, canının lezzeti seherlerde

münâcât olmuş.

8-Eğer Süleyman isen, karıncayı bile incitme ki bütün zerrelerden O

güneşe gizli yol olmuş.

9-Halkın kabul ve red keşmekeşini çekmedi Hakkı ki, canının kıblesi

hemen Allah olmuş.