Marifetnâme · Haziran 28, 2026

On birinci Madde Zatî muhabbeti bildirir

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · On birinci Madde On birinci Madde Zatî muhabbeti bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Hakk’ın zatının muhabbeti öyle bir güneştir ki o eşyanın hakikatine …

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · On birinci Madde

On birinci Madde

Zatî muhabbeti bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Hakk’ın zatının

muhabbeti öyle bir güneştir ki o eşyanın hakikatine doğarak onu

aydınlatmıştır. Cihanın zerreleri o nûr ile dolup varlık sahnesine

çıkmışlardır.

Varlıkların

özlerinin

varlığa

çıkış

mertebeleri

onun

aydınlığıyla meydana gelmiştir. Yaratılmışların şekilleri onun ışığıyla

güzelleşmiştir. Nitekim şiirde şöyle denilmiştir.

Şiir

1. Şemsu’l-mahabbeti fi’l-hakâ’iki eşrakat

Subhâtihâ fe-tezâheru’l-a‘yân

2. Zahare’l-vucûdu bi-nûrihâ fe-telâ’le’et

Envarehû feteşa‘şa‘al-imkân

3. Ve biha’l-cemâlu bedde’l-külli mukevven

Fî-zâtihî fe-tezeyyenu’l-ekvân

Şiir (in tercümesi)

1. Muhabbet güneşi hakikatlere doğdu. Yıldızlar parladı, eşya görünür

oldu.

2. Varlık, muhabbet nûruyla meydana geldi. Nûruyla dolup taştı,

mümkünler aydınlandı.

3. Her şey onunla güzelliğini buldu. Onun zatıyla giyinip zînetlendi süslü

elbisesini.

Gerçek şu ki; mutlak güzellik , bir olan Hakk’ın zatına mahsustur, O’ndan

ayrı düşünülemez. Mutlak muhabbet için, hakikatlerin var olması, zaruri

olarak lâzımdır.

Şu halde (muhabbet) eşyanın hakikatlerine o Mutlak Güzel’den dağıtılıp

her biri kendi payına düşen üstün hazzını almıştır. Ancak o güzelliğin

kemâlini kabul etmekten, imkân âleminin engellemesi ile mahrum

kalmışlardır. Her hakikat, ancak kendi nasibinden müşâhade eylediğine âşık

olmuştur. Şu halde, her hakikat kendi sevdiğinin aynı olmuştur. Şayet söz

konusu hakikatin müşâhadesi, hüviyet-i mutlaka bakımından olduysa ve

müşâhade ettiğini teşhis edip anlamaktan ve bir yere izafe etmekten, yani

her türlü ilintiden mücerret bulduysa, o âşık sâdık muvahhiddir.

Eğer âşık kendi hüviyetiyle perdeli olup o Mutlak Güzel’i tayin etme ve

bir yere izafe etme bakımından müşâhade ettiyse, o gaflet içinde, müşrik

mayalı bulunmuştur. Çünkü o hakikat, ilk müşâhadeye göre Hakk’ın

güzelliğidir ki; zatını zatıyla görüp zatının muhabbetiyle kendi zatına âşık

olmuştur. Ve bu, ikinci müşâhadeye göre yaratılmışların hayalidir ki,

[280/b] kendi aynını aynıyla görüp Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları perdesinde

kendi nefsine âşık olmuştur.

Evvelki görüşe göre sevenin durumuna gelince, o kendi aynına yokluk

gözüyle bakarak sevdiğinden muhabbet ve dostluk bulmuştur. İkinci surette

seven ise, kendi nefsine varlık gözüyle (ayn-ı bekâ) bakmış ve sevdiğinin

kapısından düşmanlık ve buğz ile kovulmuştur. Bu makamdaki perde,

enâniyet (benlik) perdesidir. Nitekim İblis’in: “ Ben ondan hayırlıyım ”

(A’raf 7/12) ve Firavun’un da: “ Ben sizin en yüce rabbinizim ” (Nâziât

79/24) demeleri bu enâniyet perdesi cümlesindendir.

Cenâb-ı Hakk’a manevî yakınlık kesb edenlerden, kim ki muhabbette

tayin ve teşhisten nefsini arındırmışsa, onun hâli güçlükte de, kolaylıkta da

aynı kalır, bozulmaz. Belâ ve lütuf anlarında muhabbeti değişmez.

Şiir

1. Hecertu’l-halka tarafî hevâka

Ve eytemtu’l-ıyâle likey erâka

2. Fe-lev kata‘tenî fi’l-hubbî erbâ

Le mâ-hanne’l-fu’âdu ilâ sivâke

Şiir (in tercümesi)

1. Halktan ayrıldım, katına gelirim diye. Evlâdımı yetim bıraktım,

bakarsın diye.

2. Eğer beni sevginde güçsüz kılarsan. Başkasına meyleder, yitiririm

kalbimi.

Zatî muhabbete muhatap olanlar, zatlara ve ruhlara muhabbet etmede

sâdıktırlar.

Özleriyle

ve

ruhlarıyla

âşıktırlar.

Bunlar

birbirlerinin

eziyetlerinden ıstırap duymazlar. Kabahat işlediklerinde birbirlerini

kovuşturarak sorgulamazlar. Gönülleri hoş olduğunda sabrın acılığını

bilmezler. Muhabbetleri bizzat birbirinin zatına olduğundan, birbirlerinin

varlığına ait her hangi bir şeyden, sıfatlarından, davranışlarından ve

âdetlerinden râzı olurlar, birbirinin kusuruna bakmazlar.

Çünkü özünde zatı nûranî ve hakîkatte tertemiz olduğundan bazı şeyleri

yapmakla oluşan karanlık ile söz konusu işten kaynaklanan bulanıklık âşığa

zarar vermez. O ilâhî boyadır ki âşık onunla boyanmıştır. O ezelî bir

temizlik ki âşık onunla temizlenmiştir. O boya ve o temizlik, âşığın zatını

(maddî engellerle oluşan) perdelerin boyasıyla boyanmaktan alıkoymuştur.

Yine o âşığın hakikatini, sonradan meydana gelen yaratılmışlar ile bulanıp

saflığını kaybetmekten korumuştur. Bu durumda o, bütün (manevî)

karanlıklarla karşılaşsa da temizliğini kaybetmez. Bütün (manevî)

bulanıklıklarla karışsa, gönlü kirlenmez. Deniz misali pislikleri uzaklaştırıp

temiz vasfı ile kalır.

Şiir

1. Humu’l-esfiyâ’u’l-hâlisûne zevâtehum

Mukaddesetun en yuğayyırahâ’l-ezâ

2. Hakâyıkuhum tâbet serâ’iruhum saffet

Fe-sâret bi hârin illâ yukaddiruhâ’l-kaza

Şiir (in tercümesi)

1. Asfiyânın kişiliği arınmıştır, tertemiz. Mukaddes ruhları eziyetler

değiştirmez.

2. Sırları berrak onların, hakikatleri hoştur. Deryâ gibidir onlar, ancak

mukadderat dalgalandırır.

Nazm

1. Merhâba ey aşk-ı pâk ey yâr-ı gâr

Her gönül eğlencesi sen ey nigâr

2. Akl-ı külsün câna cânsın ey peder

Hep senin destindedir tedbîr-i kâr

3. Cân-ı âlemsin dahi ayn-ı iyân

Âlemi şevkinle kıldın bî-karâr

4. Hüsn-i ma‘şûk u gam-ı uşşâksın

Sen sana âlemde sen ma‘şûk u yâr

5. Rûz [u] şeb senden bulur nûr u zalâm

Zülf ü rûyun aksidir leyl ü nehâr

6. Bâğ-bân-ı dilsin ey sâkî müdâm

Revnak-ı âlemsin ey bâğ u bahâr

7. Cân gülistânsın sen ey bahr-ı hayât

Hüsn ü ihsânınla buldın iştihâr

8. Âlemi mest eylemiş hoş demlerin

Itr-ı cân u dilsin ey müşk-i Tatar

9. Buldı Hakkı dilde tenhâ sohbetin

Gavs-ı ulvî sensin ey Yûsuf-izâr

Günümüz Türkçesiyle

1. Merhaba ey tertemiz aşk, merhaba can dostu! [41] Her gönlün eğlencesi;

ey nazlı, ey sevgili!

2. Akl-ı külsün [42] cana cansın ey peder! İşin tedbiri hep senin kudret

elindedir.

3. Âlemin canısın sen, hem de eşyanın aslı. Aşkınla dönen âlem, şevkinle

kararsız kaldı.

4. Sevilende güzellik, sevende gamsın. Âlemde yine sana, sen mâşuksun;

[43] sen yârsın

5. Senden alır gündüz aydınlığını, gece karanlığını. Gündüz yüzünün,

gece de saçının aksidir.

6. Gönlümün bahçıvanısın ey sâkî, [44] daima. Sen âlemin güzelliğisin, ey

bağ ve bahar!

7. Can gülistânısın, baharsın; ey hayat denizi! Güzelliğinle şöhret buldun,

ihsanınla bilindin.

8. Senin hoş demlerin âlemi mest etmiştir. Ey Tatar Miski! Can ve gönül

kokususun.

9. Hakkı, gönül sohbetini, yalnız seninle buldu. Ey Yusuf yanaklı! Yüce

gavs [45] sensin. [281/a]