BEŞİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · On İkinci Madde
On İkinci Madde
Akrabanın akraba ile sohbet ve ülfetinin âdâb ve erkânını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki edep ehli şöyle demişlerdir: Kişinin akrabasıyla
sohbet ve ülfetinin âdâb ve erkânı yedidir:
Kişinin zaman zaman akrabasını ziyaret edip onlara tatlı sözler söylemek.
Nitekim Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) “Ey Ebû Zer! Gün aşırı ziyaretime
gel, muhabbeti artır” [282] buyurup sık sık akrabayı ziyaret edene karşı
(gönüllerde) muhabbetin artacağını duyurmuştur.
Eğer mümkünse kişi akrabayı haftada bir ziyaret etsin. Bu mümkün
değilse ayda bir, o da mümkün değilse senede bir ziyaretlerine varsın. Bu
imkânı da yoksa buna karşılık bir hediye göndersin veya mektup yazsın
yahut selâm yollasın. [380/a]
Kendi milleti, hemşehrisi ve yakın akrabasıyla dayanışma ve yardımlaşma
konusunda tek yürek, yekvücut ve bir el gibi olmak. Şu halde kişi kendi
ihtiyacını (önce) akrabasına teklif etmesin ki, onları mihnetinden rahat
bıraksın. Onların üzüntüleriyle kederlensin, sevinçlerini paylaşsın.
(Gerektiğinde) taziye ve göz aydınlığı ziyaretlerinde bulunsun. Onlar
ziyaretine geldiklerinde ayakta karşılayıp memnuniyetini belirterek neşeyle
konuşsun. Giderken beraber kalkıp kapıya kadar uğurlasın.
Akrabasının kendine düşen ihtiyacını reddetmeyip görüvermek. Çünkü
onu reddetmek akrabalık bağını koparmaktır. Onun içindir ki akrabanın
komşuluğu mekruh sayılmıştır. Ta ki her gün yüz yüze gelmekten
muhabbetleri azalmasın; birbirlerine olan hürmeti azalıp akrabalık bağının
kopmasına sebep olmasın. Nitekim haberde; “Hak teala sıla-i rahmi
gözeteni gözetir, akraba ile bağını koparanı da koparır” [283] gelmiştir. Bu
durumda sıla-i rahmi gözetmek bir selâm göndermekle edâ edilebilirse de,
ancak vacip yerine getirilmiş olur.
Kişi babasından sonra amcasını, büyük kardeşini, dayısını sözlerini
dinleyip hürmet etme konusunda babası yerinde tutmalıdır. Onlar da
kendisine şefkatli ve merhametli davranma konusunda evlâdı gibi muamele
etmelidir.
Annesinden sonra halasını, teyzesini kendi vâlidesi yerinde bilmeli; onlar
da ona izzet ü ikramda bulunup şefkat göstermelidir. Kişi, şayet akrabasının
esir düştüğünü görürse, onu satın alıp âzâd etmelidir.
Akrabasının her türlü eziyetine katlanıp acı sözlerini yutmalıdır.
Hastalarını ziyaret edip cenazelerine varmalı, vasiyetlerini tutmalıdır.
Çünkü akraba olanlar birbirinden, sıla-i rahmin gerektirdiği ikramların tam
olarak yerine getirilmesini bekler. Beklediğinin aksi ortaya çıkarsa,
hısımlığı bir kenara bırakıp hasımlığa döner.
Şu halde, akrabalara lâzım olan budur ki akrabalarının ehli ve evlâdı ile
güzelce ilgilenip vefâkar davransınlar. Ta ki hısımlık husûmete dönmesin.
Sıla-i rahmin gereğini yerine getirmiş bulunsunlar ve hasetlerinin şerrinden
emin olsunlar.
Şiir
Akâribu ke’l-akâribi fî ezâhâ
Fe lâ tefrah bi ammin ev bi hâlin
Fe kem ammin yekûnu’l-gammu minhu
Ve kem hâlin ani’l-ihsâni hâlin
Şiir (in tercümesi)
Akraba (bazen) akrep gibidir, işkenceyse; ne amcaya ne de dayıya
sevinme. Ne amcalar var, gam keder vermiştir! Ne dayılar, iyilikten nasip
almamıştır!

