DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · On dördüncü Madde
On dördüncü Madde
Eserlere dair muhabbeti bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Eserlere
muhabbet iki türlü olur. Birincisi, bunları sevgilinin eserleri olduğu için
sevmektir. İkincisi, bu eserleri sırf kendi varlıkları sebebiyle sevmektir.
Bunlardan birincisi ya zata ait muhabbet denizinden bir damladır ya da
sıfatlara ait muhabbetten bir gölgedir. İkincisi, muhabbetin karanlığı
(zulmet) sayılmıştır ki o (sevginin asıl kaynağından) mahrumiyet ve uzaklık
sebebi sayılmış, her türlü fitne ve fesâdın menbaı olarak görülmüştür.
Nitekim Hak teala Kelâm-ı Kadîm’inde: “İnsanlardan bazıları, Allah’tan
başkasını O’na emsal koşarlar; Allah’ı sever gibi onu severler” (Bakara
2/165) buyurmuş ve Allah için olmayan her sevginin, Sevgili’den uzak olup
mahrum kalmaya sebep olacağını duyurmuştur.
Muhabbetin bu türlüsü, sevgiliden gayet uzak kalıp mâsivâya yönelik
yoğun ilgiyle oluşan perdelerle perdelenmiş olanlarda görülür. Basit eşyaya
olan alâkaları sebebiyle aşağılanarak kapıdan kovulanlarda görülür. Bu
muhabbet ehli katı kalpli ve fâsık tabiatlı kişilerdir. Bayağı ve basit şeylere
olan meyilleri sebebiyle hayatları altüst olmuş ve günahkâr bedenlerine
gönülleri bağlanıp kalmıştır. Onlar, ne hizmet ve ibadet ehli olabilmişler ne
de başlarını kaldırmaya güç yetirebilmişlerdir.
Onların gönülleri zevk ve safâdan mahrum kalmıştır ve içlerindeki
muhabbet cevherine cehalet ve aşağılık duygular münasip gelmiştir.
Gözlerindeki manevî rahatsızlıktan ve hakîkati görme konusundaki
basîretsizliklerinden dolayı yarasalar misali (hakikate) perdeli olup hepsi de
cehaletin karanlığını irfân nûruna tercih edip hayrette kalmışlardır.
Hak teala onları gurur gafletiyle istidrac [49] edip başka şeylerin sevgisiyle
oyalanmaya sevk etmiş ve kendilerini birtakım belâlara uğratmıştır. Öyleyse
aşağılık şehvete uymak ne büyük bir kabahattir, aşağılık isteklere boyun
eğmek nasıl bir düşkünlüktür! Şu halde, muhabbet cevherleri şehvetlerle
bulanmıştır. Fıtrî tabiatları bozulmuş ve çeşitli ıstıraplara mahkûm
olmuşlardır. Dünyada rahat ve huzurları kalmamıştır. Nitekim Hak teala:
“ Kadınlara (ve benzeri) zevklere düşkünlük insanlara süslü gösterildi ”
(Âl-i İmrân 3/14) buyurmuş, (bedenî hazlarla sınırlı) bayağı şehvetlere
aldananların aşağılayıcı bir azapla cezalandırılacaklarını duyurmuştur.
Her kimin nûru çok olursa, onun zatî muhabbeti de çok olur. Ne zaman
gelip geçici bazı şartlar onu pisliğe çekecek olsa, hemen zatî muhabbetin
nûru onu Allah’ın mukaddes zatının sevdiği alana doğru çeker. Çünkü ilâhî
muhabbet duygusu onda galip olduğundan mukaddes ruh onu daima
kendine doğru çekmeye isteklidir.
Nitekim Hak teala; “ İman edenler, en çok Allah’ı severler ” (Bakara
2/165) buyurmuş ve böylece Allah sevgisinin nihayetsiz derinlikte
olduğunu ve her şeye galip geldiğini duyurmuştur. Nitekim Hazret-i Ali
(kerremallahü vecheh) aşağıdaki şiirde şöyle demiştir: [282/b]
Şiir
1. Emûlu ile’ş-şekli’l-melîhi iz-ebedâ
Unezzihu tarafî fîhi summe uraddidu
2. Ve mâ-mezhebî fi‘lu’l-kabîhi ve innemâ
Uşâhidu sun‘allâhi summe uvahhidu
Şiir (in tercümesi)
1. Güzel bir şey görsem, hemen meylederim. Bir yanımla ondan ayrılsam,
yine dönerim.
2. Benim tarzım değil, çirkin şeylere yönelmek; baktığım her şeyde O’nun
sanatını görür, O’nu birlerim.
Hadis-i şerifte “Sevgi gözü kör, kulağı sağır eder” rivayeti gelmiştir. Bir
kâmil insan, bu hadis-i şerifi şu mânâya yormuştur ki, “Gayret (kıskançlık)
yönüyle başkalarından, heybet cihetiyle Sevgili’den kör olur. Ve yine
haramlığı yönüyle başkalarından, itaat cihetiyle Sevgili’den sağır olur.”
Nazm
1. Âşık-ı yârim anınçün bu diyâra geldim
Yohsa ben deyr-i cihân içre ne kâra geldim
2. Nedir ol kıssa-i ta‘tîl ki yokdur ta‘tîl
Pâdişâhım ki bu sahrâya şikâra geldim
3. Himmetim çünkü bülend idi ezelden hâlâ
Hoş temâşâ-yı ruh-ı zülf-i nigâra geldim
4. Aşk meydânına lâyık yoğ idi bir merkeb
Ten burâkıyla revân bûs u kenâra geldim
5. Ger bana olsa idi anda müyesser bu murâd
Pes niçün şehr-i ademden bu diyâra geldim
6. Yâr ağyâr sanur kendüyi bilmez câhil
Şükr kim ma‘rifet-i nefs ile yâra geldim
7. Der-be-der gezme gönül gârına gel ey Hakkı
Ki ben ol yâr ile bu halvet-i gâra geldim
Günümüz Türkçesiyle
1. Yâre âşığım, bu diyâra onun için geldim. Yoksa ben, dünya mânâstırına
ne kâra geldim?
2. Tatil hikâyesi neymiş, tatil nedir bilmem. Pâdişâhım, bu sahraya
avlanmaya geldim.
3. Ezelden beri himmetim yücedir benim. Sevgili’nin yüzünde zülfünü
seyretmeye geldim.
4. Aşk meydanına lâyık bineğim yoktu. Ten burağıyla yürüyüp, Sevgiliyle
tenhâya geldim.
5. Bu isteğim ruhlar âleminde gerçek olsaydı; Yokluk şehrinden niçin bu
diyâra gelecektim?
6. Kendini bilmeyen cahil, yâri başkası sanır. Şükür ki nefsimi bildim de,
yâre geldim.
7. Derbeder gezme, gönül mağarasına [50] gel Hakkı! İşte bu mağarada,
Sevgiliyle halvet olmaya geldim.

