Marifetnâme · Haziran 28, 2026

On dördüncü Madde Eserlere dair muhabbeti bildirir

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · On dördüncü Madde On dördüncü Madde Eserlere dair muhabbeti bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Eserlere muhabbet iki türlü olur. Birincisi, bunları …

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · On dördüncü Madde

On dördüncü Madde

Eserlere dair muhabbeti bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Eserlere

muhabbet iki türlü olur. Birincisi, bunları sevgilinin eserleri olduğu için

sevmektir. İkincisi, bu eserleri sırf kendi varlıkları sebebiyle sevmektir.

Bunlardan birincisi ya zata ait muhabbet denizinden bir damladır ya da

sıfatlara ait muhabbetten bir gölgedir. İkincisi, muhabbetin karanlığı

(zulmet) sayılmıştır ki o (sevginin asıl kaynağından) mahrumiyet ve uzaklık

sebebi sayılmış, her türlü fitne ve fesâdın menbaı olarak görülmüştür.

Nitekim Hak teala Kelâm-ı Kadîm’inde: “İnsanlardan bazıları, Allah’tan

başkasını O’na emsal koşarlar; Allah’ı sever gibi onu severler” (Bakara

2/165) buyurmuş ve Allah için olmayan her sevginin, Sevgili’den uzak olup

mahrum kalmaya sebep olacağını duyurmuştur.

Muhabbetin bu türlüsü, sevgiliden gayet uzak kalıp mâsivâya yönelik

yoğun ilgiyle oluşan perdelerle perdelenmiş olanlarda görülür. Basit eşyaya

olan alâkaları sebebiyle aşağılanarak kapıdan kovulanlarda görülür. Bu

muhabbet ehli katı kalpli ve fâsık tabiatlı kişilerdir. Bayağı ve basit şeylere

olan meyilleri sebebiyle hayatları altüst olmuş ve günahkâr bedenlerine

gönülleri bağlanıp kalmıştır. Onlar, ne hizmet ve ibadet ehli olabilmişler ne

de başlarını kaldırmaya güç yetirebilmişlerdir.

Onların gönülleri zevk ve safâdan mahrum kalmıştır ve içlerindeki

muhabbet cevherine cehalet ve aşağılık duygular münasip gelmiştir.

Gözlerindeki manevî rahatsızlıktan ve hakîkati görme konusundaki

basîretsizliklerinden dolayı yarasalar misali (hakikate) perdeli olup hepsi de

cehaletin karanlığını irfân nûruna tercih edip hayrette kalmışlardır.

Hak teala onları gurur gafletiyle istidrac [49] edip başka şeylerin sevgisiyle

oyalanmaya sevk etmiş ve kendilerini birtakım belâlara uğratmıştır. Öyleyse

aşağılık şehvete uymak ne büyük bir kabahattir, aşağılık isteklere boyun

eğmek nasıl bir düşkünlüktür! Şu halde, muhabbet cevherleri şehvetlerle

bulanmıştır. Fıtrî tabiatları bozulmuş ve çeşitli ıstıraplara mahkûm

olmuşlardır. Dünyada rahat ve huzurları kalmamıştır. Nitekim Hak teala:

“ Kadınlara (ve benzeri) zevklere düşkünlük insanlara süslü gösterildi ”

(Âl-i İmrân 3/14) buyurmuş, (bedenî hazlarla sınırlı) bayağı şehvetlere

aldananların aşağılayıcı bir azapla cezalandırılacaklarını duyurmuştur.

Her kimin nûru çok olursa, onun zatî muhabbeti de çok olur. Ne zaman

gelip geçici bazı şartlar onu pisliğe çekecek olsa, hemen zatî muhabbetin

nûru onu Allah’ın mukaddes zatının sevdiği alana doğru çeker. Çünkü ilâhî

muhabbet duygusu onda galip olduğundan mukaddes ruh onu daima

kendine doğru çekmeye isteklidir.

Nitekim Hak teala; “ İman edenler, en çok Allah’ı severler ” (Bakara

2/165) buyurmuş ve böylece Allah sevgisinin nihayetsiz derinlikte

olduğunu ve her şeye galip geldiğini duyurmuştur. Nitekim Hazret-i Ali

(kerremallahü vecheh) aşağıdaki şiirde şöyle demiştir: [282/b]

Şiir

1. Emûlu ile’ş-şekli’l-melîhi iz-ebedâ

Unezzihu tarafî fîhi summe uraddidu

2. Ve mâ-mezhebî fi‘lu’l-kabîhi ve innemâ

Uşâhidu sun‘allâhi summe uvahhidu

Şiir (in tercümesi)

1. Güzel bir şey görsem, hemen meylederim. Bir yanımla ondan ayrılsam,

yine dönerim.

2. Benim tarzım değil, çirkin şeylere yönelmek; baktığım her şeyde O’nun

sanatını görür, O’nu birlerim.

Hadis-i şerifte “Sevgi gözü kör, kulağı sağır eder” rivayeti gelmiştir. Bir

kâmil insan, bu hadis-i şerifi şu mânâya yormuştur ki, “Gayret (kıskançlık)

yönüyle başkalarından, heybet cihetiyle Sevgili’den kör olur. Ve yine

haramlığı yönüyle başkalarından, itaat cihetiyle Sevgili’den sağır olur.”

Nazm

1. Âşık-ı yârim anınçün bu diyâra geldim

Yohsa ben deyr-i cihân içre ne kâra geldim

2. Nedir ol kıssa-i ta‘tîl ki yokdur ta‘tîl

Pâdişâhım ki bu sahrâya şikâra geldim

3. Himmetim çünkü bülend idi ezelden hâlâ

Hoş temâşâ-yı ruh-ı zülf-i nigâra geldim

4. Aşk meydânına lâyık yoğ idi bir merkeb

Ten burâkıyla revân bûs u kenâra geldim

5. Ger bana olsa idi anda müyesser bu murâd

Pes niçün şehr-i ademden bu diyâra geldim

6. Yâr ağyâr sanur kendüyi bilmez câhil

Şükr kim ma‘rifet-i nefs ile yâra geldim

7. Der-be-der gezme gönül gârına gel ey Hakkı

Ki ben ol yâr ile bu halvet-i gâra geldim

Günümüz Türkçesiyle

1. Yâre âşığım, bu diyâra onun için geldim. Yoksa ben, dünya mânâstırına

ne kâra geldim?

2. Tatil hikâyesi neymiş, tatil nedir bilmem. Pâdişâhım, bu sahraya

avlanmaya geldim.

3. Ezelden beri himmetim yücedir benim. Sevgili’nin yüzünde zülfünü

seyretmeye geldim.

4. Aşk meydanına lâyık bineğim yoktu. Ten burağıyla yürüyüp, Sevgiliyle

tenhâya geldim.

5. Bu isteğim ruhlar âleminde gerçek olsaydı; Yokluk şehrinden niçin bu

diyâra gelecektim?

6. Kendini bilmeyen cahil, yâri başkası sanır. Şükür ki nefsimi bildim de,

yâre geldim.

7. Derbeder gezme, gönül mağarasına [50] gel Hakkı! İşte bu mağarada,

Sevgiliyle halvet olmaya geldim.