Marifetnâme · Haziran 28, 2026

On ikinci Madde İnsan ruhunun pek çok âlemlerden gelip gittiğini (seyr ü sefer) ve beden…

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · On ikinci Madde On ikinci Madde İnsan ruhunun pek çok âlemlerden gelip gittiğini (seyr ü sefer) ve beden âlemine gelip onda kemâl [205/a] ve marifet bulduğunu bildirir. Ey …

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · On ikinci Madde

On ikinci Madde

İnsan ruhunun pek çok âlemlerden gelip gittiğini (seyr ü sefer) ve beden

âlemine gelip onda kemâl [205/a] ve marifet bulduğunu bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: İnsanî ruh

cisimler âlemine gelmeden önce ruhlar âleminde idi. Ruhlar âlemine

gelmeden önce “âlem-i amâ” [273] da idi. Bu “âlem-i amâ” mânâlar

âleminden kinâyedir ki, Hak tealanın zamanla mukayyet olmayan ilmindeki

(ilm-i ezelî) suretlerden ibarettir.

Çünkü Hak tealanın ilminde, yaratılmış olan bütün şeylerin suretleri

vardır. Bu, bir tür bizim akletmemiz (taakkül) ve zihinde kurmamız

(tasavvurumuz) gibidir. Gerçi Allah’ın ilmi zâtının gayrı değildir, fakat ilmî

kayıtlar itibarıyla ona “amâ âlemi” ve mânâlar âlemi denilmiştir. Amâ

âleminin aslı, “lâhût âlemi”dir ki evliyâ arasında “en kutsal varlık” (vücûd-ı

akdes) olarak bilinir. Ahadiyyet mertebesine [274] işarettir.

Şu halde “amâ âlemi”nde Allah’ın sıfatları ile insanî ruh arasında alâka

olması büyük bir şeref, yüce bir rütbe, nimet ve saadettir; tezekkür eden

ârife büyük bir nimet, hidayet ve Allah’ın yardımıdır. Kendi hâli olan

kâmile, sonsuz zevk, safâ ve lezzettir. Bu insanî ruh, o mânâlar âleminden

melekût âlemine gelmiştir ki ruhlar âlemidir. Ona gayb âlemi de denilir.

Onun ehli melâike-i kerrubiyyûn, akıllar, nefisler ve ruhlardır. İnsânî ruh,

oradan mülk âlemine gelmiştir ki şehâdet âlemidir. Buna felekler ve

yıldızlar âlemi, unsurlar ve varlıklar âlemi (mevâlîd) de derler.

Melekût âlemi ile mülk âlemi arasında iki âlem daha vardır ki biri misal

âlemi, diğeri mukayyed hayal âlemidir. Misal âlemi, mutlak hayaldir. Ona

“berzah” da derler. Bu âlemde, keşif ehlinden olanlar bütün ruhları görürler.

Vâkıa denilen sâlih rüyâ, aynen vâki ve zâhir olur, hepsini bu misal

âleminde görürler.

Mukayyed hayal âlemine gelince, buna insanın hayal kurma merkezi

mütehayyile kuvveti derler. Bu bir âlemdir ki aslı, misal âlemidir.

Mülk âlemi iki kısımdır. Birinci kısmı, melekût âlemine bağlanmıştır. Arş,

Kürsî ve yedi kat göklerdir. Ona ulvî âlem de derler. İkinci kısmı mülk

âlemine bağlanmıştır. Dört unsurdur. Onlardan doğan kâinât, gök boşluğu

ve üç asıldır (mevâlîd-i selâse. [275] ) Buna en değersiz âlem (âlem-i süflâ),

oluş ve bozuluş (kevn ü fesâd) âlemi de derler.

İnsânî ruhların hepsi yüce ve nurlu olup Hazret-i Allah’a âşinâ iken,

mâlum makãmları mertebelerine göre Arş, Kürsî, yedi gökler iken, o yüce

âlemden bu aşağı ve değersiz âleme inmişlerdir. Böylece burada kemâl elde

edip asıl makãmlarına yükselirler yahut kendi makãmlarından daha üstün

makãmlara giderler. Kemâl elde etmek, vasıtasız olmadığından, Hak teala

lütfuyla yardım edip yüce âlemden olan ruhlara, aşağı ve değersiz âlemden

olan bedenleri vasıta edindirip insan vücudunu ruh ve cisimden meydana

getirmiştir. Yani insana iki âlemden bileşik (mürekkeb) olma özelliği ihsan

ederek onu en güzel ve en mükemmel kılmıştır. Böylece yüce ruhlar, bu

aşağı ve değersiz âlemde beden develerine binip kemâl kazanarak yüce

mertebeleri geçerler ve asıl makãmlarından yükselerek daha ötelere

giderler. Çünkü ruhların başlangıcı o yüce âlemdir.

Şu halde bu aşağı ve değersiz âlemde kemâl kazananların, yani

peygamberlerin yoluna girenlerin varacağı yer, yine yüce âlemdir. Kemâl

kazanmayıp bayağı isteklere meyilli olanlar, yani “ Allah’ın ahlâkı ile

ahlâklanınız” emrine uymayıp ahlâkını düzeltmeyerek hayvanî vasıflarıyla

noksanlıkta kalanlar; nefsini terbiye edip temizlemekten, kalbini arındırıp

süslemekten âciz olanlar, yüce âleme çıkamazlar. Bilinen makãmlarına

yükselip gidemezler. Allah korusun onlar, bu süflî âlemde kalırlar.

Hayvanlar gibi hiçbir şey elde edemezler. Velhasıl her şeyin aslı gönüldür ki

onun içine giren, aslına ulaşır. Allah’ı unutturan şeylerden (mâsivâ)

temizlenen gönül sahibi, insân-ı kâmildir.

Nazm

1-Tecrîd ü tecerrüd reh-i kâşâne-i dildir

Her hâne ki, vîrânedir ol hâne-i dildir [205/b]

2-Cân sem‘in açup dinle, semâ‘ı ki, hemîşe

Âfâk, dolu nağme-i mestâne-i dildir

3-Mecnûndur içen Leylî yüzünden mey-i aşkı

Eflâk mey-i vahdete peymâne-i dildir

4-Ol şu‘le ki, pervânesidir cümle-i zerrât

Devr eyler o şevk ile ki, pervâne-i dildir

5-Her câna cihân içre nihân bâde virür aşk

Ol hamr ile âlem dolu mey-hâne-i dildir

6-Asl-ı dü cihân dildir odur revnak-ı eşyâ

Ma‘mûre-i âlem heme vîrâne-i dildir

7-Ey Hakkı gönül sâhibidir mahrem-i dildâr

Mahrûm-ı likâdır o ki bîgâne-i dildir

Günümüz Türkçesiyle

1-Tecrîd [276] ve tecerrüd [277] gönül hânesine varan yoldur. Bir hâne ki

virânedir, o hâne gönüldür.

2-Cân kulağını açıp dinle semâı ki her zaman, ufuklar dolusu gönlün mest

edici nağmeleri vardır.

3-Leylâ yüzünden aşk şarabını içen Mecnûn’dur. Felekler, vahdet şarabına

gönül kadehidir.

4-O ateş ki bütün zerreler onun pervânesidir. O şevk ile döner ki gönül

pervânesidir.

5-Aşk, her cana cihan içinde gizli kadeh verir. O şarapla âlem dolu, gönül

meyhânesidir.

6-İki cihanın aslı gönüldür, eşyanın ziyneti odur. Âlemin mamurluğu

hemen, gönlün virân oluşundadır.

7-Ey Hakkı, sevgiliye mahrem olan, ancak gönül sahibidir. Kavuşmaktan

mahrumdur o ki gönülden habersizdir.