Marifetnâme · Haziran 28, 2026

On İkinci Madde Akrabanın akraba ile sohbet ve ülfetinin âdâb ve erkânını bildirir

BEŞİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · On İkinci Madde On İkinci Madde Akrabanın akraba ile sohbet ve ülfetinin âdâb ve erkânını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki edep ehli şöyle demişlerdir: Kişinin akrabasıyla sohbet ve …

BEŞİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · On İkinci Madde

On İkinci Madde

Akrabanın akraba ile sohbet ve ülfetinin âdâb ve erkânını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki edep ehli şöyle demişlerdir: Kişinin akrabasıyla

sohbet ve ülfetinin âdâb ve erkânı yedidir:

Kişinin zaman zaman akrabasını ziyaret edip onlara tatlı sözler söylemek.

Nitekim Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) “Ey Ebû Zer! Gün aşırı ziyaretime

gel, muhabbeti artır” [282] buyurup sık sık akrabayı ziyaret edene karşı

(gönüllerde) muhabbetin artacağını duyurmuştur.

Eğer mümkünse kişi akrabayı haftada bir ziyaret etsin. Bu mümkün

değilse ayda bir, o da mümkün değilse senede bir ziyaretlerine varsın. Bu

imkânı da yoksa buna karşılık bir hediye göndersin veya mektup yazsın

yahut selâm yollasın. [380/a]

Kendi milleti, hemşehrisi ve yakın akrabasıyla dayanışma ve yardımlaşma

konusunda tek yürek, yekvücut ve bir el gibi olmak. Şu halde kişi kendi

ihtiyacını (önce) akrabasına teklif etmesin ki, onları mihnetinden rahat

bıraksın. Onların üzüntüleriyle kederlensin, sevinçlerini paylaşsın.

(Gerektiğinde) taziye ve göz aydınlığı ziyaretlerinde bulunsun. Onlar

ziyaretine geldiklerinde ayakta karşılayıp memnuniyetini belirterek neşeyle

konuşsun. Giderken beraber kalkıp kapıya kadar uğurlasın.

Akrabasının kendine düşen ihtiyacını reddetmeyip görüvermek. Çünkü

onu reddetmek akrabalık bağını koparmaktır. Onun içindir ki akrabanın

komşuluğu mekruh sayılmıştır. Ta ki her gün yüz yüze gelmekten

muhabbetleri azalmasın; birbirlerine olan hürmeti azalıp akrabalık bağının

kopmasına sebep olmasın. Nitekim haberde; “Hak teala sıla-i rahmi

gözeteni gözetir, akraba ile bağını koparanı da koparır” [283] gelmiştir. Bu

durumda sıla-i rahmi gözetmek bir selâm göndermekle edâ edilebilirse de,

ancak vacip yerine getirilmiş olur.

Kişi babasından sonra amcasını, büyük kardeşini, dayısını sözlerini

dinleyip hürmet etme konusunda babası yerinde tutmalıdır. Onlar da

kendisine şefkatli ve merhametli davranma konusunda evlâdı gibi muamele

etmelidir.

Annesinden sonra halasını, teyzesini kendi vâlidesi yerinde bilmeli; onlar

da ona izzet ü ikramda bulunup şefkat göstermelidir. Kişi, şayet akrabasının

esir düştüğünü görürse, onu satın alıp âzâd etmelidir.

Akrabasının her türlü eziyetine katlanıp acı sözlerini yutmalıdır.

Hastalarını ziyaret edip cenazelerine varmalı, vasiyetlerini tutmalıdır.

Çünkü akraba olanlar birbirinden, sıla-i rahmin gerektirdiği ikramların tam

olarak yerine getirilmesini bekler. Beklediğinin aksi ortaya çıkarsa,

hısımlığı bir kenara bırakıp hasımlığa döner.

Şu halde, akrabalara lâzım olan budur ki akrabalarının ehli ve evlâdı ile

güzelce ilgilenip vefâkar davransınlar. Ta ki hısımlık husûmete dönmesin.

Sıla-i rahmin gereğini yerine getirmiş bulunsunlar ve hasetlerinin şerrinden

emin olsunlar.

Şiir

Akâribu ke’l-akâribi fî ezâhâ

Fe lâ tefrah bi ammin ev bi hâlin

Fe kem ammin yekûnu’l-gammu minhu

Ve kem hâlin ani’l-ihsâni hâlin

Şiir (in tercümesi)

Akraba (bazen) akrep gibidir, işkenceyse; ne amcaya ne de dayıya

sevinme. Ne amcalar var, gam keder vermiştir! Ne dayılar, iyilikten nasip

almamıştır!